abdülhak hamid tarhan
- FacebookTwitterGoogle+TumblrPinterest
Tanzimat Edebiyatı'nın en önemli yazarlarından Abdülhak Hamid Tarhan, 1852'de Bebek'te dedesi Hekimbaşı Abdülhak Molla'ya ait olan Hekimpaşa Yalısı'nda dünyaya gelir.
Hamid'in kaleme almış olduğu hatıralarından, Hekimbaşılar soyundan gelmesinin kendisine sağladığı avantajlar kolaylıkla anlaşılır. Yazar, çevresinde döneminin ünlü edebiyatçıları, fikir adamları ve siyasetçileri ile yetişir. Abdülhak Hamid Tarhan, 1863 yılında ağabeyi Nasuhi Bey ile Paris'e gider. Yanlarında eğitim hayatında önemli bir yeri bulunan Hoca Tahsin Efendi ve lala ömer Bilal Ağa da vardır. Hâmid burada bir buçuk sene kadar özel bir okulda okur.
abdulhak hamid tarhan
Paris'te bir yıl kaldıktan sonra ise para sıkıntıları başlamıştır. Bunun üzerine lala çalışmaya başlar, Nasuhi Bey istanbul'a döner, Hoca Tahsin Efendi sefarethaneye yerleşir, Hâmid ise okuldan alınır. Para sıkıntısı, alacaklıların şikayeti üzerine karakola düşmelerine bile sebep olur. Sonunda borç alınarak Viyana'ya ve oradan da Varna yoluyla istanbul'a dönerler. Borç alarak borçları kapatmak ise bütün hayatında kesesiyle arzularını bir türlü denkleştiremeyen şairde bir alışkanlığa dönecektir. Bu büyük Tanzimat şairinin bütün ömründe gördüğü yegane sistemli eğitim, Fransa'daki bir buçuk senelik tahsildir. Fransa dönüşünde bir süre Robert Kolej'e gittiyse de, asıl öğrenimini o yıllarda, aydın aile çocukları için ciddi bir tahsil şekli olan özel hocalardan görecektir.
Abdülhak Hâmid, 1865 yazında Tahran büyükelçiliğine atanan babasının yanında iran'a gider. Arapça, Fransızca dersleri alır, Farsça öğrenmeye başlar. Hâmid burada, iran Edebiyatı'nı tanıma fırsatı bulmuş, kuvvetli dil ve edebiyat kazançları sağlamıştır. Babası 1866'da ölünce istanbul'a döner. Maliye ile şÃ»râ-yı Devlet Mektubî Kalemlerinde memuriyete başlar. Mektubî kalemlerinin, Hâmid'in Ebüzziya Tevfik, Samipaşazade Sezai ve Baha Bey gibi devrin edebiyatçılarıyla arkadaşlık etmesini sağladığı için birer okul yerine geçtiği söylenebilir. Daha sonra arkadaş olduğu Namık Kemal'i birinci üstad, Recaizade Mahmut Ekrem'i ise ikinci üstad olarak anacaktır.
abdulhak hamid tarhan
Abdülhak Hâmid, 1874'te ilk eşi Fatma Hanım ile Edirne'de Nasuhi Bey' in konağında evlenir, on üç yaşındaki karısıyla birlikte istanbul'a döner. Tanışma ve evlenmeleriyle ilgili değişik hatıralar anlatılır. Zira Hâmid, evlenmek isteyip, kimseyi beğenmemekte, akşam evet dediğine, sabah hayır demektedir. Ancak, evlendikten sonra çok mutludur, hep bu saadeti kaybetme endişesi içinde yaşar. Hatıralarında, “Beraber gezerken düşecek diye tutacak oluyordum. Uyurken bir akşam uyanmayacak, ölecek gibi duruyordu. Güldüğü zaman güzelliğini uçacak sanıyordum” diye anlatır. Abdülhak Hamid'in Hüseyin ve Hâmide adında iki çocuğu olur. Bu yıllar, Hâmid'in eserlerini peş peşe yazdığı yıllardır. Garam (manzum şiir ya da manzum hikaye de denilebilir), Sardanapal, içli Kız, Sabr-ü Sebat gibi tiyatro eserlerini yazar.
fatma hanim
Fatma Hanım
Abdülhak Hamid'in Paris yaşamını yeniden deneyimlemesi, 1876 yılında Paris Sefareti ikinci Kâtipliği göreviyle gerçekleşir. Eşi ve çocukları istanbul'da kalır. Abdülhak Hamid, Paris'te bulunduğu sürede yaşadıklarını, Paris sokaklarını, semtlerini, eğlence merkezlerini, tiyatrolarını ve mezarlıklarını edebî eserlerinde de çeşitli vesilelerle anlatır. iki yıldan fazla süre kaldığı Paris'in, genç, çapkın bir diplomata verebileceği bütün imkanlardan fazlasıyla faydalanır. Burada yaşadıklarını anlattığı Divaneliklerim (Belde) adlı manzum eserinde, 19. yüzyıl Paris yaşamına ait mekânları ve otobiyografik unsurları betimleyerek kurgulamıştır. içerik olarak, hayat ve gerçek dünya anlatılır, Hâmid'in şiirimizde başlattığı asıl yenilik budur.
şanzelize
Git de bir kere gör seyâhatle
ne kadar hoştur âh o şanzelize
Anda gerdûne-i zarife süvâr
ne kadar hoş geçer Alis Huvar.
Hâmid, iki yıldan fazla kaldığı Fransa'da, Fransız Edebiyatı'nı da yerinde inceleme fırsatını bulur. Edebiyata daha çocukken heveslenen ve Fransa'ya gitmeden önce yazdığı Macera-yı Aşk ve ona şöhret sağlayan Duhter-i Hindû gibi tiyatro eserlerini yazan Hâmid, Paris'te Nesteren ve Tarık (Endülüs Fethi) adlı oyunları yazar.
Ne hoş eyler muhabbeti tarif
şu garîb bülbül âşiyânında;
Ben de gûyan idim zamanında
Âşiyanımdı bir nihâl-i zarîf.
Gezdiğim demde gülistanlarda
Beni yâdındır eyleyen taltîf
Duyarım nefhanı hafif hafif
Rüzgâr estiği zamanlarda
(Hamid'in Türk Edebiyatı'nda şöhret kazanmasını sağlayan Duhter-i Hindu oyunun başında yer alan Tagannum adlı şiir)
şu viraneye sen de hayretle bak
Meliken gibi çeşm-i ibretle bak
O vaktiyle pür-feyz ü ümran imiş
Mehâsinle meşhûr-ı devrân imiş
Ne hâle getirmiş anı bak zaman
Bugün bir büyük makber olmuş heman
Neden çünki şÃ¢hânı gaddar imiş
Ehâlis-i menhusu murdar imiş
Hamiyyetde bî-behre himmetde hiç
Sadâkatde hiç istikâmetde hiç
(Nesteren)
tümünü gör