devam etmeniz halinde bu veri kaldırılacak.devam etmek istediğinizden emin misiniz?

  1. Hikâyenin içindeki kedinin bencillik müstesnalığı iyi anlatılmış :)

    "Hani Balığı

    Uyuyordum. Sanki uyur uyumaz başlıyordu düş. Başlangıçta hep hayvanlar vardı. Bir kelebek ya da bir balıktı gördüğüm. Ya da bir kedi, bir yılan. Bir fil, bir deve, bir timsah ya da bir yaban domuzu gördüğüm de olmuyor değildi. Sonra hayvanların yerini insanlar almaya başladı. Yavaş yavaş, tanıdığım ve tanımadığım kişiler sökün ediyordu.Daha çok bir dönüşüm biçiminde gerçekleşiyordu bu. örneğin, kelebek, insana dönüşmeden önce: Tutma beni, diye bağırıyordu. Tutma! Kanatlarım elinde kalacak ve ben rengimle birlikte gizimi yitirip can vereceğim o kaba saba ellerinde.

    Oltamdaki hani balığı: çabuk denize sal beni, diyordu. Rakına meze yapacaksın da ne olacak, muradına ermek istersen denize sal beni. Deniz... denizdir benim dünyam.

    Kedi, her zamanki gibi, bir yandan bacaklarıma sürünüyor, bir yandan da mırıldanıyordu: Miyavvv, yakaladığın kelebeği saldın, tuttuğun balığı denize bıraktın. Sabah, avladığım fındık faresini pençelerimden kurtarıp saldın. Benim yiyecek hiçbir şeyim kalmadı. Ne yakışıksız şey, süte bandığın bayat ekmekleri veriyorsun bana. Madem durum bu, ben de insana dönüşüp aşına ortak olacağım.

    Yılan (ev yılanı): Atalarım bu evin karanlık bodrumlarında büyüdü. Ben de gömleğimi, her kez, görünür bir yerde bıraktım. Rahmetli büyük hanım, anacığın, büyü bozmak için kullanırdı gömleğimi. Babansa, ölümüne değin, her sabah bir çanağın içinde sütümüzü verirdi. Uzun kış uykumda bile evinizin uğuru olmayı sürdürdüm. Oysa şimdi sen, yüzüme bakmıyorsun. Dayanasım kalmadı artık, ya bu evden kaçacağım ya da biçim değiştireceğim. Bizlerin sütünü eksik etmeyen aziz babanın görünüşüyle dolanacağım bundan böyle geceleri. Ve o tiksindiğin sıçanlara da dokunmayacağım.

    Uyandım. Mevsimlerden yazdı. O sıralar deniz kıyısında bir evde oturuyordum. Uykunun ağırlığını ve düşlerin etkisini atmak için üzerimden, uyanır uyanmaz denize atardım kendimi. Düşlerden yorgun düşmüş bedenimi, gene denize attim. Sonra bahçede oturmuş bir yandan acı kahvemi yudumlar, Vladimir Nabokov'un kitaplarını karıştırırken, kapıyı çalmadan biri bitti karşımda elinde bir kelebek ağı:
    -Bahçenize çok nadir cinsten bir kelebek girdi Sayın Bayım, eğer sizi rahatsız etmezsem onu izleyebilir miyim?
    -izleyin, ama yakalamaya çalışmayın!

    Biraz sonra, elinde kamışı, bir başkası belirdi: Rıhtımınızdan oltamı sallamama izin verir misiniz? Bu gece lüfere çıkacağım da... Malûm, yem için birkaç izmarit...

    Daha sonra yaşlı bir kadın çaldı kapımı: Sizin kömürlüğünüzde bu mevsim yılan gömleği olur. Kızım yılancık oldu, onu iyileştirmek için acaba...

    Tüm bunları kaldırımları süpüren çöpçü noktaladı: Beyabi, kapının önü tertemiz oldu sayemde. Akşam yemeğinden arta kalan bir şeyler varsa, denize atma da...

    Akşam. Yazıyorum. Küçük oğlum soruyor:
    -Ne yazıyorsun?
    -Hayvan ve insan öykülerini.
    Kucağındaki oyuncak maymunun gözünü çıkartmaya çalışan velet, 'yalnız hayvanları yazsan daha iyi değil mi?' diyor. Tasalanma, diyorum oğluma. Hayvanları insan, insanları hayvanmış gibi yazıyorum.
    Oğlum, anlamadım, diyor.
    Ben: Büyüyünce ve düş görmeye başladığında sen de anlarsın, diyorum.
    Annesi: çocuğun aklını karıştırma, diyor.
    Ben, kendi kendime , Ya sabır! çekip, sen onlara bakma. Yazmana bak, diyorum, kendi kendime. Ve yazmaya bakıyorum.

    Niçin düşlerim hayvanlarla dolu ve niçin hayvanlar düşlerimde insana dönüşüyor ve sonra düşlerimde hayvana dönüşen insanları uyandıktan sonra karşımda buluyorum ve niçin kimse beni anlamıyor, anlattığımda da dinlemiyor, dinlediklerinde de anlamıyorlar ve anladıklarında da susuyorlar ya da saçma! diyorlar ya da, bunlar yazılır mı? Ya da bunları yazmakla nereye varacağını sanıyorsun? Ya da yazmak bu mu demek? Ya da keçileri kaçırmadan önce saate bir baksana.

    Saate bakıyorum: Ne akrep. Ne yelkovan. Yalnızca bir tik-tak.

    insanların (başta kendim) hayvana dönüştüğü düşlerin özlemiyle yanıp tutuşuyorum. Biliyorum, çok geçmeden o geceler de gelecek. o düşler de. Gelsin bakalım. Ne fark eder?
    Haziran 1996 "
    (Ferit Edgü'nün "Giden Bir Kedinin Ardından" adlı kitabından)
    avatar
    18.02.2019 - 03:27
  2. Patilerinin çivi gibi batmasının sebebi bütün vücut ağırlıklarının küçücük patilere yüklenmesi; kucağımdaki kedimden yola çıkarak bunu söylüyorum :)
    avatar
    27.05.2019 - 02:52
  3. Geçenlerde Ekşi'de "kedi ismi bırak" başlığı gördüm. Kedim balkona çıkmak, kuşları hedef almak için miyav miyav bağırmaya başlayınca "düşersin hayır olmaz kemiklerin kırılır" dediğimde beni takmayıp miyavlamaya şirretliğiyle devam ettiğinde "huzursuz ruhlu kaltak" diyorum ona. Bu isim sayılır mı? Başka bir ismi daha var: Onu sokakta bulduğumdan dolayı "Sokaktan Gelen Leydi"; bir kitap ismi bu..
    avatar
    11.05.2020 - 01:10
  4. instagramcıların kötü emellerinin zavallı kurbanı. sokak kedisi alıp yarasını saracaklarına pet shoptan alıp instagram malzemesi yaparlar bu zavallı hayvanı pis instagramcılar.
    avatar
    11.05.2020 - 01:13
  5. şimdiki kediler sosyete instagram güzeli.
    avatar
    11.05.2020 - 18:13
  6. kesinlikle uzaylı olduklarından şüphelendiğim hayvandır.
    avatar
    12.05.2020 - 23:19
  7. "(...)Ancak odalar şairi Necatigil ve Gündüz Vassaf evin kedilerini aslında o kadar da eve layık görmez. Onlar evde sahipleri varken paylaşım içindedirler. Onlar aslında, aynı zamanda evin yalnız kedileridir. Necatigil, 'Kediler' şiirinde kedilerin yalnızlığından bahsederek, belli noktadan sonra evlerdeki hapsedilişini eleştirmektedir. Belki insanların bir hayvana yaptığı en büyük zulümdür. üstelik sorgusuzca eve hapsedilen kedi, sahibi istedikçe oyuna, sevgiye dahil edilmektedir. Bu şiir kediler adına yazılmış lirik bir eleştiri niteliğindedir:

    Evlerde hapis kediler
    Yalnız nedir söyledikleri
    Okşarsanız
    Bir kenara çekilirler (...)"

    Kedilerle bu pandemi döneminde daha fazla empati kurmaya başladık..

    (Kedi Edebiyatı - Türk Edebiyatının Kedileri ve Kedicileri- şerife çağın, Sayfa: 320)
    avatar
    08.06.2020 - 01:34
  8. https://img.buzzfeed.com/buzzfeed-static/static/2014-05/enhanced/webdr08/14/13/enhanced-25522-1400087212-22.jpg?downsize=700%3A%2A&output-quality=auto&output-format=auto

    Gözlerini bir yere dikip baktıklarında, insanların göremedikleri paranormal olaylar mı görüyorlar diye çok korkuyorum.
    avatar
    08.06.2020 - 01:49
  9. Tatlı bir hayvan.
    avatar
    12.02.2021 - 22:54
  10. "(...) Topaç'a ağladığımı zannediyordum ama gözyaşımın sebebi bu dünyaya öyle savunmasız bir şekilde atılışımdı. Atılışımız... Can ne kadar onulmaz bir yaraydı ! Bu dünyanın en uçucu maddesi candır. Onun kıymetini bilmenin bir yararı yok. Yol kenarında duran bir yavru kediyiz işte. Ansızın bilmem kaç tonluk bir araç geçiverir üzerimizden. Hayatımız, şevkimiz, aşklarımız, tutkularımız, inançlarımız, kuşkularımız, hatıralarımız, umutlarımız bir saniyede solup gider. Can bu kadar kırılgan. Topaç bana bunu öğretmişti. O, can taşımanın zorluğunu anlatan bir yoldaşımdı. (...)"

    (Hatırla - ismail Güzelsoy - Sayfa:96)

    Birkaç gün önce ablamın kedisi yüksekten, camdan düşüp öldü. Can bu kadar kırılgan...
    avatar
    31.07.2023 - 00:41