geceye bir söz bırak
- Bütün büyük kederlerden, kaybedilenlerden sonra bir hayat devam ediyor ve "yola devam" yazısı..
"Cenaze Arabasını Geçen Kargo Tırı
Hiç düşündün mü, birden bire, günün tam ortasında, aniden gelen bir fikirle yola çıkmayı? Bir yere varmak için, bir yerden bir yere ulaşmak için değil, sadece yolda olmayı istedin mi hiç? Gönlünün yükünden yorulup, her an binlerce tonu sırtlanan yollar beni de ulaştırır nasıl olsa deyip, gri bir akıntıya bırakmak istedin mi kendini hiç?
şimdi tam şu saatte buluversen kendini bir otobüsün cam kenarında, bir trenin kompartımanında ya da kendi kullandığın otomobilin içinde. ' Ben nerede değilsem, orada mutlu olacakmışım gibi gelir' mi dersin; yoksa belki içine kırık dökük, acı hatıralar da saklanır korkusuyla bavulunu dahi almaz mısın yanına?
Yola çıkınca yolcu değil, yol ol o zaman. Bırak uzasın biraz daha yol, bir uyku gibi, bir yılan gibi kıvrılsın tepelerin eşiğinden. Kendin yol ol, kendi dağının içinden geçen. Deniz, lacivert bir buğday tarlası olsun, topraktan kahverengi göller yap kendine. Bak orada ıssızlığın ortasında tek başına dikilen ceviz ağacı ne kadar da benziyor sana. şehir de senin de etrafında kum kadar insan var da yine de yalnız değil misin onun gibi? Baksana ağaçkakanlar sert gagalarıyla nasıl da sarmışlar etrafını, didik ediyorlar tüm gövdesini. Kargalar tepesinde dönüp duruyor, bir tane ceviz için koca dalları sarsıyorlar. Ne kadar da sana benziyor ceviz ağacı, etrafında olup bitenleri sakinlikle izliyor. öyle mi sahiden?
Sen de Cahit Zarifoğlu gibi 'cam kırıkları gibidir bazen kelimeler, ağzına dolar insanın. Sussan acıtır, konuşsan kanatır' diyenlerden misin yoksa? Bunun için mi hiçbir şeye itiraz edemiyorsun? öylesin değil mi? öyle olmasa yolculuğun daha hemen başında benzetmezdin kendini bir ceviz ağacına. Seni kıranlar olmasa ağaçkakanları, sahte dostlukların olmasa kargaları hatırlamazdın. Ceviz ağacı yalnız olsa bile bu bozkırın ortasında, kuşlar onu incitmezdi. Ağaçkakanlar yara açmaz, kargalar dallarına ilişmezdi . Ceviz ağacı cömert değil midir zaten, iyilikle dalına konanlardan esirgemezdi hiçbir şeyini.
Yola çıkınca ağaç değil yol ol o zaman. Sen gitme bir yere, senden gelip geçsin; hasret taşıyan otobüsler, acı yüklü cenaze arabaları, kimseyi duymadan, kimseye bakmadan hızla giden ambulanslar, hediyeler, sürprizler yüklü kargo tırları, tıka basa kavun dolu kamyonlar. O zaman daha iyi anlarsın belki bu hayatta hiçbir şeyin kalıcı olmadığını, en ağır yüklerin bile zamanla geçip gidebileceğini. çünkü hasretler bir otobüs gibi kalabalık, gürültülü olsa da, uzun molalar verse de illa ki ulaşır beklenene. Acılar cenaze arabası gibi yavaş ilerler, doğru. Sanki acı ne kadar büyük, kaybedilen ne kadar değerliyse o kadar yavaş gidiyor gibidir. Bazen öyle bir hal alır ki hafif hızlansa saygısızlık sanırsın yaptığını. Evet, acılar ağır ağır ilerleseler de onlar da yolda kalmazlar hiçbir zaman. Hediyeler, güzel haberler var sonra onlar da cenaze arabalarının tam aksine hızlı ilerler. Taşıdıkları haber, hediye, kutlama ne kadar önemliyse o kadar çabuk ulaşmak isterler varacakları yere. Ama onlar da kalıcı değil bu yolda, tıpkı sana sunulan kamyon dolusu nimetler gibi.
Yolcu olup kederlenmek, yolcu olup beyhude yorulmak ne diye o zaman? Bırak gözünün önünden geçip gitsin her şey. çünkü sadece yolcular sahiplenirler taşıdıklarını. Yol ise bilir her şeyin kendine bir emanet olduğunu. Gerçekten bütün bunların sende gelip geçici olduğunu anladığında, taşınan yük ne olursa olsun ağır gelmez. Bilirsin çünkü cenaze arabasından sonra bir kargo tırının geçeceğini, bilirsin çünkü hasret dolu bir otobüsü, kavun yüklü bir kamyonun takip ettiğini. "
( ilk Kim Değişti - ömer Faruk Lekesiz - Sayfa: 29, 30)
tümünü gör