the hidden face
60
asıl adı (gbkz:la cara oculta) olan, (türkçe'ye "karanlık taraf" olarak çevrilmiş sanırım) 2011 yapımı, psikolojik gerilim türü bir ispanyol filmi.
ilk olarak söylemem gereken şey çok fazla 18+ sahnesi var. aşırı aşırı gereksiz sayı ve uzunluktalar.
film, bir çiftin, içinde panik odası bulunan bir eve taşınmasını ve sonrasını konu alıyor. panik odasının varlığını ise sadece kadın biliyor. işbu kadın kişisi eşini çok kıskandığı ve kendisini gerçekten sevip sevmediğini gözleriyle görmek istediği için ufak bir oyun oynamaya karar veriyor. fakat oyunun sonu berbat bir yere çıkıyor tabi. (:
yani daha ne söylesem spoiler olur, hatta bu bile spoiler oldu muhtemelen ama ben de bu kadarını bilerek izlemiştim, o yüzden sorun olmaz diye tahmin ediyorum. evet. böyle.
ÅŸahsen beÄŸendim. bana "bu da psikolojik gerilim deÄŸilse baÅŸka ne psikolojik gerilim olabilir" dedirtti. aferin ispanyollara.xxx the return of xander cage
50
"yeni nesil ajan: xander cage'in dönüşü" ismiyle geçtiğimiz cuma vizyona girmiş aksiyon filmi.
adından da bariz olduğu üzere bir devam filmidir lakin ben önceki filmi ya da filmlerini izlemeden bunu izledim. kendimi eksik de hissetmedim. zaten okuduğuma göre bir önceki filmin üzerinden 10 yıldan fazla geçmiş. 10 yıl sonra devam filmi mi yapılır yahu ? neyse laf atmayayım 10 yıl üstüne devam edecek olan bir "prison break" realitesi varken ve onu izleyecekken.. o da başka bi günün konusu olsun.
başrolde (gbkz:vin diesel)'i görüyoruz. adına aşina olduğum ama tipini daha yeni gördüğüm bir aktör vin diesel. bu da benim ayıbım mı olsun artık, ne diyeyim. yaşına rağmen -67 doğumlu olması lazım, babamdan büyük resmen- gayet fit görünüyordu filmde lakin "muhteşem ajan" denilince aklıma o tip gelmez ne yalan söyleyeyim. tabi devam filmi olduğu ve on küsur yıl sonra geldiği için "başrol oyuncusu" eleştiri kabul etmez herhalde.
dikkatimi çeken bir diğer şey de (gbkz:ruby rose)'un saç rengiydi. çok hoştu bence. o karakteri de başarılı buldum.
senaryo; eeeeeeeeh işte, sıradan bi aksiyon filmi senaryosu fazla da bir şey beklememek lazım. ama genel olarak sıkılmadan izledim.
özet: sıradan bir aksiyon filmi. -boş vaktinizle doğru orantılı olarak- izlenebilir.news
50
haber anlamına gelen ingilizce kelime.
ilkokuldayken çook sevdiğim ingilizce hocam şöyle demişti:
news kelimesi north, east, west ve south kelimelerinin baş harflerinden oluşturulmuştur. yani doğudan batıdan güneyden kuzeyden gelen her şey anlamına gelir.
çok mantıklı değil mi ?ygs'yi kaçıran gençler
4-1
yanlış yanlıştır, doğru doğrudur. yapılan bir yanlışın yanlış olduğunu söylemek için, yapılan bir doğruyu öne sürmek saçmalıktır.
ösym ilk kez 2017 ygs ile sınavdan 15 dakika önce sınav binasında olma zorunluluğu getirdi. yanlış mı? evet yanlış. dünyanın iki bin beş yüz türlü hali var, sınav vaktinden 15 dakika sonrasına kadar sınav yerine yetişemeyen öğrenci de üzülüyordu ama en azından o zaman "gerçekten" geç kalmış oluyordu. şimdi ise daha sınav başlamamışken geldiği halde binaya girememek cidden çok saçma ve o öğrenciler için yıkıcı bir durum elbet. içeriye anahtarla girememekten daha saçma.
bugün önümdeki sıradaki öğrenci gelmedi. resmine baktım, belli liseli bi kız. çok üzüldüm, kim bilir geç geldi de içeri almadılar, şimdi ne yapacak acaba diye sınav başlayana kadar o kızı düşündüm. kim bilir kaç tanesi öyle giremedi sınava.. elbet üzücü.
umalım ki ösym bu kararından vazgeçsin, gençlerimiz mağdur olmasın.
ama malesef "öğrencini iki üç dakika geç geldi diye sınava almıyosun, gidip suriyelileri sınavsız üniversiteye alıyorsun" demek de çok itici, çok çirkin. bu cümleye insanın "iki üç dakika geç kalmasaymış o zaman, dünya hayatının sınavı bu!" diye cevap veresi geliyor farkında mısınız ? artık armutlarla elmaları toplamaktan vazgeçin ya, ilkokulda öğretilen basit bir kuraldır bu, armutla elmayı toplamayacaksın arkadaşım. iki üç dakika geç kalan öğrencisini almıyor diye suriyelileri de memleketten mi atsın, ne alaka ?? bi işi yanlış yapıyorsa, bir başkasını da yanlış yapsın öyle mi?
bu durum aklıma şu fıkrayı getirdi, daha önce de yazmışımdır belki. fıkra bu ya, cehennemde her millet için ayrı bir çukur kazılmış, her çukurun başında da bir zebani bekliyormuş çukurdan çıkanları geri çukura atmak için. bir tek türklerin başında zebani yokmuş. diğer milletler huysuzlanmış, neden bizim başımızda zebani bekliyor da türklerde yok diye. zebaniler de demiş ki "türklerden biri zaten çukurdan çıkmayı başarabilse, aşağıda kalanlar onu tekrar çukura çeker".
neden böyleyiz arkadaş ? biz kötü muameleye denk gelince neden başkaları da kötü muamele görsün istiyoruz? aşalım artık bunları..jean-christophe grange
40
yazdığı kitaplar yılına göre sırasıyla şu şekildedir:
(gbkz:leyleklerin uçuşu)
(gbkz:kızıl nehirler)
(gbkz:taÅŸ meclisi)
(gbkz:kurtlar imparatorluÄŸu)
(gbkz:siyah kan)
(gbkz:ÅŸeytan yemini)
(gbkz:koloni)
(gbkz:ölü ruhlar ormanı)
(gbkz:sisle gelen yolcu)
(gbkz:kaiken)
(gbkz:lontano)
grangé okumaya yeni başlayacaklara hep sırasıyla okumalarını tavsiye ettim. yazarın ilk kitaptan itibaren kendini sürekli geliştirerek çıtayı nasıl yükselttiğini; (gbkz:siyah kan) ile "daha iyisi olamaz" dedirttikten sonra (gbkz:şeytan yemini)'yle nirvanaya eriştirdiğini görmek gerek.
sonra yavaşça düşüşünü de görüyoruz tabi; (gbkz:şeytan yemini)'nden sonra ne yazsa benim için kötü olacaktı zaten ama (gbkz:koloni) hakikaten grangé için vasat bir kitaptı. bakın kötü demiyorum, vasattı. ki zaten grangé'nin vasatı bile polisiye/gerilim türünde en iyilerdedir. neyse ki bu düşüş (gbkz:ölü ruhlar ormanı)'ndan sonra durmuş, grangé (gbkz:sisle gelen yolcu)'yla tekrar yükselişe geçmiştir. o yüzden (gbkz:lontano) için çok ümitliyim. ruhen hazır olduğumda tek solukta bitireceğime eminim.batman v superman dawn of justice
40
iki süper kahramanın karşı karşıya geldikleri, geçtiğimiz ay gösterime giren film.
batman ve superman'e dair ilk izlediğim filmdi, bu yüzden bu karakterler hakkında hiçbir ön bilgim olmadan izledim. buna rağmen -ya da bu yüzden demeliyim belki de- beğendim. anlamadığım şeyler oldu tabi ama hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?? benim anlamadığım yerleri varsın fanatikleri anlamış olsun, sorun yok.
iki sevilen süper kahramanın karşı karşıya getirilmesi bana fikir olarak saçma geldi. ama 3d seyir keyfi için ikisinin uçmalı kaçmalı kavgalı dövüşlü sahneleri güzeldi. hoşuma gitti. izlenebilir netekim.interaktif sözlük vs ekşi sözlük
40
herhangi bir konuda yorum okumak istiyorsam ekşi'yi açıyorum. herhangi bir konuda yorum yapmak istiyorsam interaktifi açıyorum.
şu anda yapılmasını doğru bulmadığım karşılaştırma. ekşi ergenken, interaktif henüz bebek. tez vakitte büyüdüğünü ve kapsamlı bir bilgi kaynağı olduğunu görürüz inşallah.golden
40
sadece "altın" anlamına da gelir. altın da altındandır nihayetinde. nasıl altından yapılmış bir bileziği tanımlarken "altından bilezik" değil de "altın bilezik" diyorsak, golden için de "altın" kelimesini kullanabiliriz.split
3-2
geçtiğimiz cuma vizyona "parçalanmış" ismiyle giren, fantastik bir gerilim. başrolde (gbkz:james mcavoy) var.
film, kişiliği 23 ayrı parçaya bölünmüş bir adamı konu alıyor. 23 farklı karakter, 23 farklı isim, 23 farklı insan. ve 24. karakter de oluşmak üzere; hepsini korumak için.
james mcavoy çok iyi oynamış. kendisine bir sempatim yok ama sezar'ın hakkı sezar'a. 9 yaşındaki bir erkek karakterden bir anda orta yaşlı bir kadın karaktere geçebilmesi, kişiliğin değiştiğini sadece el kol hareketlerinde değil gözlerinde bile görebilmemiz etkileyiciydi.
izlenebilir. konu olarak rahatsız edici ama film olarak hoş bir filmdi.passengers
30
geçtiğimiz haftalarda "uzay yolcuları" adıyla vizyona giren film. başrollerde (gbkz:chris pratt) ve (gbkz:jennifer lawrence) var.
konusu çok hoş. dünyadaki hayatından vazgeçip başka bir gezegende hayat kurmak üzere yola çıkan insanların bindiği bir uzay gemisi var ve bu geminin yolculuğu 120 yıl sürüyor. bu 120 yıllık yolculukta insanlar özel kapsüllerde uyutuluyorlar -tabi ki yaşlanmıyorlar- ve gemi otopilotla varacağı gezegene doğru yol alıyor. plan, varış noktasına 4 ay kala bütün yolcuları ve personeli uyandırıp, 4 ay boyunca gemide eğitim vermek ve insanları yeni hayatlarına hazırlamak. ancak bir takım aksilikler sebebiyle "asla olmaz" denen şey oluyor ve varış noktasına 90 yıl kala yolculardan birinin kapsülü bozulduğu için adam uyanıyor. ve film başlıyor.
çıktığı günden itibaren feci gömülen bi film oldu bu. (gbkz:la la land)'i niye o kadar övdüklerini anlamadığım gibi bunu da neden gömdüklerini anlamadım, ters bi insansam demek. ben beğendim şahsen. tabi ki muhteşem bir film değildi, herkesin söylediği gibi bu konudan çok daha iyi bir film yapılabilirdi, orası ayrı. ama tutup da "berbat bi filmdi, iğreçti" demeyi de abartı buluyorum. ben keyifli zaman geçirdim, izlerken hiç sıkılmadım. görsellik zaten güzel. chris pratt güzel. -lawrence'ı sevmiyorum ben- daha ne olsun ?
(spoiler:aksiyon sıkıştırdıkları sahneler klişeydi, kabul ediyorum. final etkileyici değildi. özellikle ben kızın adamı yalnız bırakıp otodoktorda uyuyacağını ve yeni gezegende uyanacağını düşünmüştüm, öyle olmayınca bi hayal kırıklığı yaşamadım değil. yine de güzeldi bence. sevdim ben ya. seviyorum böyle filmleri.)rogue one
3-1
star wars serisinden hiç film izlememiş bir insan olarak gittiğim bir film. diğer filmlere göndermeler vardıysa da farketmedim o sebepten.
fena bir film değildi fakat izlediğim iyi filmlerden biri de değildi. Aklımda kalmayacak yani, insanlara tavsiye etmeyeceğim bunu izleyin diye. tabi ki starwars'un sıkı takipçileri benden daha çok beğenecektir ve sanırım onların bu konudaki söz hakkı benden daha fazladır. :)
başroldeki kadını ilk kez dan brown'un kitabından uyarlanan inferno filminde gördüm, oyunculuğunu pek beğenmedim. bu filmde de beğenmedim kendisini ne yazık ki.
(spoiler: son olarak: filmde gördüğümüz herkes öldü ya ??)captain america civil war
30
geçen cuma türkiye'de vizyona "kaptan amerika: kahramanların savaşı" adıyla ve 3 boyutlu seçeneğiyle giren, marvel süper kahramanlarının karşı karşıya geldikleri film.
lise yıllarımdan beri beğendiğim bir oyuncu olan -tabi ki adam yakışıklı olduğundan falan değil, tamaaaamen kaliteli oyunculuğundan dolayı (:- (gbkz:chris evans)'ın kaptan amerika ve yine iyi bir oyuncu olan (gbkz:robert downey jr.)'ın iron man rollerinde birbirleriyle kapıştıklarını gördüğümüz film. bu ikisine ek olarak daha birçok süper kahraman vardı tabi, örümcek adam dışındakileri tanımam.
kıyaslama yapacak olursam batman v. superman filmini daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. kaptan amerika'da daha çok aksiyon sahnesi, daha az anlatı vardı fakat yine de batman v. superman'i daha fazla sevdim. bunda, batman v. superman'in dc'deki ilk kahramanların bir araya geldiği film olması etkili olabilir. çünkü batman v. superman'den önce başka bir batman yahut superman filmini izlemenize gerek yok. filmde geçmişe dönük anlatı sahneleri var. batman yahut superman sever çoğu insan bu sahneleri sıkıcı görse de, batman ve superman'in bireysel filmlerini izlememiş birine filmi anlaşılabilir kılacak sahnelerdi bunlar.
ama kaptan amerika kahramanların savaşını izlemeden evvel, en azından, yine kahramanların bir arada olduğu film olan (gbkz:yenilmezler)'i, kaptan amerika'nın önceki filmini vesaire izlemek gerekiyordu ki ben bunları izlemedim. filmde de geçmişe dönük anlatı sahnesi olmadığı için filmi özümseyerek değil -filmi özümsemek??- sadece aksiyon sahneleri hoşuma giderek izledim.
he tabi "salak mısın neyini anlamadın?" diyebilirsiniz. filmi anlamadım demek istemiyorum; karakterlerin bir derinliği olmadı benim için, onu demek istiyorum.
o değil de (gbkz:chris evans) bile yaşlanmış.a hologram for the king
30
(gbkz:tom hanks)'in başrolünde olduğu, ülkemizde 22 nisan'da vizyona giren film.
tek kelimeyle özetlemek gerekirse: hoşlanmadım.
birkaç sahnesi gülümsetti, yalan yok. fakat zevkle izlediğim bir film olmadı. bunda, filmin müslümanlar hakkında "çok şeyler" iddia etmesinin de bir payı var tabi. filmin esas konusu hepimiz insanız, dinimiz bizi farklı kılmaz. doğru, hepimiz özde insanız. hepimizin kusurları var. ama filmin müslüman başörtülü bir kadını içki içerken, zina yaparken, ya da mahremi olmayan erkeğin yanında başörtüsünü açabilirken göstermesi; müslüman ve namaz kılan bir erkeğin evli bir kadınla ilişkisi olabileceğini göstermesi beni itti. "bunları hiçbir müslüman yapmaz" demiyorum, diyemiyorum ne yazık ki, muhakkak yapanlar var. fakat örnek müslüman bu değil ki. filmde ise "işte bütün müslümanlar bunları da yapıyorlar, dış görünüşleri çok da mühim değil." çıkarımını gördüm. hoşlanmadım.soluğu sözlükte alan yazar
30
sözlüğe kalpten bağlıdır.
şimdi bu şahıslardan biri ben değilim, o çok açık. fakat "sözlükte üç kişi var" diyerek bir gizem bırakmak olmamış, bak herkes "ben miyim ki o acaba? hı?" diye düşünmeye başlamış.*: :))*
şaka bir yana, sözlüğün gelişimine gerçek katkıda bulunan insanlar bu tip yazarlardır. ben üçten fazla olduklarını düşünüyorum.whatsapp grubu
30
artık işyerlerinde de ilgili çalışanlar için açılan, iletişim şeysi.
çalıştığım okulun da tüm öğretmenlerin ekli olduğu bir grubu var. grupta sadece duyurular, hastalık yahut ölüm haberleri ya da acil toplantılar vesaire paylaşılıyor. kesinlikle çok faydalı buluyorum, orası ayrı. fakat kişinin whatsapp'ındaki grup sayısı arttıkça, yanlış mesajı yanlış gruba gönderme olasılığı da artıyor, beni rahatsız eden kısım bu.
normalde -özellikle bir fotoğraf göndereceksem- mesajı hangi gruba gönderdiğimi göndere basmadan evvel tekrar tekrar kontrol ederim. bu konuda takıntılıyım. rezil olma korkusu var bende, tabi böyle bir korku türü varsa. aksilik bir sürü de grubum var, lisedekiler, ünidekiler, yok kankalar yok teyzeler yok bilmem ne. bir de okulun grubu var işte, içinde müdürümün de olduğu.
neyse geçenlerde sinemaya gittim tek başıma, film de bir romantik komedi. her zamanki gibi erkenden salona girdim, gelen insanları gözlemliyorum. zaten haftaiçi olduğu için az insan geldi fakat gelenlerin çoğu 50 yaş üstü yalnız adamlardı. 60 yaşlarındaki biri de tam önüme oturdu. benim niyeyse komiğime gitti bu durum. film romantik komedi, gelen insanlar 50 yaş üstü yalnız adamlar. yanımda konuşacağım biri de olmadığı için aldım elime telefonu, lise grubuma "zaaaaaaaaaaa önümde bir dede var resmen kjdhjkdshfg :D:D:D" yazdım gönderdim. film başladığı için nereye gönderdiğime falan da pek dikkat etmedim açıkçası. filme döndüm, güzel güzel izledim, ilk yarı bitmek üzereyken biri beni aramaya başladı, bilmediğim bir numara. meşgule attım. whatsapp'tan mesaj attı, okuldan bir öğretmen arkadaşmış. "hayırdır hocam?" yazmış, gülmüş bi de. ben de ne olduğunu anlamadığım için "asıl sana hayırdır ?" diye cevap verdim. sonra uyandım da mesajı attığım gruba bakmayı akıl ettim ve acı bir şekilde farkettim ki o mesajı okul grubuma göndermişim. :( işin kötü kısmı, bu okulda göreve başlayalı daha 2 ay oldu, çoğu meslektaşımla tanışık falan da değilim henüz, din kültürü öğretmeni olmanın verdiği bir ağırbaşlılıkla(!?) öğretmenler odasındaki köşemde sessiz sessiz oturuyorum her zaman. benim gibi birinden "zaaaaaaaaaaaaaaaaa" diye bir şey beklemediler tabi. neyse hiçbiri grup içinde beni rezil etmedi, bozmadı, yorum yapmadı. birkaçı sohbet konusu falan açtı, ki normalde grupta sohbet etmek yasak. öyle geçti gitti, unutuldu sandım.
bilirsiniz, bir öğretmen başka bir öğretmenin dersinden bir öğrenci alacaksa, imzalı kağıt gönderir. dün, dersimden öğrenci isteyen öğretmenin gönderdiği kağıtta ise şu yazıyordu: "hocam, ilgili öğrenciyi sınav yapacağım, bilginize. parola: önde oturan dede :)"
kimse unutmuyor, hiçbir şey unutulmuyor. (:
bu da böyle bir anımdı.
(gbkz:özet): mesaj gönderdiğiniz gruba dikkat edin.sinemia
30
özel sinema kulübü.aylık belli bir ücret karşılığında, sinemaya sınırsız gitme hakkı sağlayan bir oluşum.
filmleri ev ortamında izlemeyi seven ve 3-4 yıldır sinemaya gitmemiş olan bünyemi niyeyse cezbetmiştir.
hakkında okuduğum yorumlara göre sistemi sorun çıkarabiliyormuş. müşteri hizmetleri berbatmış. kafasına göre üyelik iptali de yapıyormuş. tüm bu olumsuzluklara rağmen üyesi oldum, hadi hayırlısı. genelde şanslı bir insanım, aksilikler beni bulmaz böyle olaylarda. herhalde ona güvendim.saatlerce knight online tartışılan lise ortamı
30
lisede boş vaktin boş şeylerle değerlendirildiği gerçeğini yüze çarpan ortamdır.
lise arkadaşlarım internetle yeni tanışan insanlar olmasaydı muhtemelen bu oyunu oynarlardı ve ben de bu ortamı solumuş olurdum. ama internetten çok uzaklardı.
ya hiç konuyla alakalı değil ama yazasım geldi. benim lise arkadaşlarım internetten o kadar bihaberdiler ki ben onlara "internette hiç tanımadığınız insanlarla sohbet edebiliyorsunuz" dediğimde çok şaşırmışlardı. bir gün bilgisayar dersinde hocamız bizi serbest bıraktığında hepsinin bilgisayarında bir chat serverı açtım ve sınıftaki herkes birileriyle konuşmaya başladı. şu anda en yakın arkadaşlarım olan iki kız, bir çocukla sohbet ediyorlardı ve çocuk bizimkilerin bilgisayar laboratuvarından yazdığını öğrenince "orada toplam kaç pc var?" diye sormuş. bizimkiler ne bilsin pc ne demek? çocuk kendilerine küfretti sanmışlar ve demişler ki "burada tek bir tane pc var o da sensin!!!" sonra da bilgisayarı kapatmışlar, küfrettiler diye. (: hala aklıma geldikçe gülüyorum.
bu da böyle bir anımdır. ne alakaysa. (:dissosiyatif kişilik bozukluğu
30
genelde çocukluk travmalarının sebep olduğu hastalık. kişi mevcut durumunu kaldıramayınca, o durumu kaldırabilecek ikinci yahut üçüncü karakterler oluşturur. doğal olarak oluşturulan yeni karakterler daha gaddar, acımasız olur çünkü mevcut durumu kaldırabilmek için daha güçlü olmak zorundalar. ek olarak bu karakterler farklı yaş ve hatta cinsiyete bile sahip olabilirler. esas kimlik, yan kimliklerin yaşadıklarının farkında olamaz(mış), yan kimlikler ise bazen birbirlerinden haberdar olabilirler(miş). sonuçta kimlikler birbirlerinin anılarına sahip olamıyorlar.
tedavi ise kimliklerin birleştirilmesiyle oluyor. yani ortaya çıkan tüm yan kimlikler yok ediliyor ki bunun için yan kimliklerin ortaya çıkma sebeplerinin bulunup çözümlenmesi gerek. bazen de yan kimlikler ortadan kaybolmamak için yeni yan kimlikler de üretebiliyorlar(mış). çok enteresan değil mi?
korkunç bir hastalık; tüm zihinsel ve ruhsal hastalıklar gibi. insan beyni gerçekten çok ilginç.ingilizce sözlükteki bütün kelimeleri bilmek
30
bazı insanların ingilizce sözlüğü baştan sonra ezberleyerek yaptığı şey.
lisedeki ingilizce öğretmenim sözlük ezberlemeyi övmüştü bize. o zamanlar kendisini çok sevdiğim ve idol belirlediğim için sözlük ezberlemeye başlamıştım a harfinden. karışık kelime ezberlemekten daha zor bu arada. alfabetik gittiği için her kelime birbirine benziyor çünkü. birkaç hafta uğraştım, a harfinden 25-30 sayfa ezberledim ama sonra sıkıldım, bıraktım. yapabilene bravo.alışveriş merkezi
30
yazın kendini iyice hissettirmesiyle birlikte, pazar günleri eski doluluğuna sahip olamayan ortamlar topluluğu. ancak yine de çok kalabalıklar, orası ayrı.
bir sosyolog olan (gbkz:george ritzer)'ın deyimiyle "tüketim katedrali"dir. çünkü günümüzde insanlar "tüketim dini"ne inanmaktadır.ilahiyat
30
bir üniversite fakültesi/bölümü. mezunları halk tarafından pek sevilmez, nedendir bilinmez.logan
2-1
geçtiğimiz cuma vizyona giren ve hugh jackman'i wolverine olarak son kez gördüğümüz filmdir.
wolverine'i hiçbir zaman sevmedim zaten, son film olması pek de umrumda olmadı o yüzden. bugün "the founder"a mı girsem diye düşünürken canımın biyografi filmi izlemek istemediğini anladım ve logan'ı tercih ettim. eh fena bi film değildi, harika da değildi. filmdi işte.
hugh jackman feci yaşlanmış bu arada..12 mart 2017 ygs
2-1
Tarihi basit, Türkçe'si birkaç soru hariç normal, matematiği zaman kaybettiren, feni ise -benim için- "ohaa be bu neeee" dedirten sınavdır. sıkı çalışıp full çeken çocuklara aferindir.
hobi olarak girdim, mütercim/tercümanlık tutturursam okurum diye ama nerdeee ? türkçe güzeldi, yine de 3 yanlışım 37 doğrum var, ayıp bana.
sosyal bilimlerde tarih fazla basitti yahu, türkçe gibiydi, bilgi değil yorum sorularıydı hep.
din kültürünü de güzel buldum, kafa karıştırmak için abidik gubidik şeyler yazmamışlar. sadece fıkhi mezhepleri tanımlayıp şıklarda bi tane itikadi mezhep bulunan soruyu muhtemelen kaçırmıştır öğrenciler, 11. sınıf konusu çünkü ve çok yüzeysel geçilir, ki zaten ben lisede itikadi mezheplerin anlatılmasını çok gereksiz buluyorum, çocukları bırakın yetişkin insanların bile kolay anlayacakları bi konu değil.
coğrafya çalışana basit görünüyordu ama benim coğrafyam ezelinden beri sıfırdır, o yüzden bakmadan geçtim, sadece iki soru falan yaptım galiba coğrafyadan.
felsefe güzeldi. gerçi eskiden felsefe sorularına garanti gözle bakılırdı zira hep yorum sorusu olurdu. bu sınavda ise 4 tanesi bilgi sorusuydu. birini kaçırdım o sebepten. ama çalışkan ve zeki liseli öğrencilerimiz kaçırmamışlardır. velhasıl sosyal bilimlerden toplamda 28 doğrum 1 de yanlışım var.
bundan sonrası benim için felaket.
matematikte ne kadar paslanmışım inanamadım. matematik görmeyeli bir 10 yıl oluyor tabi ama bu kadar da köreleceğimi hiç düşünmemiştim. sadece 11 soruyu cevaplamışım, 1 tanesi yanlış çıkmış.
fen ise benim bu sınavlarda hiç bakmadığım alan. yıllar önce ilk öss tecrübemde ilahiyatı kazandığımda bile fenden sadece 6 doğru yapmıştım, öyle söyleyeyim. bu sefer de 4 tane doğrum var, onlar da bölümün en kolay sorularıydı zaten.
kısaca ben bu sınavın çalışan bir lise öğrencisi için gayet yapılabilir olduğunu düşünüyorum, bizim gibi eski nesiller fen ve matematikte afallıyor olsa da.
inşallah bütün çocuklarımız istedikleri bölümlere yetecek puanlar alırlar.moonlight
20
oscar töreninde bir karmaşıklıkla en iyi film ödülünü alan film. beni şaşırttı. rakibi la la land'i de pek beğenmemiştim ama la la land bundan daha güçlü gibiydi.
en iyi yardımcı erkek oyuncu da bu filmden çıktı ki adaylar arasında en güçlüsü de (gbkz:Mahershala Ali) idi zaten bence.antebella
20
ekmeğe sürülebilir yeşil fıstık ezmesi.
antep fıstığını seven bir insan olarak denemesem olmazdı. fakat düşündüğüm kadar çok beğenmediğimi söyleyebilirim. kesinlikle kötü değil tadı, güzel, doğal, katkı maddesi içermiyor, sadece antep fıstığı ve şekerden yapılmış ancak daha çok severim diye tahmin etmiştim, öyle olmadı.2017 2018 eğitim öğretim yılından atatürkçülüğün kaldırılması
20
yanlış bilgidir. kaldırılmamıştır, T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ders kitabında bazı ünitelerin birleştirileceği ve isim değişikliği yapılacağı açıklanmıştır.
ben yerinde bir karar olarak gördüm. örneğin atatürkçülük isimli x ünite ile "çağdaşlaşan türkiye" isimli y ünite birleştirildi ve "atatürk ile çağdaşlaşan türkiye" yapıldı. provokatiflik yapmanın alemi yok.
her sınıf seviyesinin her ders kitabında m.kemal'e ayrılan bir ünite var zaten. heyecana gerek yok.pilav
2-1
herkesin güzel yapamadığı, tane tanesi evla olan yemek.
pilava bayılırım. pirinç pilavına tabi ki. bulguru falan pilavdan saymıyorum ben. fakat biraz farklı seviyorum. yiyeceğim kadar pilavı genişçe bi teflon tavaya alıyorum, tavayı kaplayacak şekilde seriyorum. orta ateşte pirinçler suyunu kaybedip kıtır kıtır oluncaya dek kızartıyorum. sonra da o kıtır kıtır pilavı yoğurtla yiyorum. artık normal yumuşak pilav yiyemez oldum. siz de bi deneyin, çok iyi oluyor.dothraki dili
20
kabadır.the great wall
2-1
geçen cuma (gbkz:çin seddi) adıyla vizyona giren fantastik film.
fragmanını izlerken "1700 yılda yapımı tamamlanan bu duvarı neden yapmışlardı? neyden korkuyorlardı?" gibi sorular falan sorup ardından canavarları gösterince sinirlenmiştim, "türk korkusuna yaptınız o duvarı terbiyesizler" demiştim içimden. ama yine de ilgimi çekti gittim, fantastik filmleri severim. ki bunu da sevdim.
baÅŸrolde (gbkz:matt damon) var. ki onu da severim.
film, 60 yılda bir gelen ve canlı ölü her şeyi yiyen canavarlar ile çin halkının mücadelesini anlatıyor. aklınıza "peki çin halkını anlatan filmde matt damon'ın ne işi var ?" gibi bir soru getirecek kadar cüretkarsanız ayıp ediyorsunuz, finalinde dünyayı bir amerikanın kurtarmadığı herhangi bir film olabilir mi ya, olabilir mi öyle bir şey?
bir saniyesinde bile sıkılmadan izledim. renkler çok iyi kullanılmış. üç renk ordu var duvarın üstünde, oradan oraya koşturuyorlar falan. görsellik güzel. daha da güzeli bir ordunun sadece bungee jumping yapan kadınlardan oluşması. evet evet canavarlarla bungee jumping yaparak dövüşen kadınların olduğu bir ordu da vardı filmde. işlevsiz bulsam da görsel olarak hoşuma gitti. kadın savaşçıların, ajanların vesaire önplanda olduğu filmleri ayrı seviyorum. belki o yüzden bu filmi de sevmişimdir.
(spoiler:finali daha iyi olsaydı daha memnun olacaktım. final çok sönük ve çok klişeydi. )
özetle ben beğendim. bana böyle baş ağrıtmayan, sıkmayan, üzmeyen filmlerle gelin.sevilen şarkının en vurucu cümlesi
20
"naaaber ? gelmedi senden bi haberrr, meraaak ettikk"
ÅŸaka ÅŸaka.
sevilen şarkıyı sevilen şarkı yapan cümledir muhtemelen.
"unutmuş olsan hissederdim" gibi. bir tür avuntu. realitesi olmayan.now you see me 2
20
geçtiğimiz cuma "sihirbazlar çetesi 2" ismiyle vizyona giren, now you see me'nin devam filmi. bir grup "seçilmiş" illüzyonistin büyük çapta numaralar sergilediği, tabi bu numaraları bir amaç için çevirdikleri hoş bir film.
ilkini de beğenmiştim, bunu da beğendim. mantık hatası arayarak izlemeyince gayet güzel film bence.
mark ruffalo'yu lider, jesse eisenberg, dave franco, lizzy caplan ve woody harrelson'u da atlılar olarak görüyoruz. birinci filmde lizzy caplan yoktu, onun yerine isla fisher vardı. açıkçası fisher'ın ikinci filmde olmaması çok da umrumda olmadıysa da, filmin ruhuna lizzy caplan'dan daha iyi uyum sağladığını düşünüyorum. lizzy pek bi yapmacık geldi.
bonus olarak morgan freeman ve daniel radcliffe (nam-ı diğer harry potter) var.
izlenir.peynir
20
küflü yahut kurtlu çeşitleri de insanlar tarafından sevilerek tüketilen besin.
bir belgesel izlemiştim, adamlar peyniri özellikle kurtlanması için bırakıyorlar ve bir zaman sonra kurtlar içinde vıcık vıcık hareket ederken tabaklara bölüştürüp yiyorlardı. hayatta en iğrenerek izlediğim belgesellerden biriydi sanırım.
ben peynirde küf görsem -mesela kaşar peyniri çabuk küfleniyor- bırakın küflü küflü yemeyi, küf olan yeri kesip geri kalanını bile yemem. benim için o peynir artık ölmüştür. gerçi onların da küflü yedikleri peynir türü farklı sanırım. her neyse.
kültürler ne kadar değişik..hdp'ye oy vermek
20
kürt ile teröristi ayıramayan bu kadar çok insan olduğu müddetçe -her kürdü terörist zanneden beyin fukaralarıyla, teröristleri barış yanlısı özgürlük sevdalısı kürt sanan safi ahmaklardan bahsediyorum- yapanın çok olacağı eylem.
"etrafımda hiç kürt yoktu yav kürt tanımadım ben, şimdi düşünüyorum acaba haklı olabilirler miydi?" diyen cam fanusta büyütülmüş türkler sayfalarca konuşabiliyor bu konuda çok ilginç. bırakalım da etrafında kürtlerle büyümüş, hatta daha doğrusu kürt olanlar konuşsun.
"benim de kürt arkadaşlarım var" klişesine girmeyeceğim fakat sadece bir örnek. benim eniştem kürt. adıyamanlı. öyle ki annesi tek kelime türkçe bilmez yıllardır türkiye'de yaşamalarına rağmen. ama eniştem hiçbir vakit türkiye için kötü konuşmamıştır. evet vaktinde zulmedildi kürt halkına, her şeyin farkında tabi. ama şu anki durum onun duacı olması için yetiyor. ve kesinlikle hdp'nin kürt partisi olmadığını, terörist partisi olduğunu savunuyor. bir de abisi var eniştemin, kendisi pkk sempatizanı. bildiğin örgüte maddi manevi destek olanlardan. aynı anne babadan olma iki kürt çocuğundan bahsediyoruz. biri şu anda gayet özgür ve rahat olduklarını düşünürken diğeri "bize toprak lazım, kürdistan lazım" diyerek ülke bölme peşinde. derdi özgürlük değil. derdi kürtçe konuşabilmek değil. derdi kendi dilinde eğitim değil. derdi türk toprağı.
kürtler bile bu "kürt görünümlü hdp"ye oy vermezken nasıl bu adamlar mecliste? adam akıllı kürt bile tanımamış ve "özgürlük" kelimesine tav olmuş beyaz türkler sağolsun. -ya da olmasın-
(gbkz:insan gerçekten hayret ediyor).musluk suyu içmek
20
evde bir damla su kalmadığında mecburi eylem.
çocukken çok önemsemiyorduk musluk suyuymuş, doğal kaynak suyuymuş, susayınca hepsi aynıydı. ama son yedi sekiz yıldır musluk suyunu değil öylece içmek, çay da yapmıyorum, makarna haşlamak için de kullanmıyorum, hiçbir şekilde yemeklere de karıştırmıyorum -sanki yemek yapıyormuşum gibi-. her şeyin tadını bozuyor bence. özellikle de çayın.:/
20
sıkılmışlığı ifade eden emoji.
bana öyle geliyor. öyle kullanıyorum.domuz
20
müslümana haram kılınmış hayvan.
çok doğurduğu ve kolay büyüdüğü için eti, dana, inek gibi hayvanların etinden daha ucuzdur. yani daha ulaşılabilirdir. bu sebeple dünyada kullanımı daha yaygındır. türkiye'de de domuz çiftlikleri olduğu rivayeti var. hatta bazı markaların salam/sucuk türevlerine domuz eti karıştırdığı iddiası da var ki inanıyorum, kesin yapıyorlardır.
türkiye'de yaygın olan migros gibi yabancı menşeli marketlerde kendine has reyonları da vardır domuz eti içeren gıdaların. arz-talep meselesi herhalde. %90'ı (burası tartışılır tabi) müslüman olan bir ülke için acı bir durum.
ek olarak hep "neden haram?" tartışmalarına konu olur bu hayvan. insanlar bir türlü bunun bir emir olduğunu algılayamıyorlar. her emrin bir sebebi olmak zorunda değil. domuz eti için "sağlığa zararlı, o yüzden haram." diye bir mantık yürütemeyiz. çünkü bunu yaptığımız zaman, domuz etinin sağlıksız olduğu koşullar ortadan kaldırıldığında haramlıktan çıkması gerekir. ama kur'an'da böyle bir "dipnot" yok. dolayısıyla Allah haram dediği için haramdır, bu kadar.e-okul
20
an itibariyle yine kendisine eriÅŸilemeyen sistem.
karne haftası yaklaştıkça yoğunluktan giriş yapılmıyor. hadi diyelim şanslısın, giriş yaptın, bu sefer not sayfasını açmıyor. hadi not sayfasını da açtı, notları girdin diye sevindin, kaydete bastığın an sistemden atıyor. insanı sinir sahibi yapmak için birebir. girdiğin notların kaydolmamasına mı üzülesin, yoksa sisteme tekrar giriş yapmayı denerken yine kilit olduğuna mı, seç beğen karar ver.
kendim ettim kendim buldum bir şey diyemiyorum. sınav notlarını girdiğim zaman performansları da girseydim şimdi "veresiye veren/peşin veren" tablosundaki peşin veren adamın mutluluğunu yaşıyor olacaktım. ama çocuklar peşimde "hocam şuna şu kadar sözlü vermişsiniz bana niye bu kadar verdiniz?" diye dolaşmasın istedim ve bu haftaya bıraktım. pişmanım.warcraft
20
geçen cuma vizyona giren, insanlarla orkların savaşını konu alan film. oyundan uyarlama diye biliyorum, yanılıyor da olabilirim. çok meşhur bir oyun çünkü, bir zamanların (gbkz:knight online)'ı gibi bir şey herhalde.
fantastik filmleri sevdiğim için bunu da beğendim fakat devamı gelecek sanırım, çok saçma bitti. yine de keyifli bir 2 saat için izlenir.
ork bebeği çok sevimli buldum bu arada. (gorsel:10925)dan brown
20
kitaplarının her bir sayfasından, yazmadan evvel sağlam bir araştırma yapmış olduğu belli olan kaliteli bir yazar. kitapları hem sürükleyici hem de insana oradan buradan bir şeyler katıyor bence.
ben bu adamı her okuduğumda bahsettiği şeyler için sürekli google açmak durumunda kalıyorum meraktan. mesela altın oran ? mesela dante'nin ölüm maskesi ? mesela fleur de lys ? kutsal kase ? vitrivius adamı ? botticelli la mappa dell'inferno ? davut heykeli*: buna bakmasam da olurmuş* ?
anlattığı mekanların her birine gitme isteği uyandırıyor, öyle de büyüleyici anlatıyor işte. vatikan kütüphanesi, yer altı mezarları yahut floransa ? adam ele aldığı konuyu, mekanı, eseri müthiş süsleyebiliyor yahu. belki de gerçekte görsen "pehhhh bu ne be" diyeceğin şeyleri senin için merak unsuru yapabiliyorsa bir yazardan başka ne beklersin ?
seviyorum efenim.ilahi komedya
20
dante'nin eseri. cehennem, araf ve cennet olmak üzere üç bölümden müteşekkil bir uzuuuuun şiir.
adında (gbkz:komedya) geçmesine rağmen komik falan değilmiş, halbuki şu zamana dek hep komik bir şey olduğunu düşünmüştüm. işin aslı, (gbkz:tragedya) yüksek sınıfın diliyle yazılmış, komedya ise halk diliyle yazılmış eserlere denirmiş, daha yeni öğrendim. cehaletin bu kadarı..
adını yıllardır çok sık duyduğum halde hiç okumayı düşünmemiştim fakat belki bir gün cehennem bölümünü okuyabilirim.binali yıldırım
20
ahmet davutoÄŸlu'nun halefi.the other boleyn girl
20
filmi ne kadar sıkıcı ise kitabı o kadar sürükleyicidir.
tudor hanedanlığından kral 8. henry'nin döneminden bahseder. mary boleyn henry'nin metresidir fakat mary'nin kardeşi anne boleyn piyasaya çıkınca mary'nin pabucu dama atılır. hatta henry eşini boşayıp anne boleyn ile evlenebilmek için katolik kilisesinin hükmüne karşı gelir ve kendi kilisesini kurar.
kitap mary boleyn ile başlar fakat etkili olan kız anne boleyn olduğu için "the other boleyn girl" yani "diğer boleyn kızı" şeklinde adlandırılmıştır.
nihayetinde henry, sıkıldığı vakit anne boleyn'in kafasını uçurmuş, bu büyük ve tutkulu aşk(?) kanla bitmiştir. su testisi su yolunda..herkes türktür direnen kürt şehirleri boşaltılıp yıkılmalıdır
20
"bu cümleyi o konuşmanın tam olarak neresinden çıkardınız ?" diye sormak lazım önce.
bu cümle çok ağır bir cümle. cümleden çıkan anlam şu: "ben türküm" demeyen kürtlerin hepsi -e haliyle demeyecek!- dağıtılmalı, yok edilmeli, soyları kurutulmalı, evleri başlarına yıkılmalı.
devamına gelelim:
ilgili linke tıklayıp yazının tamamını okudum. erdoğan'ın konuşmasının hiçbir yerinde "herkes türktür" ibaresi ile "direnen"(hatta bu kelime hiç yok) ve "kürt şehri" ve "boşaltılmalıdır" ibareleri yan yana yer almıyor. hepsi farklı yerlerde kullanılmış ancak hepsini toplayıp böyle pislik bir cümle haline getirip başlık atılmış. yuh. bu da bir tür gazeteci şerefsizliği işte.
erdoğan, kahrolasıca teröristlerin çatışmalardan daha çok bombayla sivil halka (ki bu sivil halk kürt!) zarar verdiğini, böyle bir zararın ortaya çıkmaması için tehlikeli bölgeden halkı çekmenin gerekliliğini ve çatışmalar sonucu zarar almış binaların yıkılması gerektiğini söylemiş. kimse kürtleri yakıp yıkmıyor, başlıktaki mananın aksine.
eğer ilgili konuşmayı okuyup da bu başlıktaki anlamı çıkaran varsa... ne desem bilemedim. başta ailesi olmak üzere eğitiminde yer almış herkesi ağız dolusu tebrik(!) etmek gerek.
tanım: bir konuşmada yer alan kelimelerden toplama oluşturulan cümle. zeki halkımız bunları yemez.starbucks
20
frappuccino'sunu çok özlediğim ancak 3 yıldır uğramadığım kahveci.
"hayatımızın her alanında varlar, boykot işi çok saçma" diyenler de var elbet. kaçabildiğimden kaçıyorum işte; starbucks'ta frape içmezsem ölmem herhalde.
istanbuldaki bütün kahve zincirlerinde frape içtim ama hiçbiri beni starbucks'ınki kadar mutlu etmedi malesef. üzülüyor insan.sinemia
20
üyelik ücretleri websitesinde mevcut.
yanlış bilmiyorsam 3 ay ve üzeri üyelik alımlarında her gün için 1 film izlenebiliyor. ayrıca sinemia bazen özel günlerde fiyatları yarıyarıya da indirebiliyormuş, hiç rastlamadım. ben batman v superman filmi yüzü suyu hürmetine yaptıkları "6 ay alana 2 ay da bizden" kampanyasıyla aldım.
ilk aldığımda "param boşa mı gidecek acaba" korkusunu yaşamadım değil. ama şimdi benim için sinemaya gitmek keyfe dönüştü, haftaiçi neredeyse her gün iş çıkışı sinemaya gidiyorum. iş günümün iyi geçmesini de sağlıyor çıkışta sinemaya gideceğimi bilmek. mesela bu haftaiçi beşte beş yaptım, firmayı iflas ettirebilirim.
kartınızı aldıktan sonra üyeliğinizi aktifleştiriyorsunuz. kartı üyeliğinize bağladıktan sonra mobil uygulamasını telefonunuza indirip üyeliğinizle giriş yapıyorsunuz. kartı onaylatmadan mobil uygulamaya giriş yapılmıyor.
mobil uygulama, kartı başkalarının kullanmasını engelleyen bir güvenlik önlemi aslında. her bilet alacağınız vakit mobil uygulamadan check-in yapmak zorundasınız. eğer check-in yapmadan kartla bilet alırsanız üyeliğiniz iptal ediliyor. yani kartınızı birine verecekseniz, telefonunuzu da vermeniz gerekiyor çünkü üyeliğinizi başka insanlar kendi telefonlarında açtıkları vakit uygulama bunu anlıyor ve ayda telefon değiştirme hakkınız yanılmıyorsam üç. üç kezden fazla başka bir telefonda üyeliğiniz kullanıldığında, üyeliğiniz yine iptal ediliyor.
uygulamadan check-in yaptıktan sonra, gittiğiniz sinemaya bağlı olarak, ya uygulama size bir davetiye kodu veriyor ve siz bunu görevliye söyleyerek biletinizi alıyorsunuz ya da "kartınızla biletinizi alın" uyarısı veriyor ve siz kartı herhangi bir kredi kartıymış gibi kullanarak biletinizi alıyorsunuz. birkaç kez denediğim için cinemaximum'larda davetiye kodu verdiğini, cine time'larda ise kartla al uyarısı verdiğini biliyorum.
üyeliğimi başlatalı on gün oldu ve ben yedi filme gittim. hiçbirinde bir sorun yaşamadım. insanlar kartla alakalı çok fazla sorun yaşıyorlarmış, ben de bir sorunla karşılaşırsam çok üzülürüm.
sonuç olarak, ayda en az altı kez sinemaya gitmeyecekseniz satın almak mantıklı değil. ama daha fazla giderim diyorsanız, kesinlikle alınır.turgut özakman
20
birkaç kez başlayıp daha başlarındayken bıraktığım nadir kitaplardan biri olan (gbkz:şu çılgın türkler)'in yazarı.london has fallen
20
kod adı londra adıyla türkiye'de vizyonda olan film.
"amerika harika, amerika muhteşem, amerika'nın düşmanları iğrenç pislik ve ahlaksız, amerika hep haklı, amerika ne yaparsa vardır bir hikmeti, doğu insanı ise kötü, onlar sadece kafa kesmeyi bilir" mesajları veren bir filmdi.
yukarıdaki mesajlara kafa yoramayacak kadar yorgunken izlediğim için bence keyifli bi aksiyon filmiydi; klişeyle dolu olmasına rağmen.
başroldeki adamı da severim. adını hep unutuyorum. (gbkz:gerard butler). (gbkz:google) sağolsun.emeğiniz emanetimizdir
20
(gbkz:ösym)'nin sınavlarda 80 tl karşılığı verdiği kalemlere yazdığı sloganı. az dalga konusu olmadı ilk zamanlarda.10 cloverfield lane
20
bir adam ve bir kadının, bir sığınakta, bir psikomanyakla başbaşa kalmalarını konu alan film. geçtiğimiz hafta vizyona girdi. bir yerlerden okuduğuma göre cloverfield serisiyle bir alakası yokmuş sadece onun ekmeğini yemek için isim benzetmişler.
(spoiler:sonunda uzaylıya bağlıyorlar işte. dünyamızı ele geçiriyorlarmış da falan. devamı gelecek sanırım, öyle bitti.)29 mart 2016 abd'deki tayyip erdoğan protestosu
21
kafası kolu ayrı oynayan birkaç insanın, ülkem cumhurbaşkanına "terörist" diyerek yaptıkları protestodur. normal değildir. kaldı ki bile isteye, sırf müslümanları terörist göstermek amacıyla kendi vatandaşlarının ikiz kulelerde yanarak yahut binadan atlayarak can vermesine sebep olmuş bir amerika'nın vatandaşından bahsediyoruz. peh. terörse, kralını kendi ülkesinde aramalı. nitekim dünyada terörü destekleyen ve bundan çıkar sağlayanlar hepimizin malumu ki erdoğan ve dahi türkiye'yi terör destekçisi olmakla itham edenlerdir. kimdi o avrupalı milletvekili "avrupa terörist arıyorsa önce kendisine bakmalı." diyen? yürekli insanmış.
kol kırılır yen içinde kalır. uluslararası platformda protesto edilen, hakarete uğrayan yahut küçük düşürülen şey erdoğan'ın şahsı değil türkiye'dir. milli duygularımızı bu kadar kaybetmemeliydik.gece yarısı elektrikli süpürge çalıştırmak
20
aile apartmanında oturmanın iki üç avantajından biridir.
bizim evde gece yarısı kırılan bardakların haddi hesabı yok. mutfakta su sebili var. her su içen bardağını sebilin üstüne bırakıyor. sebilin üstü bardak doluyor tabi. bir de mutfağın ışığı tam sebilin üstünden açılıyor. o yüzden gece vakti uyanıp su içmeye mutfağa giden kişi ışığı açmak için uzandığında sebilin üzerindeki bardakları deviriyor. sürekli başımıza geliyor bu olay. gecenin üçünde bile süpürge çalıştırdığımız olur o yüzden, hem de bayağı eski model gürültülü olanlarından. böyle düşününce, bizi başka insanlar çekmezdi apartmandan atılırdık vallahi.topuklu ayakkabı giyen sınav gözetmeni
20
yine sınav gözetmeni için görev kartında bulunulan uyarı listesinde "sınav bitimine 15 dk kala adayları sözlü, işitme engelli olanları ise yazılı bir biçimde uyarın" şeklinde bir açıklama yer almasından mütevellit, topuklu giydiği için yanlış yapan ancak sınav bitimine doğru uyararak doğru yapan gözetmen olur kendisi.kızıl saç
20
orijinali (bence) çok da güzel olmayan saç rengi. kızıl gibi değil böyle turuncumsu kahverengimsi bir acayip, tuhaf bir renk o.
ama boya olan kızıl muhteşem.filinta
20
2. sezonu "filinta - bin yılın şafağında" adıyla trt 1'de devam etmekte olan osmanlı polisiyesi.
son bölümünde sultan abdülaziz devri kapanmış, 5. murad devri başlamıştır.
her ne kadar olaylar kurgu olsa da, temeli gerçek. mesela sultan abdülaziz. gerçekten tahttan indirildi, gerçekten öldürüldü. çok üzülüyorum böyle düşününce. çok şeyler yaşandı, çok insanlar katledildi o saraylarda. üzücü.pazartesi sendromu
20
özellikle iki haftalık tatil sonrasındaki ilk pazartesi kendisini şiddetli olarak hissettiren.
ben her iş günü için sendrom yaşıyorum, o ayrı.volkswagen transporter
20
türkiye'de satılanların arka kapıları yukarı doğru açılır ki bu bir ticari araç için yapılmaması gereken bir hatadır. çünkü ağır bir şeyi, iş makineleri ile kaldırarak transporter'a yüklemek istediğinizde yukarı doğru açılan kapısı buna engel olur.
iki yana açılan arka kapı için ise özel sipariş vermek ve en az iki ay fazladan beklemek durumundasınız. zaten millet vw araçlarını bekleye bekleye çürüdü.mutlu anlar ajandası
20
365 sayfaya sahip ve her sayfası beşe bölünmüş ajanda. normal ajandadan farkı ise bu ajanda 5 yıllık.
şöyle ki, 1 ocak gününe ayrılan sayfanın en üstteki bölümüne yazmaya başlıyorsunuz. toplam 4 satırlık yeriniz var. o güne dair mutlu anlarınızı yazıyorsunuz. sayfanın geri kalanı boş kalıyor. 2 ocak için öteki sayfaya geçiyorsunuz. diyelim ki 2016 için bütün ajandanın her sayfasının ilk bölümüne mutlu anlarınızı yazdınız. 2017'de ajandanın ilk sayfasına geri dönüyorsunuz ve 2016 ocak 1 günü yazdıklarınızın altındaki bölüme 2017 ocak 1'de yaşadığınız mutlu anları yazıyorsunuz. böylece aynı sayfada 5 yılın 1 ocak günleri yaşadığınız mutlu anlar yer alıyor.
tam kız işi evet. günlük tutmayı seven ama üşenen benim gibi tembel insanlar için iyi fikir. sevdim şahsen.ihl sözlük
20
ekşi'de azınlık olan muhafazakar kesimin kendi mekanını açma girişimiydi. ya da ben böyle biliyorum, çok da emin değilim.
benim ilk sözlük deneyimimdi. üniversiteden bir arkadaşın binbir ısrarına tam bir yıl sonra ikna olup üye olmuştum. sonradan sevdim. güzel insanlar tanıdım. bazılarının izini kaybettim. bazılarıyla hala görüşüyoruz. o yüzden severim ihlsözlük'ü. yok olmasaydı iyiydi.
bir de ihlsözlük'te haruka nickli elemanın duruşuna ve uslubuna hastaydım. aykırı bir tip olduğu için insanlarla çokça tartışmış ve artık sıkıldığını söyleyip uzuuun da bir yazı yazarak sözlükten ayrılmıştı. bir daha da izine rastlamadım ama beni ihlsözlükten soğutan onun gidişi oldu, öyle de severek takip ederdim.
ihlsözlük iyi yazarları küstürmekte çok başarılıydı malesef.aliexpress
20
türkiye'de 15-20 lira arası satılan ıvır zıvır her şeyi 0.50 cent ile 2 dolar arası bulabileceğiniz, milyonlarca ürün barındıran site. iki kötü yanı vardır; ilki siparişin gelmesini ortalama 20 gün beklemek gerekir. ikinci ve daha vahim olanı ise bağımlılık yapar. ürün elinize gelmediği taktirde -türkiye sınırları içerisinde çok fazla kayboluyor bu ürünler niyeyse- para iadesi alabilmek ise güzel yanıdır.titanic
20
başrollerini leonardo dicaprio ve kate winslet'in paylaştığı film.
her yıl muhakkak bir kez izlemeyi ritüel haline getirdim. her seferinde de aynı heyecanla izliyorum. her seferinde de sonunda çok üzülüyorum.
benim için muhakkak izlenmesi gereken filmlerden biridir. diğerleri:
(bkz:kill bill)
(bkz:the matrix)jean-christophe grange
20
aslen gazetecidir. 1994 yılında yayınlanan "leyleklerin uçuşu" adlı ilk kitabını da gazete için yaptığı bir araştırmadan esinlenerek yazmıştır.
türkiye'yi çok sever ve istanbul'a sıkça gelir. hatta (gbkz:kurtlar imparatorluğu) adlı kitabı türkiye ile alakalıdır ve türkiye'de geçen bölümleri vardır.
istanbul'da birkaç imza günü olmuştur. imza olayını hiç anlamasam dahi bu adamın bir imza gününe katılmadığım/katılamadığım için pişmanım. bir kez daha gelirse gitmeyi düşünüyorum.jan valjan
20
sözlük hususunda şevkimi arttıran muhteşem yazar. (:iyi ki doğdun
20
(gbkz:doğum günü çocuğu)na whatsapp, facebook gibi yerlerden yazılan cümle.günde 6 saat ders çalışan adam
21
hep "çalışan kazanır" cümlesinin muhatabı olarak görülen ancak belki de hiçbir zaman istediği yere ulaşamayacak adamdır. kapasite yoktur belki ?
"zeki ama çalışmıyor" tipi insanın tersi de olabilir nihayetinde.volkswagen caddy
20
bu ara mecburen kullanmakta olduğum 2007 modelinin "nooolur artık beni sürmeyin, yalvarırım hurdaya atın beni" diye inim inim inlediği araç. her yerinden ses geliyor, neresine dokunsan elinde kalıyor falan. geçen gün düşen tamponunu diz altı kadın çorabıyla tutturduk mesela. kapıları kilitleyen tuşu içeri kaçtığı için uzun zamandır kendisine erişilemiyor. havalandırma düğmesini ters bağlamışlar, bilmeyen biri çalıştırsa, elini havalandırmaya tutup hava gelmediğini görüp "yahu bu klima niye soğutmuyor" der; halbusem o sırada klima ayaklarına üflüyordur..
yalnız kabul ediyorum, biz hor kullandık. 5 yıl iş arabasıydı zaten, ne yükler kaldırdı, ne yollar tepti. İki acemi, onun sayesinde araba kullanmayı öğrendi ki biri benim. bir ton kaza atlattı, kaç bin kez tamire gitti bilmem. hatta tavanını bile ezmeyi başardım, alçak bir park alanına zorla park etmek isteyince. bu yüzden sadece 9 yaşındaki bu araba bu kadar yaşlandı, elden ayaktan düştü. eminim ki insan gibi kullanıldığında uzun yıllar sahibine güzel güzel hizmet edecektir.
yolcu koltuğundaysam evet caddy çok rahat ve ferah bir araçtır. minik otomobillere, sedanlara falan bin basar. ancak sürücü koltuğundaysam caddy i tercih etmezdim. nihayetinde ticari. öyle konforlu olsun falan diye tasarlanmamış. kol yaslama şeysi bile yok, kolum yoruluyor. (: tabi bir de en önemlisi masaj yapmayan sürücü koltuğuna aşina değiliz. *:hahaha*cersei lannister
20
lannister ikizlerinin kız olanı.
okuduğum yüzlerce kitaptaki yüzlerce kötü karakter arasından acılar içinde ölmesini dilediğim tek kötü karakterdir. yani öyle nefret öyle lanet bir kötü karakterdir. ki bence bir kitap karakterine bu denli nefret hissedilmesini sağlayabilmek de yazarın başarısını gösterir. bu açıdan george martin'i tebrik ediyorum. ölmeden şu seriyi bitirirse de çok memnun olacağım. bir de o kadar iyi karakteri tek tek öldürüp bu şirreti neden hala öldürmüyor onu anlamış değilim. sempatisi varsa demek cersei'ye..lord voldemort
20
harry potter serisinin, kendisinden herkesin korktuğu en kötü karakteri.
asıl adı tom marvolo riddle'dır ama asil kana sahip olmayan (yani safkan büyücü olmayan) babasının pis soyadını kullanmak istemediği için, "tom marvolo riddle" olan ismindeki harflerin yerlerini değiştirerek "i am lord voldemort" cümlesini türetmiş ve bu ismi almıştır.
harry potter'ın 5. filminden itibaren ralph fiennes tarafından canlandırılmıştır. ancak film serisi boyunca toplam dört ayrı oyuncuyu kısa da olsa lord voldemort olarak görürüz.
çok sevdiğim bir serinin kötü karakteri olması hasebiyle, bence en iyi kötü karakterlerden biridir. en iyi kötü karakterlerin bir diğeri ise (gbkz:cersei lannister)'dır ki sürüne sürüne ölür umarım. (:düzeltilen buglar
20
sol frame'in kendine ait aşağı kaydırma hedesi olmalı.
sol frame'de bir başlığa tıkladığımızda o başlık ana sayfada açılırken sol frame en başa dönmemeli, başlığı tıkladığımız yerde kalmalı.muhatap kelimesini çift t ile yazan muhafazakar
20
arapça düşününce hangi konuda muhafazakar olduğuyla ilgili olarak değişse bile, muhafazakar kelimesi türkçe kullanımda anlam daralmasına uğrayıp sadece "müslüman" kesimi tanımladığı için, olsa olsa kelime blgisi çok iyi olmayan bir muhafazakardır. sonuçta muhafazakardır.
değil yerine (gbkz:deyil) yazan bir türk toplumu varken çok da gözüme batmayandır açıkçası.golden rose
20
bir türk kozmetik markası.
ben lisedeyken "bir milyoncu" denilen dükkanlarda satılırdı. kötü ambalajlama, kötü kalite, ucuz fiyat. şimdilerde kendilerini geliştirmiş görünüyorlar. ambalajlama iyileşti, bazı ürünlerinde kalite arttı, popülerleşti ve tabi ki fiyatları uçtu. lise zamanlarımda da kendisini sevmediğim için hala sevmediğim bir markadır, yargılarımı kolay kolay kıramıyorum.
ayrıca altın gül nedir ya ? çok arabesk değil mi ?kurutmalı çamaşır makinesi
20
sadece kurutma makinesi olanlara göre daha kısa ömürlü çamaşır makinesidir.
özellikle kışın, yağmurun çamurun bol olduğu günlerde hayat kurtarıcısıdır lakin dezavantajları daha fazladır. mesela elektrik faturasında bariz bir artışa sebep olur. ek olarak, yıkanan her tür ürün bu makinelerde kurutulamaz. örneğin hırkaları çamaşır makinesinde yıkayabilirsiniz ancak kurutmaya kalktığınızda hırkada delikler açacaktır; tecrübeyle sabittir.
sonuç olarak kırk yılda bir kullanacağınız makinedir.barış akarsu
20
kaderi (gbkz:kerim tekin)'inkine benzetilen şarkıcı.furkân
20
"hak ile batılı ayıran" anlamına gelen arapça kelime. Kur'an-ı Kerim'in adlarından biridir aynı zamanda.battaniye
20
kaşındırır. bir (gbkz:yorgan) değildir, olamaz.ağaç
20
oksijen üreticisi. toprak kayması engelleyicisi. salıncak askısı. kağıt hammaddesi. kalem gövdesi. kuş yuvası. ve daha nicesi. bir de daha çoğuna ihtiyacımız olduğu halde git gide azalan, yok edilen..pijama
20
en rahat giysi türüdür. sadece uyurken giyilebiliyor olması çok üzücü.michael c. hall
20
dexter dizisinde dexter karakterini canlandıran oyuncu. dizide kızkardeşi rolünde olan (gbkz:jennifer carpenter) ile evlenmiş ancak "şiddetli geçimsizlikten"*: bunu ben sallıyorum* boşanmıştır.prison break
20
hapisten kaçış temalı dizi. toplam 4 sezon ve 1 filmden oluşur.
sanıyorum ki hiçbir yabancı dizi prison break kadar güzel ve etkileyici olamayacak. beni bu diziye başlatan arkadaşa selamlar.yüzyüzeyken konuşuruz
10
Daha bu yıl keşfettiğim, çok hoş şarkıları olan grup.
(gbkz:Ne farkeder), (gbkz:ölsem yeridir), (gbkz:ateş edecek misin) ve (gbkz:esen) isimli şarkılarını tekrarda dinliyorum bi süredir.the neon demon
10
geçen yıl vizyona girmiş bir gerilim/korku -tartışılır- filmi.
bu film vizyona girdiğinde vizyonda güzel filmler mi vardı da sıra gelmedi yoksa seansı mı hiç uymadı bana bilmiyorum ama vizyondayken izleyemedim. yine de aklımın bi köşesinde kalmış. bugün malum sitelerden birinde görünce izleyeyim bari diyerek açtım.
ben model olmak için güzellikte rekabet eden kızlar bekliyorum. bi yandan da düşünüyorum "neden film korku/gerilim olarak sınıflandırılmış?" diye. model olmak isteyen güzel kızlar var işte, neresinden korku çıkabilir ki ? çıkmamış zaten. korku yok, gerilim ise midenizde meydana gelen kusma hissinin sonucu. tek kelimeyle iğrenç bir film. boşuna gitmiş iki saat. izlemeyin izletmeyin. hatta açık açık spoiler vermek istiyorum kimseler izlemesin diye. o kadar saçma, o kadar tiksinç bir film.
(spoiler:
yau arkadaş, güzel diye bi kız öldürülür mü? hadi öldürdün, kanıyla yıkanılır mı? hadi onu da yaptın ulan ölü kızı niye yiyorsun pis midesiz! kızın gözünü yemiş yaa, midesi sindiremedi tabi, "mavi göz" kustu filmin sonunda. senaryo sadece absürt değil tiksinç de. nekrofili sahnelere hiç girmiyorum. iğrenç. )moonlight
10
geçtiğimiz haftalarda vizyona giren (gbkz:oscar) adayı film. bir siyahinin çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinden bahseden bir film diyebilirim sadece konusu için.
sıkıcı değildi ama akıcı da değildi. zaman kaybı olarak görmesem de başkalarına tavsiye edeceğim bir film de değil.
(spoiler:eşcinselliği konu alan filmlerden her zaman uzak durmuşumdur.*:evet homofobiğim.* bu filmde eşcinselliğin işlendiğini bilseydim izlemezdim. özellikle filmin ikinci yarısı çok irrite ediciydi bence. ama bunun ötesinde "yalnızlık" teması beni etkiledi. filmi zaman kaybı olarak görmememin sebebi de buydu sanırım. )kill bill
10
iki bölümü de muhteşem olan, ne zaman televizyonda görsem -kaçıncı dakikasında gördüğüm önemsiz- oturup sonuna kadar izlediğim nadir filmlerden biri. şimdiye dek zilyon kez izlemiş olabilirim, yine görsem yine izlerim.
özellikle (gbkz:pai mei), (gbkz:o-ren ishii) ve tabi ki (gbkz:five point palm exploding heart technique) sahnelerini heyecanla izliyorum her seferinde.
uzun zaman olmuş izlemeyeli, özledim bak şimdi.chado
10
farklı ülkelerin, farklı kültürlerin çaylarını deneme fırsatı sunan bir marka.
kurutulduktan sonra süt buharına tutulan oolong çayı; tarçın, zencefil, kakule ve karanfille karıştırılmış siyah çay; bir beyaz çay çeşidi olan silver needle ya da beyaz earl grey çayını bulabileceğiniz, geniş bir ürün yelpazesine sahip chado.
ürünler genelde 50 gramlık kutularda satılıyor ve fiyatlar 15 tl ile 50 tl arası değişiyor.
bu markanın honey bush isimli çayına bayıldım. adından da anlaşılacağı üzere bal tadı alıyorsunuz içerken. demlemeden önce kokusu çok kötü olsa da, demledikten sonra o koku kalmıyor ve aldığınız her yudumda hafiften bir bal tadı hissediyorsunuz, halbuki içinde bal falan yok. deneyin.melez tea
10
farklı bitkileri karıştırarak değişik çaylar oluşturan bir marka.
oluşturdukları çayın insana ne hissettirdiğiyle alakalı isimler veriyorlar çaylara. mesela bir "happy tea" üretmişler, insan içince mutluluğu hissediyormuş. ben hissetmedim ama fena değil tadı açıkçası. tadını en beğendiğim karışımlarının adı ise "indulge tea" -indulge şımartmak demekmiş, bu çayla birlikte öğrendim- vanilya aromalı ve kadife çiçeğiyle karıştırılmış kırmızı rooibos çayı bu, gerçekten güzel. bir de "beauty tea" var beğendiğim, yasemin ve gül yapraklarıyla harmanlanmış beyaz çay bu, yumuşak içimli, hoş kokulu, keyifli bir çay.
her çayları için, insanda oluşturmayı istedikleri duygulara yönelik müzikler de derleyip spotify listesi yapmışlar. hiç dinlemedim ama güzel bir düşünce bence.
şimdi gelelim asıl noktaya; çok pahalılar. fiyatlarına değecek güzellikte olduklarını düşünmüyorum. tamam beauty ve indulge olanlarını beğendim lakin 50 gramlık çaya 35 tl fiyat biçmişler. "o paraya 2 kilo çaykur rize çayı alınır" diye düşünüyor türk insanı haliyle.
değişik çaylara meraklıysanız deneyebilirsiniz ancak benim bildiğimiz siyah çay ve poşet yeşil çaylar dışında denediğim ilk farklı çay markası olduğu için benim deneyimime ne kadar güvenilir onu da düşünmek lazım. okuduğum yorumlarda da değişik çaylar deneme konusunda uzmanlaşmış insanların çok da bayılmadığı bir marka olduğunu görüyorum nitekim.cuma namazı dolayısıyla internet sitemiz kapalıdır
11
alnından öpülesi insanların internet sitelerine yerleştireceği uyarıdır.
cuma vakti, namaz kılınması gereken o an, alışveriş yapmak haramdır. bu ayetle sabittir. (bkz:cuma suresi 9. ayet)
dolayısıyla internet üzerinden de olsa orası bir alışveriş sitesiyse ve cuma namazı vakti de birilerinin alışveriş yapmasına olanak tanıyorsa bu ayete aykırı hareket etmiş olur.
kimsenin cuma vaktinin önemine dikkat etmediği bir dönemde böyle bir uygulama yapan insanlar varsa hala bir umudumuz var demektir. boşuna ecdad demiyoruz.house m.d.
10
yazılmış en mükemmel dizi karakterlerinden biri olan (gbkz:gregory house) merkezli dizidir.
karakter iyidir iyi olmasına da, tabi ki oyuncu seçimi de müthiştir. (gbkz:hugh laurie) house karakteriyle özdeşleşmiştir. "bu karakteri başka kim oynayabilirdi?" sorusuna cevap veremeyeceğim gibi, hugh laurie için de başka karakter düşünemiyorum malesef. başka bir dizide görsem garipserim, izleyemem. ki başka bir dizide oynuyor olması lazım, öyle hatırlıyorum.
izleyin, izletin.la la land
10
bu kadar övgüyü haketmeyen bir film.
etkileyici değil yahu, nasıl bu kadar ünlü oldu anlamadım. müzikal severim, sorunu müzikal olması değil yani. bu film izleyiciyi içine çekmiyor malesef.ayşe çoban
10
dün doğumgünüsü olan vatandaş.
üniversitede aynı sınıftaydık ama kırk yılda bir konuşurduk, daha doğrusu o konuşurdu, bana pek fırsat vermezdi (hala öyle). ayşe denince 4 yıllık üniversiteden aklımda kalan tek olay ise şudur: final haftasındayız, önemli ve zor bi dersin sınavına girmemize 15 dakika falan var, ayakta bekliyor ve bilgilerimizi gözden geçirip son tekrar yapıyoruz, günlerden 8 0cak. işte o an ayşe girdi kapıdan, yanımıza geldi, bi beş dakika falan durup etrafını izledi sonra da dedi ki "ay bugün benim doğumgünüm yaaaaa sınava mınava giremem ben gezmeye gidiyorum". üniversite hayatımın ilk şokunu o an yaşadım. benim için sınavlar hastalıktan ölsen dahi, iki elin kanda olsa bile girmen ve geçmen gereken şeylerdi üniversitede. büte sınavım kalacak diye korkudan ölürdüm, ki kalmadı da. "buraya kadar gelmişsin sınava gir de öyle git" dediysek de dinletemedik, işte bu kız sırf canı o an sınava girmek istemedi diye, sırf doğumgünüsü diye, gözlerimizin önünde çekti gitti. biz de sınava girdik. :)
mezun olduk, kpss'ye girdik, atandık, birbirimize hangi okula atandığımızı sorduk ve o zaman öğrendik ki aynı okula atanmışız. 4 yıl sınıf arkadaşlığından sonra 2 yıl da meslektaş olarak her gün çektim ben bu kızı. yetmedi, aynı anda aynı okulda yüksek lisansa da başladık, hem çalıştığımız okulda hem de üniversitede yine birlikteydik. çalıştığım okulu değiştirdim de biraz nefes alabildim, gerçi yine de düşmedi yakamdan.
şaka bi tarafa hayatımda tanıdığım en farklı, en tuhaf, en doğal, en delidolu insanlardan biridir. herkesin hayatına bi tane lazım bizim ayşe gibi. iyi ki doğmuş.sağlık personeline küfür etmek
10
malesef artık garip gelmeyen.
ben, tüm öğrencilerinin önünde öğretmene küfreden ve üstüne yürüyen veliler gördüm. onlar ve onların büyüttükleri çocuklar elbet bir yerlerde sağlık personeline de küfrediyordur. çünkü neden olmasın ?
nasıl bir zamanda yaşıyoruz, anlayamıyorum bazen.görevlendirme müdür yardımcılığı
10
müdür yardımcısı açığı olan okullara, kadrolu müdür yardımcısı atanana kadar geçici olarak müdür yardımcısı görevlendirme hedesi.
ilk olarak 6 ay süreyle gelen kişi, görevlendirme süresi içinde kadrolu müdür yardımcısı atandığı takdirde öğretmenliğe geri döner; süresi bittiği halde kadrolu müdür yardımcısı gelmediyse de müdürünün tekrar tavsiyesiyle görevlendirme uzatması alarak yardımcılık görevine devam eder. bu süre içinde kadrosu öğretmenlik yaptığı kurumda kalır.i̇stanbul'da kar yağışı
10
"yarın okul tatil mi?" sorusunu akıllara getiren. olsun çünkü lütfen.
sarıyer'den bildiriyorum: kar mar yok. elektrik kesintisi de yok. sıradan bir kış günü. tatil ümitlerim tükendi.*: üzgün gülümseme burada*bağcılara esir olduk
10
oğuzhan koç'un "bulutlara esir olduk" şarkısnın parodisi.
çok hoş olmuş bence. severim böyle şeyleri.allied
10
geçtiğimiz haftalarda müttefik ismiyle vizyona giren film. başrollerinde (gbkz:brad pitt) ve (gbkz:marion cotillard) var. marion cotillard'ı severim zaten. çok asil bi duruşu var. bu filmde yüzü biraz çirkinleşmiş gelse de gözüme, güzel kadın.
2016 yılında çıkan filmler arasında en iyilerden biriydi bence.
eşi başka bir ülkenin ajanı olmakla suçlanan bir askeri konu alıyor film. konu klişe evet ama ben beğendim. angelina ile brad'in vurdulu kırdılı ajan filmi gibi değil -ki onu da sevmiştim, severim ben ajanlı filmleri. daha sakin, daha duygusal. daha güzel.
(spoiler:evet kadının bilgi taşıma gerekçesi çok saçmaydı. tehditleri adama söyleyeydi her şey halledilebilirdi. neyse o kadar kusuru da görmezden gelelim.)kan gölü
10
bir (gbkz:tess gerritsen) romanı.the fall
10
3 sezonluk bir polisiye gerilim dizisi. her sezon 10 bölüm yanılmıyorsam. 3. sezonu bu yıl yayınlandı, ben henüz bitirmedim ama sanırım final yapmış dizi.
ilk iki sezonunu kaliteli buldum. biraz ağır, ama iyi iş çıkarmışlar. üçüncü sezona yeni başladım, finali izlediğimde editlerim muhtemelen.
başrolde (gbkz:jamie dornan) var ki benim bu diziye başlama sebebimdir kendisi. kadın başrol ise gillian anderson. karizmatik bir kadın, karizmatik bir karakteri canlandırıyor. gerçi yine de itici buluyorum, orası ayrı.
izlenir.ups
10
kargo şirketleri arasında en iyi bulduğum ne yazık ki. sizi evde bulamamazlık yapmazlar, kafalarına göre pakedinizi dağıtıma çıkartmamazlık yapmazlar, kargonuz vaktinde elinize ulaşır, hem de dağıtımdaki aracı harita üzerinden izleyebilirsiniz, daha ne olsun ?
amerika'dan aldığım şeyleri ups 3. gün bana teslim ediyor. kara bela yurtiçi kargo ise il içi pakedi 3 günde getiremiyor. o yüzden ups kullanan firmaları daha bi seviyorum.22 aralık 2016 ışid'in 2 türk askerini yakması
10
vahşettir. gerçek olduğunu düşünmek istemiyorum, içim kaldırmıyor bunu.
Allah adını vererek yaptıkları katliama inanamıyorum. Allah hepsini kahretsin. sadece öteki dünyada değil, bu dünyada da yaşattıkları acıları çeksinler, sürünerek gebersin hepsi. bu oluşuma dahil olan, destek veren hiçbiri için "hümanistlik" hissetmiyorum içimde, hepsi en acı şekilde ölümü ve sonra ebedi azabı hakeden şerefsizler. Allah o günleri bize göstersin.
ürdünlü pilotu da yakarak infaz etmişlerdi ve ben o videoyu izleme gafletinde bulunmuştum. ben kahrolmuştum izlerken, o adamın annesi de acısına dayanamayıp iki gün sonra ölmüştü zaten, yürek dayanır şey değil çünkü.
şimdi aynısı benim kanımdan canımdan olan askerime, hem de benden yaşça küçük olan, daha benim kadar bile yaşayıp bu hayatı görmemiş insanlara mı yapıldı ? kaldıramıyorum. dünden beri "birileri çıkıp yalan der inşallah, böyle bir şey olmamıştır inşallah" diye dua ediyorum. bu olay hakkındaki yazıları okumuyorum, görmezden gelmeye çalışıyorum, sanki ben görmezsem böyle bir şey yaşanmamış olacakmış gibi.. videoyu izlemedim, izleyemem de. ben bununla yüzleşecek kadar güçlü değilim.florence
10
bugün vizyona giren biyografik dram-komedi filmi.
başrolde (gbkz:meryl streep) olmasaydı, şu an vizyonda olan filmler arasında ilk izleyeceğim film bu olmazdı eminim. ama bu kadının oyunculuğunu seviyorum, yapacak bir şey yok. filmde (gbkz:hugh grant)'ı da görüyoruz bu arada, adam bayağı yaşlanmış yaaahu.
opera sanatçısı olmak isteyen ama buna uygun sesi olmayan; işin kötü yanı sesinin kötü olduğunu da farketmeyen(gbkz:florence foster jenkins)'in hayatını anlatıyor bu film. bazen güldüm, bazen de gözüme toz kaçtı izlerken. bazı yerlerinde hafiften sıkılma duygusu geliyor, yalan yok. ama genel olarak keyifli bir film olduğunu söyleyebilirim. boş vaktiniz varsa ve sizi germeyecek, sakin ilerleyen bir film izlemek istiyorsanız ideal.erken kalkmak
10
çalışan insanın mecbur olduğu bi işkence türü.
hayatta en nefret ettiÄŸim ÅŸeylerden biridir. ikincisi de erken yatmak olabilir.
haftanın iki günü erken kalkıyorum bu yıl, o bile benim için fazla. 7'de uyanmam gerekiyor ve ben iki ayrı telefonda saati 6.30'a kurarak, 5 dakikada bir erteleyerek anca uyanabiliyorum. Allah sürekli erken kalkanlara güç kuvvet versin.
bir dizide bir adam vardı, diziyi de hatırlamıyorum karakteri de, diyordu ki "alarm nedir ya? insan kendi kendine uyanmalı. vücut ne zaman isterse o zaman." hayat daha güzel olmaz mıydı böyle olsa ?yirmilik diş
10
bazıları ağrılı bazıları ağrısız çıkan, genelde çabuk çürüyen ve hatta çürümesine fırsat verilmeden daha çıkma aşamasındayken çekilen zavallım diş.
sol üst ve alt yirmiliklerim bana hiç hissettirmeden çıktılar, bir sabah bir baktım ki orada bir diş var, ben de şaşırdım. ama ne yazık ki çabuk çürüdüler. diş doktorum çekmek için o tornavida gibi şeyi dişime yerleştirmişken "ben daha hazır değilim, çektirmeyeceğim" diyerek koltuktan kalktım çünkü seviyorum kendilerini. hemen de bağlanmışım. ağrısı sızısı da yok. ağrırsa çektiririz.
asıl sorunu sağ alttakiyle çekiyorum şu an. yeni çıkmaya başladı ama bir ağrı, bir acı.. off. işin kötüsü çıkan kısmı sağlıklı görünüyor, beyaz bir diş geliyor, nur topu gibi. fakat bu ne ağrı çözemedim ? sağ yanağımda, dişin çıktığı yerde beze gibi bir şey oluştu asıl ağrıyı o yapıyor. dişten kaynaklanıyordur herhalde diye düşünüyorum. ilk başta korktum acaba dişim yanağıma doğru mu çıkıyor diye ama yok gayet düzgün. çekecek ağrımız varmış ne yapalım.
niye bu kadar gereksiz detay verdim bilmem. konuşasım gelmiş.
