doğru insanı beklemek
-
çoğu zaman sonu gelmeyecek ve belki de sonsuza dek sürecek bir bekleyiş.
kendi cenaze namazını kılmayı beklemek gibi bir bekleyiştir.
(bkz: doğru insan)
(bkz: yanlış insan) -
yıllarca yaptığım pasif eylem. sonuç mu? elde var sıfır.
hadi yaşanmış bir hayat üzerinden bu konuyu değerlendirelim:
muhafazakar bir ailenin ikinci ve son çocuğu olarak dünyaya geldim. bana çocukluğumdan beri şu söylendi: "oku. adam ol. işini eline al. yaşın gelince helal süt emmiş biriyle seni baş-göz ederiz."
tamam dedim. 16 yıl boyunca okudum. yetmedi bir sene de ingilizce hazırlık okudum. bu süre zarfında birlikte güzel vakit geçirebileceğim birçok kızla tanıştım. güzel vakit geçirmeye birkaç örnek vereyim; sinemaya gitmek, el ele yürümek, sarılarak uyumak, sevişmek, tatile çıkmak. örnekler arttırılabilir.
dedim ki kendi kendime; "bak mr. pink! yarın bir gün evleneceksin. etme tutma. yazıktır, günahtır. anlık zevkler için hayatını zindan etme. evlendiğinde eşinin yüzüne nasıl bakacaksın." bu şekilde kendimle konuşmamın nedeni tamamen çevresel faktörlerden ötürü süperegonun ide baskın gelmesidir.
neyse; yıllarca kız arkadaşım olmasın diye çabaladım. özellikle üniversitede birçok kez elime geçen şansı geri çevirdim. hatta aile yapımız farklı olduğu için anlaşabildiğim kızlarla arama mesafe koydum. ne için? helal süt emmiş kıza kendimi saklamam için.*
dostlar bu arada o dönem ki düşünceme götümle gülüyorum. helal süt emmiş kız nedir ya. neyse. burası ayrı mevzu. konumuza dönelim.
28 eylül 2015 tarihinde yıllarca okumanın, ders çalışmanın, kendimi sosyal hayattan soyutlamanın meyvesi olarak rehber öğretmen sıfatı ile işe başladım. dedim ki tamam. artık vakti geldi. eli yüzü düzgün helal süt emmiş kız bulmanın vakti geldi.* arayışlarım sonucunda batman'da iki, şanlıurfa'da bir ve istanbul'da bir adet olmak üzere hasadı yapılmış dört mahsul ile tanıştım. iyilerdi, hoşlardı, güzellerdi. ama gelin görün ki beni beğenmediler. hak da vermiyor değilim. para yok, asalet yok, yakışıklılık yok. neyime baksınlar. benden daha zengin, daha yakışıklı, bulundukları ilde önde gelen ailelere mensup beyefendiler mevcut. kim ne yapsın mr. pink'i. zar zor bir üniversitede bitirmiş. dağın başında çocuklara samed behrengi okutturarak ayın sonunu getirmeye çalışan bir insan.
velhasıl reddedildik. geleceği dair umut yok, beklenti yok, namaz yok, niyaz yok, dert yok, tasa yok, karı yok, kız yok. aile 1600 km uzakta. yakında neye benzediğimi de unuturlar. hee ne mi var? bira var, votka var, sigara var. bir de kendi çapımızda kurduğumuz kaybedenler kulübü var. ama her şeyden önemlisi şimdinin minikleri yarının büyükleri olan 250 tane çocuğum var.
beklemek tembelliktir. saçmalıktır. hayatta her şeyi tecrübe ederek öğrenmek gerekir korkmadan, çekinmeden. (bkz: beklemekten vazgeçmek)
düşünün; Andre Marie Ampere deneyler yapmayıp "bekleyeyim paralel akım beni bulsun" deseydi manyetik alan ile elektrik akımı arasındaki ilişkiyi belki de hiçbir zaman bilemeyecektir.
son sözüm; o gemi hiçbir zaman gelmeyecek. -
bir durakta otobüs beklemeye benzer. evinin tam önünden geçen otobüsü beklersin. otobüs kaza yapmış veya seferi iptal olmuştur. bekledikçe beklersin. sonrasında evin tam önünden değil de yakınından geçen bir otobüse binmeye yeltenir ama vazgeçersin bu kadar bekledim biraz daha bekleyeyim ve beni tam istediğim yere götürecek otobüse binmeliyim düşüncesiyle. doğru insanı beklemek de işte böyle bir şeydir.
-
(bkz: doğru insan ne amk)