zeki müren
ölümünün 20. yılında*:24 eylül 2016*, rahmetle anılmaktadır, (gbkz:sanat güneşi). yokluğu kadar üzüldüğüm diğer bir nokta ise kendisini canlı olarak dinleyebilme şansını bulamamam.
iyi ki geçtin dünyadan
sahi, ya doğmasaydın...
ecem uzgör
büyük bir yanlış anlaşılmaya kurban gitmiş, türkiye güzeli seçilmeyen, türkiye'yi modellik yarışmasında temsil eden model.
denizatı
hayat çok garip.
pazartesi pazarından, yaklaşık 1 saat kadar önce, mezgit aldım. bunları şimdiden ayıklayıp, depolama niyetim vardı. işe başladım. çok değil, 5-6 dakika sonra elime garip bir şey geldi. o sırada odak noktam farklı bir yerde olduğu için, az kalsın kesiyordum. sonra şeklinin garipliği ile ona bakmam bir oldu.
hayat çok garip.
uzun yollar boyunca ölü bir şekilde geliyorsun, ölü bir şekilde para ettiğin için satılıyorsun ve başka bir eve geliyorsun; kendi evinden çok uzakta bir yere. ve sırf biyolojik bir iş için ayıklanıp, pişirilecek iken aslında olmaman gereken yerde olduğunu fark ediyor seni bulan. ve yemiyor seni, kurutmak amacıyla gök manzaralı balkona koyuyor.
hayat çok garip.
evinin maviliği ile bu mavilik çok benziyor. ama ne evin kadar rahat ne de sen bu rahatlığı yaşayacak kadar canlısın; göremiyor, yaşayamıyorsun elbette.
(gorsel:12388)
macbeth mutfakta
2015 ocak ayında izlediğim, 55 dakika tek perde şeklinde oynanan, shakespeare'in macbeth'inden uyarlanan tek kişilik bir obje tiyatrosu. hikaye mekanı mutfak olarak seçilmiş. çoğu insanın sevdiği ve herkesin tarifini bildiği bir yemek tarifi*:menemen* sırasında geçen bir oyun, karakterler ise mutfak eşyalarından oluşmakta. sıra dışı ve ilgi çekici bir oyun.
(gorsel:12346)
kızıl elma
(gbkz:cengiz aytmatov)'un sürükleyici ve akıcı kitabı. içerisinde çokça hikaye barındırıyor. bunlar kızıl elma, oğulla buluşma, beyaz yağmur, asker çocuğu, deve gözü. aralarından en sevdiğim ilk hikaye olan ve kitaba ismini veren kırmızı elma.
brave new world
(gbkz:cesur yeni dünya) üzerine emprovize musiki denemesi.
hamburg çıkışlı, kısa ömürlü, kısa ömürlü olmasına karşın asla yerinden sarsılmayacak bir albüm geride bırakan (gbkz:progresif rock) grubu. grubun bir araya gelme amacı (gbkz:aldous huxley)'nin cesur yeni dünyası için doğaçlama müzik yapmaktı. albümde yer yer kısık seste olsun normal seste olsun vokaller duyulurken genel olarak enstrümental bir albüm çalışması yapmışlar. 1972'de bu kaydı gerçekleştirdikten sonra grup dağıtıldı.
albümü dinlemek (link:1745,için).
(gorsel:12287)
distopya üçlemesi
(gbkz:james schneider)’ın 1993 yılında yaptığı kısa film. konu, amerika birleşik devleti tarafından, kendilerinin dünyanın kalanından ayrılmasına odaklanıyor. özellikle üçüncü bölümdeki "özel sektör" hapishaneleri ve amerika göçmenlik yasasının bu hapishenelerin "işletilmesiyle" ilgisi oldukça dikkat çekici.
bölüm (link:1739,1)
bölüm (link:1740,2)
bölüm (link:1741,3)
steinlen’in kedileri
19. yüzyıl kedi tasarımcıları ile ünlü bir yıl. posterler sokaklara asılır, çizim malzemesi olarak bolca kedi kullanılırdı. olay örgüleri ise gizemli ve oryantalist bir çizgide ilerlerken, çizimlerde kedi kullanılmasının sebebi, henüz farklı ve ilgi çekici şeyler keşfedilmediğinden olabilir.
(gbkz:alexandra steinlen), kedi çizimleri ile bu dönemde ön plandaydı. zamanında birçok ünlü dergiye illüstrasyon yollamış, halk tarafından az çok tanınan birisiydi.
steinlen’in kedileri, genellikle hareketlidir. ya kavga ediyorlardır ya da birazdan başlarını belaya sokacaklardır. haylazlık yapacak gibi dururlar. özellikle, çizgi roman gibi olan yapıtlarında bu durum sıklıkla görülür.
steinlen’in kült olmuş ve algılara yerleşmiş kedisi ise, paris’in avangart kabarelerinden le chat noir/kara kedi için yaptığı, aslınızı astarınızı biliyorum der gibi bakan kedisidir.
steinlen, toplumsal gidişattan rahatsızlığını yüksek sesle dile getiren biri olduğundan, yüzlerce çalışmasını takma isimle yayınlamıştır.
steinlen'in işlerine (link:1738,bakmak için).
(gorsel:12248)
(gorsel:12249)
(gorsel:12250)
miwa yanagi
hepimizin bildiği peri masallarından bazı anları korku ile besleyen fotoğraf sanatçısı. (gbkz:pamuk prenses), (gbkz:kırmızı başlıklı kız), (gbkz:uyuyan güzel) gibi eserler elinin altından geçmiş, farklı bir boyut kazanmış şekilde bize sunulmakta.
(gorsel:12243)
(gorsel:12244)
(gorsel:12245)
(gorsel:12246)
(gorsel:12247)
dresda
italya'nın cenova şehrinden kulaklarınıza ve oradan önce beyninize sonra kanınıza karışıp kalbinize kadar sıcaklık hissi uyandıran bir post rock grubu. 2005 yılından beri bu işin içerisindeler. isimleri ise (gbkz:kurt vonnegut)'un (gbkz:mezbaha no5) kitabından alınmış. müziklerini "çekilmemiş filmlerin sondtrack'leri" olduğunu söylemekteler.
ücretsiz dağıttıkları albümü (link:1737,şuradan) indirebilirsiniz.
(gorsel:12241)
(gorsel:12242)
max waldman
fotoğrafa odaklanlanmış birisi. 1919 ile 1981 yılları arasında hayatta kalmış, manhattan doğumlu. heykeltıraşlık eğitimi aldı, moda ve reklam fotoğrafçılığında kariyer edindi. 17th street sanat stüdyosunu kurdu ve istediği gibi bir fotoğrafçılığa başladı.
öncelikle arkadaşları olan marcel ve morris gibi sanatçıların fotoğrafını çekerken, 1971 yılında waldman on theater’ın yayınlanmasıyla, ödüller ve ün geldi. 1977 yılındaki waldman on dance ise, ticari başarısını katladı. çalışmaları sayısız kütüphane, sanat galerisi, sanat müzesinde sergilendi.
waldman’ın fotoÄŸraflarına “bakarken†ya da onları “izlerkenâ€, waldman’ı etkileyen klasik/rönesans dönemi sanatçıların, Goya’nın, Rembrandt’ın izlerini görüyoruz.
waldman shakespeare severmiş, görüntülediği dans ve tiyatro sahnelerindeki anlardan bunu anlıyoruz. babası, max waldman henüz sekiz yaşındayken öldüğünde, beş çocuğa bakmakta zorlanan annesi onları evlatlık verdi. waldman, belki dans edemediği çocukluğunun acısını çıkarmak üzere, tüyler ürpertici sahne anları yakaladı.*:fütüristika*
(gorsel:12239)
(gorsel:12240)
intihar eden yazarlar
(gbkz:arthur adamov) - aşırı dozda uyku hapı aldı
(gbkz:beÅŸir fuad) - bileklerini kesti
(gbkz:carlo michelstaedter) - silah ile kendini vurdu
(gbkz:guy debord) - silah ile kendini vurdu
(gbkz:martha gellhorn) - aşırı dozda ilaç aldı
(gbkz:heinrich von kleist) - silah ile kendini vurdu
(gbkz:ernest hemingway) - silah ile kendini vurdu
(gbkz:sâdık hidâyet) - gaz zehirlenmesi
(gbkz:kaan ince) - otel odasından atladı
(gbkz:sarah kane) - kendisini astı
(gbkz:metin kaçan) - boğaziçi köprüsü'nden atladı
(gbkz:osamu dazai) - suya atladı
(gbkz:cesare pavese) - aşırı doz uyku hapı aldı
(gbkz:virginia woolf) - suya atladı
(gbkz:stefan zweig) - eÅŸiyle birlikte intihar etti
...
hausu
1977 yılında yapılmış, (gbkz:nobuhiko obayashi) yönetmenliğinde bir korku filmi. hausu/house/ev anlamlarına gelmektedir. bu yıla kadar onlarca hatta yüzlerce korku filmi ve korku temasına aşina olmuş durumdayız, ancak bu film sayesinde yeryüzünde hala şaşırılabilecek şeyler olduğunu görebilmekteyiz.
konu oldukça sıradan, basit. bir grup kız arkadaşlar, büyük annelerinin eski evlerini ziyaret etmektedirler. ancak evde herkesin hayatını karartmaya kararlı bir iblis onları beklemekte.
gayet sıradan bir konu gibi dursa da, filmin sahnelerindeki görsellik, korku, komedi, sürrealizm ve yetmişlerin ruhuna uygun olarak görülen psychedelia öğeleri filmi renklendiriyor. bazı sahnelerde Dali ve Buñuel’in ünlü göz kesme sahnesinin aşıldığını bile söyleyebilirim.*:bir endülüs köpeği*
piyanonun yediği insanlar, süper kötü bir beyaz kedi, piyano çalan kesik parmaklar, bakire kızların dehşeti sırasında arkada çalan pop müzik...
(gorsel:12229)
2 eylül
fantastik edebiyatın*:high fantasy* demirbaşlarından (gbkz:j. r. r. tolkien)'in ölüm günü.*:2 eylül 1973*
stefan zweig
biyografi alanında dünyanın bir numaralı yazarlarındandır. (gbkz:tolstoy), (gbkz:dickens), (gbkz:goethe), (gbkz:nietzche) gibi ünlü yazarların biyografilerini yazmıştır. ikinci dünya savaşı sırasında, kendisinin ve dünyanın geleceği hakkında oldukça karamsar bir düşünceye sahip olması ve umutsuzluğu sebebiyle eşiyle birlikte intihar etmiştir.
anna kavan
ingiliz yazar.
(gbkz:kafkaesk) tarzında yazdığı kitaplar ile 20. yüzyıla iz bırakmayı başarabilmiş, tarzının ardılları içerisinde bir inci gibi parlamıştır. eserlerini usta çevirmen (gbkz:roza hakmen) çevirmiştir.
(gorsel:12221)
sicilya konuşmaları
italyan yazar (gbkz:elio vittorini)'nin, dilimize (gbkz:helikopter yayınları) aracılığıyla çevrilmiş kitabı. elime bu yayın evinden 3-4 sayfalık bir pasajı geçti. pasajı kısa bir süre içerisinde bitirdikten sonra, okuduğum diğer kitaplardan biraz daha basit bir üslup gördüm. bu basit üslup ile öyle şeyler anlatıyordı ki vittorini, okuyacaklarım listesine ekledim.
dünya büyük, dünya güzel ama çok canına okunmuş. herkes acı çekiyor, ama her insan kendisi için, canına okunan dünya için değil. bu yüzden de dünyanın canına okuyanların sonu gelmiyor...
robert musil
avusturya asıllı, alman edebiyatının en modern roman yazarı. eleştirmenlerce (gbkz:marcel proust), (gbkz:james joyce) gibi yazarlar kadar güçlü bir kalemi olduğu savunulmakta.
yannis ritsos
çağdaş yunan şairi.
birçok kez nobel edebiyat ödülüne aday gösterilmesine rağmen ödülü diğer yunan şairi elitis'e kaptırmıştır. şiirleri mitolojiden fırlamış ve genel olarak barış, özgürlük temalarına yoğunlaşmış haldedir.
birçok eseri cevat çapan tarafından çevrilmiştir. bütün eserleri ise varlık yayınları tarafından tek bir kitap altında toplanmıştır.
thanatos
(gbkz:eros)'un tam tersi ölüm içgüdüsüdür. yine eros gibi doğarken kazanılan bu istek, insanda kendine zarar verme, ölüm gibi isteklerin karşılığıdır. thanatos ile birlikte (gbkz:intihar), (gbkz:sadomazoşizm) gibi kavramlar açıklanabilmektedir.
eros
(gbkz:sigmund freud)'a göre insanın doğarken kazandığı iyilik ve yaşamını devam ettirebilmek için ihtiyaç duyduğu güç. (bkz: libido)
sigmund freud
oldukça sıra dışı teorileri vakti zamanında canı pahasına savunmuş, birçok görüşü toplum tarafından ahlak dışı bulunduğu için dönemin yetkilerince yakılmış, psikolojinin demirbaşı. özellikle insanların iyi ve kötü olma durumları ile öne sürdüğü teorileri dikkat çekicidir, freud'un. insanların doğduklarında sahip olduğunu söylediği (gbkz:eros) ve (gbkz:thanatos) sebebiyle, yaklaşık 6 yaşında kişiliklerin oturduğunu ve değişmediğini söylemiştir. bu bizim atasözlerimizden "yedisinde neyse, yetmişinde de o" sözüne benzemektedir. freud'a göre insanlar özlerinde kötüdür.
aylak adam
(gbkz:albert camus)'nun (gbkz:l'etranger) adlı romanına tema açısından benzerlik göstermektedir. ve sırf bu yüzden bazıları tarafından büyük roman sayılmamaktadır ama eleştirmenlerce hemfikir olunduğu üzere türk romanının en iyi on yapıtından bir kitaptır. türk edebiyatını avrupa edebiyatı seviyesine çıkartan kitapta diyebiliriz, aylak adam için.
apareka
3 kişilik bir grup olan (gbkz:Trio Mandili)'nin oldukça içten, melankolik ve aynı zamanda tebessüm ettirebilen harika bir şarkısı.
dinlemek isteyenler (link:1725,buradan) dinleyebilirler.
ek olarak birde heavy versiyonu bulunmakta, bu da pek bir güzel. onu ise (link:1724,buradan) dinleyebilirler.
anna karenina
kusursuz roman.
eleştirmenler tarafından her zaman keyifle okunabilecek ender yapıtlar arasına alınan eser, (gbkz:lev tolstoy) tarafından yazılmıştır. bildiğiniz gibi okurlar ve eleştirmenler sürekli farklı kutuplardadır. eleştirmenlerin beğendikleri, okurlar tarafından beğenilmez ve bu durumun tam tersi de mevcuttur. ama bu anna karenina için geçerli bir genelleme değildir. anne karenina bir istisnadır.
ulysses
birçok yapıta ilham kaynağı olan, (gbkz:james joyce)'un eseri.
tarihi isa'dan önce ve isa'dan sonra ya da milattan önce ve milattan sonra ayırıyorsak şu dünyada, aynı şekilde ulysses öncesi ve ulysses sonrası olarak ayırmamızda pek mümkün. ilham olduğu yapıtlar sadece yazı olarak değil çizim ve dinleti olarak da olmuştur. birçok ressam ve müzisyenin ilham perisinin onlara, eserlerini yapmadan önce okumalarını önerdiği bir yapıttır, ulysses.
hayvan çiftliği
(gbkz:sovyet devrimi)ne üstü kapalı eleştiriler içeren, (gbkz:george orwell)'ın diğer bir başyapıtı olan 1984'e nispeten kolay okunur ve anlaşılır romanı. kitapta yer alan her karakter o dönemdeki karakter, figür yahut topluluklardan alınmıştır. örnek olarak kartopu'nun troçki, napolyon'un stalin ve yaşlı mayor'un ise lenin ya da marx'ı temsil etmesi verilebilir.
mimesis
tam bir çevirisi olmamakla birlikte taklit, yansıtma, esinlenme anlamlarına gelen, antik yunan filozofu (gbkz:platon)'un ortaya attığı bir terim. mimesise örnek olarak edebiyatı söylemiştir, platon. edebiyatın insanları doğru yoldan çıkarabileceğini düşündüğü için ahlaki olmadığını ve bunun sebebinin gerçekçilikten söz edilemeyecek kadar taklit barındırmasına bağlamıştır.
duman
(gbkz:mavi), (gbkz:beyaz) ve (gbkz:siyah) renklerinin birleÅŸiminden oluÅŸturabilen renktir.
1 eylül
uluslararası başarılara sahip, modern resmin ve sürrealizmin temsilcisi ressam (gbkz:tiraje dikmen)'in ölüm günü.*:1 eylül 2014*
post mortem
ölü fotoğrafçılığı. ölen kişilerin eğer yaşarken herhangi bir fotoğrafı yoksa ya da aile tarafından ölen kişiden son olarak bir hatıra kalması için istenildiği zaman uygulanan fotoğrafçılık. kaynak olarak, ressamların çok eski tarihlerde rahipler öldükten sonra resimlerini çizmesine dayandırılmaktadır. insanların resim çizdirmek yerine fotoğraf çektirmeyi tercih etmelerinin sebebi, o dönemlerde daha popüler ve lüks olmasıdır.
post mortem genellikle aile bireyleriyle birlikte çekilmektedir. bu fotoğraflar üzerine çok yazıldı çizilmiştir; yazarlar, ressamlar, araştırmacılar tarafından. insanı çeken bir melankoli tarafının olmasından dolayı. fotoğraflarda dikkat çeken nokta ise o dönem ki çekim tekniklerinin zor olması ve hızla yapılması gerektiği için odağın genellikle ölen birey üzerinde olmasıdır. bu yüzden ölüler daha net, ölü dışında kalan kısım daha bulanıktır.
(gorsel:12207)
libido
(gbkz:sigmund freud), insanların doğduklarında kazandıkları iki dinamik öne sürmüştür. bunlardan ilki (gbkz:eros), ikincisi (gbkz:thanatos)tur. eros aynı zamanda libido olarak bilinmektedir. insana yaşama gücünü veren ve bastırılmış halde bulunan duygularını ateşleyen bir dinamiktir, eros. thanatos ise insanın ölümü istemesidir. eros ne kadar yapıcı ise thanatos o kadar yıkıcıdır. eros sebebiyle yaşam sevinci açıklanırken, thanatos ile (gbkz:intihar), (gbkz:sadomazoşizm) gibi kavramlar rahatça açıklanabilmektedir.
mizofoni
düşük ya da normal düzeyde olan bazı seslerden nefret etme durumuna verilen isimdir. nörolojik bir bozukluktur. yemek yerken, çay ve kahve içerken, sert kabuklu yiyecekler tüketirken çıkan seslerden rahatsız olmak örnek olarak verilebilir.
çocuk ve kiraz
(gbkz:Édouard Manet)'in gerçekçilik akımından izlenimcilik akımına geçişi arasında yer alan dönemde, bu dönemin en büyük örneği olan portre.
pubol kalesi
eşinin ölümünden 1 yıl sonra (1983) (gbkz:salvador dali)'nin inzivaya çekildiği, (gbkz:serçenin kuyruğu) adlı son eserini icra ettiği yer.
açık önerme
hüküm verici ifade,
(1) bir veya birden daha fazla değişken içermekteyse,
(2) önerme tanımına herhangi bir sebepten uymadığı için bir önerme değilse fakat
(3) değişkenler yerine uygun olanlar yazıldığında bir önerme oluyorsa
bu ifadeye açık önerme denmektedir.
yelkenli
(gbkz:avni arbaş)'ın pastel boya ile 1979 yılında çizdiği resim.
(gorsel:12189)
banka
banka, para ticareti ve değişimleri ile paranın iş yapma gücünü arttırma, kredi, kalkınma işlerine yatırım, para değerinin korunmasını sağlama gibi değişik işler yapan özel veya resmi kurumlara denir.
ticaret ve endüstrinin gelişme ve canlanmasında bugün bankaların önemi büyüktür. işletme sahiplerinin faaliyetlerini arttırmak için para ihtiyaçlarını ve ayrıca müteşebbislerin yetmeyen sermaye kısımlarının tamamlanmasında bankaların önemi inkâr edilemez.
bankalar istikbale dönük biriktirmelerinde şahısların tasarruf fikirlerinin gerçekleşmesi, kredi ile iş yapan tüccarın kredilerinin nakite çevrilmesinde daima yardımcı olmuşlardır. akreditif muameleleri ile uluslararası ticaretin takibini, döviz alım satımı ile de uluslararası paraların değişmesini sağlamışlardır.
büyük işletmeler ve endüstri kuruluşlarına ortak olmak suretiyle memleket ekonomisinin kalkınmasına yardımcı olmuşlardır. atıl paranın kullanılmasını ve kapital sahiplerinin yatırımcı hale gelmesine sebep olmuşlardır. birçok yazışmalar ve teşvikler suretiyle ülkelerine sosyal alanda da hizmeti vazife saymışlardır.
izah edilen bu kadar faaliyetlere ek olarak daha bir çok faaliyetleri vardır bankaların. ancak şurası bilinmelidir ki: bankalar sosyal alanda yaptıkları hizmetlerin dışındaki faaliyetlerini mutlaka bir şeyler kazanmak gayesiyle yaparlar. şahıslar ve üçüncü şahıslarla aralarındaki muamelelerde verdiklerinin karşılığında daima faiz alırlar ve az da olsa nakit mevcutların birikimine faiz verirler.
kuruluş kapitallerinin ve tasarruf sahiplerinin yatırdığı paraların ekonomik hayatın canlanmasına yeterli olamayacağı gerçektir. o zaman bankaların da para temin edebildikleri bir yerin olması düşünceler arasında yer alır. bankalar faaliyet sahasına sokacakları paradan aldıkları faizden daha az bir faiz ödemek suretiyle para bulmalıdırlar ki lehlerine bir durum oluşabilsin. bu imkânı kendilerine emisyon bankaları sağlar. faiz hadlerinin tesbiti de bu banka tarafından ayarlandığından, kontrollü bir şekilde diğer bankalarla ilişkiler kurar ve kârlılık durumu devam ettirir. bu kuruluşla yakın ilgileri bulunan diğer bankalar, bazı resmî ve özel formalitelerin tamamlanması sonunda ticarî ve sanayi teşebbüslere resmen tanıdıkları krediler nisbetinde borç verme suretiyle paranın hareketliliğini hazırlar.
zaman makinesi
orijinal adı "(gbkz:the time machine)" olan ve yazar (gbkz:herbert george wells)'in yazdığı, (gbkz:arunas yayıncılık) tarafından mart 2010 yılında çıkan, (gbkz:lewis helfand)'ın uyarladığı, (gbkz:rajesh nagulakonda)'nın çizimlerini üstlendiği çizgi roman. hikaye yaklaşık 63 sayfa boyunca anlatılmakta, geri kalan sayfalarda ise bir tanesi karakter ve ırk tanıtımlarına, 3 tanesi ise wells'in 1895'de yayınladığı kitapta, o zamanlarda gün ışığına çıkan keşifler ve buluşlar tanıtılmaktadır. bunlar (gbkz:motosiklet), (gbkz:fonograf), (gbkz:plak), (gbkz:x ışını) ve (gbkz:uçak)tır. çizgi romanda konu olarak bir zaman yolcusu, bilim çevresine yaptığı zaman makinesini tanıtmak amacıyla bir yolculuğa çıkmakta, geri döndüğünde ise yaşadıklarını anlatmaktadır; gördüğü yeni ırklardan, diyarlardan ve o diyarların aynı şuan yaşadığımız dünya gibi sorunlara sahip olduğundan bahsetmektedir. çizgi romanın sonu ise açık bir düşünce bırakmaktadır, şahsen özellikle son kısmını ve uğradığı evrendeki yeni ırkı çok sevdim.
fonograf
vakti zamanında neredeyse herkesin, cebinde oldukça küçük yer kaplayan, değişik medya türlerini destekleyen mp3 olarak bildiğimiz aletle uğraştığı ve cep telefonları ile dünyanın bir ucundan diğer ucuna kesintisiz bir şekilde konuştuğu bu devirde ses kaydının, 20. yy içerisinde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu unutmaktayız. fonograf, (gbkz:thomas edison) tarafından geliştirilen bir ses kayıt cihazıdır. yapı olarak silindirin iki yüzünde helezon şeklinde oyuklar bulunur ve bu oyukların girintili çıkıntılı olduğu, özel bir iğnenin bu oyuklar arasında volta atarken meydana gelen titreşimle, silindire alınan sesin tekrardan duyulmasını sağlayan bir yapıya sahiptir.
x ışını
x ışını; doktorlar tarafından özellikle insan vücudunun mimarisini görmek, kemiklerde kırık olup olmadığını teyit etmek ve yine kemiklerde büyümenin normal seyirde olup olmadığını kontrol etmek amacıyla kullanılan bir ışın türü olduğu gibi aynı zamanda hava limanlarında herhangi bir şekilde ülke içine ya da dışına kanun dışı eşya, madde gibi türevlerin girip çıkmasını engellemek için kargoların ve bagajların içlerine bakmak amacıyla kullanılan bir ışın türüdür. alman fizikçi (gbkz:wilhelm konrad von roentgen) tarafından 1895 yılında keşfedilmiş ve roentgen'in 1901 yılında nobel fizik ödülü kazanmasını sağlamıştır. isim olarak "x" harfinin verilmesi ise, keşfedildiği dönemde ışın hakkında çok az şeyin bilinmesinden ötürüdür. keşfedilmesinde esinlenen nokta ise (gbkz:superman) hikayeleridir.
okulsuz toplum
günümüz eğitim sisteminden şikayet etmeyen insanlar bir elin parmaklarını geçmez. çünkü insanlar genel olarak böyle bir eğitim sistemi ile bir yere varılamayacağını, sistemin tekdüze ve ezberci oluşundan ötürü bu durumdan hoşnut olmadıklarını belli eder ancak sözü bir türlü çocukları bu sistemin içerisine köle gibi sokan ve bu sisteme bağımlı hale getiren okulların varlığına ve işleyişine getirmez. (gbkz:ivan illich), bunu okulsuz toplum kitabında aşmayı başarmış ve okulların kaldırılması kadar radikal bir kararı nispeten savunmuştur. eser yaklaşık olarak 35-40 yıl önce kaleme alınmış olmasına rağmen o dönemde eğitimde baş gösteren ve derinleşen sorunlar hala günümüzde devam ettiğinden ötürü kitap güncelliğini korumaktadır.
euphoria
acı çekerken bu durumdan duyulan hoşlanma biçimi ve bu hoşlanma biçimindeki hastalıklı duruma verilen ad. ölümle neredeyse kucaklaşacak kadar yakınlaşan verem hastalarının kendilerini mutlu duyumsamaları bu duygunun bir örneğidir. oldukça aşırıya kaçan ve bu aşırılık sebebi ile ölçüsüz, gereksiz neşe ve sevinç, bu hastalığın belirtisidir.
ekspresyonizm
olayların, varlıkların doğanın var olan biçimi gibi değil de daha çok duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkıp, doğa ile bir olduğu akım. beslendiği ideolojiler (gbkz:pesimizm), (gbkz:melankoli)dir. (gbkz:van gogh), (gbkz:picasso) resimde, (gbkz:fritz lang) sinemada, (gbkz:franz kafka) ise edebiyatta örnek olarak sunulabilir.
virgo
babasının ölü bedenini bulunca kendisini kederden ve melankoliden asan bakire (gbkz:erigone)'ye tanrılar tarafından bahşedilmiş isim. tanrılarda erigone'nin bu haline üzülüp onu yıldızların arasına yükseltirler ve böylece erigone, virgo yani diğer bir deyişle (gbkz:başak takımyıldızı) olur.
amethystium
aynı zamanda rivayete göre yaşamış olan 'ilk' (gbkz:homo sapiens)'i amethystium adında bir sinek ısırmıştır ve ısırdıktan sonrasında insanoğlunun algılayış biçimi o günden sonra değişiklik göstermiştir.
beth hart
anımsayamıyorum ne zaman denk geldiğimi, olgusu kaybolalı çok oldu benden lâkin o an neler hissettiğim hala ıslaklığını koruyor çamaşır ipinde, asılı. yaz aylarının birinde, herhangi birini söylemeyeyim darılmaca olmasın, bir gece saatinde, youtube üzerinden albüm ve müzik keşifleri yapmaya çalışırken, önerilenler kısmında (gbkz:beth hart) yazısını gördüm. ama onu o saatlerde ki sersemlik ile (gbkz:best hearth) şeklinde okumam, ilgimi çekmişti açıkçası. ve tıkladım, tıkladığımla kaldım.
(link:1556,Beth Hart - Caught Out In The Rain)
müzik kutularından fırlamışçasına bir (gbkz:sound) çığırtkan bir şekilde duyuyordu çekiç, örs ve üzengi... vokalin girmesiyle irkilme durumunda olmam bir oldu. şarkı söylerken lirikleri yaşamak buna deniyor sanırım. baya baya duygu selini sesten takip edebiliyordum. anlatılamayacak bir duygu...
beth hart, kırklı yaşlarında, los angeles çıkışlı blues-rock şarkıcısı, söz yazıcısı.
(gorsel:11544)
lipogram
herhangi bir dilin genellikle 'çok' sık kullanılan harflerinden birini ya da birkaçını kullanmadan cümle ve bu cümlelerden uzun metin oluşturmaya verilen ad. kelime kökeni bakımından eski yunanca'da 'bir harfi def etmek/dışarıda tutmak' anlamlarına gelen 'leipográmmatos' sözcüğünden gelmektedir.
edebiyat tarihi boyunca bilinçli ya da bilinçsiz bir çok lipogramlı metinler oluşturulsa bile bunların arasından en çok bilineni, kusursuz, (gbkz:georges perec)'in yaklaşık 300 sayfa boyunca anlattığı (gbkz:kayboluş) adını verdiği romandır. perec'in fransızca'nın en yaygın harfi olan 'e' kullanmadan yazdığı bu lipogram örneği, türkçe'ye de hiç 'e' harfi kullanılmadan, (gbkz:cemal yardımcı) tarafından çevrilmiştir.
diğer bir örneği için: (gbkz:edgar allan poe) - (gbkz:kuzgun)*:bu lipogramda 'z' harfi kullanılmamıştır**:ancak 'z' harfi ingilizce'nin sıkça kullanılan bir harf değildir**:bu yüzden bilinçli olup olmadığı manidar*
kavanozdaki adam
kavanozdaki adam 1987 yılında başrolünü (gbkz:ahmet mekin)'in oynadığı trt 1'de yayımlanmış psikolojik türk dizisi. (gbkz:faik baysal)'ın eserinden televizyona uyarlanmış dizinin yönetmenliğini ve senaristliğini (gbkz:mesut uçakan) üstlenmiştir. düşük bütçe ile bilim kurgu, psikoloji, tıp, gizem gibi konuları hiç fena işlememiş. dönem dizilerinin kalitesizliği göz önüne alındığında her daim hafızalardaki yeri silinmemesi gereken başarılı bir yapıt.
(gorsel:11525)
yalnızlık
seçen taraf siz iseniz, dünyanın size verebileceği en güzel şey.
ama eğer o sizi seçtiyse...
içimdeki yolculuk
(gbkz:shirley maclaine)'in kitabı. bu kitapta yazarın yaşamış olduğu aşk ilişkilerine odaklandığı ve bu ilişkilerin ardında kalan saklı serüvenleri, ruh kesişmelerini ve bireysel dönüşümleri ele almış. satırlarda göz devirirken, bir an kendinizi stockholm'de, bir diğer satırda hong kong'da, diğer sayfanın üçüncü satırında ise hawaii'nin dağlarında, bu kadar hızla gezdiğiniz için soluklanırken, 'geçmiş yaşamların', ruhsal rehberlerin ve ruhun ölümsüzlüğünün yer aldığı bir keşifte bulacaksınız kendinizi. ve hepside yaşanmış, gerçek olduğundan, kendi yaşamınızı sorgularken, kendinize cevap verirken bulacaksınız kendinizi...
(gorsel:11520)
shirley maclaine
yazdığı kitaplarıyla yaklaşık 5-6 sene önce, yaşamı, ruhsallığı, farklı boyutların varlığını ve ruh-beden-zihin dengesini sorguladığım o dönemlerimde karşılaştım. pek inanmasam da (gbkz:karma felsefesi) vardır, bilirsiniz. evrene ne yollarsan; karşılığında onu bulursun. evren, insana aradığı cevapların sorularını doğru zamanda sordurmuş ki, yanıtını da doğru zamanda sunabilsin. işte shirley maclaine ile tanışmam ve onun satırlarında yürümem, yürürken sorgulamam böyle oluşmaya başladı.
esasında bir dansçıdır shirley maclaine. kitaplarında ise tamamı ile deneyim ve hayatını anlatmakta. ruhsal bir yolculuğa çıktığı ve çıkarken yaşadığı serüveni, başına gelen mucizevi olayları, kendini ve varlığını tanımlayışını, evrende insanın yerini keşfini, oyunculuğa adım atışını, aşk ve ilişkiler düzlemindeki kırılmalarını ve düzenlediği seanslarda yaşadıklarını üç ayrı kitapta yazıya dökmüş. bunlar (gbkz:içimdeki yolculuk), (gbkz:sevginin sonsuz dansı) ve (gbkz:dışarıda hiçbir şey var) isimli kitaplardır.
aynı zamanda birçok filmde oynamıştır. (gbkz:can-can), (gbkz:loving couples), (gbkz:a change of seasons), (gbkz:waiting for the light)... gibi.
(gorsel:11519)
bugün 82 yaşında ve amerika'da virgina state'de yaşamına devam etmektedir.
haybeden gerçeküstü aşk
(gbkz:yılmaz erdoğan)'ın kadın-erkek ikili ilişkisi üzerine yazılıp çizilen ve milyon kez işlenen bu olayı, boyalı basında yer alan fotoğraflar, günbegün çorap değiştirir gibi sevgili değiştirenlerden ve bunlar gibi olanlardan yola çıkarak yaptığı, yeri gelince güldürme ve yeri gelince hüzünlendirme garantili, klişe konuları tiye aldığı, kelime oyunu ve kelime cambazlarının daimi ip üzerinde sallandığı, iki kişilik oyunudur. (gbkz:demet akbağ) ile yılmaz erdoğan'ın performansı harikuladedir. canlı olarak 3, diğer mecralardan en azın 10 kez izlediğim, izlerken bıkmadığım ve demet akbağ hakkında ona ne kadar hayran olduğuma bir kez daha şahit olduğum oyundur aslında. bu oyunda yer alan tema, konu ve konuşmalar; yılmaz erdoğan'ın kaleme aldığı '(gbkz:haybeden gerçeküstü konuşmalar)' adlı kitaptan alınmıştır.
--- (gbkz:spoiler) ---
(gbkz:birinci bölüm)
(gbkz:ilk perde)
(tanışma)
eğlence mekanında rast geliyor ikili. adamın konuşmayı başlatması ile ilişkilerinde ilk havayı soluyorlar. hep 'en iyi'si olma çabası, kendini kanıtlama ve sürekli olumlu yönde gösterme çabası hâkim.
- öyle şeyler yemeyi brokoli*:bırakalı* çok oldu.
- yalnız fıkrayı ben böyle düz mü anlatayım yoksa şiveli mi anlatayım?
- valla artık siz nasıl rahat ediyorsanız, şiveli olsun.
- işte onu yapamıyorum da ondan sordum aslında.
- bir arkadaşın 'armani'*:armağanı*.
- mesela geçenlerde 'gloria jeans'*:perakende kahve satıcısı*ten pantolon bakıyordum.*:jeans ve pantolon* hâliyle bulamadım. ya orada ikram ettiler de, aroması güzele bağlayacaktım herhalde tam bilemedim.
(gbkz:ikinci perde)
(telefon görüşmeleri)
artık ilişkileri telefon üzerinden uzun konuşmalar yapacak kadar ilerlemiş bir hâlde. ama hâlâ daha karşılıklı olarak konuşmadıkları tonlarca konu mevcut.
- ben sadece bir tanesini biliyorum; 'kapamaki'*:suşi yemeği ismi gibi duruyor ama aslında kapama ki şeklinde* açık kalsın.*:kapama ki açık kalsın*
- valla benim george clooney.
- bu hıyar her yerde karşımda.
- tarihte ilk defa iki mahallede aynı anda başladılar, ben hocamızı tebrik edeceğim.
- iyi de o zaman bu 'tatlı' telefon konuşmamız olmazdı.
- 'tatlı' faturası da olmazdı işte.
- nasıl yani
- şakasındayım ben yani dört saati bulunca dedim böyle bir şaka yapayım. ben seni aradığım için şaka yapmak bana düşer diye.
- ...seninle göz göze geldiğimiz zaman, ne bileyim kendimi böyle shakespeare'nin... şuanda adını veremeyeceğim bazı kahramanları gibi hissediyorum yani bir iç...
- anladım anladım. ama şey yani, adını veremediğine göre çok öyle göze batan bir kahraman değil demek ki. daha çok yan tipler mi? böyle horatio gibi falan öyle mi?
- yani.
- ...ben daha çok romeo gibi aslında ama onun kadarda şey değilim misal onun dediğim dedik bir tavrı var, tipik anadolu erkeği şeysine giriyor.
- kimin? romeo'nun?
- hamlet, hamlet. hamlet'in olayını gerçekten biliyorum. bak orada nedir, yanlışsam düzelt; annesiyle amcası, babaya karşı çok pis bir hareket. sadece babaya karşı değil. ailenin diğer unsurlarına karşıda terslik. kabaca terslik diyeceğim. yoksa orospuluk yani.
- ne diyorsun ya?
- çocuk mesela işte orada; annesine mi tiksinsin, babaya mı kızsın bir kalır ya...
- he kim?
- hamlet ama siktir et.
- bir şey soracağım.
- hı?
- üstünde ne var?
- gerçekten kapamanın vakti gelmiş.
- hayır üst katta kim oturuyor? yanlış anlama.
- rüyanda beni gör tamam mı?
- bakarız.
- neyine bakacaksın ya?
- sende beni gör yalnız hor görme...
(gbkz:üçüncü perde)
(sinema)
beraber seyrettikleri ilk film. burada önceki perdede birbirlerine bahsettikleri en sevdikleri aktörleri konuşuyorlar. her ilişkide olağan şeyler gibi, bir misal üzerinden karşıdaki kişi kıskandırılıyor.
- senin bu george clooney hikâyenle aynısı işte.
- hangi hikâye?
- george kuluni*:kulunu* çok sevdim, o beni hiç sevmiyor.
(gbkz:dördüncü perde)
(ilişki sonrası)
ilişki biraz daha boyut atlamış şekilde karşımıza geliyor. artık cinsel bir birliktede bulunan adam ve kadın, bu kadar zaman geçmesine rağmen hâlâ birbirlerine itiraf etmedikleri iki çift laf bulunduğunu fark eder ve bunu itiraf ederler: "seni seviyorum."
- bence güzeldi.*:cinsel ilişkiden bahsediyor*
- allah kabul etsin.
- yeni bir etkinliğe hazır değilim.
- yok yok. şuanda ölü dönemdeyiz, rahat ol.
- ne kadar ölü yani?
- yani 20 dakika hamur açarız...
(gbkz:ikinci bölüm)
(gbkz:beÅŸinci perde)
mangal partisi
mangala gidecekleri zaman, mangal partisini düzenleyenin kadının eski sevgilisi olduğunu adam vurgular, tartışmaya girerler. tartışma kimi zaman normal seyirde devam etmesine rağmen, sonunda patlak vermekte.
- ona barbekü partisi deniliyor tatlım.
- yok ya.
- valla.
- köftelerin haberi var mı? parti kurmuşlar angutlar haberleri yok.
- takiyettin.
- net mi, bürüt mü?
- tübitakiyettin.
- ayrıca beni kürşat ile takiyettin tanıştırmıştı zaten.
- ya, ne demişti tanıştırırken? kürşat, benim boyum yetişmiyor arkadaş.
- şöylesine yüce bilim adamı...
- evet yüce cüceler.
(gbkz:altıncı perde)
(spoiler:bir ara devam etmeye çalışılacak...)
--- (gbkz:spoiler) ---
ehrimen
(gbkz:fars edebiyatı)nda mutlak kötülük simgesi ile çevrelenmiş olarak tanrıların karşısında, bazende samî rivayetlerinden etkilenilerek şeytan (iblis) yerine meleklerin karşısında tek bir güç olarak yer alan simgeye verilen ad. (gbkz:zerdüşt) inancın temsilcisi olan (gbkz:ahura mazda) ile ehrimen karşı karşıyadır. ahura mazda ile on iki bin yıldır savaş halindedirler. inanca göre bu savaş bittiğinde ehrimen yenilecek ve kıyamet kopacaktır. yine inanca göre ehrimen, eninde sonunda iyilikler karşısında dayanacak güç bulamayacaktır.
ülgen
(gbkz:altay türkleri)nin kam, alkış ve ilahileri içerisinde yer alan en büyük ve baş, yaratıcı tanrının adıdır. ulu ve büyük, yüce anlamına gelen ülgen, gök cisimlerini yöneten ve göğün sebep verdiği; yıldırım, yağmur, kar vb. olaylarının yapıcısıdır. ülgen, gök kuşağını, insanları, hayvanları, otlakları, yaylaları ve ateşi yaratmıştır. bir insana benzediği düşünülen ülgen için 'ak nur', 'nurlu bakan', 'fırtına koparan', 'şimşek çaktıran', ve 'yakıcı' gibi sıfatlar kullanılır.
ülgen için her üç, altı, dokuz ve ok iki yılda bir ayin düzenlenir; ayinlerde ise bahar, yaz veya sonbaharda renkli bir kısrak kurban edilir. kimi araştırmacılara göre ülgen, gök tanrı inancının bozulmuş ve son hâli olarak kabul edilirken kimi araştırmacılara göre ise daha eski ve asil ülgen, tanrı inancının ilki ve bozkıra çıkan türk boylarının bu inanışı zamanla daha soyut nitelik ile (gbkz:gök tanrı)'ya dönüşümü ile inandıklarını söylemektedir.
homunculus
özellikle (gbkz:simyacı)ların ve (gbkz:wicca) büyücülerinin, herhangi bir cinsel birleşme olmadan yaratabileceklerini iddia ettikleri ya da yaratmak için deneyler yaptıkları, (gbkz:küçük insan) canlılarıdır.
paracelsus
paracelsus ya da tam adıyla phillipus theophrastus bombastus von hohenheim, 1490 yıllarında doğmuş, bilinen en ünlü simyacılardan. (gbkz:farmakoloji) dalına önemli katkılar sağlamış, iddiasına göre kendisine ait (gbkz:homunculus) tarifi bulunmaktadır.
tabula rasa
(gbkz:john locke) tarafından ortaya atılan bir kavram. doğuştan insanların hiçbir bilgiye sahip olmadığını ifade eden 'tabula rasa', 'boş levha' anlamına gelmekte. bilgi kavramını (gbkz:a priori) ve (gbkz:a posteriori) diye ikiye ayırınca, john locke'a göre tüm bilgiler a posteriori yani deneyim ile elde edilen bilgilerdir. (gbkz:ampirizm) akımının temeli de tabula rasa'ya dayanmaktadır. bu kavramın tam karşısında ise (gbkz:rasyonalizm) durmaktadır.
eristik
(gbkz:antik yunan) yıllarında, (gbkz:sofist)ler tarafından benimsenen bir tartışma biçimi, sanatına verilen ad.
eristik, yapı bakımından tartışma yoluyla gerçeği aramanın bir aracı olarak ortaya çıkmıştır. bu çıkış sebebi felsefeden gelmektedir. felsefe köken bakımından bilgi sevgisi, gerçeği arama yolu olarak görülmüştür. eristik daha sonraları (gbkz:sokrates) ile geliştirilmiş bir (gbkz:diyalektik) ile tek amacı tartışma esnasında, tartışmada karşısındakine üstün çıkma olan safsata ile ayrım gözetilemeyecek şekilde herhangi bir savı hem doğrulamanın hem de çürütmenin amacı hâline gelmiştir.
altruizm
altruizm ya da diğer bir deyişle (gbkz:diğerkâmlık), genel geçer bir tanıma tabi tutulamamasına karşın kabaca; fedakârlık, egosuzluk anlamlarına gelmektedir. yani gözetme, düşünme, düşünce ve davranış biçimidir.
altruizm kavramının 'yaratıcı'sı olan (gbkz:auguste comte) tarafından (gbkz:egoizm)in zıttı olarak tanımlanmıştır. kişinin 'bilinç'li olarak başkalarına, kendisine kazançtan ziyade daha çok masraf getirecek şekilde davranma biçimidir.
naçizane kişisel yorumum bir 'felaket'ten fazlasının olmayacağı yönünde. çünkü bireyin kendi benliği içinde değil başkalarının benliğinde eriyip, yok olmasına sebep olduğu gibi, çoğu zaman sağlıklı bir hâl alamayacağından toplumda da onulmaz yaralar açar. insan kendisini sevebildiği kadar insandır. insan, insan kalabildiği müddetçe de diğer bireyleri sever, saygı duyar.
gözlerimi kaparım vazifemi yaparım
olduğu gibi doğru olanı yapmaya çalışan vicdanî ile realist ve çıkarcı iki zıt karakter efruz arkasındaki çatışmayı konu alan tiyatro oyunu.
(spoiler:vicdanî saf ve iyi niyetli bir kimsedir. oyunun en başlarında yani kurgusal olarak henüz daha sabi iken, mektebine gider ve muallim ona ne derse kabul eder. o ufacık beynine özellikle ve özellikle "büyüklerinden daha iyisini sen bilemezsin!" öğüdü işlenmiştir. bu öğüt ömrü boyunca bir kulağına küpe olarak asılı kalacak, iki elleriyle birlikte yakasını bırakmayacaktır. hayatına giren kadınlar onu sevmeyecek, kullanacak ve terk edeceklerdir. vicdanî ise herkese el uzatmaya devam edecektir. efruz ise vicdanî'nin mektepten arkadaşıdır. ancak arkadaşının tam aksine; iş bitirici, kurnaz ve çok çıkarcı bir kişiliğe sahiptir. ömrü boyunca herkes tarafından sevilen bir kişilik olacak ve her zaman bolluk, bereketlik içerisinde yaşayacaktır. daha da küçükken bile efruz, vicdanî'nin salak olduğunu düşünür.)
johannes vermeer
ölümünden sonra değerlenen sanatçılardan birisidir. yaşadığı süre boyunca hiçbir zaman şehir dışına çıkmamıştır. hakkında genel bir fikir ve bilgi sahibi olunmamasına karşın, laciverttaşı gibi pahalı boyaları kullanması ile nam salmıştır. eserlerini pointillé adı verilen özel bir teknik ile yapmıştır ve eserlerinde kusursuz bir dünya ile aşk temasını işlemiştir. bozkırda oturup kara kara düşünen bir köylü kızdan, zenginlerin şaşalı hayatına kadar her şeyi değerli bir ayrıntı olarak görnüş ve bunları temalarında işlemiştir.
(bkz: inci küpeli kız)
inci küpeli kız
johannes vermeer'in, 'kuzey'in mona lisa'sı' olarak adlandırılar en başarılı eseri olan 'inci küpeli kız' tablosundaki yer alan kızın masumiyeti ve bakışlarındaki etkileyicilik, ana obje olarak kullanılan inci küpenin öne çıkarılması ve vermeer'in diğer tablolarından da eksik olmayan mavi ve sarı renkteki örtü, tablonun en dikkat çekici özelliklerinden birisidir ve tablo hollanda (gbkz:barok akımı) temsilcilerinden kabul edilir.
adem'in yaratılışı
(gbkz:rönesans) akımının ve (gbkz:maniyerizm) (özenticilik) akımının sahip olduğu en büyük sanatçı olan (gbkz:michelangelo buonarroti), ressam, mimar ve heykeltıraştır. kendisini kısa süre içerisinde kanıtladıktan sonra 1490 yılında floransa'nın o dönem hükümdarı olan (gbkz:lorenzo de medici) için heykeller yapmaya başlamıştır. eserlerinde insan formunu en üst düzeyde anlatabilmek için kadavralar üzerinde çalışmalar yapmıştır. rönesans öncesi klasik dönem akımından izler taşısa bile, rönesans'a kazandırdığı perspektif olgusu ve kendi tarzı, onu özel birisi yapmıştır.
yaratılış efsanesinin en büyük hikayelerinden biri olan the creation of adam (adem'in yaratılışı) eserinde michelangelo, tanrı ve adem'in hikayesini konu alır. tanrı ile adem'in parmak uçlarının birbirine değmesi, tanrı'nın adem'i kendi suretinden yarattığıyla alakalıdır.
(gorsel:11503)
tabloda tanrı'nın bulunduğu alan esasında beyin sembolü ile yoğurulmuştur. michelangelo bu sembolde, adem'in beyninde tanrı'nın yaratıldığına yani esasında her şeyin bizlerden kaynaklandığına gönderme yapmaktadır.
(gorsel:11502)
dağ sıçanı
sincap familyasının yumuşak, narin huylu ve koca göbekli üyeleridir. boyları yaklaşık olarak ergin bir kedi kadar olan dağ sıçanları, herhangi bir tehlike anını sezdiklerinde yüksek sesle ciyaklamaya başlarlar. (gbkz:hıyarcıklı veba) olarak bilinen, moğol steplerinde görülen bir türün neden olduğu akciğer enfeksiyonuna karşı özellikle hassas bünyeye sahiptirler.
bu hastalığı kapan dağ sıçanları, hastalıktan kurtulabilmek için öksürerek etrafındakilere yayarlar; pirelere, sıçanlara ve insanlara bulaştırabilirler. vakti zamanında doğu asya'dan avrupa'ya geçen o büyük vebanın sebebi, moğolistan'daki dağ sıçanları tarafından gelmektedir.
vebaya yakalanan bir dağ sıçanını anlamak için koltukaltı ve kasıklarına bakılmalıdır. vebaya yakalandıklarında aynı insanlar gibi koltukaltlarındaki ve kasıklardaki lenf bezleri siyahlaşır ve şişer. moğol geleneğinde bir dağ sıçanı avlanıp, yenileceği kez hiçbir zaman koltukaltları yenmez. çünkü dağ sıçanının koltukaltları için ölü bir avcının ruhunu içerdiği söylenir.
bulut
yaklaşık 1 kilometre çapında, hacmi 4 milyar metreküp ve içerisinde 1 ile 5 milyon kilogram su barındıran buhar yığınlarına verilen ad.
bulutlar birbirlerine ne şekil ne de hacimsel olarak benzerler. hepsi farklı algoritma ve yapıdadır. çünkü oluşumlarına etki eden hava akımları, sıcaklık, basınç ve havadaki toz miktarı gibi etkenler, çok değişken olan atmosferde iki yerde bütün bu şartları eşit olarak sağlanamadığından mümkün değildir.
ısınan yeryüzünden buharlaşan su, havadan hafif minik su buharları şeklinde doğruca gökyüzüne yükselir. belirli bir irtifada basınç azaldığı, hava da soğuduğu için minik su damlacıkları haline geçerler ve bulutları oluştururlar. başlangıçta bu damlaların çapları birkaç mikrometreden ibarettir. (insan saçının kalınlığı 100 mikromektredir) ortalama bir yağmur damlasının oluşabilmesi için bunlardan milyonlarcasının birleşmesi gerekmektedir.
bu kadar ağırlığa rağmen gökyüzünde 'asılı' kalmalarının sebebi ise bu damlacıkların oldukça küçük olmasıdır. her ne kadar bir kilometre çapındaki bir bulutta en azından 1000 ton su varsa da bu hacimdeki hava 1 milyon tondur, yani bin kez daha ağırdır. bu nedenle de bulutlar içerilerindeki yağmur taneleri iyice oluşup, ağırlaşıp yere düşene kadar tepemizde gezinip dururlar. Aslında yağmur yağarken, yağmur damlası oluşma işlemi devam ettiğinden bulut içindeki suyu boşaltıp bir anda kaybolmaz.
o küçük su damlacıkları birleşip büyüdükçe, yani kalın bir hale geçtiklerinde ışığı daha az yansıtırlar, bu nedenle de yağmur bulutları daha koyu, gri hatta siyaha yakın renkte görünür. buna bir etmen olarak havanın kararması ile dolaylı yoldan olduğu söylenebilir. gittikçe büyüyerek ağırlaşan bu damlalar bulutun altında toplandığından, bu tip bulutların tabanları üst taraflarına nazaran daha koyu renktedirler.
mutlak evrensel küme
mümkün olmayan (gbkz:evrensel küme)dir.
mutlak evrensel küme tanım gereği, her şeyi içine alan bir küme olmak zorundadır. ama böyle bir kümenin olması muhtemel değildir.
kendini eleman olarak ihtiva etmeyen kümeye normal küme, kendini eleman olarak kabul eden bir kümeye anormal küme diyelim. bütün normal kümeleri eleman olarak kabul eden ve bunlar dışında elemanı olmayan kümeyi n harfi ile sembolize edelim.
herhangi bir küme ya normaldir ya da anormal. tanım gereği bir kümenin her iki özelliğe birden sahip olması mümkün değildir.
n kümesi normal bir küme olsun. n normal kümelerden oluştuğundan n normal kümesini eleman olarak kabul etmek zorundadır. bu durumda kendini eleman olarak kabul etmiş olur. bu taktirde n anormal küme olur. aynı şekilde n anormal bir küme olduğu zaman n kümesi, n kümesini eleman olarak kabul eden bir önerme olmuş oluyor. halbuki n kümesinin tanımına göre bir kümenin tüm elemanları normal kümedir o halde n normal bir kümedir. demek ki n kümesi hem normal hem de anormal bir kümedir. bu imkansızdır, çelişkidir ve paradokstur.
sonuç olarak her şeyi içine alan mutlak evrensel küme yoktur.
boş küme
hiçbir ögesi olmamasına karşın bilinen her kümenin alt kümesidir.
bunun kısa bir ispatı için herhangi bir a kümesini ele alalım ve kabul edelim ki boş kümemiz a kümesinin bir alt elemanı olmasın. o zaman boş kümenin a kümesinde olmayan en az bir eleman ihtiva etmesi gerekiyor ama bu boş kümenin tanımına aykırı bir durum. o halde boş küme her a kümesinin bir alt kümesidir.
eftelya
yunanca kökenli olup, (gbkz:deniz kızı) anlamına gelmektedir.
adalet mülkün temelidir
mülk arapça bir kelime olup, sahip ve egemen olma anlamlarına gelmektedir. kelime kökeni "mlk" kökünden türemekte olan diğer kelimeler ile aynı anlamları taşımaktadır ve bunlar melik, melike, milk, mülk vb gibi kelimelerdir. 'adalet mülkün temelidir' cümlesi ile 'adalet devletin temelidir' aynı anlamdadır.
akvaryum
(gbkz:psychedelic folk) ve (gbkz:folk rock) yapan, eskişehir menşeili (gbkz:gevende) adlı grubunun, (gbkz:sen balık değilsin ki) albümünden bir şarkısının ismi.
gevende ve akvaryum şarkısı hakkında kafamda, tanım veya verebileceğim birden fazla örnek var, ancak ben aralarından birini seçip eklerken çekineceğim...
grubun ismini bir yerde duyduğumda bile içimi bir mavilikler kaplıyor. ilginç bir şekilde bilinçaltıma resmen kazınmış. mavi benim için -bir sebebi olmamasına karşın- mutluluk anlamına geliyor. huzur, uysallık, dinginlik gibi temalarla birlikte katmerleniyor, peki.
işte gevende benim ana temam da çalarken nedense bilinçaltımda bu maviyi yaşıyorum.
nitekim, bu şarkıda ve albümde biraz önce bahsettiğim mavi canlanamadı bir türlü, dinlerken. hep gri yüklüydü gevende. dolayısıyla benim için mavilik efsaneydi aslında, gerçek değildi sanki. mavi de gerçeklerden uzaklaştırır adamı zaten.
depresyon teması ruhuma işliyor, melankolinin biri bin para...
eh be kafkaesque, sen balık değilsin ki... ne mavisi... ne mutluluğu...
nihilizm
çoğu zaman yanlış anlaşılan, felsefi akımlardan bir tanesi.
temellerinde antik yunan filozofu olan (gbkz:gorgias)'ın üç önermesi dayandırılabilir. bunlar:
- hiçbir şey yoktur.
- bir ÅŸey olsa bile bilemeyiz.
- bilsek bile başkalarına anlatamayız.
yani nihilizm, her gerçeği, her değeri inkâr şeklinde var olmaktadır. varlığı dolayısıyla her şeyi şüphe ile karşılar ve her şeye bu denli şüphe ile yaklaşılırsa elbette ki kesin hiçbir şey var olamaz. kesin olmayan şey ise zaten hiç olmamıştır, yoktur.
bu durumda doğru ve genel-geçer bilginin varlığı mümkün değildir. işte bu yüzden gerçek bir nihilist seçim yapmaz, karar vermez, gelişine yaşar, hayatın anlamsızlığını bilir, yaptığının anlamsızlığını bilir ama yapar.
her şeref yapma, her saadet piç;
herşeyin ibtidası, ahiri hiç.
(bkz:tevfik fikret)
edward roscoe murrow
senatör mc carthy döneminin cesur ve yılmaz televizyoncusu, radyocusu.
"good lock and good night/iyi şanslar, iyi geceler" adlı programını şöyle kapatırdı:
"medya sadece eğlendirmek içinse bir şeyler çürümüş demektir. televizyon denen bu müthiş araç, insanları aydınlatabilir, eğitebilir, hatta ilham verebilir. yoksa sadece ışıklardan ibaret kalır.
iyi ÅŸanslar ve iyi geceler."(1)
(1)dündar, u. ve baykal, o. (2013). yalandan kim ölmüş. ankara: bilgi.
edip cansever
''...unutulmuş bir acıyım ben,
suçu pek kesinleşmemiş
bir sanığım bu yüzden
ve bilmem neden
sırası gelmemiş bir sanığım
-o kadar bekledim ki
beni dinler misiniz…
ne iyi…
demek istediÄŸim...
sanırım çok önemli...''
─ edip cansever / dökümcü niko ve arkadaşları
lethe
(gbkz:yunan mitolojisi) yeraltı dünyasında akan nehirlerden birinin adı. nehrin özelliği ise suyundan içen gölgelerin (diğer bir deyişle ölülerin ruhları) dünya üzerinde yaşamış oldukları tüm fani hayatlarına dair her şeyi unutmalarını sağlamaktı.
aynı zamanda birçok efsanede kendine yer edinmiştir. anlatılan efsanelerden birisi ise:
----
Bundan çok çok zaman önce, insanlar yalnızca bir yerde yaşarmış, “unutuş şehri†denilen yerde. İsmi böyleymiş çünkü şehrin tam ortasından “unutuş nehri†geçermiş. Yeryüzündeki bütün sular ondan gelir ve ona geri dönermiş. Bütün su parçaları ondan ayrıldıktan sonra ona dayanılmaz bir özlem duyarmış, ayrıldıklarında kendilerini hatırlar, onla birleştiklerinde ise onda kendilerini unuturlarmış. Bilge insanlardan birisi bu öyküyü duyduğunda kendi kendisine şunu sormuş:
“Bunlar neden kendilerini hatırlamak deÄŸil de kendilerini unutmak istiyorlar ? Neden ona özlem duyuyorlar ?â€
Buna cevap verilmeden önce anlatılması gereken başka şeyler de varmış.
Nehre yalnızca başka su parçaları katılmazmış, insanlar da o nehre girermiş ve bambaşka kişiler olarak çıkarlarmış. Söylendiğine göre nehir herkesi kabul etmez, kabul etmediklerini kendisinde boğarmış.Başka bir bilge insan da şunu sormuş :
“Nehir neden bazılarımızı boÄŸuyor da, bazılarımıza ölümlü iken ölümsüzlüğü armaÄŸan ediyor ?â€
Bilgenin ölümlü iken ölümsüz olmaktan kastettiği, insanların nehre her girişlerinde geçmişte yaşadığı acıları unutmaları ve yalnızca güzellikleri hatırlamalarıymış. Nehir bunlarla da kalmıyor, insanların istediği kaderi onlara bağışlıyormuş...
Fakat insanların yapması gereken bir seçim varmış, o da nehre ne zaman girmeleri gerektiği üzerineymiş. Herkesin bir hakkı varmış, ayrıca nehre girecek olan boğulma riskiyle de karşı karşıyaymış.
Seçim zamanı ve boğulma konusunda anlatılan çeşitli hikayeler varmış, ama en yaygın olanı şuymuş:
“İnsanlar nehre girecekleri zamanı boÄŸulmaktan korkmadıkları zaman seçmeliler imiÅŸ, böylece en yüce güzellikler ve sonsuz hayat onlara bahÅŸedilir imiÅŸ. BoÄŸulmaktan korkanlar ise insanlıklarından olur, sonsuzluÄŸun sahte bir görünüşünü yaÅŸarmış. BoÄŸulmaktan korkmayanlar ise gerçek sonsuzluÄŸa yol alırmış, gerçek yaÅŸamın en derinlerine...â€
Bunu çok çeşitli şekillerde yorumlayanlar oluyormuş, ama genel olarak boğulmaktan korkmayanların boğulmadığı düşüncesi hakimmiş… İçlerinden yalnız birkaçı farklı düşünüyormuş. Bunlar içinde de kendisinden en emin olan bir tanesi varmış, Lethe isminde bir genç. Düşüncesini hiç kimseye anlatmamış ve bir gün ansızın meraklı bakışlar altında nehre girivermiş. Onu bir daha gören olmamış. Şehir halkı onun da diğerleri gibi korktuğundan boğulduğunu düşünmüş...
Lethe suya girer girmez sonsuz ışık demeti gözlerini kamaştırmış, suyun içerisinde nefes alabildiğini hissetmiş… Akıntı onu nehrin en derinlerine çekmiş ve kendini birden daha önce hiç görmediği bir yerde buluvermiş. Etrafına toplananlardan bazılarını tanımış, önceden boğulduğu düşünülen kişilermiş bunlar…
“Neden bu kadar geciktin ?†demiş içlerinden biri.
Lethe şaşırmış ve herhangi bir cevap verememiş.
BaÅŸka bir kiÅŸi devam etmiÅŸ:
“Biz gerçekten boÄŸulmaktan korkmayanlarız, tam anlamıyla nehirde kendini unutmaya hazır olanlarız.â€
“Anlıyorum ama neden bu saklanıyor diğerlerinden ?"
“Kimseden bir ÅŸey saklandığı yok, sadece herkes kendisi bulmak zorunda, hepsi bu. Kimseye sahip olmadığı ÅŸey verilemez.â€
Lethe’nin geldiği bu yerde insanlar çok mutluymuş, kötülük ve çirkinlik orada adeta hiçliğe devinmiş, yok olmuş. Lethe hiç gecenin gelmediği yerde, diğerlerinin de bundan haberdar olması gerektiğini düşünüp durmuş. Ve suya tekrar girmiş, bundan sonrasını pek hatırlamıyor ama uyandığında kendisini unutuş şehrinde buluvermiş... Kendine geldiğinde, ona ne olduğunu sormuş:
Şehir halkından birisi onun boğulmak üzereyken kurtarıldığını söylemiş.
(Aslında Lethe’nin suda boğulduğunu düşünmüşlerdi, fakat unutuş nehri bunu onlara unutturmuş ve zihinlerine başka bir durumu yazmıştı.)
Lethe bu cevap karşısında şaşırıp kalmış, ve buna inanmak istememiş.
Hiç gece olmayan yerin olmadığını düşünmek onu çıldırtmış, artık hiç kimsenin ona inanmayacağını biliyormuş, gene de bazı kişilere anlatmış. Anlattığı kişiler onunla alay edip, çıldırdığını düşünmüşler.Şehir halkının da görüşüyle onu bir yere kapatmışlar, oradan ölünceye kadar hiç çıkartılmamış…O şehirde olup da ölen tek kişi oymuş.
Unutuş ırmağının ismini Lethe’den aldığı söylenir, bu hikayeyle nehir ve Lethe özdeş olmuştur. Lethe “kendini†nehirde bırakmış, çıldırmıştır. Nehir ise Lethe’nin bu durumuna üzülür, onu tekrar gecenin olmadığı şehre de götüremeyeceğini bilmektedir.Ve onun ismini alarak onu ölümsüzleştirir, artık nehrin ismi Lethe olmuştur.Böylece unutuş ırmağında ölen tek kişi “kendini†unutuş ırmağında yeniden bulmuş ve ölümsüzlüğünü kazanmıştır.
Öykü böyle sonlanıyor ama Bilgelerin sorduğu sorulara da yanıt vermeliyiz, yoksa bizde o nehirde boğuluruz...
İlk soruya şöyle yanıt verilebilir, su parçaları nehirden ayrıldıklarında kendilerini hatırlıyormuş ama zamanla bu hatırlama etkisini yitiriyormuş ve nehre geri dönüp kendilerini tamamen unutmak istiyorlarmış, çünkü hatırlama etkisini yitirdikten sonra onları nehre karşı dayanılmaz bir özlem sararmış.Özlem ancak onunla bütünleşince son bulurmuş, nehre girdikleri anda kendilerini unuturlarmış ama nehre ilk girdiklerinde “kendiyi†yani kendilerini hatırlamaları gerekirmiş ki “kendilerini†unutabilsinler... Orası hem “kendi†oldukları hem de “kendilerini†yitirdikleri tek yermiş.
İkinci soruya ise şöyle karşılık verilebilir. Şehirdekiler ölümsüzlüğün yani tüm mutlulukların kendilerine; boğulmadıkları için, boğulmaktan korkmadıkları için verildiğini düşünürmüş, ama aslında durum tam tersiymiş. Öyle ki asıl korkanlar onlarmış ve gerçeklerden habersiz olarak sahte bir dünya içerisinde yaşamaktaymışlar. Boğulanlar ise gerçek hayata gözlerini açanlarmış aslında, gerçekten korkmayanlar ve kendi kaderlerini kendileri yaratmayı göze alanlarmış.
Ama en önemli noktayı unutmak bu sırları anlatana hiç yakışmazmış o da:
“Gecenin hiç olmadığı yerde kendi kaderlerini kendileri yaratmayı seçenler yaÅŸarmış ve onlar gerçekten de ölürmüş.Çünkü sonsuzluk sonluluk olmadan yaÅŸanmazmış. Lethe nehrinin kenarında yaÅŸayanlar ise kendilerini aslında olmayan kadere bıraktıkları için gerçek hayata hiç yaklaÅŸamayanlarmış, onlar sonsuzluÄŸu sonlu olmadan yaÅŸamak isteyenlermiÅŸ ve korkmadıklarını söyledikleri halde kendilerinden en çok korkanlarmış...â€
----
bunlara ek olarak (gbkz:melodik metal) yapan (gbkz:dark tranquility) grubunun the gallery albümünden bir şarkıdır. sözlerinde üstte yer alan hikayedeki gibi ona yani lethe'ye kavuşma isteği görülmektedir.
tersiyer
güneydoğu asya'nın ada kesiminde yaşayan ve (gbkz:primat) türlerinden olan, küçük değişik görünümlü memeli bir hayvandır. türkçede (gbkz:cadı makigil) olarak bilinir. boyları ortalama olarak 10 ile 15 cm arasında, kuyrukları ise boylarına nazaran daha uzun 15-30 cm arasındadır. ağaçlara çok hızlı tırmanırlar. çünkü tutunma özelliği yüksek avuç içlerine sahiptirler. göz yuvarlakları, beyinlerinden hacimsel açıdan daha büyüktür.
primatlar içerisinde otla beslenmeyen tek türdür. sadece etobur bir eğilim gösterirler. yengeç, yarasa, kurbağa, kuş, yılan, karınca gibi hayvanlar ile beslenir. üremeleri ise, hamilelik süresi 180 gün civarındadır. her doğumda tek bir yavru dünyaya getirirler ve bu yüzden popülasyonları kalabalık değildir. 1-2 yıl sonrasında yavrular artık ergin bir birey olur.
william shakespeare
stratford doğumlu, 16. yüzyıl civarlarında yaşamış yazar, şair ve ince duyguların adamı. aldığı tek formal eğitim grammar school ile latince öğrenmesidir ve toplamda 37 oyun ve 154 sone içeren 5 şiir derlemesine sahiptir.
ilk dönemde shakespeare, zamanında turneler ile dolaşan tiyatro şirketlerinin birinde oyucuydu. (gbkz:seneca) ve (gbkz:marlow)'u taklit etti, başkalarından esinlendi. londra merkezli (gbkz:the company of lord chamberlain's men)'in üyesi oldu.
ilk ÅŸiirleri: (gbkz:venus ve adonis)
ilk trajedisi: (gbkz:titus andronicus)
ilk komesi: (gbkz:love's lobour's lost)
ilerleyen dönemlerde (gbkz:globe theatre) ile yoluna 8 yıl boyunca devam eden shakespeare, en bilinen eseri olan (gbkz:hamlet)'i bu sıralarda yazmıştır. hamlet'te yer alan çoğu karakter, kendi hatalarının kurbanlarıdır. (gbkz:as you like it), (gbkz:twelfth night) gibi eserler de shakespeare' in ustalık dönemi komedileridir. ardından şirket batar. shakespeare ise gelecek nesillere bir ışık olsun ve onlarında kendi eserlerinden faydalanabilmesi için yazmaya başlar.
son dönemlerinde ağırlık olarak (gbkz:romance) üzerinde durur. bayramlar, danslar, maskeler ve müzikler... bunlara misal olarak (gbkz:the winter's tale) verilebilir. yazdığı tek tarihi oyun (gbkz:8. henry)' dir.
ona bu başarıyı sağlayan şey gerçek hayatta gördüğümüz sıradan insanları şiirsel bir dil ile oyunlarına almasıdır. bu kadar başarısının ardında birde ingiliz diline birçok kelime kazandırmasıyla çok yönlü bir deha olduğunu göstermektedir.
narsist sayılar
ismini aldığı (gbkz:narsist) düşüncede olan sayılara verilen isimdir. narsist tanımı gibi kompleks bir tanıma gerek duyulmadan açıklanabilen, narsist sayılar adı altında incelenen bu sayıların özelliğini bir misal üzerinde açıklamak daha kolay olacaktır:
misal 8208 sayısını seçelim.
8208, 4 basamaklı bir sayıdır. basamak sayısını, her bir basamakta bulunan rakamın kuvveti şeklinde yazıp toplayalım. yani matematiksel olarak:
8^4 + 2^4 + 0^4 + 8^4 şeklinde yazılacaktır.
bu işlem yapıldığında yine bize 8208 sayısını verecektir. bu ve bunun gibi sayılara narsist sayılar denmektedir.
narsist
kişiler kendilerini tanıtırken bu ve bu tür kelimeleri kullandıklarında aslında kendilerine çok güveniyormuş izlenimi vermek amacı güderler. bu kelimeyi kullanan ancak kendine bu kadar güvenmeyen, sürekli anlatıldığı gibi bir tanıma uymayıp kendisine aşık olmayan bilakis kendisinin çoğu zaman hiçbir işe yaramadığını bilip sadece bunu savunma olarak ben merkezli bir hayat düzeni inşa eden, hayal dünyasında mutlu mesut yaşayan insanlara narsist denmektedir.
monografi
ticarî işletmelerin günlük faaliyetlerinin yevmiye ve büyük defterlere işletilmesine denir.
bilim felsefesi
bilimin ortaya koyduğu bütün teori, yasa, kavramla ve bunların tabi olduğu olaylar arasındaki alakayı inceleyen, 19. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasında en parlak dönemlerini geçiren bir felsefi disiplindir. aynı zamanda bilimin cevaplayamadığı ya da dolaylı yoldan cevap bulamadığı sorularla ilgilenmektedir.
karl popper
(gbkz:pozitivist) kuramın doğrulama ilkesine karşılık, (gbkz:neopozitivist) bir üslup ile yanlışlanabilirlik ilkesini sunan, antik yunan filozoflarından (gbkz:platon) ve (gbkz:aristoteles)'in kendisine göre ilahlaştırılması sebebiyle bu duruma karşı çıkan ve onların antidemokratik olduklarını söyleyen düşünür.
kasa hesabı
ticarî işlemler sebebiyle işletme ve müesseselerin kasalarına para olarak giren ve çıkan kıymetlerin kayıtlarının yapıldığı hesaba denir.
bu hesap işlenirken veya kontrolünde dikkat edilecek husus kasaya para girmeden çıkmayacağıdır. daima borç artanı verir veya eşitlik gösterir. kasadaki borç artanı müessese ve işletmenin o anki peşin ödeme yapma gücünü gösterir. hesap daimi sayım halindedir. aktif bir hesaptır. (gbkz:muzaaf) usulde muhasebe kayıtlarını tutan iş yerleri iş saati bitiminde kasa mevcutlarını sayarlar. hesap olarak tutulan kayıt ile sayılan kasa mevcudu eşit çıkarsa o günki işlemler doğru kaydedilmiş ve sayım doğru yapılmış demektir. herhangi bir unutma halinde ya hesap veya kasa sayımı farklılık gösterecektir. bütün arama ve tetkikler neticesinde ya hesap veya kasa sayımı farklılık gösterecektir. bütün arama ve tetkikler neticesinde bu farklılık sebebi bulunamamış ise miktarına (gbkz:kasa farkı) denir. bu durumda kasa farkı diye açılan geçici bir hesaba kaydı yapılır. kasadaki fazlalıklar kasa hesabının borç kısmına, kasa farkı hesabının alacak kısmına yazılır.
muzaaf kayıt usulü sisteminde hesapların işlenebilmesi için en az iki hesap bulunmalıdır, farklılıkta bu sebepten tek olarak kasa hesabına işlenemez.
obligasyon
borç senedidir. elinde bulunan şahıs, çıkartan müesseseden ana parasını almadan miktarına isabet eden faizi alır.
obligasyon çıkaran müessesenin faiz karşılığında kapitale veya kapitalini fazlalaştırmaya ihtiyacı var demektir.
gerek (gbkz:aksiyon)*:hisse senedi* ve gerekse obligasyon şartları ticarî işletme için cazipse alınıp satılabilirler. o işletme ve müessesenin mevcutları ve alacakları gibi kabul edilirler. bunlar için açılan hesaplara aksiyon-obligasyon hesabı denir. hesabın işleyişi aynen (gbkz:mal hesabı)nda görüldüğü gibi olur. hesap (gbkz:görgül metod) veya sürekli denkleştirme metodu usullerinden birisi ile tutulabilir.
othello sendromu
zihnin tek bir konuda bağlantılı olarak sürekli aşk nesnesini kaybetme olgusuyla yaşaması sonucu ortaya çıkan bir hastalık.
totem
(gbkz:yontma taş devri) civarlarında yapılan, doğanın üstün gücüne kapılan kabilelerin bir kutsalı olan nesne.
tayfun
eski yunan'da dört rüzgârın babası olan fırtına tanrısının adıdır.