geceye bir söz bırak
- https://www.youtube.com/watch?v=OY2Zp1MlpuE
https://www.sondakika.com/haber/haber-11-gun-kaldigi-enkazda-sahibinin-elleriyle-15644381/
" ikinci Dünya Savaşı sırasında, 1940 - 1944 döneminde Avrupa müzelerinin hava saldırılarında 17 dinozor iskeleti tahrip edilmiş. Bu çifte cinayeti kafamda apaçık canlandırıyorum, paramparça olmuş cansız kemikler, kaburga ve belkemiklerinden oluşan o Eiffel kulelerinin enkazları. Hiçbir hayvan bunu yapmaz. Milyonlarca yıldır zaten ölü olan birini ikinci kez öldürmek, kafatasının kara kutusundaki tarih öncesi dehşeti yeniden uyandırmak...
Savaş döneminde ölen hayvanların cesetlerini sayan olmuş mudur acaba? Milyonlarca serçe, kuzgun, nar bülbülü, tarla faresi, parçalanmış tilkiler, küle dönüşmüş keklikler, sıçanlar, köstebeklerin yıkılan sığınakları, kendilerinin devasa benzerleri olan ağır zırhlı tankların altında ezilen hafif zırhlı kaplumbağalar...Hiç kimse hiçbir yerde bu ölümlerin dökümünü yapmamıştır. Savaş esnasında, hava saldırıları esnasında hayvanlara neler yaşattığımızı ciddi olarak hiç düşünmemişizdir. Nereye saklanırlar, Darwin'in notlarında onlara verdiği isimle bizim 'dert ortağı kardeşlerimizin' 'vahşi' beyinlerinde neler olur?
Doğa tarihini seviyorum ama müzelerini değil. Onlarda doğal bir şey göremiyorum. Sonuç olarak onlar müzeden ziyade birer mozole. içi doldurulmuş antiloplar, tibet sığırları, porsuklar, geyikler ve gergedanların bulunduğu bir yere başka ne denilebilir ki? Hayvanat bahçelerinde de gerçek, katıksız bir mutluluk hissettiğimi söyleyemem. Ama insan her zaman onları en az bir defa ziyaret etmek zorunda kalır çocukken çünkü ebeveynler çocuklarının, hortumunu yorgun argın savuran fili veya leş kokan kafesinde huzursuzluk içinde dolaşan kurdu görmeye can attığından emindirler.
Filin derin hüznünü hiç unutamıyorum, neredeyse kahrolmuştum (yaşadığım krizlere bir tane daha eklenmişti), sonra pis betonun üzerine uzanmış siyah pumanın üzüntüsünü, kaplanın misafirlerini karşılayıp uğurlarken saklayamadığı bezginliğini... çıkışta içimi hayvansı bir hüznün kapladığını hatırlıyorum. Bu hüzün, yemin ediyorum, insani hüzünden çok daha yoğun, dilin süzgecinden geçmemiş, dillendirilmesi imkansız ve dillendirilmemiş bu hüzün vahşi çünkü dil, nihayetinde hüznü rahatlatır, yatıştırır, onu zararsız hale getirir, kanını akıtır (...) "
(Hüznün Fiziği - Georgi Gospodinov - Sayfa: 158, 159)
Hayvanların şuram acıyor, kurtarın beni diyecek bir dili dahi yok!
tümünü gör