geceye bir söz bırak
- "(...) Hayatın geçiciliği gerçeği, insanın içinde sonsuzluk istiyorum diyen sesle karşılaşınca kişiyi incitiyor. Bir acı kaynağı oluyor. Deprem öncesinde de zaten bu gerçekle yaşayan, ölümü gündeminde tutan insanlarda geçicilik gerçeği onulmaz yaralar açmıyor. Sadece insanı yaratıcısına daha çok yakınlaştırıyor. O'ndan daha çok medet arar hale getiriyor. ölümle yüzleşmek, bizi O'nu daha çok düşünmeye, hayatın içine daha çok katmaya, O'nu hesaba katarak yaşamaya sevk ediyor.
ölümden sonrasını yokluk olarak algılayan, ölümü ve hayatı Yaratıcı'dan bağımsız biçimde düşünmek isteyen insanlar için ölümle burun buruna yaşanan şu günler, duygularda tam bir incinmeye, yaralanmaya, dayanıksızlığa ve kimsesizlik hissine yol açıyor.
özetle deprem, insanın dünyasında önemli bir yer tutan her şeyin kontrol altında tutulması ihtiyacını, ölümü, ölümün ve hayatın anlamını, hayatın geçiciliğini, kısaca hayat ve kainatla ilgili birçok kavramı yeniden düşünmeye itti bizi.
Kendi benliğimizin, arzularımızın, narsisizmimizin ürettiği anlamların ne kadar kof olduğunu gösterdi. Yaratıcı'nın belirlediği kavramların mutlak gerekliliğini fark ettirdi.
Kimi insanlar da bu kavramsal kırılmalardan rahatsız oldu. Benliğine, narsisizmine tutkun, kendisini dayanak noktası alan insanlar, bir hiç olduklarını anladıklarında ve kendilerinde medet bulamadıklarında benlikleri incindi. Hayatlarına katmadıkları Yaratıcı'ya öfke bile duydular. Aslında öfkeleri kendi acziyetlerine ve hiçliklerine yönelikti. Bu kişilerin yeni kavramsal değişimler yaşaması zor gibi görünüyor. Tutkun oldukları benlikleri buna izin vermeyecektir. Her ne kadar içsel sesleri onları mutlak bir varlığa çağırsa da... Büyük bir ihtimalle bu sese kasten kulak tıkayacaklar. (...)"
(Yakınlık - Mustafa Ulusoy - Sayfa: 182, 183)
Bunları yazana şu şarkıyı armağan ediyorum:
https://www.dailymotion.com/video/x2wxla
tümünü gör