sokrates
- şehrin tanrılarına inanmayıp, yeni tanrılar ortaya çıkarmakla suçlanan ve idam cezasına çarptırılan yunan filozofu. dini etkinlikten dolayı idam gerçekleştirilmez, bir ay ertelenir ve hapis cezası uygulanır.
idamından rahatsız olan bazı devlet adamları, sokrates'in kaçması için fırsat tanırlar, onu kaçırabileceklerini söylerler. ancak sokrates, bunu reddeder ve hayranlarını, geride kalanları şaşkınlığa boğan şu son sözleri söyler, hücre arkadaşı crito'ya: " crito, asklepios'a bir horoz borçluyuz; onu öde, sakın unutma!"
yunan tanrılarını reddediş ile suçlanan birinin, hayattayken önemsediği, ölmeden önce yapılmasını istediği son şey; yunan tanrısına bir ikram. yaptığı ironi miydi, yoksa sadece kafası karışmış, kararsızlığa düşmüş biri mi?
bu davranışı, nietzsche'ye göre; yaşam hastalığından kurtulduğu için tanrıya sunduğu bir ikramdır, tanrıya şükranlarını sunar.
bir ay sonra, baldıran zehriyle idamı gerçekleştirilir. platon, ölüm anını son derece huzurlu olarak anlatır. ancak tıp bilginleri, zehrin etkisinin acı verici olduğunu söylerler.
hiçbir eser bırakmadığı halde günümüze ulaşabilen bir insan. yaşamadığı konusundaki tezler komik geliyor. hadi platon şizofrendi, ksenofon, aristofanes ve yunan halkı da mı öyleydi? gereksiz bir iddia sadece, bence.
doğurtma sanatına da değinelim. alay ve doğurtmadan oluşur. öncelikle diyaloğa girdiği insanı över, kendisinin sahip olmadığı bilgilere sahip olduğunu, kendisinin hiçbir şey bilmediğini hissettirir. " övgü aptallığı beraberinde getirir" ilkesini uygular, bir nevi. bu ilk aşamadır, alay.
ikinci aşamada, diyaloğa girdiği kişinin sunduğu bilgilerin evrensel ve mutlak doğruluğunu sorgulayarak, kişiyi, aslında hiçbir şey bilmediğine ya da edindiği bilgilerin sadece kendi doğruları olduğuna ikna eder. bu davranışını; insanlara bir şey bilmediklerini, mutlak bilginin sahibinin tanrı olacağını hatırlatarak, tanrıya hizmet olarak tanımlar.
tümünü gör