devam etmeniz halinde bu veri kaldırılacak.devam etmek istediğinizden emin misiniz?

geceye bir söz bırak

  1. Aşağıdaki şiire aşık oldum. Duygularını, duygusal yaratıcılık eleğinden geçirip dizelere döken, muhteşem kabiliyetli ne insanlar var. Dünya bu incelikli ruhların hatırına dönüyor.

    " Dağınık Yaprakları Ruhumun

    Kapıda karşılaştık aramızda uzun bir boşluk
    ilkçağla yeniçağ arası kadar bir zaman çizgisi
    Koyun sürüleri intihar ettiler topluca
    Kuşlar elektrik tellerine çarptı o boşlukta
    Mevsim güz müydü yaz mı çözemedim
    Ama külçe gibi bir sözcük düştü ortaya
    Dudaklarında keskin bir metal sesi
    Geçmiş günlerin geçmediğine dair bir bildiri
    Bir mutluluk, bir sevinç, bir aydınlık müjdesi
    O sözcüğe takılı kaldım öylece orada

    çekirdeğin ümididir toprağı yaran
    Bütün odaları dolaşır bir koku
    Ansızın bir ses duyduğunu sanır insan
    Radyodan felaket haberi gelir
    Göğüslerin boşluğunu daraltan
    Bağırışlar, gürültüler, sirenler...
    Bütün bunlar arasında geçiyor günlerim
    Gün boyu Patsy Cline çalıyor sokakta
    Sen öylece dolaşıyor musun pazarlarda

    Balkonda büyütülen çiçekler gibi uysal
    Odalarda emekleyen bebek sevinci içinde bazen
    Dağınık yaprakları ruhumun
    Rüzgarın doldurduğu bir poşet gibi havalanıp
    Uzayın sonsuzluğunda küçüle küçüle yok olan dünya
    iki güvercin peş peşe uçuyor mavilikte
    Sen mi onların içindesin onlar mı senin içinde
    Bir çocuk bisikletini sürüyor sokağın başına
    Kim bilir ne hayaller üstünde bir pedal bir pedal daha
    Diğer başında sokağın belediye işçileri
    şehrin yorgun düşmüş damarlarını kesiyor
    Bu bungun yaz günü ruhum
    Bezmiş bir sinek gibi duruyor boynumda

    Günlerdir evdeyim kimseyle görüşmedim
    Halimi soruyorsun üzgün serçeden iyi
    Bir yaz bulutunun yer değiştirmesi gibi yavaş
    Her esintiyle dağılacak kadar güçsüz ama
    Yapraklarını tutamayan gelincik gibi "

    (Bir Gökyüzüne önsöz - Mehmet Sümer - Sayfa: 15-16)
    avatar
    10.07.2023 - 00:56
  2. "(...) Sorun şu ki, bir kadının talep ettiği saflıktaki bir sevgiyi cisimleştirmek için gerçek bir erkek bulunamayacaktır. işte bu yüzden bazı kadınlar kendilerini garantili olan bir sevgiye, Tanrı sevgisine vermeyi seçerler ve yine bu yüzden genelde bir kadının hedeflediği erkek asla gerçek bir erkek değildir. Gerçek insanlar kesintisiz sevmez. Duyguları; aşk , nefret ve kayıtsızlık arasında gidip gelir. Bir erkeğin aşkından emin olamayan bir kadın, 'Tanrı'nın beni sevdiğini biliyorum. Nedenini açıklayamasam da hep biliyordum' diyor. Kesintisiz bir aşk, sizi yarı yolda bırakmayan bir aşk bulmak için insan olmanın ötesine, belki de aslında ölü erkeğin dünyasına geçmeyi gerektirir. Zaten yaşayan gerçek insanın aşkında olabilecek tek mantıklı şey, o aşkın bitmesidir. (...)"

    (Kadınlar Neden Yazdıkları Her Mektubu Göndermezler? Darian Leader - Sayfa: 49,50)
    avatar
    12.02.2024 - 00:45
  3. Bütün büyük kederlerden, kaybedilenlerden sonra bir hayat devam ediyor ve "yola devam" yazısı..

    "Cenaze Arabasını Geçen Kargo Tırı

    Hiç düşündün mü, birden bire, günün tam ortasında, aniden gelen bir fikirle yola çıkmayı? Bir yere varmak için, bir yerden bir yere ulaşmak için değil, sadece yolda olmayı istedin mi hiç? Gönlünün yükünden yorulup, her an binlerce tonu sırtlanan yollar beni de ulaştırır nasıl olsa deyip, gri bir akıntıya bırakmak istedin mi kendini hiç?

    şimdi tam şu saatte buluversen kendini bir otobüsün cam kenarında, bir trenin kompartımanında ya da kendi kullandığın otomobilin içinde. ' Ben nerede değilsem, orada mutlu olacakmışım gibi gelir' mi dersin; yoksa belki içine kırık dökük, acı hatıralar da saklanır korkusuyla bavulunu dahi almaz mısın yanına?

    Yola çıkınca yolcu değil, yol ol o zaman. Bırak uzasın biraz daha yol, bir uyku gibi, bir yılan gibi kıvrılsın tepelerin eşiğinden. Kendin yol ol, kendi dağının içinden geçen. Deniz, lacivert bir buğday tarlası olsun, topraktan kahverengi göller yap kendine. Bak orada ıssızlığın ortasında tek başına dikilen ceviz ağacı ne kadar da benziyor sana. şehir de senin de etrafında kum kadar insan var da yine de yalnız değil misin onun gibi? Baksana ağaçkakanlar sert gagalarıyla nasıl da sarmışlar etrafını, didik ediyorlar tüm gövdesini. Kargalar tepesinde dönüp duruyor, bir tane ceviz için koca dalları sarsıyorlar. Ne kadar da sana benziyor ceviz ağacı, etrafında olup bitenleri sakinlikle izliyor. öyle mi sahiden?

    Sen de Cahit Zarifoğlu gibi 'cam kırıkları gibidir bazen kelimeler, ağzına dolar insanın. Sussan acıtır, konuşsan kanatır' diyenlerden misin yoksa? Bunun için mi hiçbir şeye itiraz edemiyorsun? öylesin değil mi? öyle olmasa yolculuğun daha hemen başında benzetmezdin kendini bir ceviz ağacına. Seni kıranlar olmasa ağaçkakanları, sahte dostlukların olmasa kargaları hatırlamazdın. Ceviz ağacı yalnız olsa bile bu bozkırın ortasında, kuşlar onu incitmezdi. Ağaçkakanlar yara açmaz, kargalar dallarına ilişmezdi . Ceviz ağacı cömert değil midir zaten, iyilikle dalına konanlardan esirgemezdi hiçbir şeyini.

    Yola çıkınca ağaç değil yol ol o zaman. Sen gitme bir yere, senden gelip geçsin; hasret taşıyan otobüsler, acı yüklü cenaze arabaları, kimseyi duymadan, kimseye bakmadan hızla giden ambulanslar, hediyeler, sürprizler yüklü kargo tırları, tıka basa kavun dolu kamyonlar. O zaman daha iyi anlarsın belki bu hayatta hiçbir şeyin kalıcı olmadığını, en ağır yüklerin bile zamanla geçip gidebileceğini. çünkü hasretler bir otobüs gibi kalabalık, gürültülü olsa da, uzun molalar verse de illa ki ulaşır beklenene. Acılar cenaze arabası gibi yavaş ilerler, doğru. Sanki acı ne kadar büyük, kaybedilen ne kadar değerliyse o kadar yavaş gidiyor gibidir. Bazen öyle bir hal alır ki hafif hızlansa saygısızlık sanırsın yaptığını. Evet, acılar ağır ağır ilerleseler de onlar da yolda kalmazlar hiçbir zaman. Hediyeler, güzel haberler var sonra onlar da cenaze arabalarının tam aksine hızlı ilerler. Taşıdıkları haber, hediye, kutlama ne kadar önemliyse o kadar çabuk ulaşmak isterler varacakları yere. Ama onlar da kalıcı değil bu yolda, tıpkı sana sunulan kamyon dolusu nimetler gibi.

    Yolcu olup kederlenmek, yolcu olup beyhude yorulmak ne diye o zaman? Bırak gözünün önünden geçip gitsin her şey. çünkü sadece yolcular sahiplenirler taşıdıklarını. Yol ise bilir her şeyin kendine bir emanet olduğunu. Gerçekten bütün bunların sende gelip geçici olduğunu anladığında, taşınan yük ne olursa olsun ağır gelmez. Bilirsin çünkü cenaze arabasından sonra bir kargo tırının geçeceğini, bilirsin çünkü hasret dolu bir otobüsü, kavun yüklü bir kamyonun takip ettiğini. "

    ( ilk Kim Değişti - ömer Faruk Lekesiz - Sayfa: 29, 30)
    avatar
    29.04.2024 - 00:50
  4. Keşke şu hayatta uğruna ağladığımız tek şey çocukken yere düştüğümüzde kanayan dizimizin acısı olsaydı... Başka acılarla, üzüntülerle karşılaşmasaydık...
    avatar
    17.06.2024 - 00:13
  5. Al birini vur ötekine !
    avatar
    04.11.2024 - 00:28