geceye bir söz bırak
- Ateist Doktor House, bana kendi ateistliğimi mercek altına almam gerektiğini hatırlattı:
"Dindar Değilim, Müslümanım
Kur'an-ı Kerim, inanılmaz sıkıcı bir kitaptır. çünkü insana çok benzer!
Eşsiz, benzersiz bir kitaptır Hazreti Kur'an. Kitaptır, ama kitap diye bildiğimiz şeylere benzemez. Benzemez, insan elinden çıkmış kitaplara. Sadece insana benzer. insana benzediği için de, ne başı bellidir, ne sonu...
iddianın yeridir: Kur'an-ı Kerim'in insana benzediği kadar, insan insana benzemez. Son Peygamber olarak tanınan o güzel insanın sıfatlarından birinin 'yürüyen Kur'an' olması, ilham arayana ilham, delil arayana delildir.
Kur'an-ı Kerim'de tıpkı insan gibi, tekrarlar durur; daldan dala atlar; bazen 'ben' der bazen 'biz' ; gözü ufka bakarken maziden bahsettiği çoktur. Bir yolculuk gibi başlayıp bitmez, giriş-gelişme-sonuç yoktur, bu yüzden bir yere vardığını hissetmez insan, son sayfasını çevirdiğinde.
Yolun hikâyesi olmaz, yolcunun hikâyesi olur. Okuyucu(yolcu) kendi kalbini katmadığında ona, yolculuk edemez, hikâyeyi/kitabı(kendisiyle) tamamlayamaz, kitabı bitirse de bir yere varamaz. Sıkıntısı artar sadece.
Dindar olmayanlar, her zaman 'best seller' olabilecek, tam manasıyla evrensel, sürükleyici bir kitap okumayı beklerken, inanılmaz sıkıcı bir kitapla tanışmış olurlar. Haşa ve haşa diyelim de, şüphe, sinek gibi dolaşmasın yazının üstünde, okuyucunun dikkatini dağıtmasın. Tanrıyla arası hoş, dinle arası nahoş olan güzide insan topluluğunun hislerini paylaşmak, insan nefsinin desiselerine hemhal olmak diyelim biz buna. Siz, hemhal olmak fiilinin yerine empati kelimesini koyun ve emniyet kemerinizi bağlamayı unutmayın: Hüsnü zan.
Bir kere daha: Haşa ve haşa, dünya çapında başarılara imza atmış bir 'best seller' yazarı, yaratıcıdan daha 'yaratıcı'(!) görünür okuyucunun gözüne! Allah'ın kitabında, Allah'ın yaratıcılığı nerededir?
Dindar köylülerin ve laik şehirlilerin, Ramazan ayında televizyon programlarını ve fıkıh kitaplarını çekirge sürüsü gibi istila eden sorularına cevap vermeyen bir kitap, nasıl Allah kelamı olabilir?
insanın kalbinden geçenleri bildiğini söyleyen Allah, insanların çoğunun neleri merak edeceğini, her zaman popüler olacak fıkıh sorularını bilmekten aciz olabilir mi?
Kutuplarda nasıl namaz kılınacağı, hurilerin vücut ölçülerinin ne olduğu, hangi ibadete kaç 'bonus' verileceği gibi popüler sorunları mesele olarak görmeyen ve bunlara cevap vermeyen bir kitap, dindarlık algısına hapsolmadığı için, dindarların da alışkanlıklarını yıktığı için, yani çıtayı insanların seviyesine düşürmediği için, bizatihi bunun için kutsaldır!
Sevap biriktirenlerle bonus biriktirenler, yaşam tarzları farklı olsa da aynı kişilerdir. Sorularını değiştirmedikleri müddetçe, Kur'an-ı Kerim'deki temel espriyi/sorunu ıskalayacaklardır: şeytan, ateşten yaratıldığını, ateşin topraktan üstün olduğunu söyleyerek bir insana (Hazreti Adem) secde/itaat etmeyi reddetmişti.
Kutuplarda ve hurilerde olmayan bilgiyi, şeytan ateşiyle aydınlatıyor: Kişi, neyine güvenir, neyle kibirlenirse, o çok güvendiği şey onun cehennemi olur, onunla cezalandırılır. şeytan, ateşine güvenip kibirlendiği için, o güvendiği şeyle (ateş) cezalandırılacağı yazıyor Kur'an-ı Kerim'de. Hazreti Adem, yaratıldığı toprağa güvenip kibirlenseydi, büyük ihtimalle cehennemi bataklık olarak bilecektik.
Dindarlar, Kur'an-ı Kerim'in Allah kelamı bir mucize olduğuna inanırlar; ama sıkıcı olduğunu itiraf edemez, bunu bir eksiklik zanneder, kusuru kendilerinde ararlar. Sıkıcı olmasının bir hikmeti olabileceğine pek ihtimal vermez görünürler.
Bazı mucizeler göğsümüzü ferahlatmak, bazıları canımızı sıkmak, içimizdekileri dışarı çıkarmak içindir! Kitap denen mefhumun içinde, örümceğin sabırla yuvasını örmesi gibi, kurulur san'at; sanatçı tarafından. Giriş-gelişme-sonuç diye özetlenen meşhur kompozisyon kuralı, uzunluğu ne kadar olursa olsun, yazıyı ve yazarını sıkıcı olmaktan kurtarır. Sanat denen suni/yapmacık bilgi, bir kedi gibi, yalnızlığımıza arkadaş olur, şu can sıkıcı dünyada.
Yalnızlığa arkadaş olması, can sıkmayacağı, canımızı yakmayacağı anlamına gelmiyor. Adına ister sanat, ister bilim diyelim, insan zihninin ürettiği/kurguladığı her tür bilginin hayatımızdaki yeri, evdeki kedinin kapladığı yer kadar bile değildir. (Yerinin küçük olduğunu söylemek başka, küçümsemek, olduğundan küçük görmek başka. Olduğundan küçük görmüyor ve göstermiyorsak; kediyi sevmeye devam.) Teselli edebilir, bazı sıkıntıları unutturabilir, dikkatimizi dağıtabilir, yüzümüze bir gülücük kondurabiir; fakat ne cevap verebilir ne sorunlarımızı çözebilir.
Pazar günleri gazetelerin manşetlerinde, bilim adamlarının yeni bir aşı üstünde çalıştıkları haberinin arkasında saklanan gerçek, kedinin tırnaklarından daha acıtıcı: Az sayıdaki bilim adamı aşının üstünde çalışırken, bilim adamlarının çoğu neyle meşgul? Bilim adamlarının çoğu, ölümcül yan etkileri olan ticari ürünler geliştirmeye devam ediyorlar.
Kedi yetmez olduğunda, canımızı sıkmaya başladığında, ne teselli eder insanı? şarap mı, seccade mi? Gam buradaysa, teselli de burada olsa gerektir.
üzüm sıkılır şarap olur, insanın canı sıkılır gözyaşı olur. Gözyaşı, insanın şarabıdır. ' Seccadeni şarapla yıkamadan namaza durma!' diyordu şirazlı Hafız, muhtemelen, şu dünyada gözü nemli gidecek bir yer bulamadığında...
Neyzen Tevfik'in döktüğü gözyaşı şarabına, Mehmet Akif'in gözyaşı mürekkebine damlıyordu. çok farklı hayatlar yaşasalar da, aynı değerler dünyasına mensuptu ikisi de. Aynı şeylere kızıyor, aynı şeylere seviniyor, sadece farklı tepkiler veriyorlardı. Akif'imiz tenhada, efkârlı, gözü nemli şiirini yazarken; Neyzen'imiz meydanın ortasında kelimelerini biliyor, küfrediyor, şarabını yudumluyor, neyine üflemeye devam ediyordu...
Yaygın olan din ve dindar algısı, Mehmet Akif ile Neyzen Tevfik'in dostluklarını kuşatamıyorsa, bu arkadaşlık hayal bile edilemiyorsa, dindar köylüleri ve laik şehirlileri aşmak zorundayız. Onlar 'cd' kutusu gibi bir kenarda dursun, beklemeye devam etsin, Kapağını açtığınızda, kutusunun içinde 'cd'sinin olmadığını gördüğünüz, kaybedilmiş boş bir can sıkıntısı olarak...
O boşlukta, Neyzen'imiz neyini üflemeye, Akif'imiz şiirini yazmaya devam eder, aptallıklar sahibini büyük bir sadakatle takip ederken:
O Kitap ki kalbinizde ne varsa onu çoğaltır..."
(Entelektüellerin Hurafeleri - ibrahim Paşalı - Sayfa: 114, 115, 116, 117)
tümünü gör