devam etmeniz halinde bu veri kaldırılacak.devam etmek istediğinizden emin misiniz?

avatar
mortis
- [4877-]
  • «
  • /
  • 163
  • »
  • «
  • /
  • 163
  • »
kapak fotoğrafı
profil resmi

@mortis

2819 başlık

4877 entri

yağma hasan’ın böreği

hakkı olmayan kişilerin bile üşüşüp yararlandıkları şey için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Yağma gitmek

Bir şey çok alıcı bulmak, çok satılmak anlamını taşıyan deyim.

Yağlı müşteri

(gbkz:para harcamaktan çekinmeyen müşteri), (gbkz:çok alışveriş yapan müşteri). anlamını taşıyan deyim.

Yağlı kuyruk

kolay ve bol kazanç sağlanabilecek kişi ya da yer. anlamını taşıyan deyim.

yağlı kapı

Çalıştırdığı kişilere hak ettiğinden çok para veren, maddi yardımda bulunan aile ya da kuruluş. anlamını taşıyan deyim.

yağlı ballı olmak

onunla ilişkileri çok iyi olmak (Kars. (gbkz:aralarından su sızmamak).) anlamını taşıyan deyim.

yağlayıp ballamak

(gbkz:abartılı) biçimde anlatarak övmek. anlamını taşıyan deyim.

yağ gibi kaymak

(taşıt, araba) aksamadan, *:aksamak* sarsılmadan *:sarsılmak**:sarsılmamak* (gbkz:hızla gitmek). anlamını taşıyan deyim.

Yağ döksen yalanır

çok temiz, (gbkz:tertemiz) bir (yer). anlamını taşıyan deyim.

yağ çekmek

çıkar için karşısındakine hep güzel şeyler söylemek, onu (gbkz:pohpohlamak). anlamını taşıyan deyim.

yağcılık etmek

ona (gbkz:dalkavukluk etmek), onun (gbkz:hoşuna gidecek sözler söylemek) anlamını taşıyan deyim.

Yağ bağlamak

(gbkz:semirmek), (gbkz:şişmanlamak). (gbkz:içi rahatlamak), (gbkz:sevinmek). anlamını taşıyan deyim.

ya devlet başa ya kuzgun leşe

“Öyle bir işe girişiyorum ki (gbkz:ya başarırım ya da yok olur giderim).” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

ya dayak yememiş ya sayı bilmiyor

özellikle parayla ilgili bir konuda aşırı bir görüş belirten kimsenin bu durumu için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli

“Ya buranın koşullarına uyup çalışırsın ya da buradan gidersin.” anlamında, tehdit yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

yabana atmak

(gbkz:bir şeyi önemsememek), (gbkz:bir şeyi önemsiz görmek). anlamını taşıyan deyim.

üzerine yok

bk (gbkz:üstüne yok).

Üzerine tüy dikmek

bk (gbkz:üstüne tüy dikmek).

Üzerine tuz biber ekmek

bk. (gbkz:üstüne tuz biber ekmek). anlamını taşıyan deyim.

Üzerine toz kondurmamak

bk. (gbkz:üstüne toz kondurmamak). anlamını taşıyan deyim.

üstüne titremek

bk (gbkz:üzerine titremek). anlamını taşıyan deyim.

Üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi

bk (gbkz:üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi). anlamını taşıyan deyim.

Üzerine oturmak

bk. (gbkz:üstüne oturmak). anlamını taşıyan deyim.

Üzerine olmamak

bk (gbkz:üstüne olmamak). anlamını taşıyan deyim.

Üzerine koymak

bk. (gbkz:üstüne koymak). anlamını taşıyan deyim.

Üzerine kalmak

bk. (gbkz:üstüne kalmak). anlamını taşıyan deyim.

Üzerine gül koklamamak

bk (gbkz:üstüne gül koklamamak). anlamını taşıyan deyim.

Üzerine gitmek

bk. (gbkz:üstüne gitmek). anlamını taşıyan deyim.

Üzerine gelmek

bk (gbkz:üstüne gelmek). anlamını taşıyan deyim.

Üzerine geçirmek

bk (gbkz:üstüne geçirmek). anlamını taşıyan deyim.

Üzerine düşmek

bk. (gbkz:üstüne düşmek). anlamını taşıyan deyim.

üzerine çekmek

bk, (gbkz:üstüne çekmek). anlamını taşıyan deyim.

Üzerine bir bardak su içmek

bk: (gbkz:Üstüne bir bardak su içmek). anlamını taşıyan deyim.

Üzerine basmak

bk. (gbkz:üstüne basmak). anlamını taşıyan deyim.

Üzerine atmak

bk. (gbkz:üstüne atmak). anlamını taşıyan deyim.

üzerine almak

bk (gbkz:üstüne almak). anlamını taşıyan deyim.

Üzerine ağırlık gelmek

bk. (gbkz:üstüne ağırlık gelmek). anlamını taşıyan deyim.

üzerinden zaman geçmek

bk. (gbkz:üstünden zaman geçmek). anlamını taşıyan deyim.

Üzerinden dökülmek

bk. (gbkz:üstünden dökülmek). anlamını taşıyan deyim.

Üzerinden atmak

bk (gbkz:üstünden atmak). anlamını taşıyan deyim.

Üzerinde kalmak

bk. (gbkz:üstünde kalmak). anlamını taşıyan deyim.

Üzerinde durmak

bk (gbkz:üstünde durmak). anlamını taşıyan deyim.

Üst üste

(gbkz:tekrar tekrar), (gbkz:birbiri arkasından), (gbkz:birbirinin üstüne). anlamını taşıyan deyim.

üstünüze afiyet

(gbkz:hastalık)tan söz ederken, (gbkz:karşısındakiler)in buna tutulmaması dileğiyle söylenen (gbkz:esenleme sözü). anlamını taşıyan deyim.

üstünlük duygusu

(gbkz:kendini herkesten üstün görme) ve / veya (gbkz:kendini herkesten iyi görme duygusu). anlamını taşıyan deyim.

üstün gelmek

Birinden ya da bir şeyden daha başarılı olmak, daha ileri gitmiş olmak; (gbkz:galip gelmek). anlamını taşıyan deyim.

üstüne yürümek

(gbkz:Korkutmak), (gbkz:yıldırmak) amacıyla (gbkz:saldıracakmış gibi davranmak), (gbkz:dövecekmig gibi davranmak) anlamını taşıyan deyim.

üstüne yok

“Bu kimse ya da şey en iyi (gbkz:nitelikl)erle bezenmiş*:bezenmek*, (gbkz:bundan daha iyisi yok olamaz da).” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

üstüne yıkmak

(gbkz:bir suçu başkasına yüklemek), (gbkz:bir işin sorumluluğunu başkasına yüklemek), (gbkz:bir işin ağırlığını başkalarına yüklemek). anlamını taşıyan deyim.

üstüne yatmak

(gbkz:aldığı borcu geri vermemek). (gbkz:aldığı malı geri vermemek). (gbkz:aldığı eşyayı geri vermemek). anlamını taşıyan deyim.

üstüne vazife olmamak

(gbkz:o iş kendisini uzaktan yakından ilgilendirmemek); (gbkz:o iş onun görevi olmamak). anlamını taşıyan deyim.

üstüne varmak

(gbkz:Birinin bir şey yapmasını ısrarla istemek). Ona (gbkz:saldırmak) (gbkz:birine saldırmak). {Kadın için) (gbkz:Evli bir kadının kocasıyla evlenmek). anlamını taşıyan deyim.

üstüne üstüne gitmek

(gbkz:Güçlüklerden yılmayıp onlarla uğraşmak). (gbkz:Didinmek). (gbkz:Durmadan bir şeyin ya da kimsenin üstüne yürümek). anlamını taşıyan deyim.

üstüne tüy dikmek

(gbkz:kötü bir durumun üzerine daha kötüsü gelmek). anlamını taşıyan deyim.

üstüne tuz biber ekmek

(gbkz:Bir felaketin acısını arttıran davranışta bulunmak) ya da başka bir kötü olay olmak. anlamını taşıyan deyim.

üzerine toz kondurmamak

özellikle sevilen kişinin ya da şeyin bir eksiği ya da kusuru olduğunu (gbkz:kabul etmemek) anlamını taşıyan deyim.

üzerine titremek

çok sevdiği şeyi ya da kimseyi (gbkz:özenle) korumak, bir kötülük gelmemesi için çok uğraşmak. anlamını taşıyan deyim.

üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi

(gbkz:cansız), (gbkz:tembel), (gbkz:uyuşuk), (gbkz:miskin) kimsenin bu durumunu belirtmek için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

üstüne oturmak

(gbkz:aldığı borcu geri vermemek), (gbkz:başkasının malını kendi malı gibi saymak). anlamını taşıyan deyim.

üstüne olmamak

Daha üstünü bulunmamak. (gbkz:hiç ilgilenmemek). anlamını taşıyan deyim.

üstüne koymak

(gbkz:eklemek), (gbkz:katmak). anlamını taşıyan deyim.

üstüne kalmak

(gbkz:bir işi yüklenmek) durumunda kalmak. anlamını taşıyan deyim.

üstüne gül koklamamak

o kişiyi (eşini, sevgilisini) (gbkz:çok fazla sevmek), (gbkz:bir başkası)nı o denli (gbkz:sevmemek). anlamını taşıyan deyim.

üstüne gitmek

(gbkz:karışmak), (gbkz:uğraşmak), (gbkz:dövmek) amacıyla (gbkz:üzerine yürümek). anlamını taşıyan deyim.

üstüne gelmek

bir şeyin ya da sözün yapılması ya da konuşulması*:konuşulmak* sırasında (gbkz:çıkagelmek). anlamını taşıyan deyim.

üstüne geçirmek

(gbkz:bir malın tapusunu kendi adına yazdırmak). Evlat edindiği *:evlat edinilmiş çocuk* *:evlat edinmek* çocuğu (gbkz:nüfusuna yazdırmak) anlamını taşıyan deyim.

üzerine düşmek

Bir çocuğu ya da kimseyi sevme ve korumada (gbkz:aşırı davranmak). (gbkz:Bir şeyi elde etmek için çok çaba harcamak). anlamını taşıyan deyim.

üstüne çekmek

(gbkz:kapıyı kapatmak). 2. (gbkz:Dikkat), (gbkz:şüphe) anlamını taşıyan deyim.

üstüne bir bardak su içmek

başkasında bulunan malını, parasını almaktan artık (gbkz:umudunu kesmek), (gbkz:unutmak). anlamını taşıyan deyim.

üstüne basmak

yerinde bir düşünce (gbkz:ileri sürmek), (gbkz:tahminde bulunmak). iyice belirtmek. anlamını taşıyan deyim.

üstüne atmak

bir suçu, suçsuz olan bir kişinin işlediğini söylemek, (gbkz:suçu birine yüklemek). onu (gbkz:suçlamak). anlamını taşıyan deyim.

üstüne ağırlık gelmek

(gbkz:durulmak), (gbkz:ağır başlı olmak). anlamını taşıyan deyim.

üstünden zaman geçmek

aradan uzunca bir süre geçmek, (gbkz:artık unutuluyor olmak). anlamını taşıyan deyim.

üstünden dökülmek

(gbkz:giysileri üzerine uymamak), bol ve biçimsiz olmak. anlamını taşıyan deyim.

üstünde kalmak

Bir mal artırma sonucu ya da kimse sahip çıkmadığı için kendisinde kalmak. anlamını taşıyan deyim.

üzerinde durmak

bir işe ya da kimseye (gbkz:önem vermek), onunla (gbkz:yakından ilgilenmek) ve sürekli ilgilenmek. anlamını taşıyan deyim.

üstün bulmak

onu (gbkz:başkaları)ndan ya da (gbkz:başka şeyle)rden (gbkz:değerli bulmak) ((gbkz:değerli görmek)). anlamını taşıyan deyim.

üstüme iyilik sağlık

“(gbkz:allah korusun)” anlamında. Çok (gbkz:şaşkınlık verici durumlar) karşısında kullanılır. Kötü bir durumdan söz edilirken*:kötü bir durumdan söz etmek* (gbkz:konuşan)ın (gbkz:dinleyen)e söylediği (gbkz:esenleme sözü). anlamını taşıyan deyim.

üstü kapalı konuşmak

anlatmak istediğini açık seçik söylemeden*:açık seçik söylemek*, (gbkz:dinleyenlerin anlayışına bırakmak). anlamını taşıyan deyim.

üstü başı dökülmek

(gbkz:giysi)leri çok eski va (gbkz:biçimsiz), (gbkz:yırtık pırtık) olmak anlamını taşıyan deyim.

üst perdeden

çok yüksek sesi ya da çevresindekileri âdeta küçük görerek*:küçük görmek* ((gbkz:konuşmak)). anlamını taşıyan deyim.

Üstesinden gelmek

(gbkz:üzerine aldığı işi başarıyla tamamlamak); (gbkz:uhdesinden gelmek). anlamını taşıyan deyim.

Üste çıkmak

(gbkz:suçlu olduğu halde kendini suçsuz göstermek), (gbkz:kendisinin suçlu olduğunu söyleyenleri suçlamayı başarmak) (Kars. (gbkz:zeytinyağı gibi üste çıkmak).) anlamını taşıyan deyim.

Üst baş

Giyimle ilgili eşyalar, (gbkz:giyim kuşam). anlamını taşıyan deyim.

ürküntü vermek

o şey onun ürkmesine*:ürkmek* yol açmak, onu (gbkz:ürkütmek). anlamını taşıyan deyim.

Ümüğüne sarılmak

bk. (gbkz:emiğine sarılmak). anlamını taşıyan deyim.

Ümit vermek

bk. (gbkz:Umut vermek). anlamını taşıyan deyim.

ümit kesmek

bk. (gbkz:umut kesmek). anlamını taşıyan deyim.

Ümit kapısı

umutla bağlanılan*:umutla bağlanmak* durum ya da yer; (gbkz:umut kapısı). anlamını taşıyan deyim.

ümit ışığı

bk. (gbkz:umut ışığı). anlamını taşıyan deyim.

ümit dünyası

Gerçekleşmesi güç olan şeyleri ummanın hoş görülmesi gerektiğini anlatır; (gbkz:umut dünyası). anlamını taşıyan deyim.

ümit bağlamak

Onun olacağını (gbkz:ummak), istediği şeyin onun tarafından yapılacağını ummak anlamını taşıyan deyim.

ümidini kesmek

(gbkz:Umudu kalmamak), (gbkz:artık ummaz duruma gelmek); (gbkz:umudunu kesmek). anlamını taşıyan deyim.

ümide düşmek

(gbkz:Bir şeyin gerçekleşeceğine inanmak), (gbkz:umut etmek), (gbkz:umutlanmak); (gbkz:umuda kapılmak). anlamını taşıyan deyim.

askere gitmek

xx kromozomu taşıyanların türkiye'de yapamayacakları, kimisi için gönülden bazısı için de mecburi eylem. (gbkz:vatani görevini ifa etmek) üzere memleketinden kışlasına seyir halinde olmaktır.

üçkâğıt açmak

(gbkz:dolandırmak), (gbkz:aldatmak) anlamını taşıyan deyim.

Üçkâğıda gelmek

(gbkz:dolandırılmak), (gbkz:aldatılmak). anlamını taşıyan deyim.

üç gün yatak dördüncü gün toprak

acı çekmeden*:acı çekmek*, (gbkz:uzun süre) hasta yatmadan*:hasta yatmak* ölme dileği*:uzun süre hasta yatmadan ölmek*. anlamını taşıyan deyim.

Üç günlük ömür

(gbkz:ömrün kısalığı)nı anlatır. anlamını taşıyan deyim.

Üçe beşe bakmamak

(gbkz:alışveriş) sırasında alıcı ya da satıcının, (gbkz:satılan mal)ın veya (gbkz:alınan mal)ın biraz (gbkz:ucuz)a *:ucuza satmak**:ucuza almak* ya da (gbkz:pahalı)ya*:pahalıya almak* *:pahalıya satmak* satılıp alınmasına önem vermemek, çok (gbkz:pazarlık etmemek) anlamını taşıyan deyim.

Üç buçuk atmak

istenmeyen bir durum*:istenmeyen durum* oluşacak diye (gbkz:korku içinde kalmak), (gbkz:tedirgin olmak). anlamını taşıyan deyim.

Üç aşağı beş yukarı

Belli bir sayıdan (gbkz:biraz eksik ya da biraz fazla), (gbkz:az bir farkla), (gbkz:yaklaşık olarak); (gbkz:beş aşağı beş yukarı). anlamını taşıyan deyim.

ücreti dondurmak

(gbkz:Ücretlerin yükselmesini önleyici önlem almak) anlamını taşıyan deyim.

uzun sözün kısası

“Sözü fazla uzatmayalım *:sözü fazla uzatmamak*, sonuca gelelim*:sonuca gelmek*, (gbkz:kısacası), (gbkz:özet olarak).” anlamında, anlamını taşıyan deyim.

Uzun hikâye

anlatılması*:anlatılmak* uzun sürecek olan olay. anlamını taşıyan deyim. (bkz:anlatması uzun sürer)

Uzun etmek

(gbkz:sözü uzatmak). (gbkz:sözünde direnmek). (gbkz:aşırı gitmek), (gbkz:nazlanmak). anlamını taşıyan deyim.

uzun boylu

ayrıntılara girerek *:ayrıntılara girmek*, ayrıntıları derinleştirerek*:ayrıntıları derinleştirmek*, uzatarak *:uzatmak*, (gbkz:uzun süre). anlamını taşıyan deyim.

Uzaktan yakından

(gbkz:hiçbir biçimde), (gbkz:kesinlikle). (gbkz:herhangi bir bakımdan) ilgili. anlamını taşıyan deyim.

Uzaktan uzağa

(gbkz:çok uzak)tan. (gbkz:az çok ilgili). anlamını taşıyan deyim.

Uzaktan merhaba

(gbkz:çok yakın dostluk ilişkisi)nin bulunmadığını (gbkz:belirtmek) için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Uzağı görmek

(gbkz:bir şeyin nasıl gelişeceğini kestirmek), (gbkz:bir şeyin nasıl sonuçlanacağını kestirmek). anlamını taşıyan deyim.

uyuz olmak

Ona (gbkz:sinirlenmek), (gbkz:parasız kalmak). anlamını taşıyan deyim.

uyuz etmek

onu (gbkz:sinirlendirmek) anlamını taşıyan deyim.

Uykuya yatmak

Uyumak İçin yatmak anlamını taşıyan deyim.

Uykuya varmak

(gbkz:Uyumak). 2. (gbkz:Sessizlik), (gbkz:hareketsizlik) içine girmek. anlamını taşıyan deyim.

uyku vermek

O şey onda (gbkz:uyuma isteği) uyandırmak, o şeyin (gbkz:uyutucu) özelliği olmak anlamını taşıyan deyim.

Uykusunu almak

Tam istediği gibi uyumuş olmak. • anlamını taşıyan deyim.

Uykusu kaçmak

Uyuması gerekirken, uykusu gelmişken*:uykusu gelmek*, herhangi bir nedenle (gbkz:uyuyamamak). Olumsuz bir durumdan dolayı (gbkz:kaygılanmak). anlamını taşıyan deyim.

Uykusu gelmek

Uyuma gereksinimi duymak. anlamını taşıyan deyim.

Uykusu başına vurmak

Zamanında uyuyamadığı*:uyuyamamak* (gbkz:ya da) iyice uyuyamadığı için (gbkz:çevresine ters davranmak); (gbkz:hırçınlaşmak), (gbkz:huysuzlaşmak). anlamını taşıyan deyim.

uykusu açılmak

Biraz önceki uykulu durumu geçmek. anlamını taşıyan deyim.

Uyku gözünden akmak

(gbkz:Çok uykusu gelmek) ve bu yüzden (gbkz:gözleri kapanmak). anlamını taşıyan deyim.

uyku durak yok

Hiç (gbkz:dinlenme) olanağı yok anlamını taşıyan deyim.

Uyku çekmek

İyice uyumak. anlamını taşıyan deyim.

uyku basmak

Birdenbire (gbkz:çok uykusu gelmek) anlamını taşıyan deyim.

Uygunsuz kadın

Toplumun yasak saydığı yaşama biçimini tercih eden kadın; (gbkz:kötü yola düşmüş kadın). anlamını taşıyan deyim.

Uygun görmek

(gbkz:Yaraşır görmek), (gbkz:elverişli bulmak); (gbkz:onaylamak). anlamını taşıyan deyim.

uygun gelmek

Ona yakışmak, yaraşmak. Ona uymak. (gbkz:Elverişli olmak). anlamını taşıyan deyim.

uygun bulmak

Birinin başkasına ya da anlamını taşıyan deyim.

Ut yeri

Vücutta cinsel organların bulunduğu yer; (gbkz:mahrem yer), (gbkz:edep yeri). anlamını taşıyan deyim.

utancından yere geçmek

(gbkz:Çok utanmak). anlamını taşıyan deyim.

ustamın adı hıdır elimden gelen budur

bk. (gbkz:babamm adı hıdır elimden gelen budur). anlamını taşıyan deyim.

uslu durmak

Yaramazlık etmemek. anlamını taşıyan deyim.

usanç vermek

Onu usanacak duruma getirmek, (gbkz:usandırmak). anlamını taşıyan deyim.

Usanç getirmek

Usanacak duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

ununu elemiş ve eleğini asmış

Geçmişte yapacağını yapmış, yaşı ilerlediği için artık yapacağı önemli bir işi kalmamış olan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

un ufak olmak

Çok ufak parçalı duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

un ufak etmek

Onu çok ufak parçalar, kırıntılar durumuna getirmek. Onu (gbkz:dağıtmak), (gbkz:harap etmek). anlamını taşıyan deyim.

umut vermek

Bir şey ya da kimse umulan şeyin olabileceği konusunda olumlu bir bekleyiş duygusunu uyandırmak. Bir kimseye güven duygusu vermek; (gbkz:ümit vermek). anlamını taşıyan deyim.

umut kesmek

Onun artık olmayacağını konusunda içinde bir (gbkz:kanı uyanmak); (gbkz:ümit kesmek). anlamını taşıyan deyim.

Umut kapısı

bk. (gbkz:ümit kapısı). anlamını taşıyan deyim.

Umut ışığı

(gbkz:Umut verici) belirti; (gbkz:ümit ışığı). anlamını taşıyan deyim.

Umut dünyası

bk. (gbkz:Ümit dünyası). anlamını taşıyan deyim.

Umut bağlamak

bk. (gbkz:Ümit bağlamak). anlamını taşıyan deyim.

Umurumda değil

“İlgilenmiyorum *:iligilenmemek*, aldırış etmiyorum*:aldırış etmemek*.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Umur görmek

Önemli görevlerde bulunmuş olmak. Çok (gbkz:deneyimli) olmak. anlamını taşıyan deyim.

Umudunu kırmak

Bir şey ya da kimse, (gbkz:birinin beklentilerini sonuçsuz bırakmak); (gbkz:güvenini sarsmak), (gbkz:inancını sarsmak); (gbkz:ümidini kırmak). anlamını taşıyan deyim.

Umudunu kesmek

Artık (gbkz:umutlanmamak); (gbkz:ümidini kesmek). anlamını taşıyan deyim.

Umuda kapılmak

“(gbkz:Umutlanmak); (gbkz:ümide kapılmak). anlamını taşıyan deyim.

Uma uma döndük muma

‘Umduğumuz şeyin olmasını beklemekten bittik, tükendik.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

uluorta söz söylemek

Bir şey hakkında gerekeni bilmeden sonunun nasıl olacağını düşünmeden konuşmak. anlamını taşıyan deyim.

ukala dümbeleği

Bilmediği, bilgisi olmadığı halde her konuda fikir yürüten*:fikir yürütmek*, (gbkz:zevzek) (kimse). anlamını taşıyan deyim.

uhdesine almak

Bir işi (gbkz:sorumluluğu altına almak), o işin (gbkz:yapılacağına dair söz vermek). anlamını taşıyan deyim.

uhdesinden gelmek

(gbkz:Bir işi başarmak). anlamını taşıyan deyim.

uhdesinde bulunmak

O şey onun (gbkz:sorumluluğu altında olmak). anlamını taşıyan deyim.

uğur ola

“(gbkz:Esenlikle git), (gbkz:yolun açık olsun).’ anlamında dilek sözü. anlamını taşıyan deyim.

uğur getirmek

O şey ona (gbkz:iyilik getirmek), (gbkz:şans getirmek), (gbkz:bereket getirmek) anlamını taşıyan deyim.

ufak tefek gördün de karamürsel sepeti mi sandın

“(gbkz:Dış görünüş)üne bakarak (gbkz:beceriksiz) ve (gbkz:değersiz)dir (gbkz:deme), aldanabilirsin(gbkz:aldanmak) anlamında (gbkz:uyarı sözü).

Uç vermek

Bitki filizlenmeye başlamak, ortaya çıkmak. Gelişme, büyüme başlangıcı göstermek. (Çıban) Baş vermek.

uçkuruna sağlam

(gbkz:Namusuna düşkün), (gbkz:iffetli) (olmak). anlamını taşıyan deyim.

uçkuruna gevşek

(gbkz:Cinsel ilişkiye düşkün olmak). anlamını taşıyan deyim.

Uçan kuştan medet ummak

Güç bir durum nedeniyle, sıkıntısının çözümü için olmayacak yerlerden ve kişilerden (gbkz:yardım beklemek), (gbkz:her çareye başvurmak). anlamını taşıyan deyim.

uçan kuşa borcu olmak

Pekçok kimseye (gbkz:borçlu olmak), (gbkz:pekçok) yerlere (gbkz:borcu olmak). anlamını taşıyan deyim.

Ucuz pahalı

Fiyatın düşük ya da yüksek olmasına bakmadan: anlamını taşıyan deyim.

ucuz kurtulmak

bk. (gbkz:Ucuz atlatmak). anlamını taşıyan deyim.

ucuz atlatmak

Tehlikeli ya da güç bir durumdan az bir zararla (gbkz:sıyrılmak); (gbkz:ucuz kurtulmak). anlamını taşıyan deyim.

ucuza getirmek

Onu (gbkz:ucuz fiyatla satın almak). anlamını taşıyan deyim.

ucuza çıkmak

(gbkz:az para harcayarak elde etmek) anlamını taşıyan deyim.

Ucu ucuna

(gbkz:Ne fazla ne eksik). (Kars. (gbkz:Kıtı kıtına).) anlamını taşıyan deyim.

ucunu bırakmak

Artık onunla (gbkz:ilgilenmemek). anlamını taşıyan deyim.

Ucunda ölüm yok ya

“Yapılması gereken bu iş ölümle bitmeyecek ya.” anlamında (gbkz:avunma) ((gbkz:avutma)) sözü. anlamını taşıyan deyim.

Ucunda bir şey olmak

Düşünülen, uygulamaya konan bir işin (gbkz:açıkça) belirtilmeyen bir amacı olmak. anlamını taşıyan deyim.

ucu dokunmak

Biri o işten (gbkz:zarar görmek). anlamını taşıyan deyim.

ucu bucağı olmamak

Bir yer, alan (gbkz:sonu yokmuş gibi görünmek), çok geniş olmak. anlamını taşıyan deyim.

Tüyü düzmek

Daha iyi bir yaşamaya kavuşmak. anlamını taşıyan deyim.

Tüyü bozuk

(gbkz:Neşesi yok), (gbkz:keyfi yok). (gbkz:Kötü niyetli). (Kars. (gbkz:sütü bozuk).) anlamını taşıyan deyim.

Tüyü bile kıpırdamamak

(gbkz:aldırmamak), (gbkz:ilgilenmemek). {Kars. (gbkz:Oralı olmamak).) anlamını taşıyan deyim.

tüyleri diken diken olmak

Soğuktan ötürü vücuttaki kıl dipleri kabarıp kıllar dikilmek. Korku, tiksinti yüzünden vücuttaki kıl dipleri kabarıp kıllar dikilmek. anlamını taşıyan deyim.

Tüy dikmek

bk. (gbkz:üstüne tüy dikmek). . anlamını taşıyan deyim.

türküsünü çağırmak

Bir kimsenin tarafını tu tup onun hoşuna gidecek söz söylemek ya da davranışta bulunmak. O şeyi ısrarla istemek anlamını taşıyan deyim.

Tünel geçmek

Bir iş yaparken zihni başka bir şeyle meşgul olmak (Kars. (gbkz:Dalga geçmek).) anlamını taşıyan deyim.

tuzu kuru

(Şaka yolu) Geliri, işi yolunda olan, hiçbir biçimde (gbkz:geçim sıkıntı)sı çekmeyen*:geçim sıkıntısı çekmek* (kimse). anlamını taşıyan deyim.

tuzluya mal olmak

Çok para ödenmesi gerekmek, çok para harcamış olmak anlamını taşıyan deyim.

Tuz ekmek hakkı

Emeğini yediği*:ekmeğini yemek*, iyilik ve yardımını gördüğü kimsenin*:iyiliğini görmek* *:yardımını görmek*, kendisi üzerinde bulunduğu kabul edilen hak; (gbkz:duygusal borç), (gbkz:gönül borcu). anlamını taşıyan deyim.

Tuz ekmek haini

Ekmeğini yediği, iyilik ve yardımını gördüğü kimse ye kötülük eden (kişi). anlamını taşıyan deyim.

tuz buz olmak

Özellikle cam türü eşyalar kırılırken çok küçük parçalara aynlmak anlamını taşıyan deyim.

tuz buz etmek

Onu paramparça olacak biçimde kırmak anlamını taşıyan deyim.

tuz biber ekmek

Bir felaketin acısını, bir kusurun ağırlığını arttıran şeyler yapmak anlamını taşıyan deyim.

tuzak kurmak

Bir şeyi yakalamak için (gbkz:tuzak hazırlamak). Bir kimseyi tehlikeli bir duruma düşürmek için (gbkz:düzen hazırlamak) (Kars. (gbkz:Çukurunu kazmak).) anlamını taşıyan deyim.

Tuzağa düşmek

Kendisi için hazırlanan tehlikeli bir düzenle karşı karşıya kalmak (Kars. (gbkz:Tongaya basmak).) anlamını taşıyan deyim.

tutunacak dalı olmak

Güveneceği bir kimse ya da daya nacağı bir şey bulunmak (bulunmamak). anlamını taşıyan deyim.

Tuttuğunu koparmak

Giriştiği her işi başaracak denli güçlü olmak. anlamını taşıyan deyim.

Tuttuğu dal elinde kalmak

Güvendiği kimse, giriştiği iş boş çıkmak, onlardan olumlu bir sonuç alamamak anlamını taşıyan deyim.

Tutar yeri kalmamak

Çok eskimek, Savunulacak bir yönü kalmamak (Kars. (gbkz:iler tutar yanı kalmamak).) anlamını taşıyan deyim.

Tut kelin perçeminden

Çözümü güçlük yaratan bir durum karşısında kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Turnayı gözünden vurmak

Bir fırsatı çok iyi değerlendirip umulmadık bir kazanç sağlamak. (gbkz:Güzel bir kızla ya da kadınla evlenmiş olmak). anlamını taşıyan deyim.

Tur atmak

Şöyle bir dolaşmak. anlamını taşıyan deyim.

Tuhafına gitmek

(gbkz:Bir şeyi tuhaf bulmak), (gbkz:bir şeyi yadırgamak); (gbkz:acayibine gitmek); (gbkz:garibine gitmek). anlamını taşıyan deyim.

Treni kaçırmak

(gbkz:Bir şeyi elde etme fırsatını değerlendirememek), (gbkz:bir işi gerçekleştirme fırsatını değerlendirememek). anlamını taşıyan deyim.

tozunu atmak

Onu (gbkz:dövmek), (gbkz:hırpalamak).

tozu dumana katmak

Yerdeki tozları kaldırarak hızla koşmak anlamını taşıyan deyim.

toz olmak

(gbkz:Ortadan kaybolmak), (gbkz:göz önünden uzaklaşmak). anlamını taşıyan deyim.

toz etmek

Onu (gbkz:ortadan kaldırmak), (gbkz:ezmek). anlamını taşıyan deyim.

bir şeye toz kondurmamak

Bir şeyde, kimsede (gbkz:kusur kabul etmemek), o şeyin kimsenin (gbkz:kusurlu) gösterilmesine (gbkz:şiddetle karşı koymak). anlamını taşıyan deyim.

Tozdan dumandan ferman okunmamak

Ortalık çok karışık ve düzensiz olmak. anlamını taşıyan deyim.

Torbada keklik

bk. (gbkz:Çantada keklik). anlamını taşıyan deyim.

topyekün

(gbkz:Hepsi birden), toplam olarak. anlamını taşıyan deyim.

Topu topu

(gbkz:Tümü), (gbkz:hepsi). anlamını taşıyan deyim.

Topun ağzında

İlk önce saldırılacak olan (yer). Çatılacak, kafa anlamını taşıyan deyim.

Topu atmak

bk. (gbkz:Top atmak). (gbkz:Sınıfta kalmak). anlamını taşıyan deyim.

Toprağına ağır gelmesin

“ölen kimseyle ilgili kötü bir anı anlatacağım, ruhu incinmesin, bundan rahatsız olmasın.” anlamında sözü hafifletmek İçin söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Toprağı çekmek

Kısa bir süre kalmak üzere gittiği yerde ölmek. anlamını taşıyan deyim.

toprağa vermek

(gbkz:ölen birini mezara gömmek). anlamını taşıyan deyim.

topa tutmak

Bir yere topla art arda (gbkz:ateş etmek). Kızılan bir kimseye ağır sözler söylemek. anlamını taşıyan deyim.

top atmak

(gbkz:iflas etmek). anlamını taşıyan deyim.

toparlak sayı

bk (gbkz:Yuvarlak sayı). anlamını taşıyan deyim.

Toparlak hesap

bk. (gbkz:Yuvarlak hesap). anlamını taşıyan deyim.

tongaya düşmek

(gbkz:Tuzağa düşmek), (gbkz:aldatılmak); (gbkz:faka basmak). anlamını taşıyan deyim.

Tok sözlü

Hiçbir şeyden çekinmeden, hatır ve gönül dinlemeden konuşan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Tok karnına

Tok iken, yemek yedikten sonra. anlamını taşıyan deyim.

Toka etmek

(gbkz:El sıkışmak). (gbkz:Kadeh tokuşturmak) (Para) vermek anlamını taşıyan deyim.

Tohuma kaçmak

Evlenme çağını geçmek, yaşlanmak. anlamını taşıyan deyim.

birini tiye almak

Onunla alay ederek eğlenmek anlamını taşıyan deyim.

Tir tir titremek

Çok üşümek Çok korkmak anlamını taşıyan deyim.

Tiridi çıkmak

(gbkz:Çok yaşlanmak), (gbkz:yaşlılık)tan zayıflamış, güçsüzleşmiş olmak (Kars. Kadidi çıkmak.) anlamını taşıyan deyim.

Tilki uykusuna yatmak

Uyuyormuş gibi yapıp uygun bir (gbkz:fırsat kollamak). anlamını taşıyan deyim.

Tıs yok

Bir yerden hiç ses yok. anlamını taşıyan deyim.

tırpandan geçirmek

Bir şeyi ortadan kaldırmaya, yıkmaya çabalamak anlamını taşıyan deyim.

Tırpan atmak

Bir yerde istemediği kimselerin görevlerine son vermek. Düşmanları, düşman olan bir topluluğu yok etmek anlamını taşıyan deyim.

Tırnak kadar

Çok küçük anlamını taşıyan deyim.

tırnağı olamamak

Birinden değerce daha aşağı olmak anlamını taşıyan deyim.

Tırıs tırıs

Hızlı bir biçimde. Utanmış, mahcup olmuş bir biçimde. anlamını taşıyan deyim.

tıraşa tutmak

Onu (gbkz:bıkkınlık verici), uzun, (gbkz:abartılı) konuşmalarla (gbkz:oyalamak). anlamını taşıyan deyim.

tıraş etmek

Bıkkınlık verecek denli uzun, asılsız, abartılı anlamını taşıyan deyim.

tıpış tıpış gitmek

İster istemez, zorunluluk duyarak gitmek (gelmek). anlamını taşıyan deyim.

Tıngır mıngır

Yavaş ve düzenli bir biçimde. anlamını taşıyan deyim.

Tıkır tıkır

Düzenli olarak aksamadan. anlamını taşıyan deyim.

Tıka basa yemek

Çok yemek, rahatsız olacak ölçüde yemek yemiş olmak anlamını taşıyan deyim.

tıka basa doldurmak

Onu, orayı hiç boş yer kalmayacak biçimde (doldurmak). anlamını taşıyan deyim.

Tezkeresini eline vermek

(gbkz:işine son vermek), (gbkz:kovmak); (gbkz:uzaklaştırmak) anlamını taşıyan deyim.

Tezgâhı kurmak

Herhangi bir alanda hazırlıklar tamamlayıp (gbkz:çalışmaya başlamak) anlamını taşıyan deyim.

Tezgâh kurmak

Birine (gbkz:tuzak kurmak) anlamını taşıyan deyim.

Tez den

(gbkz:Çabucak), (gbkz:çabuk) olarak anlamını taşıyan deyim.

tez canlı

Bekleyemeyen, beklemeye tahammülü olmayan (kimse) anlamını taşıyan deyim.

Tez beri

(gbkz:Hemen), (gbkz:kolayca), (gbkz:çabucak) anlamını taşıyan deyim.

Tezada düşmek

Sözleri, davranışları (gbkz:birbiriyle çelişmek); (gbkz:çelişkiye düşmek). anlamını taşıyan deyim.

Tetikte olmak

Her zaman uyanık ve hazır durumda olmak anlamını taşıyan deyim.

Tetik durmak

(gbkz:Hazır bulunmak), (gbkz:uyanık bulunmak) anlamını taşıyan deyim.

tetik bulunmak

(gbkz:Uyanık olmak), (gbkz:dikkatli olmak) anlamını taşıyan deyim.

tetiği çekmek

(gbkz:Ateş etmek) anlamını taşıyan deyim.

Teşebbüse geçmek

Bir işe girişmek anlamını taşıyan deyim.

teslim etmek

Kadın kendini bir erkeğe vermek. Onu (gbkz:doğru bulmak), (gbkz:kabul etmek) anlamını taşıyan deyim.

Teslim bayrağı çekmek

(gbkz:Yenilgi)yi kabul ettiğini*:yenilgiyi kabul etmek* açık ve kesin olarak belirtmek. Bir (gbkz:çekişme) sonunda, karşısındakinin istediğini yapmaya razı olduğunu bildirmek anlamını taşıyan deyim.

teselli vermek

Bir kimsenin acısını dindiren *:acısını dindirmek*, sıkıntısını gideren *:sıkıntısını gidermek* sözler söylemek, onu (gbkz:avutmak) anlamını taşıyan deyim.

Tertibat almak

Herhangi bir (gbkz:tehlikeli) ya da (gbkz:sakıncalı) duruma karşı (gbkz:önceden hazırlık yapmak) anlamını taşıyan deyim.

Ter ter tepinmek

Bir şeyi (gbkz:ısrarla istemek). Bir konuda (gbkz:direnmek), (gbkz:inat etmek). (gbkz:Olumsuz bir duruma sinirlenmek) anlamını taşıyan deyim.

tersyüzüne çevirmek

Onu geri döndürmek. anlamını taşıyan deyim.

tersyüz geri dönmek

Gittiği yerden, istediği şeyi elde edemeden *:istediği şeyi elde etmek* dönmek anlamını taşıyan deyim.

tersyüz etmek

Bir süre kullanılmış bir giysinin içini dışına çevirmek, (gbkz:tornistan etmek). anlamını taşıyan deyim.

ters ters bakmak

Ona (gbkz:düşmanca bakmak), (gbkz:öfke duyarak bakmak). anlamını taşıyan deyim.

Ters tarafından kalmak

(gbkz:Aksiliği üzerinde olmak) *:aksilik*, (gbkz:huysuzluğu üzerinde olmak); (gbkz:huysuzluk) terslik etmek; (gbkz:sol tarafından kalkmak). anlamını taşıyan deyim.

tersine gitmek

Bir iş istendiği gibi (gbkz:sonuçlanmamak). Bir işten, durumdan (gbkz:hoşlanmamak), onu (gbkz:garip karşılamak) anlamını taşıyan deyim.

Tersine dönmek

Bir iş umduğu gibi gerçekleşmemek. anlamını taşıyan deyim.

Tersi dönmek

(gbkz:Şaşırma) sonucu bulunduğu yeri ve (gbkz:gideceği yönü kestirememek) anlamını taşıyan deyim.

ters düşmek

(gbkz:Aykırı durum)da olmak. Düşünceleri /önünden birbirine (gbkz:karşıt olmak). (Kars. (gbkz:Aykırı düşmek).) anlamını taşıyan deyim.

Terayağından kıl çeker gibi

(gbkz:Kolayca), hiçbir sıkıntı,*:sıkıntı yaratmak* sorun yaratmadan*:sorun yaratmak*. anlamını taşıyan deyim.

Tereciye tere satmak

(gbkz:Bir konunun uzmanı)na o konuda bilgi vermeye kalkışmak. anlamını taşıyan deyim.

Tere batmak

Çok terlemek anlamını taşıyan deyim.

Ter dökmek

(gbkz:çok terlemek). (gbkz:bir işi yaparken çok zahmet çekmek)*:zahmet çekmek*; (gbkz: bir işi yaparken çok uğraşmak)*:çok uğraşmak* anlamını taşıyan deyim.

ter basmak

Herhangi bir nedenle ya da sıkıntı yüzünden birdenbire çok (gbkz:terlemek) anlamını taşıyan deyim.

teraziye vurmak

(gbkz:Onu enine boyuna düşünmek), (gbkz:iyice düşünmek). anlamını taşıyan deyim.

tepe tepe kullanmak

Eskiyeceğini *:eskimek*, bozulacağını*:bozulmak*, yıpranacağını*:yıpranmak* hiç düşünmeden onu istediği gibi kullanmak. Birine yorulabileceğini*:yorulmak* hiç düşünmeden çok yüklenmek. anlamını taşıyan deyim.

tepetakla gitmek

(gbkz:Ekonomik durum)u ve (gbkz:toplumsal durum)u hızla kötüleşmek anlamını taşıyan deyim.

tepetakla etmek

Bir kimsenin toplumsal ya da ekonomik durumunu bozmak anlamını taşıyan deyim.

Tepesi üstü

Tepesi (başı) aşağı gelmek üzere. anlamını taşıyan deyim.

Tepesinin tası atmak

Birdenbire çok (gbkz:öfkelenmek). anlamını taşıyan deyim.

Tepesine dikilmek

Gelip yanında, (gbkz:başucunda durmak), bu duruşuyla (gbkz:rahatsızlık vermek); (gbkz:başına dikilmek). anlamını taşıyan deyim.

Tepesine çıkmak

Şımararak,*:şımarmak* (gbkz:her istediğini yaptırmaya çalışmak); (gbkz:başına çıkmak). anlamını taşıyan deyim.

tepesine çıkarmak

Onu çok (gbkz:şımartmak); (gbkz:başına çıkarmak). anlamını taşıyan deyim.

Tepesine binmek

Genellikle daha güçsüz kimseler üzerinde baskı kurmak. (Kars. (gbkz:Ensesine binmek).) anlamını taşıyan deyim.

Tepesinden kaynar su dökülmek

bk. (gbkz:Başından kaynar su dökülmek) anlamını taşıyan deyim.

tepesinde havan dövmek

Üst kattaki biri gürültü yaparak ah kattakini rahatsız etmek Bir kimsenin yaptığını her zaman söz konusu ederek onu üzmek ya da o kimseden bir şeyi yapmasını sürekli İstemek anlamını taşıyan deyim.

Tepesinde bitmek

Ansızın yanına gelmek. İstenmediği halde birinin yanına gelip türlü isteklerle onu rahatsız etmek. anlamını taşıyan deyim.

Tepesi atmak

Birdenbire çok öfkelenmek; beyni atmak, kafası atmak. anlamını taşıyan deyim.

Tepesi aşağı gitmek

İşleri bozulup durumu kötüleşmek. anlamını taşıyan deyim.

tepeden tırnağa süzmek

Ona dikkatlice, uzun uzun bak mak. anlamını taşıyan deyim.

Tepeden tırnağa

Her yanı, bütünüyle; baştan aşağı. anlamını taşıyan deyim.

Tepeden inme

(gbkz:beklenmedik şey), (gbkz:şaşırtıcı olan şey). Yüksek bir anlamını taşıyan deyim.

tepeden bakmak

Onu (gbkz:küçümsemek), (gbkz:kendini ondan üstün görmek); (gbkz:yüksekten bakmak). anlamını taşıyan deyim.

Teneşire gelesi

“İnşallah ölür, ölsün’ anlamında ilençsözü. anlamını taşıyan deyim.

Teneşir paklar

“Pekçok kirli işe girip çıkan bir kimse için tek çıkar yol anlamını taşıyan deyim.

teneşir horozu

(gbkz:Çok zayıf), (gbkz:çelimsiz) (kimse). anlamını taşıyan deyim.

tencere yuvarlandı kapağını buldu

Genellikle beğenilmeyen özellikleri yönünden birbirleriyle benzeşen iki kişinin birleştiğini, birbirlerine yakıştığını alay yollu belirtmek için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

tenceresi kaynamak

İyi kötü bir geçimleri olmak, İyi kötü geçinecek kadar gelirleri olmak. anlamını taşıyan deyim.

tencere dibin kara seninki benden kara

“Başkasının kötü ve kusurlu yönlerini görüyor, oysa kendisinin daha büyük kusur ve ayıpları var.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Tenakuza düşmek

(gbkz:Çelişmek); (gbkz:çelişkiye düşmek). anlamını taşıyan deyim.

temize havale etmek

(gbkz:Sürünceme)de kalan*:sürüncemede kalmak* bir işi (gbkz:bitirivermek), kısa yoldan (gbkz:çözümlemek). 2. Mevcut yiyeceği bitirmek. Onu öldürmek. anlamını taşıyan deyim.

temize çıkarmak

Onu, kendini bir suçlamadan (gbkz:kurtarmak); onun, kendinin suçsuzluğunu*:suçsuzluk* kanıtlamak. anlamını taşıyan deyim.

Temize çıkmak

(gbkz:Suçsuz) olduğu kesin olarak (gbkz:anlaşılmak); (gbkz:aklanmak). anlamını taşıyan deyim.

temize çekmek

bir yazının (gbkz:karalama)sını ((gbkz:müsvedde)sini) düzgün bir biçimde temiz olarak (gbkz:yeniden yazmak). anlamını taşıyan deyim.

Temiz çıkmak

(gbkz:Hastalık)la ilgili bir (gbkz:bulgu)ya (gbkz:rastlanmamak). anlamını taşıyan deyim.

temel direk

Bir şeyin dayandığı, güç aldığı, güvendiği en önemli şey. anlamını taşıyan deyim.

temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp sürmek

Bir şeyin, karşısındakini (karşısındakileri) bıkıp usandıracak ölçüde sık sık sözünü etmek (Kars. (gbkz:ısıtıp ısıtıp önüne koymak),) anlamını taşıyan deyim.

Temasta bulunmak

(gbkz:Değdirmek), (gbkz:sözünü etmek). (gbkz:Cinsel ilişkide bulunmak). anlamını taşıyan deyim.

teller takmak

(gbkz:çok sevinmek).

Tel çekmek

(gbkz:Telgraf çekmek).

Telaşa gelmek

(gbkz:Telaşlı) bir sırada yapıldığı için istenildiği gibi olmamak. (Kars. (gbkz:Aceleye gelmek).) anlamını taşıyan deyim.

telaş etmek

(gbkz:Endişelenmek), (gbkz:kaygılanmak).

Tek tük

(gbkz:seyrek) olarak. anlamını taşıyan deyim.

Tekme atmak

Ayakta vurarak bir yere atmak . Çifte atmak. Tekne kazıntısı: Bir kimsenin yaşlılık döneminde doğan çocuğu İçin söylenir. anlamını taşıyan deyim.

tekerine çomak sokmak

Bir kimsenin yolunda giden anlamını taşıyan deyim.

tekelinde olmak

(gbkz:Bir şeyi elinde tutmak), onu (gbkz:sahipliğinde bulundurmak). anlamını taşıyan deyim.

tekeline almak

Ona (gbkz:tek başına sahip olmak). (gbkz:Düşünce), (gbkz:sanat) gibi (gbkz:toplumsal konular)dan kendi görüşünü geçerli tek görüş olarak (gbkz:egemen kılmak). anlamını taşıyan deyim.

Tek durmamak

(gbkz:Yaramazlık yapmak), (gbkz:çapkınlık yapmak). (gbkz:Karşı taraf aleyhine) birtakım çalışmalar yapmak.

Tek durmak

(gbkz:Uslu durmak), (gbkz:yaramazlık etmemek). anlamını taşıyan deyim.

Tehdit savurmak

(gbkz:Sözle korkutmak). (Kars. (gbkz:Gözdağı vermek).)

Tefekküre dalmak

(gbkz:derin derin düşünmek), (gbkz:derin düşünceye dalmak).

Tedbir almak

bkz: (gbkz:önlem almak). anlamını taşıyan deyim.

tecrübe tahtasına dönmek

Birçok (gbkz:başarısız denemeye konu olmak). anlamını taşıyan deyim.

Tazıya dönmek

(gbkz:çok zayıflamak), (gbkz:sıskalaşmak). (gbkz:Sırılsıklam olmak), çok (gbkz:ıslanmak). anlamını taşıyan deyim.

tayini çıkmak

(gbkz:Bir yere atanmak), (gbkz:bir göreve atanmak). anlamını taşıyan deyim.

Tay durmak

(gbkz:Yürüme çağına gelen bebek), iki ayağı üzerinde durmayı başarmak. *:iki ayağı üzerinde durmak* anlamını taşıyan deyim.

tavşan boku gibi

“Tutum ve davranışlarından ne İyilik ne de kötülük gelir.” anlamında, bu nitelikteki kişilerle alay etmek için söylenir.

Tavla atmak

(gbkz:Tavla oynamak).

Taviz vermek

Kimi koşullardan, haklardan, isteklerden, karşı taraf yararına (gbkz:vazgeçmek); (gbkz:ödün vermek). anlamını taşıyan deyim.

tavır almak

Herhangi bir durum karşısında belirli bir davranış biçimini benimsemek. anlamını taşıyan deyim.

tavan başına çökmek

Beklenmeyen bir durum, haber anlamını taşıyan deyim.

Tat vermek

gerçek anlamı: (gbkz:Acı), (gbkz:tuzlu), (gbkz:tatlı), (gbkz:ekşi) gibi belirli bir (gbkz:tat katmak). deyim anlamı: 1. Hoşa giden bir durum yaratmak. 2. (gbkz:Bıktırmak), (gbkz:usandırmak); (gbkz:kabak tadı vermek). anlamını taşıyan deyim.

Tatsız tuzsuz

Zevk vermeyen, *:zevk vermemek* çok (gbkz:tatsız) (olay, konuşma). (gbkz:Eğlendirici) olmayan,.can sıkan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Tatlı su Frengi

(gbkz:Yakındoğu) ülkelerinden olduğu halde, Avrupalı gibi görünmeye çalışan, (gbkz:batı özentisi) içinde olan (gbkz:Hıristiyan) için söylenir.

Tatlı kaçık

Gönlünce yaşayan, eğlendirici (kimse).

Tatlı dil güler yüz

Gönül alan, yakınlık gösteren konuşma ve davra nış. anlamını taşıyan deyim.

Telli bela

(Şaka yollu) Sevildiği için verdiği ufak tefek üzüntü ve sıkıntılara katlanılan (kimse}. anlamını taşıyan deyim.

Taş yürekli

Acılı durumlardan etkilenmeyen, acımasız (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Taş taş üstünde bırakmamak

Bir yerdeki yapıları tümüyle yıkmak, yerle bir etmek. anlamını taşıyan deyim.

Taş koymak

İki kişinin konuşmasını kesmek. anlamını taşıyan deyim.

Taş kesilmek

Herhangi bir durum, söz vb. karşısında hiçbir söz söy lememek, ne yapacağını şaşırmak. anlamını taşıyan deyim.

Taşı sıksa suyunu çıkarmak

Çok güçlü, her şeyin üstesinden gele cek durumda olmak. anlamını taşıyan deyim.

Taşı gediğine koymak

Bir sözü en uygun zamanda, tam sırasında söylemek. anlamını taşıyan deyim.

taş çıkartmak

Biri, ötekinden kimi yönleriyle daha üstün olmak. anlamını taşıyan deyim.

taşa tutmak

Ona, oraya arka arkaya taş atarak saldırmak. anlamını taşıyan deyim.

taş attı da kolu mu yoruldu

“Söz konusu kazana hiçbir emek har- anlamını taşıyan deyim.

taş atmak

Ona dolaylı yoldan tedirgin edici, iğneleyici laf söylemek (Kars. Söz dokundurmak) anlamını taşıyan deyim.

Taş arabası

Aptal, budala, sersem (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Tası tarağı toplamak

Bir yerden gitmek üzere aceleyle bütün eşyası nı toplayıp hazırlanmak anlamını taşıyan deyim.

tasası sana mı düştü

“Seni ilgilendirmiyor; sen niye karışıyorsun?” anlamında sitem ya da azarlama sözü. anlamını taşıyan deyim.

Tasa çekmek

(gbkz:Üzülmek), (gbkz:kaygılanmak). anlamını taşıyan deyim.

tarihe karışmak

Unutulmak, hatırlanmaz olmaz. anlamını taşıyan deyim.

Tarihe geçmek

Bir şey, kimse, olay önemi bakımından unutulmaya cak bir nitelik kazanmak anlamını taşıyan deyim.

tarih atmak

Bir belgenin üzerine o günün (ya da ilgili gü nü) tarihini yazmak. anlamını taşıyan deyim.

taraf tutmak

Taraflardan birini desteklemek; yan tutmak. anlamını taşıyan deyim.

Tanrı misafiri

Çağrılı olmadan gelen ve geceyi orda geçiren (geçire cek olan) konuk. anlamını taşıyan deyim.

Tanrı’nın günü

Her gün; her Altahın günü. anlamını taşıyan deyim.

tanımadıktan gelmek

Onu tanıdığı halde tanımıyormuş gibi’ davranmak. anlamını taşıyan deyim.

Tam yol

Süratle, son hızla. anlamını taşıyan deyim.

tam üstüne basmak

Doğru bir tahminde bulunmak. Bir işin özünü vurgulamak. . . anlamını taşıyan deyim.

tam tamına

Olduğu gibi, bütünüyle, tamamıyla. anlamını taşıyan deyim.

tamtakır kuru bakır

“İçi bomboş, içinde hiçbir şey yok.” an lamında. anlamını taşıyan deyim.

Tam maaşla tekaüt

(Şaka yolla) İşi az, parası çok bir işte çalışan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Tam gelmek

Uymak, uygun gelmek. anlamını taşıyan deyim.

tam adamını bulmak

Bir iş için en uy gun kişiyi seçmek. (Alay yollu) Bir iş için en uygunsuz adamı seç mek. anlamını taşıyan deyim.

talim etmek

Hep aynı şeyleri yemek zorunda olmak. Az bir para karşılığında çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

talihi yaver gitmek

bk. Şansı yaver gitmek. anlamını taşıyan deyim.

Talihine küsmek

Başına gelenlerden ötürü talihini suçlu görmek; anlamını taşıyan deyim.

Talihi açık

İşleri yolunda olan talihli; bahtı açık, kısmeti açık, şansı açık. anlamını taşıyan deyim.

takla attırmak

Ona istediği her şeyi yaptırmak anlamını taşıyan deyim.

takke düştü kel göründü

‘Ayıpları, kusurları örten şey ortadan kal kınca, bütün ayıplar ve kusurlar ortaya çıktı.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Takıp takıştırmak

özenerek süslenmek, süs takılarını özenle takın mak. anlamını taşıyan deyim.

Takımı yatırmak

Birlikte yapılan bir işin başarısızlığa uğramasına ne den olmak. anlamını taşıyan deyim.

Takım taklavat

Hepsi, hep beraber. anlamını taşıyan deyim.

Tahtaya vurmak

Bir uğursuzluktan kurtulmak için parmakla bir tahta ya vurmak. anlamını taşıyan deyim.

tahttan indirmek

onun hükümdarlığına *:hükümdarlık*, egemenliğine *:egemenlik* (gbkz:son vermek). anlamını taşıyan deyim.

Tahtası eksik

(Şaka yollu) Aklını iyi kullanamayan, aptal (kimse); bir tahtası eksik. anlamını taşıyan deyim.

Tahtalı köy

(gbkz:Mezarlık). anlamını taşıyan deyim.

tadı tuzu kalmamak

Bir şeyin eski, güzel, hoşa giden tarafı kalmamak, yozlaşmak, zevksizi eşmek anlamını taşıyan deyim.

Tadını kaçırmak

Güzel bir şeyin verdiği zevki, aşırılığa kaçarak bozmak anlamını taşıyan deyim.

Tadını çıkarmak

(gbkz:güzel bir şeyden olabildiğince yararlanmak), (gbkz:hoşa giden bir şeyden olabildiğince yararlanmak). anlamını taşıyan deyim.

Tadını almak

Yapmakta olduğu bir işten zevk almaya başlamak •2. Bir şeyin güzelliğinin, zevkinin.farkına varmak ‘ anlamını taşıyan deyim.

Tadından yenmemek

Bir şey çok tatlı, çok hoşa gider olmak (Alay yollu) Ona erişilmemek, onu yapamamak, elde edememek anlamını taşıyan deyim.

tadında bırakmak

Güzel ve keyif verici olan şeyi aşırılığa kaçıp zevksizleştirmemek anlamını taşıyan deyim.

Tadına varmak

Bir şeyin güzelliğini her yönüyle anlamış olmak anlamını taşıyan deyim.

tadına doyum olmamak

Bir şeyin verdiği tadı, zevki çok beğenmek anlamını taşıyan deyim.

Tadına bakmak

Ağza alıp tadını anlamaya çalışmak, o şeyden (gbkz:zevkini almak) anlamını taşıyan deyim.

tadı kaçmak

Tatsız bir duruma gelmek Bir şey hoşa gideri, zevk veren niteliklerini yitirmek anlamını taşıyan deyim.

Tadı damağında kalmak

Bir yiyeceğin tadını ya da iyi yaşanmış bir olayın olumlu izlerini unutamamak anlamını taşıyan deyim.

taçsız kral

Bir konuda en üstün başarıyı elde etmiş, ün yapmış kimse. anlamını taşıyan deyim.

Taç giymek

Tahta geçmek Kral ya da kraliçe seçilmek anlamını taşıyan deyim.

Tabanvayla gitmek

Yayan gitmek, yürüyerek gitmek anlamını taşıyan deyim.

taban tepmek

Uzun süre yd yürümek anlamını taşıyan deyim.

taban tabana zıt

İki şey, birbirine her yönüyle zıt. anlamını taşıyan deyim.

Tabanları yağlamak

(Alay yollu) Uzak bir yere gitmeye hazırlanmak Hızlı koşmak, kaçmak anlamını taşıyan deyim.

Tabanı yanmış gibi dolaşmak

Sürekli olarak oradan oraya gelmek anlamını taşıyan deyim.

Tabana kuvvet koşmak

Çok hızlı koşmak. anlamını taşıyan deyim.

Tabana kuvvet

“Söz konusu yere yayan gitmekten başka çare yok.” anlamını taşıyan deyim.

tabakhaneye bok mu götürüyorsun

‘Niçin bu kadar acele ediyorsun? İşin çok mu acele, çok mu önemli?” anlamında, alay yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Şeytan kulağına kurşun

“Bu konuda, işte şimdiye değin hiçbir kötülükle karşılaşmadım, umarım şeytan bu durumu bilmez ve işimi bozmaz.* anlamında. anlamını taşıyan deyim.

şeytanın kıç bacağı

Çok yaramaz, zeki, kurnaz (çocuk). anlamını taşıyan deyim.

şeytanın bacağını kırmak

Uzun süredir isteyip de yapamadığını yapabilmek, dileğini gerçekleştirmek anlamını taşıyan deyim.

Şeytan görsün yüzünü

“Artık onu sevmiyor ve onunla hiç karşılaşmak istemiyorum.’ anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Şeytan diyor ki

“İçimden şu kötülüğü yapmak geçiyor.” anlamında. 

şeytana uymak

Uygunsuz bir iş yapma isteğine kapılmak, kötü bir iş yapmak.

şeytana külahı ters giydirmek

Çok kurnaz ve becerikli ol mak. anlamını taşıyan deyim.

Şeyhin kerameti kendinden menkul

Sözleriyle büyük işler yaptığını anlatarak saygınlık kazanmaya çalışan insanlara İnanıImadığını anla tır. anlamını taşıyan deyim.

Şeşi beş görmek

Yanlış görmek, görüşünde yanılmak. anlamını taşıyan deyim.

şeref vermek

Kendisiyle ovünülmeye hak ka zandırmak. Bir yere özel bir lütuf olarak gelmek, gitmek anlamını taşıyan deyim.

Şeref sözü

bk. Namus sözü. anlamını taşıyan deyim.

Şehit düşmek

Savaşta düşman tarafından vurulup ölmek. anlamını taşıyan deyim.

şeddeli eşek

Çok yeteneksiz ve kaba (kimse). anlamını taşıyan deyim.

şart şurt tanımamak

Kendini hiçbir şarta bağlı saymamak. anlamını taşıyan deyim.

Şart olsun

“Şöyle yapmazsam ya da şöyle değilse karım boş düş sün” anlamında da yemin sözü. anlamını taşıyan deyim.

şart koşmak

Onu şart olarak öne sürmek. anlamını taşıyan deyim.

Şarj etmek

(gbkz:anlamaya başlamak), (gbkz:kavramaya başlamak). anlamını taşıyan deyim.

şapka çıkarmak

O şeyin üstünlüğünü kabul edip saygı duymak. anlamını taşıyan deyim.

Şapa oturmak

Umduğunu bulamayıp güç duruma düşmek anlamını taşıyan deyim.

Şan vermek

(gbkz:Ün salmak) anlamını taşıyan deyim.

Şansı yaver gitmek

Şansı yardım etmek, (gbkz:şanslı olmak). anlamını taşıyan deyim.

Şansına küsmek

İşleri ters gittiği için karamsar olmak; (gbkz:bahtına küsmek), (gbkz:talihine küsmek). anlamını taşıyan deyim.

Şansı dönmek

Şansı iyiyken kötüye ya da kötüyken iyiye gitmek. anlamını taşıyan deyim.

Şansı açık

Şansı yerinde olan, (gbkz:şanslı); (gbkz:bahtı açık), (gbkz:kısmeti açık), (gbkz:talihi açık). anlamını taşıyan deyim.

Şansa kalmak

Bir şeyin gerçekleşmesi için çok az umut olmak.

Şanlı şöhretli

Gösterişli ve etkileyici.

Şamar oğlanı

Bütün can sıkıcı olayların nedeni sayılan, herkesin her anlamını taşıyan deyim.

Şakaya gelmemek

(gbkz:şakaya katlanamamak). bir iş dikkat edilmezse (gbkz:tehlikeli sonuç vermek), (gbkz:olumsuz sonuç vermek). anlamını taşıyan deyim.

şakası yok

Bağışlamaz bir kişiliği olan, hatır gönül dinlemeyen kimse için söylenir. önlem alınmazsa tehlikeli olacak bir iş için söylenir. 

Şaka maka derken

Sıkıntı duymadan, farkına varmadan. anlamını taşıyan deyim.

Şaka kaldırmak

Yapılan şakalara katlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Şaka iken kaka olmak

Yapılan şaka giderek ciddileşip kına hareket lere dönüşmek anlamını taşıyan deyim.

Şaka götürmemek

Bir şakadan hoşlanmamak. Bir iş savsakla maya, dikkatsizliğe gelmemek. anlamını taşıyan deyim.

şahsiyata dökmek

Üzerinde durulması gereken asıl konu dan ayrılıp kişilerin olumsuzluklarını sergilemek. anlamını taşıyan deyim.

Şahken şahbaz olmak

Çirkinliğinden ya da içinde bulunduğu kötü durumdan kurtulmak isterken daha kötü duruma düşmek. anlamını taşıyan deyim.

Şahadet getirmek

“Allah’tan başka tapacak olmadığına ve Muham met’in onun kulu ve peygamberi olduğuna tanıklık ederim.” anlamın daki “kelimeişahadef denen Arapça cümleyi söylemek. anlamını taşıyan deyim.

Şaha kalkmak

At huysuzları/p azgınlaşınca on ayaklarını yerden keserek arka ayaklar üzerinde kısa bir süre durmak. Özgürlük uğruna ya da haksızlığa karşı yiğitçe başkaldırmak. anlamını taşıyan deyim.

Şafak sökmek

Sabaha karşı, gece karanlığı yok olup ortalık aydınlan maya başlamak anlamını taşıyan deyim.

şafak atmak

Birden, İçinde bulunduğu durumun güçlügü-n ü kavrayı p korkm ak anlamını taşıyan deyim.

Sütüne havale etmek

Bir işi yapıp yapmamasını onun vicdanına, ah lakına bırakmak. anlamını taşıyan deyim.

Sütü bozuk

(gbkz:Soysuz), (gbkz:aşağılık) (kimse). (Kars. (gbkz:Tüyü bozuk).) anlamını taşıyan deyim.

sütliman olmak

Bir yer, ortalık sessiz, sakin, kavgasız çekiş mesiz duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Süt dökmüş kedi gibi

Suçlularınki gibi telaş ve korku içinde. anlamını taşıyan deyim.

süsü vermek

Herhangi bir şeyde ya da kendisinde, belirli bir nitelik varmış gibi göstermek. anlamını taşıyan deyim.

süsleyip püslemek

Onu çok süslemek. anlamını taşıyan deyim.

Sürüsüne bereket

“Pek çok, pek bol.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Sürü sepet

Birçok kimse ya da şey. anlamını taşıyan deyim.

sürüncemede kalmak

O iş bir türlü sonuçlanamamak. anlamını taşıyan deyim.

sürüncemede bırakmak

O işi herhangi bir nedenle sonuç-landıramamak anlamını taşıyan deyim.

Sürmeyi gözden çekmek

bk. (gbkz:Gözden sürmeyi çekmek). anlamını taşıyan deyim.

Sürgün avı

bk. Sürek avı. anlamını taşıyan deyim.

sürgit yapmak

Onu sürekli olarak yapmak. anlamını taşıyan deyim.

sürek avı

Birçok avaran katılmasıyla çoğu kez at üzerinde avı kuşatarak yapılan avlanma biçimi. anlamını taşıyan deyim.

Sürçülisan etmek

Dili sürçmek, sözcükten yanlış söylemek. anlamını taşıyan deyim.

sünnet etmek

Erkelerin cinsel organının ucun daki sarkık deriyi kesmek. Bir şeyi, bir bölümünü kesip vermek. anlamını taşıyan deyim.

Süngüsü düşük

Keyfi, neşesi bozuk (kimse). anlamını taşıyan deyim.

sünger çekmek

Herhangi bir kötü, sevimsiz şeyi olma mış kabul edip unutmaya çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Süklüm püklüm

Utanıp sıkılarak ya da korkup çekinerek. anlamını taşıyan deyim.

Su yüzüne çıkmak

bir (gbkz:gerçek), (gbkz:tutum), (gbkz:düşünce) vb. (gbkz:bilinir duruma gelmek). anlamını taşıyan deyim.

Su yüzü görmemiş

Hiç yıkanmamış, çok kirli. anlamını taşıyan deyim.

Suyunun suyu

bk. Tavşan suyunun suyu. anlamını taşıyan deyim.

Suyunu çekmek

Özellikle para harcana harcana tükenmek. anlamını taşıyan deyim.

suyuna gitmek

(gbkz:Söz) ve (gbkz:davranış)larını o (gbkz:kimse)nin (gbkz:istek) ve (gbkz:eğilim)lerine uygun biçime getirmek. anlamını taşıyan deyim.

Suyun başı

En çok kazanç ve yarar sağlayan yer, mevki vb . anlamını taşıyan deyim.

suyu nereden geliyor

bk (gbkz:Değirmenin suyu nereden geliyor)? anlamını taşıyan deyim.

suyu mu çıktı

“Bu yerin beğenilmeyecek nesi var ki kal mak istemiyorsun?” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

suyu ısınmak

Bir kimsenin şu ya da bu neden le görevinden uzaklaştırılması (yada öldürülmesi) yakınlaşmak. anlamını taşıyan deyim.

Suyu görmeden paçaları sıvamak

bk. (gbkz:dereyi görmeden paçaları sıvamak). anlamını taşıyan deyim.

Suyu bulandırmak

Yolunda giden bir işin bozulması için girişimde anlamını taşıyan deyim.

suyu baştan kesmek

Bir işi, sorunu ayrıntılarını konuş maya gerek duymadan temelinden çözmeye çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Suya sabuna dokunmamak

(gbkz:hiç kimseyi rahatsız etmeyecek bir yol izlemek), (gbkz:hiçbir sorun yaratmayacak bir yol izlemek), (gbkz:kendisine zarar gelmeyecek biçimde davranmak). anlamını taşıyan deyim.

suya götürüp susuz getirmek

bir kimseden daha (gbkz:akıllı olmak), (gbkz:bir kimseyi kolayca aldatabilecek kadar kurnaz olmak). anlamını taşıyan deyim.

Sustaya kalkmak

Köpek susta durmak üzere arka ayakları üzerine kalkmak anlamını taşıyan deyim.

Susta durmak

Köpek arka ayaklarının üzerinde kalkarak ve ön ayaklarını göğüs hizasında hafifçe bükerek durmak. Bir kimse, nü fuzlu ya da güçlü bir insanın karşısında korku ve saygı ile durmak, çekingen davranmak. anlamını taşıyan deyim.

Suspus olmak

Herhangi bir uyarı, tehdit, ya da tehlike karşısında se sini çıkaramamak. anlamını taşıyan deyim.

surat mahkeme duvarı

Hiç gülmeyen, asık suratlı kimse için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

suratını ekşitmek

bk. Yüzünü ekşNmek. anlamını taşıyan deyim.

Suratını çarşamba pazarına çevirmek

(gbkz:iyice dövmek), (gbkz:yüzünü gözünü kan içinde bırakmak). anlamını taşıyan deyim.

suratından düşen yüz parça

bk Yüzünden düşen yüz parça. anlamını taşıyan deyim.

suratına bakanın kırk yıl işi rast gitmez

(gbkz:uğursuzluğu yüzünden belli olan kimse) için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

surat etmek

Ona asık surat göstermek, dargın durmak. anlamını taşıyan deyim.

Surat bir Karış

Öfkeli, suratını asmış, dargın duran kimse için söyle nir. anlamını taşıyan deyim.

Surat asmak

Beğenilmeyen bir durum karşısında kaşlarını çatıp yü züne somurtkan bir anlam vermek «omurtmak. anlamını taşıyan deyim.

surata bak süngüye davran

“Suratı öyle asık, bakışları o denli sert ki, insan Kendini bir düşman karşısında sanıyor.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

sultanahmet’te dilenip ayasofya’da sadaka vermek

bk. (gbkz:Ayasofya’da dilenip Sultanahmet’te sadaka vermek). anlamını taşıyan deyim.

sultani tembel

Çok tembel kimse. anlamını taşıyan deyim.

Su koyuvermek

Verdiği sözden caymak, cıvıtmak. anlamını taşıyan deyim.

su katılmadık

Gerçek niteliklerini koruyan, bozulmamış olan, katıksız, saf. anlamını taşıyan deyim.

Su içinde kalmak

Çok terlemek, Çok ıslanmak. anlamını taşıyan deyim.

Su İçinde

(Bir şeyin fiyatı için) En azından, kolaylıkla. anlamını taşıyan deyim.

Su götürür yeri olmamak

Başka türtü yorumlanabilecek bir yönü ol mamak. anlamını taşıyan deyim.

Su götürmez

Başka biçimde yorumlanamayan, tartışmasız şey için anlamını taşıyan deyim.

Su gibi gitmek

(Para) Bol bol harcanmak. anlamını taşıyan deyim.

su gibi ezberlemek

Bir metni, dersi, konuyu yanlışsız ve hızlı okuyabilecek ölçüde ezberlemek. anlamını taşıyan deyim.

su gibi bilmek

Bir konuyu yanlışsız ve duraksa madan anlatmayı (okumayı) öğrenmiş olmak. anlamını taşıyan deyim.

Su gibi akmak

(Para, yiyecek, İçecek) Çok bol kullanmak. Za man çok hızla geçmek. anlamını taşıyan deyim.

Su dökmek

Çiş yapmak, işemek; küçük aptesini yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Sudan çıkmış balığa dönmek

Çok şaşırmak, ne yapacağını bilemez anlamını taşıyan deyim.

sudan cevap

İnandırıcı olmayan, üstünkörü cevap (baha ne). anlamını taşıyan deyim.

Suç işlemek

Suç sayılacak bir davranışta bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

sucuk gibi ıslanmak

Giysi ya da vücut terden ya da sudan anlamını taşıyan deyim.

söz yok

bk. Laf yok. anlamını taşıyan deyim.

birine söz vermek

Herhangi bir şeyi yapacağını kesin olarak söylemek. anlamını taşıyan deyim.

Sözü yabana atmamak

bk. Lafı yabana atmamak. anlamını taşıyan deyim.

hamhum şaralop

(bkz:ham hum şaralop)

Sözünü tutmak

Herhangi bir konuda verdiği sözü tam olarak yeri ne getirmek Saydığı, sevdiği ya da herhangi bir nedenle bağlı ol duğu birinin öğüt, eleştiri v« uyarısına uygun davranmak. anlamını taşıyan deyim.

sözünün eri

Herhangi bir konuda vermiş olduğu sözü her ne pahasına olursa olsun yerine getiren (bir insan olmak); lafının eri (ol mak), anlamını taşıyan deyim.

Sözünü geri almak

Söylediklerinin hoş karşılanmadığını görüp, doğ ru olmadığını kabul etmek ve söylenmemiş sayılmasını istemek; lafı nı geri almak. Sözünü kesmek: Konuşmasını bitirmesine fırsat vermemek; lafını anlamını taşıyan deyim.

Sözünü etmek

O şey hakkında konuşmak, o şeyden bahsetmek; lafı nı etmek. anlamını taşıyan deyim.

sözünü esirgememek

Bir kimse kendisi ya da başka ları için sakıncalı olabileceğini hesaba katmaksızın düşündüklerini söylemekten çekinmemek; lafını esirgememek (sakınmamak). anlamını taşıyan deyim.

Sözünü bilmek

bk. Lafını bilmek. anlamını taşıyan deyim.

sözünü balla kestim

“Sözünüzü kesmemi hoşgörü ile karşıla manızı rica ederim.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

sözüne gelmek

En sonunda o kimsenin sözlerinin doğruluğunu anlamak; lafına gelmek. anlamını taşıyan deyim.

sözünden çıkmamak

Çeşitli yönlerden bağlandığı bir kimse nin bütün sözlerine ve İsteklerine uygun davranmak; lafından çıkma mak. anlamını taşıyan deyim.

sözünde durmak

Herhangi bir konuda verdiği sözü kesinlikle yerine getirmek; lafında durmak. anlamını taşıyan deyim.

Sözüm yabana

bk. Sözüm meclisten dışarı. anlamını taşıyan deyim.

Sözü mü olur

bk. Lalı mı otur. anlamını taşıyan deyim.

Sözüm ona

Sanki, güya, sözde. , anlamını taşıyan deyim.

sözüm meclisten dışarı

“Burada kullanacağım (gbkz:yakışıksız söz)lerden Ötürü özür dilerim, ayrıca bu sözlerim buradakilerle ilgili değildir.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

sözü kesmek

bk. Soz kesmek. Anlattıklarını bitirme den konuşmayı bırakmak; lafını kesmek. anlamını taşıyan deyim.

sözü getirmek

Konuşmayı asıl anlatmak istediği şeye doğru yöneltmek; lafı (bir şeye) getirmek anlamını taşıyan deyim.

Sözü çevirmek

bk. Lafı çevirmek. anlamını taşıyan deyim.

Sözü bağlamak

Herhangi bir konuda yapılan konuşmayı sonuçlandır mak; lalı bağlamak, anlamını taşıyan deyim.

sözü ağzında gevelemek

bk. (gbkz:Lafı ağzında gevelemek) anlamını taşıyan deyim.

Sözü figanda bırakmak

Söylemekte olduğu bir şeyi bitirmesine fır sat vermemek; lafı ağzında bırakmak. anlamını taşıyan deyim.

sözü ağzına tıkamak

bk (gbkz:Lafı ağzına tıkamak). anlamını taşıyan deyim.

Sözü açılmak

Bir konu hakkında konuşulmaya başlanmak; lafı açıl mak anlamını taşıyan deyim.

Söz tutmak

bk Söz dinlemek. anlamını taşıyan deyim.

Söz sahibi olmak

Bir konuda bilgi, beceri vb. üstünlükleri nedeniyle konuşma yetkisi bulunmak anlamını taşıyan deyim.

Söz olmak

Genellikte hoş karşılanmayan herhangi bir söz, davranış vb. hakkında dedikodu yapılmak; laf olmak. anlamını taşıyan deyim.

Söz kesmek

Erkek ve kız tarafınca evlendiriIeceği konusunda kesin söz verilmek anlamını taşıyan deyim.

Söz kaldırmamak

bk Laf kaktırmamak. anlamını taşıyan deyim.

Söz işitmek

bk Laf işitmek. anlamını taşıyan deyim.

Söz götürmez

Doğruluğu tartışmasız bir biçimde herkesçe kabul edi len’şey için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

söz getirmek

Bir kimseye söz gelmesine yol açacak davra nışlarda bulunmak; laf getirmek anlamını taşıyan deyim.

söz gelmek

Bir kimse, bir söz ya da davranışından ötürü eleştiriye uğramak; laf gelmek. anlamını taşıyan deyim.

söz geçirememek

Ona her söylediği sözü yaptırabilecek güç ve etkinlikte olmamak; laf geçirememek. anlamını taşıyan deyim.

söz düşmemek

bk Laf düşmemek. anlamını taşıyan deyim.

söz tutmak

Bir öğüde, uyarıya uygun davranmak; laf dinlemek. anlamını taşıyan deyim.

Sözden anlamak

bk Laftan anlamak. anlamını taşıyan deyim.

Sözde kalmak

Bir iş, yapılacağı önceden kesin olarak belirtildiği hal de yapılmamak; lafta kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Söz çıkmak

bk Laf çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

Söz birliği etmek

bk Ağız birliği etmek. anlamını taşıyan deyim.

Söz bir Allah bir

‘Tann’nın birliğine nasıl inanıyorsanız verdiğim sö zü yerine getireceğime de öylece inanınız!’ anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Söz aramızda

bk Laf aramızda. anlamını taşıyan deyim.

Söz anlamamak

Dik kafalı inatçı olmak; laf anlamamak. anlamını taşıyan deyim.

söz almak

Bir kimsenin bir işi yapacağını kesin olarak bildirmesini sağlamak. Bir toplantıda, sınıfta ilgili kimseden konuş mak amacıyla izin almak. -S.Erkek tarafı, çocuklarıyla evlendirmeyi is tedikleri kızın ailesinden “evet, peki, kabul’ biçimindeki vaadi almak. anlamını taşıyan deyim.

Söz ağzından dirhemle çıkmak

Pek konuşkan olmamak, çok az konuşmak; laf ağzından dirhemle çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

söz açmak

Onun hakkında (gbkz:konuşmaya başlamak); (gbkz:laf açmak). anlamını taşıyan deyim.

Sökün etmek

Birçok kimse ya da şey birbiri ardınca gelmek.

soyup soğana çevirmek

Hırsız, bir kimsenin ya da bir yerin bütün parasını, değerli eşyalarını alıp götürmek. Bir satıcı ya da iş yapan kimse müşterisinin ya da iş yaptıran birinin bü tün parasını çekmek. anlamını taşıyan deyim.

Soylu soplu

Eski, köklü, tanınmış bir aileden gelen (kimse). Soyunup dökünmek: Üstündekileri çıkarıp daha rahat bir kıyafet giy mek. anlamını taşıyan deyim.

sorumlu tutmak

Onu (gbkz:sorumlu saymak); (gbkz:mesul tutmak). anlamını taşıyan deyim.

Sorma gitsin

‘Anlatması çok güç, tahminlerin çok ötesinde.” anlamın da. anlamını taşıyan deyim.

sorguya çekmek

Sanık ya da tanık durumunda olan kimse ye bir suçla ilgili çeşitli sorular sormak; sorgulamak. anlamını taşıyan deyim.

sopa yemek

(gbkz:dövülmek); (gbkz:dayak yemek). anlamını taşıyan deyim.

sopa atmak

Onu dövmek; dayak atmak. anlamını taşıyan deyim.

Sonunu getirmek

İyi başladığı bir işi başarıyla bitirmek. anlamını taşıyan deyim.

sonunu almak

O işi bitirmek. anlamını taşıyan deyim.

son sözünü söylememek

Elinde hâlâ kullana bileceği olanaklar bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

Sonradan görme

Belli bir dönemde yoksul ofup sonradan zenginliğe kavuşan, fakat zenginlere özgü davranış biçimlerinde aşırılığa kaçan (kimse). . anlamını taşıyan deyim.

Son nefesini vermek

ölmek. anlamını taşıyan deyim.

Son kozunu oynamak

Herhangi bir konuda istediğini elde etmek üze re elindeki son olanağı da kullanmak anlamını taşıyan deyim.

Sol yapmak

Arabanın direksiyonunu sola çevirmek. anlamını taşıyan deyim.

soluk soluğa

Koştuğu için sık sık soluyarak *:solumak*; (gbkz:nefes nefese). anlamını taşıyan deyim.

Soluk kesmek

Çok güzel heyecan verici olmak; nefes kesmek. anlamını taşıyan deyim.

soluk aldırmamak

Dinlenmesine, başka bir şeyle uğraşma sına fırsat vermeden çalıştırmak nefes aldırmamak. anlamını taşıyan deyim.

Soluk almak

-T. Soluğu ciğerlerine çekmek; »«fes almak. Dinlan-ıı ak nefes almak. Rahat yaşamak; nefes olmak. anlamını taşıyan deyim.

Soluğu kesilme

-1 Nefes alıp veremez duruma gelmek. Gücü kuvveti iyice azalmak, tükenmek anlamını taşıyan deyim.

soluğu almak

Herhangi bir kötü ya da iyi durumda he men oraya gitmek anlamını taşıyan deyim.

sol tarafından kalkmak

(gbkz:işleri ters gitmek), (gbkz:aksilik çıkarmak); (gbkz:ters tarafından kalkmak). anlamını taşıyan deyim.

Solda sıfır

Hiçbir değeri olmayan, benzerleriyle karşılaştırıldığında anlamını taşıyan deyim.

Sokağa düşmek

Her isteyenle belli bir ücret karşılığı cinsel ilişki de bulunabilecek bir kadın durumuna gelmek genel kadın olmak Herkesçe bilinir, konuşulur duruma gelmek.

Soğuk terler dökmek

Zorlu bir durum karşısında korkmak çok etkilenmek anlamını taşıyan deyim.

soğuk nevale

İnsanlarla dostça ilişkiler kurmaya yanaşma yan, bu yüzden davranışları sevimsiz karşılanan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Soğuk kanlı

En tehlikeli durumlarda bile duygularına hâkim olan, (gbkz:aklını kullanabilme becerisi)ni gösteren (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Soğuk duş

Ansızın bildirilen kötü bir haberin yarattığı olumsuz etki. anlamını taşıyan deyim.

soğuk almak

Soğuk havalarda üşüme sonucu hastalanmak anlamını taşıyan deyim.

size ömür

“Sözü edilen kimse öldü, Tanrı si zi daha uzun ömürlü etsin.” antammda avutma sözü. anlamını taşıyan deyim.

Sizden iyi olmasın

Bir konuşmada, hemen aynı düzeyde sevilip sayı lan kimselerden söz edilirken kullanılan sevgi sözü. anlamını taşıyan deyim.

Sivri dilli

Kına, incitici söz söyleyen kimse için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Sivri akıllı

Başkalarının aklını beğenmeyen, başkalarına ters gelebile cek biçimde düşünceleri olan kimse İçin alay yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

sittin sene

Ömür boyu, hiçbir zaman, sonsuza değin. anlamını taşıyan deyim.

birine sinir olmak

Ona sinirlenmek öfkelenmek. anlamını taşıyan deyim.

sinirleri gevşemek

Sakin duruma gelmek sakinleşmek. anlamını taşıyan deyim.

Sinirleri gergin olmak

Herhangi bir şeye çok sinirlenmiş olmasına karşın tepki göstermemek, ya da sinirlendirici bir durum karşısında hemen tepki gösterecek durumda olmak anlamını taşıyan deyim.

Sinirleri boşanmak

Kendini tutamayarak gülmek, ağlamak ya da ba ğırmak anlamını taşıyan deyim.

sinirine dokunmak

Bir durum, kimse, şey herhangi bir yönüyle, özel liğiyle birinin sinirlenmesine yol açmak anlamını taşıyan deyim.

sineye çekmek

Bir zararı, kötü davranışı ya da sözü iste meye istemeye kabullenmek anlamını taşıyan deyim.

Sinekten yağ Çıkarmak

En olmayacak yerden bile bir çıkar elde et mek için uğraşmak anlamını taşıyan deyim.

Sinekkaydı tıraş

Yüzde uzamış durumda hiç kıl bırakmaksızın özene rek olunan, yaptırılan tıraş. anlamını taşıyan deyim.

Sineimillete dönmek

Resmi görevlerini bırakıp halktan biri olarak siyaset yapmaya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

Silip süpürmek

Bir yerdeki yiyecek ve İçeceklerin tümünü yiyip anlamını taşıyan deyim.

Silahlar konuşmak

Silahlı çatışmaya girişmek, silahlı çatışma başla mak. anlamını taşıyan deyim.

silah çekmek

Öldürmek, yaralamak, korkutmak gibi amaç larla silahı ona doğru yönelmek. anlamını taşıyan deyim.

silah altına almak

Onu askerlik görevine başlatmak. anlamını taşıyan deyim.

Sıtma görmemiş

Gür ve kalın ses için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Sırt üstü

Sırtı yere gelecek biçimde; arka üstü. anlamını taşıyan deyim.

sırt sırta vermek

Bir konuda işbirliği yapmak, dayanışmak; arka ar kaya vermek. anlamını taşıyan deyim.

Sırtı yufka

ince elbise giymiş olan (kimse); arkası yufka. anlamını taşıyan deyim.

Sırtı yere gelmemek

Yenilmemek; arkası yere gelmemek. anlamını taşıyan deyim.

Sırtı pek

Kalın elbise giymiş olan (kimse). Güçlü bir kimsenin anlamını taşıyan deyim.

sırtını dayamak

Para, nüfuz vb. yönlerden güçjü bir kimse nin koruyuculuğuna güvenmek; arkasını dayamak. anlamını taşıyan deyim.

Sırtında yumurta küfesi yok ya

‘Herhangi bir işte, verdiği sözden caymakta hiçbir sakınca görmüyor.” anlamında; arkasında yumurta küfesi yok. anlamını taşıyan deyim.

sırtından kazanmak

Onun olanaklarını kullanarak para ka zanmak. anlamını taşıyan deyim.

sırtından geçirmek

Bütün giderlerini onun kadanandan anlamını taşıyan deyim.

sırtından çıkarmak

Bulur giderleri ona (onlara) anlamını taşıyan deyim.

sırtından sımak

Onur sorumluluğunu üzerine almamak anlamını taşıyan deyim.

Sırtı kaşınmak

Dayak yemeği hak etmek. anlamını taşıyan deyim.

birine sırt çevirmek

Artık onunla ilgilenmez, ona yar dım etmez duruma gelmek; arka çevirmek Onu değersiz, geçer siz görmek. anlamını taşıyan deyim.

Sır küpü

Pekçok insanın sırrını bilen, fakat bunları hiç kimseye söyle meye n kişi için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Sırasını getirmek

Uygun zamanını bulmak. anlamını taşıyan deyim.

Sırası gelmek

Uygun zaman ve ortam doğmak. anlamını taşıyan deyim.

Sırası düşmek

Bir iş için uygun zaman ve ortam oluşmak. anlamını taşıyan deyim.

sıralı sırasız

Yer ve zaman uygunluğu gözetmeden. anlamını taşıyan deyim.

Sıra dayağı

birçok kimseye birbiri ardınca birer birer (gbkz:dayak atma). anlamını taşıyan deyim.

Sıkıntıya düşmek

Parayla ilgili herhangi bir konuda, özellikle geçim anlamını taşıyan deyim.

Sıkıntı çekmek

Geçim zorlukları içinde olmak; (gbkz:meşakkat çekmek). Ruhsal yönden (gbkz:tedirginlik içinde olmak). anlamını taşıyan deyim.

Sıkı fıkı

Birbiriyle yakın dostluk ilişkileri için bulunan (kimseler). Sıkıntı basmak (birini): Sıkılmak, bunalmak. (Kars. İçi daralmak.) anlamını taşıyan deyim.

Sıkı durmak

Durumunun sağlamlığını korumak, dayanıklı olmak. anlamını taşıyan deyim.

sıkboğaz etmek

Bir işi yapması için düşünmesine, hazırlık anlamını taşıyan deyim.

Sıfırdan başlamak

Bir işe sadece kendi olanaklarına güvenerek baş lamak, anlamını taşıyan deyim.

sıfıra sıfır elde var sıfır

“Bu kadar çaba, emek hiçbir işe yara madı.” anlamında yazıklanma bildirir. anlamını taşıyan deyim.

sıçtı cafer bez getir

‘Olmayacak bir söz söy leyip ya da davranışla bulunup durumu kötüleştirdi, bunu hemen dü zeltmek gerek.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

sıçan düşse başı yanar

“0 yerde (evde) yiyecek ve kullanılacak hiç bir şay kalmamış.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Sıçana dönmek

Çok ıslanmak. anlamını taşıyan deyim.

sıcak yüz göstermek

Ona yakınlık, dostluk göstermek. anlamını taşıyan deyim.

Sıcak kanlı

İyi dostluk kuran, cana yakın (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Sevdasna düşmek

Bir şeyi elde etmek, gerçekleştirmek İçin var gü cüyle çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

sevda çekmek

Bîr kimseye karşı büyük bir sevgi beslemek. anlamını taşıyan deyim.

set çekmek

Ona engel olmak, önlemek. anlamını taşıyan deyim.

Ses vermemek

Çağrıldığı, bir şey sorulduğu halde konuşmamak. anlamını taşıyan deyim.

Sesi soluğu çıkmamak

(gbkz:hiçbir şey söylememek). anlamını taşıyan deyim.

ses seda çıkmamak

Herhangi bir kimse den ya da yerden bir haber ya da tepki gelmemek. anlamını taşıyan deyim.

sesini kesmek

Onu artık konuşturmamak. Bir anlamını taşıyan deyim.

Ses etmek

Seslenmek, çağırmak. anlamını taşıyan deyim.

Ses çıkmamak

Bir konuda hiç haber gelmemek. anlamını taşıyan deyim.

ses çıkarmamak

Herhangi bir duruma, şeye itiraz etmemek. anlamını taşıyan deyim.

Ser verip sır vermemek

Kendisine söyteniJen ve gizli tutulması iste nilen bir şeyi her türlü baskı ve tehdide rağmen söylememek, kendi* sine güvenilmek. anlamını taşıyan deyim.

sersem sepet

Uyku sersemliği geçmeden, sersemliği üzerindeyken. anlamını taşıyan deyim.

Sere serpe

Açılıp /ayılarak. anlamını taşıyan deyim.

Serden geçmek

Kendini bir davaya, düşünceye adamak anlamını taşıyan deyim.

serde kabadayılık var

‘Kendisi kabadayıdır, kendisine yakışan davranış da budur.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

sepette pamuğu olmamak

Yeterli bilgi birikimi olmamak. anlamını taşıyan deyim.

birine sepet havası çalmak

Onun işine son varmak, onu kovmak (Kars. Vol varrnek.) anlamını taşıyan deyim.

Senli benli olmak

Aralarında çok içten dostluk ilişkisi bulunmak; İçli dışlı olmak. anlamını taşıyan deyim.

seninki can da benimki patlıcan mı

Tehlikeli ya da yorucu görüp de yapmaktan kaçındığın işi benim (başkasının) yap mamı (yapmasını) istemen hiç de doğru değildir.* anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Seni gidi seni

Çok yaramaz, kurnaz, haylaz kimseleri hafif yollu aza- anlamını taşıyan deyim.

sen giderken ben dönüyordum

‘Ben senden daha çok deneyim sahi biyim, bu oyunları iyi bilirim, beni aldatamazsın.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Sen ben davası

Bir konuda uyuşmazlık durumu. anlamını taşıyan deyim.

Senet sepet

Senet ve benzeri herhangi bir yazılı belge. anlamını taşıyan deyim.

selam vermek

Bir kimseye sözle ya da eli başa götüre rek esenlikler dilemek. Namazda rekâtların sonunda başı önce sa ğa, sonra sola çevirmek. anlamını taşıyan deyim.

Selam verdik borçlu çıktık

“Şöyle bir ilgilendik, işi bizim yapmamız istendi.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Selamünaleyküm kör kadı

Hatır gönül dinlemeyen, sözünü esirge meyen (kimse). anlamını taşıyan deyim.

selam söylemek

Selamı adı geçen kimseye götürmesini söylemek Bir kimsenin gönderdiği selamı adı geçene sözle ya da yazıyla iletmek anlamını taşıyan deyim.

biriyle selamı sabahı kesmek

Artık onunla dosttuk etmemek konu şup görüşmemek anlamını taşıyan deyim.

selam çakmak

Ona selam vermek anlamını taşıyan deyim.

Selam almak

Bir kimsenin selamına karşılık vermek anlamını taşıyan deyim.

Selama durmak

önemli bir kimseyi, cenazeyi, göndere çekilen bay rağı selamlamak için durmak anlamını taşıyan deyim.

Sebilhane bardağı gibi dizilmek

Küçük görülen, hor görülen kimse ler sıra stra dizilmek. anlamını taşıyan deyim.

Sayıp dökmek

Her şeyi söylemek, söylemediği bir şey kalmamak anlamını taşıyan deyim.

Sayım suyum yok

Çocuk oyunlarında “kısa bir süre oyun dışıyım” an lamında kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

savaşım vermek

Bir güce karşı koymak, bir iş konusunda çok çaba harcamak; rnücad ete vermek. anlamını taşıyan deyim.

Savaş açmak

Olumsuz bir şeyi ortadan kaldırmak için.uğraşmak anlamını taşıyan deyim.

Satır aralarını okumak

Bir yazıda* (gbkz:gizli anlam)ları çıkarmak. anlamını taşıyan deyim.

Satır arası

Bir yazıda açıkça söylenmeyen, ama ima edilen şey. anlamını taşıyan deyim.

Satıp savmak

Güç durumdan kuıtulabilmek için sahip olduğu malla rı ucuza satmak. anlamını taşıyan deyim.

sarpa sarmak

iş üstesinden güç gelinecek bir duruma girmek, içinden çıkılmaz olmak. anlamını taşıyan deyim.

Sarmısak yemedim ki ağzım koksun

“Ortaya çıkınca utanılacak ya da cezalandırılacak bir şey yapmadım ki korkayım.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Sarmaş dolaş olmak

Birbirine sarılmak, kucaklaşmak anlamını taşıyan deyim.

sarakaya almak

Onunla (gbkz:alay etmek); onu (gbkz:alaya almak), (gbkz:makaraya almak). anlamını taşıyan deyim.

sapına kadar

Bir kimsenin sahip olduğu bir niteliğin, durumun her yönüyle tam, üstün, yeterli, mükemmel olduğu anlamını taşıyan deyim.

Santimi santimine

Son derece hassas bir biçimde, ne bir santim az, ne bir santim çok anlamını taşıyan deyim.

Sancısı tutmak

Vücudun herhangi bir yerinde ansızın sana duy mak Gebe kadın, dölütün rahmi zorlamasının yol açtığı ve do ğum zamanının geldiğini bildiren sanayi duymak anlamını taşıyan deyim.

Sana göre hava hoş

“Öyle ya da böyle olması senin için fark et mez.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Salt çoğunluk

Oylamada, yandan bîr fazla üye sayısının oyuyla sağ lanan çoğunluk anlamını taşıyan deyim.

Saltanat sürmek

Egemen, buyurucu durumda yaşamak anlamını taşıyan deyim.

sallasırt etmek

Onu sırtına almak, yüklenmek. anlamını taşıyan deyim.

sallantıda kalmak

O iş bir çözüme kavuşturulmamak. anlamını taşıyan deyim.

sallantıda bırakmak

Onu (gbkz:sonuçlandırmamak), (gbkz:savsaklamak). anlamını taşıyan deyim.

Salkım saçak

Dağınık, düzensiz. anlamını taşıyan deyim.

bir şeyi salık vermek

Onun uygun olduğunu söylemek; (gbkz:tavsiye etmek) anlamını taşıyan deyim.

saldım çayıra allah kayıra

Hayvanların ya da çocukların kendi hallerine bırakıldığını belirtmek için söylenir.

Sakız gibi

(gbkz:yapışkan şeyler) için kullanılır. (gbkz:Tertemiz), (gbkz:bembeyaz). Yılışarak, *:yılışmak* sırnaşarak.*:sırnaşmak* anlamını taşıyan deyim.

sakalım yok ki sözüm dinlensin

“Sizinkinden daha akla yatkın şeyler söylediğim halele, yaşım küçük diye sözlerimi yabana attınu.” an lamında sitem sözü. anlamını taşıyan deyim.

Sakalı ele vermek

Birisinin sozündan dışarı çıkamaz duruma gel mek, onun oyuncağı, kuklası olmak. anlamını taşıyan deyim.

Sahneye çıkmak

Ortaya çıkmak! anlamını taşıyan deyim.

sahne olmak

Olay orada geçmek, meydana gelmek. anlamını taşıyan deyim.

sahip olmak

Onunla cinsel ilişkide bulunmak. Onun başkalarına zarar vermesini engellemek. anlamını taşıyan deyim.

sahip çıkmak

Onu korumak, onunla yakından ilgilenmek, onu koruyup gözetmek. O şeyin kendisinin olduğunu ileri sürmek. anlamını taşıyan deyim.

Sağ yapmak

Arabanın direksiyonunu sağa çevirmek. anlamını taşıyan deyim.

sağ olsun yerinde olsun

Yakın olmasına rağmen kendisinden hoşlanılmayan kimse ile birlikte bulunmamayı anlatmak için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Sağmal inek

Sürekli aldatılarak mâlı ve parası başkalarınca kullanılan, aptalca (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Sağlı sollu

Her iki yanda sıralanmış, her iki yandan. anlamını taşıyan deyim.

sağlıcakla kalın

“(gbkz:Sağlık ve esenlik içinde yaşamaya devam etmenizi dilerim).” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

sağlam kazığa bağlamak

o konuda (gbkz:her türlü önlemi almak) anlamını taşıyan deyim.

Sağlam ayakkabı değil

Güvenilir olmayan, tehlikeli (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Sağ gösterip sol vurmak

Yanıltmak, aldatmak. Sağ gözünü sol gözünden kıskanmak: Çok kıskanç olmak. Sağı solu (belli) olmamak: Önceden nasıl davranacağı kestifilemeyecek bir karakterde olmak. Sağlama almak (bir şeyi): 0 konuda gereken önlemleri alarak rahat anlamını taşıyan deyim.

sağ eliyle sol kulağını göstermek

Bir lambaçlı yoldan yapmaya kalkışmak. anlamını taşıyan deyim.

Sağa sola bakmamak

Çevrede olup biterlere aldırmamak anlamını taşıyan deyim.

Sağa sola

Çevreye, çevresine. anlamını taşıyan deyim.

Sata sürmek

Zevk, eğlence, mutluluk içinde yaşamak anlamını taşıyan deyim.

Sala pezevengi

(Ala/ yollu) Eğlence düşkünü (kimse), anlamını taşıyan deyim.

Sefa geldiniz

“Hoşgaldirıîz.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Sefa bulduk

‘Hoş bulduk anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Sedede gelmek

Konuşulması gereken asıl konuya dönme anlamını taşıyan deyim.

saç sakal ağartmak

Uzun zaman bir işte çalışmış,olarak o işte ustalaşmış olmak. anlamını taşıyan deyim.

saç saça gelmek

Kıyasıya dövüşmek anlamını taşıyan deyim.

Saçma sapan konuşmak

Anlamsız, boş konuşmak anlamını taşıyan deyim.

Saçı uzun aklı kısa

Eskiden kadınların akılca erkeklerden geri oldu ğunu vurgulamak için alay ya da şaka yollu söylenirdi. Saçma sapan: Akla mantığa aykırı olan (söz davranış). anlamını taşıyan deyim.

Saçıp savurmak

Parasını düşünmeden, hesapsızca harcamak. anlamını taşıyan deyim.

Saçını süpürge etmek

Kadın ailesi ya da ailesinden biri uğruna elin den geleni yapmak, büyük bir Özveriyle çalışmak anlamını taşıyan deyim.

Saçını başını yolmak

Çok üzülmek üzüntüsünden dövünmek anlamını taşıyan deyim.

Saçın ak mı kara mı önüne düşünce görürsün

“Acele etme, birazdan anlarsın anlamını taşıyan deyim.

Saçına başına bakmadan

İlerlemiş yaşından utanmadan, yaşlı biri anlamını taşıyan deyim.

Saçına ak düşmek

Saçı ağarmaya, yaşlanmaya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

Saçı başı ağarmak

Yaşlanmak, ihtiyarlanmak anlamını taşıyan deyim.

Sabun köpüğü gibi sönmek

Gösterişini, görkemini, albenisini en kü çük bir etkiyle çabucak yitirmek. anlamını taşıyan deyim.

sabrı taşmak

Artık sabredemeyecek duru ma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Sabır taşı

Çok sabırlı kimse. anlamını taşıyan deyim.

sabahlar hayrolsun

Günaydın. anlamını taşıyan deyim.

Sabahın köründe

Daha ortalık ağarmadan, çok erkenden. anlamını taşıyan deyim.

sabahı etmek

Akşam başlanan bir iş uğruna bütün geceyi uykusuz geçirmek anlamını taşıyan deyim.

Sabaha çıkmamak

Hasta sabah olmadan ölmek. Sabah akşam: Bir sabah bir akşam dmak üzere. Her zaman, hiç ara vermeden. anlamını taşıyan deyim.

Saat tutmak

Bir işe başlama saatini aynntyîa saptamak ve bitinceye kadar geçecek zamanı belirlemek için sürekti olarak ya da sık ak sa atine bakmak. anlamını taşıyan deyim.

Saati saatine uymamak

Durumu, tavırları sık sık değişmek bir öyle böyle olmak; bir saati bir saatine uymamak. anlamını taşıyan deyim.

Saati saatine

Tam zamanında, na onca, ne sonra. anlamını taşıyan deyim.

Rüzgar almak

Rüzgârdan etkilenecek durumda olmak. Rüzgâr esen bir yerde bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

Rüyasında görse hayra yormamak

Olabileceğini hiç aklından geçir memek, söyleseler inanmamak. anlamını taşıyan deyim.

rüyasında görememek

O şeyin olacağına ya da o şeye sa hip olacağına hiç ihtimal vermemek. anlamını taşıyan deyim.

rüya görmek

uyurken zihinde çeşitli olaylar ve düşünceler belirmesi; (gbkz:düş görmek). anlamını taşıyan deyim.

Ruhuna işlemek

Bir şey onu derinden etkilemek Olurnsm bir özellik onun ayrılmaz bir parçası olmak. anlamını taşıyan deyim.

Ruhu bile duymamak

Hiç farkında olmamak, anlamamak, sezme mek. anlamını taşıyan deyim.

Rol yapmak

Gerçek düşüncesini, niyetim gizlemek. anlamını taşıyan deyim.

Rol oynamak

İçten davranmamak, içten pazarlıktı olmak. Bir işin olmasında etkisi bulunmak, anlamını taşıyan deyim.

Rol kesmek

Bir rolü abartılı bir üiçjmde oynamak, İçten dav ranmamak, yapmacıklı davranışlarda bulunmak anlamını taşıyan deyim.

Riske girmek

Sonuçta büyük zarara uğrama olasılığı gösteren bir gi rişimde bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

bir davranışı birine reva görmek

Onun o davranışı hak ettiğine inanmak. anlamını taşıyan deyim.

Renk vermemek

Ne düşündüğünü, ne duyduğunu göstermemek. Anladığını ya da bildiğini belli etmemek anlamını taşıyan deyim.

Renkten renge girmek

(gbkz:Utanmak), (gbkz:utancını gizleyememek); (gbkz:kızarmak), (gbkz:bozarmak). anlamını taşıyan deyim.

renk katmak

Onu renklendirmek, onun tekdü zeliğini ortadan kaldırmak, ona neşeli ve canlı bir özellik kazandır mak. anlamını taşıyan deyim.

Rengi yerine gelmek

Solgunluğu geçmek, yeniden eski rengini al mak. anlamını taşıyan deyim.

rengi kaçmak

Solmak, rengini yitirmek Kor ku ya da üzüntüden yüzü solmak, sararmak anlamını taşıyan deyim.

rekoru elinde bulundurmak

Bir spor dalında en iyi derecenin sahibi olmak. anlamını taşıyan deyim.

Rekor kırmak

O zamana defe üstün sayılan dereceyi (ya da rakamı} gende bırakarak yeni rekorun sahibi olmak. anlamını taşıyan deyim.

rayına koymak

İşleri belli bir düzene sok mak -2, İşlerin yolunda, tıkırında gitna/e bağlamasını sağlamak; yö rüngesine oturtmak. anlamını taşıyan deyim.

rayına girmek

İşler yolunda, tıkırında gitmeye başlamak, dGzena girme*; yörüngesine durmak. anlamını taşıyan deyim.

raydan çıkmak

Bir işin düzeni bozulmak, alt üst olmak, yoldan çıkmak. (Kars. Şirazesinden çıkmak.) anlamını taşıyan deyim.

Rast gitmek

bk İşi rast gitmek. anlamını taşıyan deyim.

rast getirmek

o şeyin rast gelmesini sağlamak. o (gbkz:zamanı kollamak). Aranmakta olan şeyi ya da kimseyi (gbkz:umulmadık bir yer) ve (gbkz:umulmadık bir zaman)da bulmak, (gbkz:uygun getirmek), (gbkz:başarılı kılmak). anlamını taşıyan deyim.

rast gelmek

O kimseyle karşılaşmak. O şey düşünülmediği halde kendisini bulmak. Bir iş isteğine uygun olmak. Atılan şey hedefini bulmak. anlamını taşıyan deyim.

rahmet okutmak

Bu, öncekinden daha kötü çakmak, Öncekini aratmak. anlamını taşıyan deyim.

Rahmet okumak

Tann’nın bağışlaması için dua etmek. anlamını taşıyan deyim.

rahat yüzü göstermemek

Onu süreli olarak rahatsız etmek. anlamını taşıyan deyim.

Rahat rahat

Güçlük çekmeden, kolayca. anlamını taşıyan deyim.

Rahatlık batmak

bk. (gbkz:Rahat batmak). anlamını taşıyan deyim.

rahat kıçına batmak

Bk. Rahat batmak. _ anlamını taşıyan deyim.

rahatını bozmak

Rahatsızlık vermek, keyfini kaçırmak, canını sıkmak. anlamını taşıyan deyim.

Rahatına bakmak

Olana bitene aldırmamak, rahatını kaçıracak şeylere gözünü kapamak. Rahatını sağlayacak olanakları araştır mak. anlamını taşıyan deyim.

Rahatına kaçmak

Tedirgin olmak, rahatsızlık duymak. anlamını taşıyan deyim.

Rahat döşeğinde ölmek

Evinden ya da evine yakın bir yerde Ölmek ve rahat döşeğinde yatmak. anlamını taşıyan deyim.

Rahat döşeği

Ölünün yıkanıncaya kadar yatırıldığı, genellikle yere serilen yatak. anlamını taşıyan deyim.

rahat batmak

Sahip olduğu iyi olanakla rın becerini bilmemek. anlamını taşıyan deyim.

rafa kaldırmak

Bir işle artık uğraşmaz olmak, bir kenara itmek anlamını taşıyan deyim.

Püsküllü bela

Büyük sıkıntı ve zarar yol açan kimse ya da şey. anlamını taşıyan deyim.

put gibi

Sessiz, sakin, hiç kımıldamadan (durmak). anlamını taşıyan deyim.

pusuya yatmak

Pusu kurup onun gelmesini beklemek; öldürmek, ya kalamak için gizlenmek. anlamını taşıyan deyim.

Pusuya düşmek

Hazırlanan tuzağa yakalanmak. anlamını taşıyan deyim.

pusulayı şaşırmak

Erdemli davranış ve tutumlardan ayrılmak Gelişen olaylar karşısında ne yapacağını şaşırmak. anlamını taşıyan deyim.

punduna getirmek

Tam zamanında ya ds yerin de -hareket etmek, bîr şeyi yapmak İçin en uygun zamanı seçmek; bir punduna getirmek. anlamını taşıyan deyim.

poz atmak

Yapay davranışta bulun mak anlamını taşıyan deyim.

Pot kırmak

Yersiz ve zamansız davranarak karşısındakini üzecek, ona dokunacak sözler söylemek (Kars. Bahayı taşa vurmak, çam devirmek, gaf yapmak,) anlamını taşıyan deyim.

postu sermek

Kısa bir süre için gittiği yerde daha uzun süre oturup kalmak. (Kars. Abayı sermek.) anlamını taşıyan deyim.

Postu deldirmek

Kursunla vurulmak, yara almak anlamını taşıyan deyim.

Post kavgası

Nüfızlu bir makamı ele geçirmek çabası. anlamını taşıyan deyim.

posta atmak

Onu korkutmak (Kars. Gözdağı ver mek, kafa tutmak.) anlamını taşıyan deyim.

posta etmek

Görevliyi başka bir resmi iş yerinde çalışmaya zorunlu kılmak. Gönülsüz de olsa bir kimseyi başka birine teslim edip bir yere göndermek. anlamını taşıyan deyim.

Posasını çıkarmak

Bir kimse ya da şeyden haksız ve sürekti çı kar sağlamak, onu sömürmek. Onu çok yormak. Onu kötü döv mek. anlamını taşıyan deyim.

Plan kurmak

Bir amaca götürecek yolları düşünmek, tasarlan mak. Birini kötü duruma düşecek bir düzen hatırlamak. anlamını taşıyan deyim.

Piyasaya düşmek

Çok bulunur olmak. Herkesin ağzında söy lenir olmak. (Kadın için) Orta malı olmak, kötü kadın olmak, kötü yola düşmek. anlamını taşıyan deyim.

piyango vurmak

Piyangoda ikramiye kazanmak. Bek lenmedik bîr yerden büyük bir kazanç elde etmek. Pek hoşlanma dığı bir işi onun yapması kesinleşmek. anlamını taşıyan deyim.

Pişmiş kelle gibi sırıtmak

Anlamsız, yersiz ve aptalca gülmek. anlamını taşıyan deyim.

pişmiş aşa soğuk su katmak

Ele geçirilmek ya da bitirilmek üze re olan bir işi bozacak davranışta bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

Pişkinliğe vurmak

Kötü bir davranışa aldırmamak Kendine ilgi siz davranılmasını, önem verilmemesini anlamazlıktan gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Pişirip kotarmak

Bir İşi eksiksiz biçimde sonuçlandırmak, tamamlamak. anlamını taşıyan deyim.

Pis pis gülmek

Başkasının üzüntülü anında öç alırcasına gülmek. Arsızca gülmek. anlamını taşıyan deyim.

Pis pis düşürmek

Derin ve sıkıntılı düşünceye dalmak. anlamını taşıyan deyim.

Pis pis bakmak

Bir kini saye oru kuşkulandıracak ya da sinirlendire cek; biçimde bakmak. anlamını taşıyan deyim.

pislik götürrnak

O yerin her yanı çok pis olmak. anlamını taşıyan deyim.

Pisi pisine

Boş yere, boşu boşuna., hiç yoktan. anlamını taşıyan deyim.

Pireyi deve yapmak

önemsiz bir olayı, sorunu gereğinden fazla bü yütmek, abartmak. (Kars.. Habbeyi kubbe yapmak.) anlamını taşıyan deyim.

Pireye kızıp yorganı yakmak

Bk. Pire için yorgan yakmak. anlamını taşıyan deyim.

pire gibi

Çok hareketli, çevik (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Pir aşkına

Hiçbir karşılık beklemeden, gerçek bir sevgi ve İnançla. anlamını taşıyan deyim.

Pilot olmak

: Çok içip yürüyemeyecek derecede sarhoş olmak. anlamını taşıyan deyim.

pili bitmek

Gücü kalmamak, eksilmek; takati tükenmek. anlamını taşıyan deyim.

Piç olmak

(gbkz:hiçbir işe yaramamak), (gbkz:boşa gitmek), (gbkz:tadı bozulmak). anlamını taşıyan deyim.

Piçlik etmek

Soysuza yaraşır biçimde, kalleşçe davranmak. anlamını taşıyan deyim.

Piç kurusu

Yaramaz, soysuz çocuk. Küçük çocukları sevip ok-şarken söylenen söz. anlamını taşıyan deyim.

piç etmek

O işi çıkmaza sokmak, onun tadını kaçırmak. anlamını taşıyan deyim.

Pır pır etmek

(Işık için) Kısa aralıklarla yanıp sönmek. (Kalp için) Daha hızlı atmak. anlamını taşıyan deyim.

pılıyı pırtıyı toplamak

Gitmek üzere hazırlanmak, bu amaçla bütün eşyasını toplamak. anlamını taşıyan deyim.

pey sürmek

Artırma yoluyla satılan bir mal için fiyat önermek ya da fiyat vermek. anlamını taşıyan deyim.

birine peşkeş çekmek

Ona yaranmak için başkasının bir şeyini karşılıksız olarak vermek. Uygun olmayan bir amaçla bir şeyi, birini birine vermek. anlamını taşıyan deyim.

Peşi sıra

Ardından, onu izleyerek ardı sıra. anlamını taşıyan deyim.

Peşin peşin

Önceden, öncelikle, daha önceden. anlamını taşıyan deyim.

peşin hüküm

Bir konu ya da kişiyle ilgili olarak önceden edi nilmiş, değiştirilmek istenmeyen olumlu ya da olumsuz yargı; önyar g ısını bırakmak (bırakmamak) (birinin, bir şeyin) : Bir kimseyi, bir anlamını taşıyan deyim.

peşine takmak

Onu beraberinde götürmek. anlamını taşıyan deyim.

peşine takılmak

Ardından gitmek, takip etmek. anlamını taşıyan deyim.

Peşine düşmek

-1, Bîr kimsenin ardı sıra gitmek, onu izlemek. Bir işin gerçekleşmesi için çok uğraşmak. anlamını taşıyan deyim.

Peşinden yürümek

Birinin arkası sıra yürüyüp gitmek Bir kim seye her konuda uymak. anlamını taşıyan deyim.

peşinden sürüklemek

Birinin ya da birçoklarının ar kasından gelmesini sağlamak anlamını taşıyan deyim.

Peşinden gitmek

O kimsenin arkasından gitmek. Onun görüş ve düşüncelerini benimsemek anlamını taşıyan deyim.

Peşinde koşmak

Bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak. Bir iş için bir kişi ile sürekli olarak ilişki kurmaya çalışmak. Onunla dost, arkadaş olmaya çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Pestilini çıkarmak

Bir nesneyi iyice ezmek. Karşısındakini çok fazla dövmek; leşini çıkarmak. Bir tartışmada ya da çekişmede karşısındakini iyice yormak, hırpalamak anlamını taşıyan deyim.

Pestili çıkmak

Çok yorulmak, güçsüz kalmak. anlamını taşıyan deyim.

pestile çevirmek

Onu çok yormak, güçsüz düşürmek. anlamını taşıyan deyim.

pes perdeden konuşmak

Hafif bir sesle ve oldukça yumuşak konuş mak. (Kars Alttan almak) anlamını taşıyan deyim.

Pes demek

Karşısındakinin kendinden daha,üstün olduğunu ka bul etmek Birinin aşırı kurnazlığı, becerikliliği karşısında “Ancak bu kadar olur” kanısına varmak anlamını taşıyan deyim.

pervane olmak

Onun yanından hiç aynlmamak, onun her is tediğini yapmaya hazır olmak. anlamını taşıyan deyim.

pervane kalfa

Her işe karışan, bir kimsenin, yerin her işini yapan kimse için alay yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Pergelleri açmak

Uzun adımlarla hızlı olarak yürümeye başlamak. anlamını taşıyan deyim.

perdesi yırtık

Utanma duygunu yitirmiş kimse İçin kullanılır. (Kars. Ar damarı çatlamış.) anlamını taşıyan deyim.

Perdelerini açmak

Yeni mevsimde yeni oyunları sunmaya başlamak* anlamını taşıyan deyim.

perde arkasında

Kendini belli etmeden, gizliden gizle-. yi, gizlice. anlamını taşıyan deyim.

Pazar ola

iyi alışverişler dilemek İçin kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Pazarlık etmek

-I.Bİı şeyin fiyatını belirlemekte karşılıklı olarak çekiş mek Bir konuda anlaşmaya varmak üzere görüşme yapmak anlamını taşıyan deyim.

Payını almak

Azarlanmak, paylanmak anlamını taşıyan deyim.

pay biçmek

Belli bir durumu, bir şeyin ya da anlamını taşıyan deyim.

Pay bırakmak

Kesme, biçme, yapma sırasında bir şeyde sonra dan kullanılmak üzere fazlalık bırakmak. Bir ilişkide fazla samimi olmamak, araya mesafe koymak. anlamını taşıyan deyim.

Patlak vermek

Gizlenen, bilinmesi istenmeyen ya da kötü olan bir anlamını taşıyan deyim.

Patlak göz

Göz çukurlanndaki konumu dışarı fırlamış gibi olan göz. anlamını taşıyan deyim.

Pat küt

Sopayla ya da elle üst üste (vurma). ‘ anlamını taşıyan deyim.

patırtıya vermek

(gbkz:ortalığı telaşlandırmak), (gbkz:karışıklık yaratmak). anlamını taşıyan deyim.

Patırtıya pabuç bırakmamak

bk. Gürültüye pabuç bırakmamak. anlamını taşıyan deyim.

Patırtı kopmak

Kavga çıkmak, kargaşalık olmak anlamını taşıyan deyim.

Patırtı çıkarmak

Kavga çıkarmak. anlamını taşıyan deyim.

Pat diye

Ansızın, beklenmedik bir anda, birdenbire. anlamını taşıyan deyim.

Paşa paşa

Seve seve, güzel güzel, uslu uslu, sıkıntı vermeden. anlamını taşıyan deyim.

Pas vermek

Yaptığı eylemi başkasının sürdürmesi yolunu açmak. (Kadın) Davranışlarıyla erkeği umutlandırmak, Birine yüz ver mek, iyi yüz göstermek. anlamını taşıyan deyim.

pas tutmak

Paslanmak, paslı duruma gelmek, anlamını taşıyan deyim.

pastırma yazı

Sonbaharın başındaki sıcak günler. anlamını taşıyan deyim.

pas geçmek

Artık onun üzerinde durmamak, on dan vazgeçmek 0 şeyden ona «ermemek, onu ihmal etmek. anlamını taşıyan deyim.

pasaportunu vermek

Onu kovmak, işten atmak anlamını taşıyan deyim.

Parmak yalanmak

bir şeyden hakkı olmadığı halde çıkar sağlamak anlamını taşıyan deyim.

Parmakla sayılmak

Çok az olmak anlamını taşıyan deyim.

Parmak kalmak

Olmasına az kalmak, hemen tamamlanacak duruma gelmek anlamını taşıyan deyim.

Parmak kaldırmak

bir toplantıda ya da okulda söz almak için (gbkz:işaret parmağı)nı açık bırakıp öteki parmakları kapalı tutarak eli yukarı kaldırmak. Bir önerinin gerçekleşmesi için olumlu oy vermek anlamını taşıyan deyim.

Parmak kadar

Henüz pek küçük olan (çocuk). anlamını taşıyan deyim.

Parmak ısırmak

Meydana gelen durum karşısında (gbkz:şaşakalmak). anlamını taşıyan deyim.

parmak basmak

Belli bir konuya temas etmek, dikkati çekmek. Bir konunun ya da olayın üzerinde durmak. Parmağı nın ucuna mürekkep sürüp imza yerine geçmek üzere kâğıt üzerine basmak. anlamını taşıyan deyim.

parmağı olmak

Başkalarının zararına olacak ya da rahatını anlamını taşıyan deyim.

Parmağını oynatmak

İşini kolayca yaptırmak için görevli kimseye rüş vet vermek. anlamını taşıyan deyim.

Parmağının ucunu göstermemek

Dinsel İnanç yüzünden namah rem olan kimselere vücutlunun hiçbir yerini göstermemek. anlamını taşıyan deyim.

parmağını bile kıpırdatmamak

Bir işin yapılması için anlamını taşıyan deyim.

parmağında oynatmak

Ona istediği her işi yaptırmak. anlamını taşıyan deyim.

parmağına dolamak

Onu gerekli gereksiz her anlamını taşıyan deyim.

Parmağı ağzında kalmak

(gbkz:şaşırıp kalmak), (gbkz:şaşakalmak). anlamını taşıyan deyim.

Parazit yapmak

Konuşmayı İlgisiz sözlerle kesmek Saçmala maya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

parayı denize atmak

Parayı yararsız işlere harcamak anlamını taşıyan deyim.

Para yapmak

Para kazanıp biriktirmek. Para yemek: Hesapsız harcama yapmak. Rüşvet almak. anlamını taşıyan deyim.

Paraya para dememek

Çok para kazanmaya başlamak . anlamını taşıyan deyim.

Paraya kıymak

Bir iş için para harcamaktan kaçınmamak. anlamını taşıyan deyim.

Para vurmak

Yasadışı yollarla para almak. -2, Bir şeyden çok pa ra kazanmak. anlamını taşıyan deyim.

paravana yapmak

Bir kimsenin ya da bir kurumun adından, yetkisinden, gücünden kendisini arka plan da tutarak yararlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Parasız pulsuz

Hiç parası, malı mülkü olmayan; yoksul, züğürt anlamını taşıyan deyim.

para sızdırmak

Ondan çeşitli yollara başvu rarak para almak. anlamını taşıyan deyim.

Parasını sokağa atmak

Kâr getirmeyen bir işe, mala para yatırmak. anlamını taşıyan deyim.

Parasını çıkarmak

Bir şey, kendisi için ödenen parayı karşılayacak anlamını taşıyan deyim.

Para saymak

Para ödemek. anlamını taşıyan deyim.

Para pul

Para ya da para eden şeyler. anlamını taşıyan deyim.

Parantez açmak

Konuşma ya da yazıya asıl konuşmayla kısmen ilgi li bir bölüm sıkıştırmak. anlamını taşıyan deyim.

Paran kadar konuş

“Söz, konuşma hakkın paran ölçüsüdedir.” anla mında. anlamını taşıyan deyim.

Para kırmak

Yaptığı işten ya da şeyden dolayı hak ettiğinden daha anlamını taşıyan deyim.

Para gözlü

Paraya aşın düşkün olan kimse. Para kesmek: Devlet söz konusu olduğunda para basmak, para anlamını taşıyan deyim.

Para etmek

bir nesne ya da kimse için, değeri olmak.

Para dökmek

Bir iş ya da kimse uğruna çok para harcamak. anlamını taşıyan deyim.

paradan çıkmak

Bir iş ya da kişi uğruna çok para harcamak, masraf anlamını taşıyan deyim.

para çıkışmamak

Para yetişmemek, parası yetecek miktar da olmamak. anlamını taşıyan deyim.

Para çekmek

Belli bir yere, kimseye yatırılan paranın bir bölümü nü ya da hepsini gerektiğinde geri almak. Başkasından sürekli olarak birtakım bahanelerle para almak. anlamını taşıyan deyim.

Para canlısı

(gbkz:parayı çok seven kimse). anlamını taşıyan deyim.

Para bozmak

Bütün parayı ufak paralar haline getirmek, ufak paralar la değiştirmek. anlamını taşıyan deyim.

papaza kızıp perhiz bozmak

Başkalarına kızıp kendisine yarar getirmeyecek davranışta bulunmak.

Papara yemek

(gbkz:azar işitmek), (gbkz:paylanmak). anlamını taşıyan deyim.

pandomim kopmak

Meydana gelen dairden ötürü ansızın telaşlanmak, aşırı biçimde etkilenmek, korkmak.

birine örnek olmak

Davranış ve sözleriyle başkalarını iyi ya da kö tü yönden etkilemek. anlamını taşıyan deyim.

birini örnek almak

Bir başkasının iyi ya da kötü olan davranışlarını benimseyip tıpkı onun gibi davranmak. Bir şeyden kendisi İçin olumlu bir ders çıkarmak. anlamını taşıyan deyim.

öpüp de başına koymak

İçinde bulunulan durumu minnetle, memnunlukla kabul etmek. Büyük saygı göstermek. anlamını taşıyan deyim.

Öperken ısırmak

İyilik yapar gibi görünüp aslında kötülük yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Öp babanın elini

Beklenmeyen bir durum karşısında “Şimdi ne yapa cağız?” anlamında kul anılır. anlamını taşıyan deyim.

Önünü kesmek

Yolunu kesmek, ilerlemesine engel olmak. anlamını taşıyan deyim.

Önünü ardını düşünmemek

Sonucun ne olacağını hesaplamamak. anlamını taşıyan deyim.

önünü almak

Onu önlemek, engellemek. anlamını taşıyan deyim.

önüne katmak

Onu önünden yürütüp ardından gitmek veya koşmak. anlamını taşıyan deyim.

Önüne gelen

: Karşısına çıkan, olur olmaz, rasgele (kişi veya şey). anlamını taşıyan deyim.

Önüne geçmek

Yolunu kesmek. Engellemek, önlemek. anlamını taşıyan deyim.

önüne düşmek

Bir kimsenin önünde yürümek. Bir kimseye kı lavuzluk etmek anlamını taşıyan deyim.

Önüne dikilmek

: Gelip karşısında durmak. Engel olmak istedi ğini söz ve davranışlarıyla göstermek. anlamını taşıyan deyim.

önüne çıkmak

*1. Bir kimsenin karşısına çıkmak. Yolunu kesmek. anlamını taşıyan deyim.

Önüne bir kemik atmak

Küçük bir çıkar karşılığı aşağılık birini sustur mak, anlamını taşıyan deyim.

önünde ardında dolaşmak

Yanından ayrılmamak, ısrarla takip etmek, onunla birlikte olmaya çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Önlem almak

Tehlikeli olabilecek bir durumun önüne geçmek, bir amacı gerçekleştirmek için birtakım çarelere başvurmak; tedbir al mak. anlamını taşıyan deyim.

öne sürmek

Bir düşünce, sav ileri sürmek. Bir iş için birini önermek, onun daha iyi yapacağını belirtmek. anlamını taşıyan deyim.

önem vermek

Ona değar vererek üstünde dur mak, onu önemli saymak anlamını taşıyan deyim.

önden yürümek

Kılavuzluk etmek, yot göster mek. anlamını taşıyan deyim.

öne almak

Bîr kimseye veya bir şeye, diğerlerinden daha Önemli sayarak tarnan ve sıra bakımından öncelik tanımak anlamını taşıyan deyim.

Önde gelmek

Ön sırada yer almak ; önemli, üstün olmak; başta gel mek. anlamını taşıyan deyim.

önce can sonra canan

“Bencil insanlar, Önce kendilerini sonra sev diklerini ve yakınlarını düşünür.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

ön ayak olmak

Bir işin başlatıcısı ve yol göstericisi olmak, başkaları nı ardından sürüklemek. anlamını taşıyan deyim.

ön ayak etmek

Bir işe birisinin başlamasını ya da girişmesi ni sağlamak. anlamını taşıyan deyim.

Ömür törpüsü

Uzun, yorucu, sıkıntılı iş. Yoran, bıktıran kimse. anlamını taşıyan deyim.

Ömür sürmek

İyi ve rahat koşullarda yaşamak. Belli koşullar da ya da belirli bir süre içinde yaşamak. anlamını taşıyan deyim.

Ömür çürütmek

Bir işe uzun zaman emek vermiş olmak. Bo şuna zaman geçirmiş olmak. anlamını taşıyan deyim.

Ömür adam

: Hoş, beğenilen kimse. Gülünç, tuhaf kimse. ., anlamını taşıyan deyim.

Ömrü vefa etmemek

: Amacına erişemeden ölmek. anlamını taşıyan deyim.

Ömrüne bereket

“ömrü uzun olsun’ anlamında teşekkür sözü. anlamını taşıyan deyim.

Ömrü billah

Hiçbir zaman. anlamını taşıyan deyim.

ölüsünü öpeyim

Bir şeyin doğruluğunu kanıtla mak için “yalama (şu yakınım) ölsün!” anlamında kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

ölür müsün öldürür müsün

Ters, kötü bir durum karşısında çare sizliği, ikircikli durumu anlatmak İçin kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Ölüp ölüp dirilmek

Çok acı, sıkıntı çekmek. Çok ağır bir hasta lık geçirmek. anlamını taşıyan deyim.

ölümüne susamak

Ölümle sonuçlanabilecek kadar tehlikeli davranışta bulunmak. (Kars. Belasını aramak, eceline susamak.) anlamını taşıyan deyim.

ölüm sessizliği

Derin sessizlik. anlamını taşıyan deyim.

Ölümlük dirimlik

Hem yasamaya, hem de cenaze masrafına yete cek kadar (para). anlamını taşıyan deyim.

Ölümlü dünya

Sonunda herkesin öleceği bu dünya. anlamını taşıyan deyim.

Ölümle burun buruna gelmek

Ölüme yol açabilecek tehlikeli bir du rumda karşılaşmak. anlamını taşıyan deyim.

Ölüm fermanı

Bir kimsenin mutlaka ölmesi gerelctiğiri belirten iş, ha reket. anlamını taşıyan deyim.

Ölü mevsim

İşin veya alışverişin durgun olduğu lamm anlamını taşıyan deyim.

Ölüm döşeğinde

“O, (gbkz:ağır hasta), ölmek üzere.” anlamını taşıyan deyim.

ölüm kalım savaşı

Yok olmamak için girişilen savaş, mücadele. anlamını taşıyan deyim.

ölüm kalım meselesi

Hayati önemi olan sorun. anlamını taşıyan deyim.

Ölüm Allah’ın emri

“Herkes ölecek, ölmek kaçınılmazdır.” “Bir işi yapmak için Ölümü bile göze almak ölümden korkmamak gere kir.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

ölü gözü gibi

Sönük, fersiz (ışık). anlamını taşıyan deyim.

ölme eşeğim ölme

Umutsuz, boşu boşuna bir bekleyişi anlatmak için kutlanılır. anlamını taşıyan deyim.

ölçüyü kaçırmak

Davranışlarda ya da yiyip içmekte aşırıya gitmek, sınırı aşmak. anlamını taşıyan deyim.

öküz trene bakar gibi bakmak

Ona aptal aptal, bir şey anlamadan bakmak. anlamını taşıyan deyim.

öküzün altında buzağı aranmaz

Akla aykırı bahanelerle suç ve suçlu aramak. anlamını taşıyan deyim.

öğüt vermek

Ona yapması veya yapmaması gereken işler hakkında yol göstermek anlamını taşıyan deyim.

öğüt tutmak

Verilen öğütlere uymak * anlamını taşıyan deyim.

öğüt almak

Yol göstermesi için birinin görüşüne başvur mak anlamını taşıyan deyim.

öğle üstü

Öğle vaktinde, öğle sularında. anlamını taşıyan deyim.

öfkesini almak

öfkeli kişi haksız yere bir başkasına çatmak ya da olmayacak bir şey yaparak rahatla maya çalışmak anlamını taşıyan deyim.

Ödün vermek

Kimi hak ve koşullardan vazgeçerek uzlaşma olanağı sağlamak; taviz vermek. anlamını taşıyan deyim.

ödünü koparmak

Bir kimseyi çok korkutmak. anlamını taşıyan deyim.

ödü kopmak

Çok korkmak anlamını taşıyan deyim.

ödü bokuna karışmak

Çok korkmak anlamını taşıyan deyim.

ödev bilmek

Bir şey yapmayı, yerine getiri si zorunlu bir iş olarak kabul etmek. anlamını taşıyan deyim.

Öbür dünya

Ölümden sonra ruhun başka bir biçimde yasayacağına inanılan âlem; ahret; öteki dünya. anlamını taşıyan deyim.

oyununu bozmak

Onun hilesini boşa çıkarmak, önlemek. anlamını taşıyan deyim.

oyun etmek

Onu kurnazca yöntemler le aldatmak, tuzağa düşürmek. (Kars. İş etmek.) anlamını taşıyan deyim.

Oyun çıkarmak

Sporcular iyi ya da kötü oynamak. Yeni bir oyun bulmak. anlamını taşıyan deyim.

oyuncak etmek

Birini kendi isteği, çıkan uğrunda kullanmak. anlamını taşıyan deyim.

oyuncağı olmak

İrade zayıflığı yüzünden birinin buyruğuna, anlamını taşıyan deyim.

oyun bozanlık etmek

Birlikte yapılması kararlattın İmiş bir işten cay mak. anlamını taşıyan deyim.

oyuna getirmek

Onu aldatmak, tuzağa düşürmek. anlamını taşıyan deyim.

Oyuna gelmek

Aldatılmak, kandınlmak. anlamını taşıyan deyim.

O yolun yolcusu

Olumsuz bir düzen içinde bulunan kişinin ilerde dü şebileceği kötü durumları anlatmak için kullanılır anlamını taşıyan deyim.

O yolda

öyle, sor konusu gidiş ya düşene uygun anlamını taşıyan deyim.

Oy birliği

Bölün oyların aynı doğrultuda elması durumu. anlamını taşıyan deyim.

ot yoldurmak

Onu çok zor bir işe koşmak, çok uğraştırmak anlamını taşıyan deyim.

oturup kalkmak

Onunla birlikte hareket etmek davranışları nı onunkine benzetmek anlamını taşıyan deyim.

O tarakta bezi olmamak

Söz konusu edilen şeyle, işle ilişiği olma mak, onunla ilgilenmemek anlamını taşıyan deyim.

O taraflı olmamak

Hiç aldırmamak, ilgisi yokmuş gibi davranmak. anlamını taşıyan deyim.

o takdirde

Bu durum göz önünde bulundurulursa. anlamını taşıyan deyim.

Osuruğu cinli

Olur olmaz şeylere çabucak sinirlenen (kimse). anlamını taşıyan deyim.

ortaya koymak

Olan biten her şe yi göstermek. Onu yapmak, yaratmak Tüm maddi varlığını gözler önüne sermek; meydana koymak. anlamını taşıyan deyim.

ortaya düşmek

(Kadın) Orta malı olmak, herkesle cinsel ilişki kurmaya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

bir şeyi ortaya dökmek

Ne var ne yok meydana çıkarmak, her kese göstermek. Onu açıklamak, herkesçe bilinir duruma getir mek; meydana dökmek.  anlamını taşıyan deyim.

Ortaya çıkmak

Belli olmak. Kim olduğunu göstermek; meyda na çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

ortaya çıkarmak

Onun kesinliğini, varlığını kanıtlarıyla göstermek; meydana çıkarmak. anlamını taşıyan deyim.

ortaya atmak

Bir düşünceyi herkesin bilgi ve tartışmasına sunmak; meydana atmak. anlamını taşıyan deyim.

Ortaya atılmak

Kendini göstermek. Bir sav, düşünce ileri sürül mek, söylenmek. anlamını taşıyan deyim.

Ortasını bulmak

Uzlaştırmak, ılımlı bir yol bulmak Orta şekerli: Ne iyi, ne de kötü. anlamını taşıyan deyim.

Ortalık malı

Herkesin yararlandığı, kullandığı şey. Her isteyenin anlamını taşıyan deyim.

ortalık sütliman

bk Sütliman olmak. anlamını taşıyan deyim.

ortalığı tutmak

0 şey yayılmak herkesçe konuşulmak anlamını taşıyan deyim.

ortalığı telaşa vermek

Söz ve davranışlarıyla çevresin dekileri heyecanlandırmak, paniğe sürükleme anlamını taşıyan deyim.

ortalığı bok götürmek

Çevreyi (bok, pislik} kaplamak anlamını taşıyan deyim.

Ortalığı curcunaya vermek

Ortalığı, bir yeri karmakanştk, gürültülü duruma getirmek. anlamını taşıyan deyim.

Ortalığı birbirine katmak

Herkesi birbirine düşürmek,-huzursuzluğa yol açmak. anlamını taşıyan deyim.

ortalığı almak

Çevreyi (o şey) kaplamak. anlamını taşıyan deyim.

Ortalığa düşmek

bk Ortaya düşmek. anlamını taşıyan deyim.

Orta direk

: Dar gelirli insanların oluşturduğu topluluk. Bu toplu luktan kimse. (Kars. Dar gelirli.) anlamını taşıyan deyim.

ortadan konuşmak

Belli bir kişiyi ya da şeyi hedef al madan, birtakım iddialar da ya da suçlamalarda bulunmak anlamını taşıyan deyim.

Ortadan kaybolmak

Birdenbire yok olmak, kimseye duyurmadan çı kıp gitmek, nerede olduğu bilinmemek. anlamını taşıyan deyim.

Ortadan kalkmak

Yok olmak, bulunmaz olmak; meydandan anlamını taşıyan deyim.

ortadan kaldırmak

Onu saklamak gizlemek. anlamını taşıyan deyim.

Ortada kalmak

Bir şey söz konusu olduğunda kimse üzerine alma mak. Yatıp kalkacağı, barınacağı yeri olmamak; meydanda kal mak. -3- iki kişinin ya da şeyin arasında kalmak, karar verememek. anlamını taşıyan deyim.

ortada fol yok yumurta yok

“Konu ile ilgili hiçbir belirti yokken var mış gibi bir havaya giriliyor.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

birini ortada bırakmak

Onu güç bir durumdayken terk etmek; meydanda bırakmak. anlamını taşıyan deyim.

Orman kibarı

İnsan için “ayı” anlamında alay yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Orman kanunu

İşleri, sorunlar zorbalıkla çözme yöntemi, yasadışı ka ba güç: anlamını taşıyan deyim.

oralarda olmamak

Yaptığı kötü işlerden dolayı bir üzüntü duy mak, olumsuz durumlara hiç aldırmamak, önemsememek. anlamını taşıyan deyim.

onuruna yedirememek

Onur kıran, küçültücü nitelikte olan işleri yapmamak Başkalarının küçültücü, onur kına davranış larına karşı tepkide bulunmak; kendine yedirememek, nefsine yedire memek; izzetinefsine yedirememek. anlamını taşıyan deyim.

Onuruna dokunmak

Bir söz ya da davranış gururunu incitmek, izzetinefsine dokunmak. anlamını taşıyan deyim.

Onur kırıcı

Kişinin toplumca benimsenen sa/gıniiğını hiça indiren {söz, davranış). anlamını taşıyan deyim.

Onu benim külahıma anlat

anlatyor.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

On parmağında on kara

Herkese iftira atan, her olaya olumsuz açı dan bakan kimse için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

on parmağında on hüner

Çok becerikli ve işbilir (kimse). anlamını taşıyan deyim.

On parmağım yakasında

“Bu işin ya da kimsenin peşini hiç bırak mayacağım” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

on paralık olmak

Küçük düşmek; beş paralık olmak. anlamını taşıyan deyim.

on paralık etmek

Onu sözle ya da davranışlarla küçük dü şürmek; beş paralık etmek. anlamını taşıyan deyim.

Ona göre hava hoş

“Nasıl olursa olsun onun için fark etmez.’ anla mında. anlamını taşıyan deyim.

omuz vermek

Ona destek olmak, yardım etmek. anlamını taşıyan deyim.

bir şeyi oluruna bırakmak

Bir olayın ya da bir durumun kendi ko şullarında oluşmasını beklemek, yapılabildiği kadarıyla yetinmek. anlamını taşıyan deyim.

olur iş değil

Olabileceği akıldan geçirilmeyen, olması olanak sız olan şeyler için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Olur olmaz

Doğru mu yanlış mı, iyi mi kötü mü olduğuna bakı I ma dan “yapılan şey, söylenen (söz). Sıradan, rasgele (kimse). anlamını taşıyan deyim.

olup olacağı

En son olabileceği. Hepsi, tümü. anlamını taşıyan deyim.

olup bittiye getirmek

bk. Oldubittiye getirmek. anlamını taşıyan deyim.

olsa olsa

Son olasılık olarak, nihayet, aşağı yukarı. anlamını taşıyan deyim.

Olmaz olsun

“Keşke olmasaydı, doğmasaydi.” anlamında ilenme sö zü. anlamını taşıyan deyim.

Oldu olanlar

“İstenmeyen birtakım olaylar oldu, durumlarla karşılaşıl dı.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Oldu olacak kırıldı nacak

“Her şey olup biti, is işten geçti.’ anlamın da. anlamını taşıyan deyim.

Oldu olacak

“Artık çekinecek, sakınacak bir durum kalmadı.’ anlamın da. anlamını taşıyan deyim.

Olay çıkarmak

Hoş olmayan bir duruma neden olmak; hadise çıkar mak, kavga çıkarmak. anlamını taşıyan deyim.

Olan oldu

“İş işten geçti, artık yapacak bir şey yok,” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

olup biten

Meydana gelen olaylar. Elde ol anın hepsi, tümü: anlamını taşıyan deyim.

Ola ki

Belki, olabilir, bir ihtimal; muhtemelen . anlamını taşıyan deyim.

Olacak gibi değil

“Olacağı benzemiyor, olamaz, olmuyor.’ anlamın da. anlamını taşıyan deyim.

Ok yaydan çıkmak

Belli bir noktadan sonra olayları oluruna bırak mak; geri dönülmeyecek İşler yapmak, çok sinirlenmek. anlamını taşıyan deyim.

Okuyup üflemek

Bir hastalığı, belayı ortadan kaldırmak için birtakım dualar okuduktan sonra, üfleyerek ruhlara yollamak. (Kars. Nefes et mek.) anlamını taşıyan deyim.

Okkanın altına gitmek

Doğrudan sorumlu olmadığı bir işte güç duru ma düşmek, kusurlu sayılmak, zarar görmek. anlamını taşıyan deyim.

Okkalı küfür

(gbkz:ağır küfür). anlamını taşıyan deyim.

oh demek

Sonunda rahata kavuşmak, rahat bir duruma geçmek. anlamını taşıyan deyim.

Oh çekmek

Bir başkasının düştüğü kötü bir duruma sevinmek. anlamını taşıyan deyim.

Oh canıma değsin

Birinin başına gelen kötü bir olaydan duyulan sevinci anlatır. anlamını taşıyan deyim.

o gün bugün

Söz konusu durumun olduğu günden bu yana. anlamını taşıyan deyim.

Oflayıp puflamak

Herhangi bir şey ya da kimseden ötürü büyük sı kıntı duymak. anlamını taşıyan deyim.

odsuz ocaksız

Çok yoksul, aç ve barın aksız. anlamını taşıyan deyim.

ocağını söndürmek

Evinin, ailesinin dağılmasına yol açmak. anlamını taşıyan deyim.

ocağına incir dikmek

Bir insana büyük kötülüklerde bulunmak, evini barkını, soluğunu ço cuğunu yok etmek, darmadağın etmek. anlamını taşıyan deyim.

Ocağına düşmek

Bir kimseye korunması için sığınmak ya da ondan anlamını taşıyan deyim.

O bu

Herkes, öteki beriki (Kars. El İtern.) anlamını taşıyan deyim.

Nüfuz ticareti

Bulunulan mevkiin, makamın gücünü, olanaklarını özel çıkarlar uğruna kullanma. anlamını taşıyan deyim.

nutuk atmak

Çok uzun, sıkıcı, özden yoksun konuşma yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Nutku tutulmak

Gelişen olağandışı olaylar karşısında şaşkınlıktan konuşamamak. anlamını taşıyan deyim.

numara yapmak

Yalancıktan tavırlar takınarak, olmamış şeyi olmuş göstererek aldatmaya çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

nuh nebi'den kalma

Çok eski, değerini yitirmiş modası geçmiş (kişi ya da nesne). anlamını taşıyan deyim.

nuh der peygamber demez

Düşüncelerini, inançlarını hiçbir biçim de değiştirmeyen (kimse). anlamını taşıyan deyim.

birine not vermek

Bir şey ya da bir kimse için iyi ya da kötü bir kanıya varmak. Öğrenciye başarısıyla orantılı bir not at mak. anlamını taşıyan deyim.

Notunu vermek

Eylemlerine bakarak, olaylar karşısındaki tutumunu inceleyerek bir kişi hakkında yargıya varmak anlamını taşıyan deyim.

Not düşmek

Bir açıklama eklemek anlamını taşıyan deyim.

not vermek

öğrencinin basarı durumuna uygun not vermek. anlamını taşıyan deyim.

Not almak

Bir şey hakkında bir yere not yazmak. Bir kimse ya da şeyin nitelikleri hakkında karar verilmek. Öğrenci yazılı ve (gbkz:sözlü sınav)larda belirli bir derece almak. anlamını taşıyan deyim.

Noktası noktasına

Tastamam, tıpatıp aynı. anlamını taşıyan deyim.

Nokta koymak

Sonuçlandırmak, sözü bitirmek. anlamını taşıyan deyim.

Niyet tutmak

Fala baktırırken nasıl olacağını merak ettiği şeyi ya da durumu kafasından geçirmek, bir dilekte bulunmak anlamını taşıyan deyim.

niyeti bozuk

Kötü ya da islenmeyen bir işi yapacağı sezilen (kimse]. anlamını taşıyan deyim.

nispet vermek

Birini üzecek, kıskandıracak, kızdı racak davranışta bulunmak anlamını taşıyan deyim.

Nispet kabul etmemek

Söz konusu şeyle eşit gibi tutulamamak, ara larında farklar bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

Nimeti ayağıyla tepmek

Çok yakınına gelmiş fırsatların, iyi durumla rın değerini bilmemek. anlamını taşıyan deyim.

Nikâh tazelemek

Ayrıldığı eşiyle yeniden evlenmek. anlamını taşıyan deyim.

Nikâh kıymak

Nikâh memuru, evlenecek olanların nikâh işlemini gerçekleştirmek. Erkek bir kadınla evlilik ilişkisine girmek, onunla evlenmek. anlamını taşıyan deyim.

nifak sokmak

Anlaşmazlık çıkarmak, ara açmak. anlamını taşıyan deyim.

Ne yüzle

(gbkz:Kırıcı davranış)ta bulunan bir kimsenin, (gbkz:hiçbir şey olmamış gibi) ilişkisini sürdürmek istemesi halinde “(gbkz:Hiç utanıp sıkılmıyor mu yaptıklarından)” anlamında söylenen deyim.

Neyse ne

“(gbkz:Bir yere kadar), (gbkz:bir dereceye kadar).” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

neyin nesi kimin fesi

“Kim olduğu, ne tür karakter özellikleri olduğu bilinmiyor.” anlamında. .. anlamını taşıyan deyim.

Neye uğradığını bilememek

Beklenmedik kötü bir şeyle karşılaşıldığında (gbkz:şaşırıp kalmak). anlamını taşıyan deyim.

Ne yazar

‘Hiçbir yararı, etkisi olmaz.” anlamında umutsuzluk bildirir. anlamını taşıyan deyim.

ne yârdan geçer ne serden

“Elde etmek istediği şey için ne feda kârlık yapmak istiyor, ne de istediğinden vazgeçiyor.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

ne yapmalı ki

“Ne çare ki, çaresiz durumda, elden bir şey gelmez” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

ne yapıp yapıp

Her çareye başvurarak, her yolu deneyerek. anlamını taşıyan deyim.

Ne yalan söyliyeyim

‘İşin doğrusunu söylemek gerekirse.’ anlamın da. anlamını taşıyan deyim.

Nevri dönmek

Bir olay ya da durum karşısında çok sinirlenmek. anlamını taşıyan deyim.

Nev-i şahsına münhasır

Kendi türünde benzeri olmayan kimse ya da şey için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

ne var ne yok bakalım

“Hangi haberler, ne gibi havadisler var? “Na sılsınız?” “İşler nasıl gidiyor?” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

ne var ki

‘Fakat, ancak, ama gel gele lim.1 anlamında karşılık içeren cümleleri birbirine bağlar. anlamını taşıyan deyim.

Ne üstüme lazım

bk. Neme lazım. anlamını taşıyan deyim.

Ne tadı var ne tuzu

“Beğenip, zevk atıp mutlu olacağımız bir şey, bir durum değil.’ anlamında. anlamını taşıyan deyim.

neşter vurmak

Bir sorunu kesin orarak çözmek, sonuç el de etmek amacıyla ele almak. anlamını taşıyan deyim.

Ne şiş yansın ne kebap

“Hiç kimseyi, hiçbir yanı zarara sokmayacak bir çözüm yolu bulunsun.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Neşesini bulmak

Neşelenmek. anlamını taşıyan deyim.

Neşesi kaçmak

Sevimli neşeli durumu yok olmak; keyfi kaçmak. anlamını taşıyan deyim.

Neşesi bozulmak

Rahatı huzuru kalmamak; keyfi bozulmak. anlamını taşıyan deyim.

ne şam’ın şekeri ne arabın yüzü

“Onunla karşılaşmak ya da görüşmek yarar sağlasa bile yine de karşılaşmak, görüşmek iste mem.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Ne sularda

“Saat kaçta?” “Ne durumda?” anlamında sorulur. anlamını taşıyan deyim.

Ne söylüyorsun

“Söylediklerine dikkat ediyor musun?” anlamın da uyarı. “Gerçek mi, doğru mu?’ anlamında. anlamını taşıyan deyim.

nesi var nesi yok

“Bütün serveti, sahip’olduğu her şey.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

ne sihirdir ne keramet el çabukluğu marifet

Gözbağanın gerçekte olmayan bir işi olur gibi gösterme tutumu ile yapılan iş. anlamını taşıyan deyim.

ne selam ne sabah

Aralarındaki dostluk bozulup ilişki kesilince ko nuşma, anlaşma bağının kopması durumu. - anlamını taşıyan deyim.

Nereden nereye

“Pek akla gelmeyen uzak bir İlişki içerisinde.” “Gerçekleşme olasılığı az bir durum.” anlamlarında. anlamını taşıyan deyim.

nereden esti

“Nereden aklına geldi, nasıl oldu da düşündün.” anla mında sitem yollu kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

nerede kaldı ki

Kolay olanı bile yapamazken, güç olanına el atma ya çabalayan insanların davranış biçimini göstermek için kuianılır, anlamını taşıyan deyim.

nerede kaldı

‘Ne yararı oldu?” anlamında olumsuzluk bildirir. anlamını taşıyan deyim.

Nerede akşam orada sabah

Sadece yaşamayı, eğlenmeyi, gününü gün etmeyi düşünen insanların tavrını anlatmak için kullanılır.- anlamını taşıyan deyim.

Ne pahasına olursa olsun

Her türlü (gbkz:sıkınıtı)yı, (gbkz:tehlike)yi, çeşitli (gbkz:kayıp)ları göze alarak. anlamını taşıyan deyim.

neoluyor

“Ne gereği var.” “O ne karışıyor.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Ne olursa olsun

‘Sonuç iyi de olsa, kötü de olsa kabulüm” anlamın da. anlamını taşıyan deyim.

Ne olur ne olmaz

*Ne olacağı belli değiI, rıer ihtimale karşı” anlamın- anlamını taşıyan deyim.

ne olur

‘Lütfen, rica ederim, yalvarırım.” anlamında anlamını taşıyan deyim.

Ne oldum delisi olmak

Birdenbire özellikle maddi zenginliklere kavu şarak şımarmak. anlamını taşıyan deyim.

Ne olacak

‘Olmasa da olur, ne önemi var.” Sonradan görmüş, şımarık vb anlamlarda küçümseme düşüncesiyle söylenir. anlamını taşıyan deyim.

ay ne münasebet

“Konuyla hiç ilgisi yok” “öyle şey olmaz.” anla mında çıkışma amacıyla söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Ne mümkün

“Olanaksız, mümkün değil.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Ne mene

Bir şeyin “Ne türlü, nasıl.” olduğunu belirtmek İçin kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

neme gerek

“Bu işle ilgilenmek bana düş mez.” ‘Doğrusunu söylemek gerekirse.” anlamlarında kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

ne mal olduğunu biliriz

“İşe yaramayan, çevresince kötü tanı nan kişi olduğunu biliriz.” anlamında; ne çiçektir biliriz. anlamını taşıyan deyim.

Ne kokar ne bulaşır

“Ne yararı, ne zararı dokunur.” anlamında; tav şan boku gibi (ne kokar, ne bulaşır). anlamını taşıyan deyim.

Ne ki

bk. (gbkz:Ne var ki). anlamını taşıyan deyim.

Ne karen ağrısıysa

Sevilmeyen rahatsızık duyulan bir kimse ya da şey için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Ne kadar olsa

“Sonuçta ne de olsa. anlamını taşıyan deyim.

ne idiği belirsiz

Nereden geldiği, ne yaptığı, nelerle uğraştığı belli olmayan. anlamını taşıyan deyim.

Ne hikmetse

Bilinmeyen bir nedenden ötürü. anlamını taşıyan deyim.

ne hali varsa görsün

Yanlış bir yolda olduğu İddia edilen bir kişinin sÖ2 dinlenmezliği karşısında artık onun kendi başına bırakıldığını an latır. anlamını taşıyan deyim.

Ne haddine

*0, bunu yapamaz, haddini bilsin.” anlamında uyarma sözü. anlamını taşıyan deyim.

Ne haber

“Nasılsın.” “Bildiğin yeni şeyler var mı?” Bir tartış mada haklı 9 kanın söylediği söz. anlamını taşıyan deyim.

ne günlere kaldık

Sürüp gid«n düzenin bozulması, y«ni yaşama düzenlerinin ortaya çıkması karşısında özellice olgun kuşağın isyanı nı gösterir. anlamını taşıyan deyim.

Ne gezer

bk. Ne arar. anlamını taşıyan deyim.

nefsini yenmek

İsteklerini, tutkularını denetim altına al mak. anlamını taşıyan deyim.

nefsini körletmek

İsteklerini en az ölçüde karşılamak. anlamını taşıyan deyim.

nefsine yedirememek

İstenmeyen ya da onur kırıcı bir işi kendine uygun görmemek; kendine yedirememek, onuruna yedire memek. anlamını taşıyan deyim.

Nefis mücadelesi

İnsanın kendi nefsinin isteklerini önleme çabası. anlamını taşıyan deyim.

Nefes tüketmek

Bir konu ya da sorun üzerinde çok durmak. anlamını taşıyan deyim.

Nefes nefese

bk. Soluk soluğa. anlamını taşıyan deyim.

Nefes kesmek

Şaşırtıcı, heyecan verici, çok güzel olmak; soluk kes mek. anlamını taşıyan deyim.

Nefesi tükenmek

Artık çalışacak, konuşacak gücü kalmamak. anlamını taşıyan deyim.

Nefesi kokmak

bkz: (gbkz:Açlıktan nefesi kokmak). anlamını taşıyan deyim.

Nefesi keskin

Hastaları okuyup üfleyerek iyileştirdiğine inanılan kim se. anlamını taşıyan deyim.

nefesi kesilmek

Çok çalışmaktan, çok iş yapmaktan dolayı bunalmak. .Şaşırıp kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Nefesi durmak

Ölmek. Şaşırıp kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Nefes etmek

Boş bir inançla hasta olan bir kişiyi iyi etmek amacıyla okuyup üflemek. (Kars. (gbkz:Okuyup üflemek).) anlamını taşıyan deyim.

Nefes çekmek

Sigara, pipo vb’nin dumanını ciğerlere çekmek. Esrar çekmek. anlamını taşıyan deyim.

Nefes almak

bk. Soluk almak. anlamını taşıyan deyim.

birine nefes aldırmamak

bk. Soluk aldırmamak. anlamını taşıyan deyim.

ne fayda

Artık geçmişte kalan bir durum karşısında öne sürülenin ya da istenenin geçersizliğini, işe yaramadığını göstermek için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

ne dîye

“Niçin, hangi amaçla?” anlamında, ne demeye. anlamını taşıyan deyim.

Nedir ki

bk. Ne var ki anlamını taşıyan deyim.

Ne dese beğenirsin

Beklenmeyen, umulmayan bir söz söylendiğin de gösterilen tepkiyi anlat r. anlamını taşıyan deyim.

Ne de olsa

‘Ne denli eksiği, (gbkz:kusur)u olursa olsun; böyle olmakla bir likte.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Neden sonra

Çok sonra, gereğinden çok sonra. anlamını taşıyan deyim.

ne denir

‘Bu konuda söylenecek herhaiigi bir şey kal madı”.’ anlamında. anlamını taşıyan deyim.

ne demeye

‘Hangi amaçla, hangi nedenle? Niçin?” anlamında; ne diye. anlamını taşıyan deyim.

ne demek

“Bunun anlamı nedir” “Böyle şey olur rnu? O nasıl şey öyle?” anlamlarında. anlamını taşıyan deyim.

ne dedim de

“Yaptığıma pişmanım, ne yaptım ki.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

nedamet getirmek

Pişman olmak, pişmanlık duymak. anlamını taşıyan deyim.

Ne çiçektir biliriz

bk. Ne mal olduğunu biliriz. anlamını taşıyan deyim.

ne çıkar

“Ondan yarar da, zarar da gelmez.” “Nasıl yarar umulur?” “Bir sonuç vermez.” anlamlarında. anlamını taşıyan deyim.

Ne çare

“Çaresi yok.” anlamında acizlik anlatır. anlamını taşıyan deyim.

neci oluyor

“Niçin karışıyor, ona ne?” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Ne buyrulur

“Buna ne diyorsunuz?” anlamında olumsuzluk bildirir. anlamını taşıyan deyim.

ne arıyor

“Niçin oraya gitmiş? Orada ne İşi var?” anla mında. anlamını taşıyan deyim.

Ne arar

“O kişide istenen, aranan şey bulunamaz.” anlamında; ne gezer. anlamını taşıyan deyim.

ne alıp veremiyor

“İsteği, amacı nedir?” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

ne âlemi var

bk. Âlemi var mı? anlamını taşıyan deyim.

Ne âlâ memleket

Haksızlıkların hoş görüldüğü ortam. “Ne gü zel, diyecek yok.” anlamında alay yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

ne akla hizmet ediyor

Bir işi hangi nedenle yaptığı bir türlü anlaşıl mayan insanlar için kullanılır; hangi akla hizmet ediyor? anlamını taşıyan deyim.

Nazını çekmek

Her isteğini yerine getirmek, onu kırmamaya özen göstermek. anlamını taşıyan deyim.

nazı geçmek

Ona isteğini kabul ettirecek, yaptırabilecek ka dar yakınlığı bulunmak, hatırı sayılmak anlamını taşıyan deyim.

nazarı itibara almak

Ona önem ve değer vermek anlamını taşıyan deyim.

nazarı dikkatini çekmek

İlgisini, dikkatini çekmek. anlamını taşıyan deyim.

nazar değmek

Uğursuzluk, kötülük gibi olumsuz sonuçlar veren kıskanç bakışlardan ötürü fena bir duruma düşmek; göz değmek. anlamını taşıyan deyim.

nazara gelmek

Kötü ve kıskanç bakımların etkisinde kalmak anlamını taşıyan deyim.

naza çekmek

Bir şeyi yapmaya istekli olduğu halde yal-/artmak amacıyla kendini isteksiz davranıyor göstermek. anlamını taşıyan deyim.

Nasibini almak

Kısa ve geçid bir süre için hoşa giden bir şeyden yararlanmak, cavk almak. (Olumsuz ar lamda) Söz ko nusu nitelikleri yoksun olmak:. anlamını taşıyan deyim.

nasır bağlamak

(gbkz:nasır) oluşma*. • (gbkz:Duygusuzlaşmak), (gbkz:duyarlığını yitirmek) anlamını taşıyan deyim.

Nasıl olsa

Her durumda, ergeç, mutlaka. anlamını taşıyan deyim.

narına yanmak

Bir kimse yüzünden büyük zarara uğ ramak anlamını taşıyan deyim.

nara atmak

Yüksek sesle haykırmak, bağırmak. anlamını taşıyan deyim.

nanik yapmak

Birini kızdırmak ya da onunla alay etmek için nanik işareti yapmak anlamını taşıyan deyim.

Nane yemek

Yakışıksız davranışta bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

Nane molla

Zayıf, çelimsiz, dayanıksız kimseler için alay yollu söyle nir. anlamını taşıyan deyim.

nam vermek

Ün kazanmak, ünü yayılmak. anlamını taşıyan deyim.

Namusunu temizlemek

Bir işin içinden saygınlığını yitirmeden çık mak. Ahlak ve onuruna ters düşen bir durumdan kendini ya da il gili kimseyi öldürerek kurtulmak. anlamını taşıyan deyim.

Namusuna dokunmak

Şeref ve onurunu olumsuz biçimde etkile mek anlamını taşıyan deyim.

Namusu İki paralık olmak

Çevresinde onuru, saygınlığı kalmamış bir kimse durumuna düşmek. anlamını taşıyan deyim.

Namus sözü

Bir şeyi yapacağına dair, şeref ve onur üzerine verilen söz; şeref sözü. anlamını taşıyan deyim.

namus belası

Namusunu ya da toplum İçindeki değerini korumak için kişinin kabullendiği zarar, katlandığı sıkıntı. anlamını taşıyan deyim.

namazında niyazında

Dini görevlerini tam olarak yerine getiren kimse. anlamını taşıyan deyim.

Nal deyip mıh dememek

Düşüncesinde direnmek. anlamını taşıyan deyim.

Nah kafa

“Akılsız, kafa kafa değil ki.” anlamında birinin aklını hafifse me yollu kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

nağme yapmak

(gbkz:Bildiği bir şeyi bilmez gibi görünmek). (gbkz:Birini güzel sözlerle aldatmaya çalışmak). anlamını taşıyan deyim.

nabızını yoklamak

Bir kimsenin eğilimini ve ereğini anlamaya çalış mak. anlamını taşıyan deyim.

Nabzına göre şerbet vermek

Birinin hoşuna gidecek, gururunu ok şayacak davranışlarda bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

Nabzı durmak

(gbkz:ölmek). anlamını taşıyan deyim.

Müşteri kızıştırmak

: Müşterileri bir malın satın alınması konusunda anlamını taşıyan deyim.

Müşteri avlamak

Hileli yollarla müşteri çekmek. anlamını taşıyan deyim.

Müşkülat çıkarmak

Bir işi güçleştirecek nedenler yaratmak;.güçlük anlamını taşıyan deyim.

Müslüman mahallesinde salyangoz satmak

İhtiyaç duyulmayan da hası gereksiz görülen bir işle-uğraşmak. anlamını taşıyan deyim.

mürekkep yalamak

Okumak, öğrenim görmek. anlamını taşıyan deyim.

Mürekkebi kurumadan

Bir şeyin yapılmasından çok kısa bir süre sonra. anlamını taşıyan deyim.

Münasip düşmek

Yakışmak, uygun olmak. anlamını taşıyan deyim.

münasip bulmak

Uygun ve yerinde bulmak. anlamını taşıyan deyim.

Münasebette bulunmak

İlişkisi olmak İlişki kurmak Cinsel anlamını taşıyan deyim.

Münasebetti münasebetsiz

Yerli yersiz, yakışık alsın almasın. anlamını taşıyan deyim.

Münasebet kurmak

İki şey arasında ilgi, yakınlık kurmak. anlamını taşıyan deyim.

Münasebetini getirmek

Sırasını getirmek, uygun zamanını bulmak. anlamını taşıyan deyim.

Münasebete girmek

bk İlişki kurmak, anlamını taşıyan deyim.

Münasebet düşmek

Uygun bir durum ortaya çıkmak, sırası gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Münasebet almamak

Bir davranış uygunsuz, yakışıksız olmak, uy gun düşünmemek anlamını taşıyan deyim.

münakaşa götürmek

Tartışılabilir nitelikte olmak (tar tışma olanağı yaratmayacak kesinlikte olmak) anlamını taşıyan deyim.

Mümkün mertebe

Olabildiği kadar, olabildiğince. anlamını taşıyan deyim.

Mülahazat hanesini açık bırakmak

Bir durum ya da kimse hakkında kesin yargıya varmayıp gelişmelere göre bir değerlendirme yapmak için beklemek anlamını taşıyan deyim.

Mührünü yalamak

Verdiği sözden dönmek anlamını taşıyan deyim.

Mührünü basmak

Bir şeyin doğruluğunu onaylamak. anlamını taşıyan deyim.

Mücadele vermek

(gbkz:Bir şeye karşı koymak), (gbkz:çok çaba harcamak); (gbkz:savaşını vermek). anlamını taşıyan deyim.

Muradına ermek

Dileği gerçekleşmek, çok istediği şeye kavuşmak anlamını taşıyan deyim.

mum olmak

Yola gelmek, uslanmak. Bir işe, öneriye ra zı olmak. anlamını taşıyan deyim.

mumla aramak

Onu çok isteyerek aramak. anlamını taşıyan deyim.

mum gibi erimek

Zayıflamak, sararıp solmak canlılığını yi tirmek anlamını taşıyan deyim.

Mum gibi

Dimdik, dosdoğru. Uslu. Tertemiz, düzgün. anlamını taşıyan deyim.

muma dönmek

Uslanmak. anlamını taşıyan deyim.

muma döndürmek

Onu, her söy lenileni yapar duruma getirmek, uslandırmak. anlamını taşıyan deyim.

mukayyet olmak

Onu gözetmek, korumak anlamını taşıyan deyim.

Muhit yapmak

bk. Çevre yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Muhasebesini yapmak

Bir şeyin olumlu ve olumsuz yönlerini incele yip bir yargıya varmak anlamını taşıyan deyim.

Muhallebi çocuğu

Nazlı büyütülmüş (çocuk). anlamını taşıyan deyim.

Muhabbet tellalı

Kadınla erkek arasında gayrimeşru ilişkiye aracılık eden kimse, kavat, pezevenk anlamını taşıyan deyim.

Mucize kabilinden

Mucizeye benzer bir biçimde, hiç umulmadık bir biçimde. anlamını taşıyan deyim.

muaf tutmak

Ona bir ödev ya da yükümlülük ko nusunda ayrıcalık tanımak anlamını taşıyan deyim.

moral vermek

Bir kimsenin direnme güctjnü yükseltmek, yü reklendirmek; cesaret yermek. anlamını taşıyan deyim.

Moralini bozmak

Bir kimsenin dayanıma, direnme gücünü sarsmak. anlamını taşıyan deyim.

Mola vermek

Yolculukta ya da yorucu çalışmada bir süre ara verip dinlenmek. anlamını taşıyan deyim.

Mirasa konmak

Kendisine önemli ölçüde miras kalmak. Miras yemek : Kendine kalan mirası savurganca harcayıp bitirmek. Miskinler tekkesi: İşsiz güçsüz, tembel kimselerin toplandığı yer. Modası geçmek : Moda olmak özelliğini yitirmek. önemini, ge çerliliğini yitirmek. anlamını taşıyan deyim.

minnettar kalmak

İyiliği dokunan kimseye karşı gönlünde te şekkür duygusu beslemek. anlamını taşıyan deyim.

minnet altında kalmamak

(gbkz:birinin iyiliğine karşı kendini borçlu durumdan kurtarmak için bir iyilik yapmak). anlamını taşıyan deyim.

Minder çürütmek

Oturarak yaptlan işlerde yıllarca çalışmış ol mak: İşsiz güçsüz bir şekilde vakit geçirmek, Konuk gidilen bir yerde uzun süre kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Minder altı etmek

Bk. Hasır altı etmek. anlamını taşıyan deyim.

mim koymak

Unutulmaması için işaret koymak. Uy gun görülmeyen davranışını tekrarlamaması İçin bir kimseye uyarıda bulunmak. Önemli görerek üstünde ısrarla durmak. anlamını taşıyan deyim.

Milimi milimine

Tam, îastamam, iyice. anlamını taşıyan deyim.

mikropluk etmek

Kötü düşüncelerini davranışlarına yansıt mak, kötü biçimde davranmak. anlamını taşıyan deyim.

mideye oturmak

Yenen bir şey midede sindirilemeyip*:sindirilememek* (gbkz:rahatsızlık yaratmak). anlamını taşıyan deyim.

mideye indirmek

Onu büyük bir iştahla yemek; göv deye indirmek. anlamını taşıyan deyim.

midesi kazınmak

Çok acıkmak, açlık duymak. anlamını taşıyan deyim.

midesi kaynamak

Genellikle yiyeceklerden ötü rü midede rahatsızlık duymak. anlamını taşıyan deyim.

midesi bulanmak

Kusacak duruma gelmek. İğ renmek, tiksinmek. -3- İşkillenmek, kuşkulanmak anlamını taşıyan deyim.

Midesi ağzına gelmek

Çok öğürmek, çok iQrenmek. Midesi almamak (götürmemek, kabul etmemek, kaldırmamak) (bir şeyi) : -İğrenme gibi nedenleri* bir şeyi yiyememek Çirkin bir anlamını taşıyan deyim.

Mide fesadına uğramak

Çok ve çeşit i şeyler yemekler midesi bo zulmak anlamını taşıyan deyim.

Mide bulandırmak

Uideyi loısacak duruma getirmek–2. Söz Ico anlamını taşıyan deyim.

mısır’daki sağır sultan bile duydu

“Herkes duydu, duymayan kalma dı.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Mırın kırın etmek

İstenilen bir şeyi yapmamak için yersiz, asılsız ba haneler ileri sürmek, nazlanmak. anlamını taşıyan deyim.

mezhebi geniş

Namus konusunda çok geniş hoşgörüsü olan (kim se). anlamını taşıyan deyim.

meyil vermek

Berlirli bir eğiklik sağlamak. Ona gönül vermek, onu sevmek (Kars. Abayı yakmak.) anlamını taşıyan deyim.

meydan vermemek

Kötü bir durumun yaratılmasına fırsat vermemek anlamını taşıyan deyim.

Meydan okumak

Kendisinin daha üstün olduğunu ileri sürerek baş kalarını karşılaşmaya çağırmak anlamını taşıyan deyim.

Meydan kalmamak

Bir şeyin yapılmasına fırsat olmamak anlamını taşıyan deyim.

meydan kalmak

Ona engel olacak hiçbir şey kimse bulun mamak, onun rahatça hareket edebileceği bir ortam oluşmak. anlamını taşıyan deyim.

Meydanı boş bulmak

Çekinecek’bir kimse ya da engel olmadığı için istediği şeyleri yapmak anlamını taşıyan deyim.

meydanı bırakmak

Savunduğu şeyden vazgeçmek Yanşmadan çekilmek anlamını taşıyan deyim.

Meydandan kalkmak

bk Ortadan kalkmak. anlamını taşıyan deyim.

meydandan kaldırmak

Onu saklamak, gizlemek, yok et mek; ortadan kaldırmak. anlamını taşıyan deyim.

meydan dayağına çekmek

Onu herkesin içinde (çok) dövmek anlamını taşıyan deyim. (bkz:birini herkesin içinde dövmek)

Meydan dayağı

Bir kimseyi herkesin gözü Önünde dövme. anlamını taşıyan deyim.

Meydanda kalmak

bk Ortada kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Meydan bulamamak

Fırsat bulamamak. anlamını taşıyan deyim.

Meydan bırakmamak

bk. Meydan vermemek. anlamını taşıyan deyim.

meydana vurmak

Onu belli etmek, ortaya çıkarmak anlamını taşıyan deyim.

Meydana koymak

bk. Ortaya koymak. anlamını taşıyan deyim.

Meydana getirmek

(gbkz:oluşturmak), (gbkz:yapıp bitirmek). anlamını taşıyan deyim.

Meydana gelmek

Olmak, oluşmak, yapılıp bitirilmek. anlamını taşıyan deyim.

Meydana dökmek

bk. Ortaya dökmek. anlamını taşıyan deyim.

Meydana çıkmak

Bir durumun herkesçe bilinir duruma gelmek. Bir kimse gizlenmekten vazgeçip herkesin arasına çıkmak. Bir ” kimse bir iş için kendini göstermek. Yetişmek, büyümek. (Kars. Ortaya çtkmak.) anlamını taşıyan deyim.

Meydana atmak

: bk. Ortaya almak. anlamını taşıyan deyim.

Mevzuat hazretleri

“Bürokraside güçlük doğuran kuralların, işlemle rin tümü” anlamında alay yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

metelik vermemek

Ona değer, önem vermemek, aldırış etmemek. ‘ anlamını taşıyan deyim.

Metelik etmez

“Hiçbir değeri ve önemi yok” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

meşgul olmak

Vaktini o işe (şeye) vermek. -2, Onunla uğraşmak. Onunla oyalanmak. anlamını taşıyan deyim.

Meşakkat çekmek

bk. Sıkıntı çekmek. Meşgul etmek (birini) : Onun vaktini almak. Onu uğraştırmak. Onu oyalamak. anlamını taşıyan deyim.

mesul tutmak

bk Sorumlu tutmak. anlamını taşıyan deyim.

Mesafe bırakmak

Dostluk ilişkilerinde resmiyeti korumak; samimi ol mamak. anlamını taşıyan deyim.

Mesafe almak

Bir işte, konuda epeyce ilerlemiş olmak. anlamını taşıyan deyim.

Merhamete gelmek

Acıma duygusuna kapılmak; acımak. anlamını taşıyan deyim.

merdiven dayamak

Belli bir yaşa basmak ya da yaklaş mak. anlamını taşıyan deyim.

mecbur tutmak

Onu, q şeyi yapmak zorunda bırakmak, yü kümlü kılmak. anlamını taşıyan deyim.

mecbur kalmak

İstemeyerek yapmak zorunda olmak anlamını taşıyan deyim.

Maymun gözünü açtı

“En kötü olaydan gereken dersi aldı.” anlamın da. anlamını taşıyan deyim.

Maymuna dönmek

Çirkin re gülünç duruma gelmek. Uslan mak, ağır başlı olmak. anlamını taşıyan deyim.

Mavi boncuk dağıtmak

Değişik kimselere “En çok sevdiğim sensin, senin tarafını tutuyorum” gibi gönül alıcı sözler söylemek, vaatte bu lunmak. Maymuna benzetmek, (çevirmek, döndürmek) (bir şeyi, birini) : Onu gülünç ve çirkin duruma getirmek, anlamını taşıyan deyim.

Maval okumak

Yalan yanlış şeyler söylemek, yalan uydurmak; ma sal okumak. anlamını taşıyan deyim.

matrak geçmek

Onunla alay et mek. (Kars. Dalga geçmek.) anlamını taşıyan deyim.

Mat olmak

Satrançta yenilmek. Tartışmalı bir konuda yenilmek. anlamını taşıyan deyim.

mat etmek

gerçek anlam: Onu satrançta yenmek. mecaz anlam: Tartışmalı bir konu da birini yanıt veremez duruma düşürmek. anlamını taşıyan deyim.

Matem tutmak

Yas içinde olmak, çok üzülmek; yas tutmak. anlamını taşıyan deyim.

maşa gibi kullanmak

Onu kendi çıkarı için kullanmak. anlamını taşıyan deyim.

Masraftan çıkmak

Bir iş ya da şey için epeyce para harcamak zorun da kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Masraf kapısı

Para harcamayı gerektiren iş. anlamını taşıyan deyim.

Masrafı çekmek

Bir iş için yapılan harcamaları ödemek. anlamını taşıyan deyim.

Masraf görmek

Alışveriş yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Masrafa girmek

Bir iş için oldukça* fazla para harcamak. anlamını taşıyan deyim.

Maskesini indirmek

Gizli amaçlarını, gerçek niteliğini ortaya çıkar mak. anlamını taşıyan deyim.

Maskesi düşmek

Gerçek niteliği ortaya çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

Maskarası olmak

Bir kimsenin eğlencesi olmak. anlamını taşıyan deyim.

maskara etmek

Onu gülünç, rezil duruma getir mek. Onu bozmak, berbat etmek, işe yaramaz duruma getirmek. anlamını taşıyan deyim.

Masal okumak

İnandırıcı olmayan sözlerle aldatmaya kalkışmak; martaval okumak. anlamını taşıyan deyim.

martaval okumak

(gbkz:Yalan söylemek); (gbkz:palavra atmak). anlamını taşıyan deyim.

Marsık gibi

Teni koyu esmer renkli olan (kimse). Mars olmak: Hiç pul almadan karşı taraf, bütün pulları toplayıp oyunu kazanmak. Söz söyleyemeyecek duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

mars etmek

Tavla oyununda karşı tarafın pul almasına fır sat bırakmadan bütün pullan toplayıp oyunu kazanmak. Karşısın dakini hiçbir söz söylemeyecek duruma getirmek. anlamını taşıyan deyim.

Maneviyatını kırmak

Cesaretini kırmak, moralini bozmak. Mangalda kül bırakmamak: Bir konuda yapamayacağı şeyleri bile yapabiiirmiş gibi söylemek. (Kars. Yüksekten atmak.) Mariz atmak : Dövmek, dayak atmak. Mariz yemek: Dövülmek, dayak yemek, anlamını taşıyan deyim.

Manasına gelmek

Öyle anlaşılmak ; anlamına gelmek. Mana vermek Yorumlamak, kendine göre açıklamak; anlam vermek. anlamını taşıyan deyim.

mal yapmak

Servet sahibi olmak, zenginleşmek. anlamını taşıyan deyim.

Mal olmak

Karşılığını ödeyerek sahibi olmak. Benimsenmek, kabul edilmek. Bir İş, davranış nedeniyle büyük zarar uğramak. anlamını taşıyan deyim.

Malın gözü

Çıkara, hileci (kimse). İffetsiz (kadın). anlamını taşıyan deyim.

mal etmek

Kendisine ait olmayan bir şeyi kendisinin yapmak. Bir malı belirli bir para ile yapmış ya da sağlamış olmak. anlamını taşıyan deyim.

Makbule geçmek

Beğenilmek, hoşa gitmek, işe yaramak. anlamını taşıyan deyim.

makas almak

Sevgiyi göstermek için bir kimsenin yanağı nı orta parmak ile işaret parmağı arasına alıp sıkmak; kesme almak: anlamını taşıyan deyim.

Makaraya almak

Onunla alay etmek, onu aşağılamak; alaya almak, sarakaya almak. anlamını taşıyan deyim.

makaraları koyuvermek

Kendini tutamayıp*:kendini tutamamak* (gbkz:kahkahalarla gülmek). anlamını taşıyan deyim.

Mahkûm olmak

(gbkz:mahkemece yargılanıp ceza almak). (gbkz:Kötü bir duruma düşmek). (gbkz:Bir şeyi yapmaya mecbur olmak). anlamını taşıyan deyim.

mahkûm etmek

Mahkeme yargılayıp ceza ver mek. Kötü bir duruma sürüklemek. Bir işi yapmaya mecbur et mek. anlamını taşıyan deyim.

Mahkemelik olmak

(gbkz:sorunlarını ancak mahkeme aracılığıyla çözebilecek duruma gelmek). anlamını taşıyan deyim.

mahal yok

Gereği yok. anlamını taşıyan deyim.

Mahalle karısı

Kavgacı, ağzı bozuk, terbiyesiz kadın. anlamını taşıyan deyim.

Mahalle kahvesi gibi

Gürültülü, kalabalık ve havasız (yer). anlamını taşıyan deyim.

bir şeye mahal kalmamak

Gerek kalmamak, gereği olmamak. anlamını taşıyan deyim.

madik atmak

Aldatıp zarara uğramasına yol açmak; kazık atmak. anlamını taşıyan deyim.

Madara olmak

(gbkz:Kötü duruma düşmek), yanlışı ortaya çıkıp (gbkz:mahcup olmak). anlamını taşıyan deyim.

madara etmek

Yalanını, yanlışını ortaya çıkarıp onu kötü du ruma düşürmek, mahcup etmek. anlamını taşıyan deyim.

madalyonun ters yüzü

İşin ayrıca düşünülmesi gereken olumsuz yönü. anlamını taşıyan deyim.

Lök gibi oturmak

Bütün ağırlığıyla bulunduğu yeri kaplarcasına otur mak. anlamını taşıyan deyim.

Leyleğin ömrü laklakla geçer

Bir işi tasarlayan fakat gerçekleştire meyen kimse için alay yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

leyleği havada görmek

O yere göç eden leyleği ilk kez havada uçarken gören kişi, o yıl kendisinin de oradan oraya gezece ğine inanmak ya da yıl içinde oradan oraya durmaksızın gezmekte oluşunu, o yıl leyleği itkin havada uçarken gördüğüne bağlamak. anlamını taşıyan deyim.

leşini sermek

Ölümle tehdit etmek. Çok dövmek. anlamını taşıyan deyim.

leşini çıkarmak

Bir kimseyi kıpırdayamaz duruma gelinceye dek dövmek; (gbkz:pestilini çıkarmak). anlamını taşıyan deyim.

Leş gibi

Çok pis (yer). Rahatsızlık veren, ağır (koku). Yorgun bir biçimde. anlamını taşıyan deyim.

Lep demeden leblebiyi anlamak

Bir kimse sözünü bitirmeden ne demek istediğini aniayıvermek. anlamını taşıyan deyim.

birine leke sürmek

Ona suç yüklemek, onu lekelemek. (Kars. Ça mur atmak, kara çalmak.) anlamını taşıyan deyim.

Lastikli konuşmak

Her anlamlara gelebilecek biçimde konuşmak. anlamını taşıyan deyim.

lanet okumak

Bir kimsenin, Tanrfnın merhametinden yok sun kalmasını, Tann’nın gazabına uğramasını dilemek. anlamını taşıyan deyim.

Lamı cimi yok

“Başka çaresi yok, bu ne olursa olsun yapılacak.” anla mında. anlamını taşıyan deyim.

Laklak etmek

Şundan dundan söz etmek; havadan sudan konuş mak. anlamını taşıyan deyim.

Lakırdı etmek

Konuşmak, söyleşmek anlamını taşıyan deyim.

Lakayıt kalmak

: bk. Kayıtsız kalmak. anlamını taşıyan deyim.

birine lakap takmak

Bir kimseye ya da aileye kendi adının dışın da herhangi bir özelliğine uygun bir ad vermek. anlamını taşıyan deyim.

lahavle çekmek

Öfkeli, sıkıntılı vb. durumu yatıştırmak için “Lahavle” ile başlayan Arapça duayı okumak. anlamını taşıyan deyim.

Laf yok

Kusursuz, mükemmel, iyi; söz yok. anlamını taşıyan deyim.

laf yetiştirmek

Söylenen sözlere anında karşılık vermek; hiçbir sö zün altında kalmamak. anlamını taşıyan deyim.

Laf taşımak

Bir kimsenin aleyhinde söylenenleri gidip o kimseye an latmak. anlamını taşıyan deyim.

Laftan anlamak

Anlayışlı olmak, söz dinlemek; sözden anlamak. anlamını taşıyan deyim.

Lafta kalmak

Bir söz yerine getirilmemek, iş bir türlü gerçekleşti ri I me-mek; sözde kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Laf söyledi balkabağı

“Şu aptalım söylediği lafa bak!” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Laf olsun diye

belirli bir amaç gözetmeden, (gbkz:gelişigüzel). anlamını taşıyan deyim.

Laf olmak

Dedikodu yapılmak; söz ofmak. anlamını taşıyan deyim.

laf ola

Bir sözün saçma, anlamsız olduğunu belirtmek için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Laf lafı açmak

Bir sözden (konudan) başka bir söze (konuya) geç mek. anlamını taşıyan deyim.

Laf kıtlığında asmalar budayayım

Boş konuşanlarla alay etmek için kutlanılır. anlamını taşıyan deyim.

Laf kaldırmamak

Onuruna dokunan sözlere tepki gösterip karşılık vermeye yeltenmek; söz kaldırmamak. anlamını taşıyan deyim.

Laf işitmek

Azarlanmak, paylanmak; söz işitmek. anlamını taşıyan deyim.

Lafı yabana atmamak

Söylenen sözlere değer vermek; sözü yaba na atmamak. anlamını taşıyan deyim.

Lafını kesmek

bk. Sözünü kesmek. anlamını taşıyan deyim.

Lafını etmek

bk. Sözünü etmek. anlamını taşıyan deyim.

lafını bilmek

Tutarlı, bilinçli olmak; sözünü bilmek. anlamını taşıyan deyim.

Lafını balla kestim

Konuşan bir kimseden konuşmasını kesip kendisi ne konuşma fırsatı vermesi için söylenen özür sözü. anlamını taşıyan deyim.

Lafı mı olur

‘Ne önemi var?” anlamında; sözü mü olur. anlamını taşıyan deyim.

Lafı değiştirmek

Başka bir konuya geçmek, konuşma konusunu de ğiştirmek anlamını taşıyan deyim.

Lafı çevirmek

(gbkz:sakıncalı olduğunu anlayınca konuşmayı başka bir konuya çevirmek); (gbkz:sözü çevirmek). anlamını taşıyan deyim.

Lafı ağzında gevelemek

(gbkz:söyleyeceklerini açık bir biçimde dile getirememek); (gbkz:sözü ağzında gevelemek). anlamını taşıyan deyim.

Lafı açılmak

bk. (gbkz:Sözü açılmak). anlamını taşıyan deyim.

Lafı ağzına tıkamak

Bir kimsenin konuşmasını beğenmeyip uygun cevapta susturmak; (gbkz:sözü ağzına tıkamak). anlamını taşıyan deyim.

Laf gelmek

bk Söz gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Laf geçirememek

bk Söz geçirememek. anlamını taşıyan deyim.

laf etmek

Konuşmak. Dedikodu konusu yapmak. anlamını taşıyan deyim.

laf düşmemek

Başkalarının yanında kendisinin söz söy lemesi yakışık atmamak. Konuşma sırası kendine gelmemek; söz düşmemek. anlamını taşıyan deyim.

Laf çıkmak

Asılsız bir haber, söylenti, konuşma konusu haline getiril mek ; söz çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

lafa tutmak

Konuşmayı uzatıp onu işinden alıkoymak. anlamını taşıyan deyim.

birine laf atmak

Bir erkek tanımadığı bir kadına uygunsuz ya da hoşa gidici sözler söylemek. Ona sözle sataşmak. Çene Çalmak, söyleşmek. anlamını taşıyan deyim.

Laf aramızda

“Konuşacaklarımız aramızda kalsın.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Laf anlamamak

(gbkz:anlayışsız), (gbkz:dik kafalı), (gbkz:inatçı olmak); (gbkz:söz anlamamak). anlamını taşıyan deyim.

Laf altında kalmamak

Kendisine söylenilen alaylı, kına sözlere gere ken karşılığı vermek. anlamını taşıyan deyim.

Laf açmak

(gbkz: Söz etmek), (gbkz:konuşmak); (gbkz:söz açmak). anlamını taşıyan deyim.

lafa boğmak

Onun konuşmasına, tek bir sözcük bile söyle mesine fırsat vermemek. anlamını taşıyan deyim.

Lades tutuşmak

İki kişi tavuğun lades kemiğini birer ucundan tutup kırarak lades oyununa başlamak anlamını taşıyan deyim.

Küpünü doldurmak

Fırsatları değerlendirip çok zengin olmak. anlamını taşıyan deyim.

kül yutmamak

(gbkz:Aldatılamamak), (gbkz:kandırılamamak) anlamını taşıyan deyim.

Kül kedisi

Uyuşuk, miskin (kimse). anlamını taşıyan deyim.

külahları değiştirmek

Araları açılmak, ilişkileri bozul mak; bozuşmak. anlamını taşıyan deyim.

külahını önüne koyup düşünmek

Olup bitenleri hakkında de rin derin düşünmek. anlamını taşıyan deyim.

Külahıma anlat

“Söylediklerine beni inandıramazsın.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Küfür yemek

Kendisine küfredilmek. anlamını taşıyan deyim.

Küfür savurmak

Çok küfür etmek. anlamını taşıyan deyim.

Küfrü basmak

Küfretmek. anlamını taşıyan deyim.

Küçük su dökmek

Küçük aptesini yapmak. anlamını taşıyan deyim.

küçük oynamak

Kumarda az para üzerine oynamak. anlamını taşıyan deyim.

küçük görmek

Ona değer vermemek, onu küçümsemek. anlamını taşıyan deyim.

Küçük gelmek

Ölçüleri uygun olmamak, gerekenden küçük olmak. anlamını taşıyan deyim.

Küçük düşmek

İtibarı sarsılmak, saygınlığı zedelenmek. anlamını taşıyan deyim.

Küçük dilini yutmak

Çok şaşırmak, şaşkınlıktan ne yapacağını bile memek. anlamını taşıyan deyim.

küçük dağları ben yarattım demek

Çok kibirlenmek, böbürlenmek. anlamını taşıyan deyim.

küçük aptesi gelmek

Küçük aptesini yapmak gereksinimi duymak. anlamını taşıyan deyim.

Küçük aptes

Çiş. İşeme gereksinmesi. anlamını taşıyan deyim.

Kuzu gibi

Çok uysal, yavaş (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Kuyusunu kazmak

Bir kimsenin yıkımtna yol açacak girişimlerde bu lunmak. anlamını taşıyan deyim.

Kuyruk sallamak

Yaltaklanmak, dalkavukluk etmek. (Kız, ka dın) Cilve yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Kuyruklu yalan

Abartılmış yalan, çok büyük yalan: anlamını taşıyan deyim.

Kuyruğunu kıstırmak

Onu zor durumda bırakmak. anlamını taşıyan deyim.

Kuyruğunu kısmak

Korkup sinmek. anlamını taşıyan deyim.

Kuyruğu titretmek

Ölmek. anlamını taşıyan deyim.

Kuyruğuna basmak

Kıştırtmak, tahrik etmek. anlamını taşıyan deyim.

kuyruğu kapana kısılmak

Çok zor duruma düşmek anlamını taşıyan deyim.

kuvvet bulamamak

o şeye cesaret edememek, gö2e ala mamak. anlamını taşıyan deyim.

kuvvet almak

Ondan yardım görmek. Ona dayanmak. anlamını taşıyan deyim.

Kutu gibi

Küçük fakat kullanışlı ve sevimli (ev). anlamını taşıyan deyim.

Kuş uçurmamak

Bir yerden hiç kimsenin geçmemesi için sıkı güven lik önlemleri almak. anlamını taşıyan deyim.

kuş uçmaz kervan geçmez yer

Issız, sapa yer İçin kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

kuş sütüyle beslenmek

Onu her türlü yiyecekle, özenle beslemek. anlamını taşıyan deyim.

kuş sütünden başka her şey var

“Her türlü yiyecek, içecek var”, an lamında. anlamını taşıyan deyim.

kuş mu konduracak

“Yapacağı iş ötekilerden çok farklı mı olacak?” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

kuşku uyanmak

Kuşkulanmak, şüphelenmek. anlamını taşıyan deyim.

Kuş gibi uçup gitmek

Çok kıs£ süren bir hastalık sonucu ölmek Çok kısa sürmek. anlamını taşıyan deyim.

Kuş gibi

Hafif olan (şey). Çabuk iş gören (kimse). anlamını taşıyan deyim.

kuşa benzetmek

Bir şeyi düzelteyim derken iyice boz mak. anlamını taşıyan deyim.

kusura bakmamak

(gbkz:hoşa gitmeyen bir davranışı ya da sözü hoşgürüyle karşılamak). anlamını taşıyan deyim.

kur yapmak

Ona ilgi göstererek, iltifat ederek ilgi ve sevgisi ni kazanmaya çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

kuruşu kuruşuna

(Borcu, hesabı) Tam olarak, eksiksiz bi çimde (Ödemek). anlamını taşıyan deyim.

Kuru tahtada kalmak

Eşyaları gittiği için boş evde oturmak zorunda kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Kuru soğuk

Yağmursuz havalardaki sert, üşütücü soğuk. anlamını taşıyan deyim.

kuru sıkı

Bir kimseyi korkutmak, yıldırmak için söylenen sözler. anlamını taşıyan deyim.

kurum kurum kurumlanmak

Büyüklen-mek, kendini büyük görmek ve göstermek. anlamını taşıyan deyim.

kuru kuruya

Boşu boşuna. anlamını taşıyan deyim.

kuru kalabalık

(gbkz:Hiçbir işe yaramayan insan topluluğu). (gbkz:Kırık dökük eşya). anlamını taşıyan deyim.

kuru iftira

Asılsız iftira. anlamını taşıyan deyim.

Kuru ekmek

(gbkz:katıksız emek). anlamını taşıyan deyim.

Kurt masalı okumak

İnandırıcı olmaktan uzak bahaneler, özürler ileri sürmek. anlamını taşıyan deyim.

kurtlu kaşar

Yerinde duramayan, kıpırdak (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Kurtlarını dökmek

Çoktandır yapamadığı için özlemini çektiği bir şe yi bol bol yapıp hevesini almak. anlamını taşıyan deyim.

Kurşun yemek

Mermi İle yaralanmak. anlamını taşıyan deyim.

kurşun yağmuruna tutmak

Bir kimseye ya da yere sürekli olarak kurşun sıkmak. anlamını taşıyan deyim.

Kurşun dökmek

Nazardan hastalandığına inanılan kişilerin iyileşme si için, bir kapta eritilen kurşunu hastanın başı üstüne tutulan su dolu kabın içine dökmek. anlamını taşıyan deyim.

kurbanlık koyun

Başına geleceklerden haberi olmayan kimse için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Kurbanı olmak

Ondan dolayı zarar görmek. anlamını taşıyan deyim.

kurban gitmek

Suçsuz yere ölmek. Zarar uğramak. anlamını taşıyan deyim.

kurban etmek

Kendi çıkarı, yararı için bir şeyi ya da kimseyi harcamak. anlamını taşıyan deyim.

Kurbağa ağaca çıkınca

bk. Balık kavağa çıkınca. anlamını taşıyan deyim.

kuran çarpsın

Söylediklerine karşısındakini inandırmak için edilen yemin. anlamını taşıyan deyim.

Kuran’a el basmak

Kuran’ın üzerine elini koyarak yemin etmek, ant içmek; kitaba el basmak. anlamını taşıyan deyim.

kundak sokmak

Yangın çıkarmak için bir yere tutuştu rulmuş yağlı bez parçası koymak. Arayı bozacak bir davranışta bu lunmak. Kurulu bir düzeni bozacak şekilde hareket etmek, anlamını taşıyan deyim.

kumpas kurmak

Onu tuzağa düşürebilmek için gizli bir ça tışma yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Kum gibi kaynamak

Çok kalabalık olmak. anlamını taşıyan deyim.

Kumar oynamak

Olumlu sonuç alınması kuşkulu olan bir işe bile bi le girmek. anlamını taşıyan deyim.

kul taksimi

Eşit olarak yapılan üleştirme. (Kars. Allah taksimi.) anlamını taşıyan deyim.

kulp takmak

Ona kusur, bahane bulmak. anlamını taşıyan deyim.

kulp bulmak

Onun kusurlu bir yanını bulup göstermek. anlamını taşıyan deyim.

kulak tutmak

Dinlemeye çalışmak. (gbkz:işitmek), (gbkz:dinlemek); (gbkz:dediğini yapmak). anlamını taşıyan deyim.

Kulaktan kulağa

Birinden bir başkasına gizlice söylenerek. anlamını taşıyan deyim.

Kulaktan dolma

İşiterek edinilen (bilgi). anlamını taşıyan deyim.

kulakları çınlasın

“Şimdi ondan iyi duygularla söz ediyoruz, kulakları çınlayarak kendisinden şöz ettiğimizi sezsin.’ anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Kulak kesilmek

Büyük bir dikkatle dinlemeye çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

kulak kabartmak

Belli etmeden söylenilenleri işitmeye çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

kulak asmamak

Onu dinlememek, ona önem ver memek. (Kars. Aldırış etmemek.) anlamını taşıyan deyim.

kulağı tetikte

söylenecek sözü, gelecek haberi bekler durumda (olmak). anlamını taşıyan deyim.

Kulağını doldurmak

Bir kimseye bir şeyle ilgili olarak yalan yanlış bilgiler vermek. Bir kimseye dikkati olması İçin önceden konuyla ilgili birtakım bilgiler vermek. anlamını taşıyan deyim.

Kulağını çekmek

Yaptığı olumsuz bir davranıştan ötürü hafif bir ceza vermek ve bir daha yapmamasını Öğütlemek. anlamını taşıyan deyim.

Kulağını bükmek

Söz ve davranışlarına dikkat etmesi için uyarıda bu lunmak; uyarmak. anlamını taşıyan deyim.

Kulağını açmak

Söylenilenleri dikkatlice dinlemek. anlamını taşıyan deyim.

kulağına koymak

Söylenilenleri ileride hatırla yabilmek için çok iyi dinlemek. anlamını taşıyan deyim.

Kulağına kar suyu kaçmak

Rahatını, huzurunu kaçıran, tedirgin eden bir haber duymak. anlamını taşıyan deyim.

Kulağına gitmek

İşitmek, duymak, öğrenmek, haberi olmak. anlamını taşıyan deyim.

Kulağına girmek

Söylenilen sözleri, dikkate almak. anlamını taşıyan deyim.

kulağına gelmek

Duymak, duyulmak. anlamını taşıyan deyim.

Kulağına çarpmak

(gbkz:duymak), (gbkz:duyulmak). anlamını taşıyan deyim.

Kulağına çalınmak

Onu tesadüfen duymuş olmak. anlamını taşıyan deyim.

Kulağı kirişte olmak

Neler söyleneceğini, ne gibi haberler geleceğini işitmek için dikkatli olmak. anlamını taşıyan deyim.

Kukumav gibi düşünüp durmak

Üzüntülü bir biçimde düşünmeye dalmak. . anlamını taşıyan deyim.

kukla gibi oynatmak

Ona her İstediğini yaptırmak. -Bir, anlamını taşıyan deyim.

kucak açmak

Yardım gereksinmesi olan birini barındırıp ko rumaya hazır olduğunu göstermek. Kucak dolusu : Pek bol, çok. anlamını taşıyan deyim.

Kucağına düşmek

Kendini kötü kimselerin ya da kötü durumun için de bulmak. anlamını taşıyan deyim.

Kredisi olmak

Güvenirliği ve saygınlığı olmak. anlamını taşıyan deyim.

Kötü yola sapmak

Yasadışı, ahlakdışı işler yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Kötü yola düşmek

Kadın ahlakdışı davranışlara yönelmek, orospulu ğa başlamak. anlamını taşıyan deyim.

Kötüye yormak

Bir şeyden gelecekte kötü olacağına ilişkin bir anlam çıkarmak. anlamını taşıyan deyim.

kötüye kullanmak

Yetkisini yasalara aykırı bir biçimde kullanmak. Bir kimsenin iyi bir davranışını olumsuz bir tavırla de ğerlendirmek. anlamını taşıyan deyim.

Kötüye çekmek

Bir söze, davranışa kötü bir anlam vermek. anlamını taşıyan deyim.

Kötü olmak

Olumsuz bir durum almak. Beğenilmez olmak. Kötü yola düşmek. anlamını taşıyan deyim.

Kötü kötü düşünmek

Üzüntülü bir biçimde düşüncelere dalmak. anlamını taşıyan deyim.

Kötü kişi olmak

Söz ya da davranışlarıyla bazı insanların düşmanlığı nı kazanmak. anlamını taşıyan deyim.

kötü kalpli

(gbkz:kötülük yapmayı düşünen kimse)*:kötülük yapmak*. anlamını taşıyan deyim.

Kötü kadın

Genel kadın, orospu. anlamını taşıyan deyim.

Kötü gitmek

İş (İşler) yolunda gitmemek, aksamak. anlamını taşıyan deyim.

kötek yemek

Dövülmek; dayak yemek. anlamını taşıyan deyim.

kötek atmak

Onu dövmek; dayak atmak. anlamını taşıyan deyim.

Köşeye çekilmek

Hiçbir işe karışmadan yaşamak. anlamını taşıyan deyim.

Köşe olmak

Zenginleşmek, geçim sıkıntısı kalmamak. anlamını taşıyan deyim.

Köşe kapmaca oynamak

Birbirini aradıkları halde bir türlü bulama mak. anlamını taşıyan deyim.

Köşe başının tutmak

Nüfuzlu mevkiyi ele geçirmek, böyie bir mevki de bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

Köstek vurmak

-1!. Hayvanın ayağına köstek bağlamak Engelle mek. Güreşte hasmının bir ya da her iki yağını sımsıkı yakalamak. anlamını taşıyan deyim.

Kös dinlemek

Konuşulanları anlamadan dinlemek, dinler görünüp dinlememek. anlamını taşıyan deyim.

Körü körüne

İyice düşünüp taşınmadan, en küçük bir dikkat göster meden. anlamını taşıyan deyim.

kor topal

İyi kötü, yarım yamalak. anlamını taşıyan deyim.

kör şeytan

Kötü kader. anlamını taşıyan deyim.

Körler mahallesinde ayna satmak

Bir şeyi hiç gereksinme duyulma yan bir yere götürmek. (Kars. Müslüman mahallesinde salyangoz satmak.) anlamını taşıyan deyim.

Kör kütük

Aşın ölçüde (sarhoş, âşık). anlamını taşıyan deyim.

Kör kurşun

Nereden geldiği ve kimi hedeflediği belli olmayan kur şun; serseri kurşun. anlamını taşıyan deyim.

Kör kör parmağım gözüne

Apaçık meydanda. Göze batacak biçimde. anlamını taşıyan deyim.

Kör duman

Çok yoğun sis, duman.’ anlamını taşıyan deyim.

Kör dövüşü

Bir işin birçok kimse tarafından yapılması sırasında ona ya çıkan düzensizlik. anlamını taşıyan deyim.

Kör deyneğini beller gibi

İşlerinde, tutumunda hiçbir değişiklik, yeni lik yapmaksızın. anlamını taşıyan deyim.

Kör boğaz

Yemek içgüdüsü, gereksinmesi. anlamını taşıyan deyim.

köprünün altından çok su geçti

“Zamanla ko şullar çok değişti, eski durum kalmadı.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Köprüleri atmak

Girişilen bir işten vazgeçilmesine yol açabilecek du rumları ortadan kaldırmak. anlamını taşıyan deyim.

köprübaşını tutmak

Çok Önemli bir yeri (ya da yer leri) ele geçirmek. anlamını taşıyan deyim.

Köpek gibi

Çok yaltaklananlar *:yaltaklanmak* için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Kökünü kazımak

Ortadan kaldırmak, varlığına son vermek. anlamını taşıyan deyim.

köküne kibrit suyu dökmek

Bir daha ortaya çı kamayacak biçimde ezmek, yok etmek. anlamını taşıyan deyim.

Kök sökmek

Çetin bir işi başarırken çok zorlanmak. anlamını taşıyan deyim.

koz vermek

Ona elverişli durum sağlamak, başarı olanağı tanımak. anlamını taşıyan deyim.

kozunu paylaşmak

Aralarındaki anlaşmazlığı güç üstünlüğüne dayanarak sona erdirmek. anlamını taşıyan deyim.

Koyun kaval dinler gibi dinlemek

Hiçbir şey anlamadan dinlemek. anlamını taşıyan deyim.

Koyun gibi

Budala, şaşkın (kimse). Başkalarının güdümüne gi ren (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Koynunda yılan beslemek

iyilik yaptığı birinden kötülük görmek. anlamını taşıyan deyim.

Koydunsa bul

(gbkz:bulunduğu yerde olmayan şey), (gbkz:olması gerektiği yerde olmayan şey), (gbkz:kaybolmuş olan şey) ya da kimse için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Koyduğum yerde otluyor

“Uzun süreden beri hiçbir gelişme, ilerle me göstermedi.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

korku vermek

Onu korkutmak. anlamını taşıyan deyim.

korktuğu başına gelmek

Olmasından kork tuğu kötü bir durum gerçekleşmek. anlamını taşıyan deyim.

Konu komşu

(gbkz:komşu)lar, yakında oturan (gbkz:ahbap)lar. anlamını taşıyan deyim.

komaya sokmak

Onu ne yapacağını bilemez-duruma getir mek, şaşırtmak. anlamını taşıyan deyim.

Komaya girmek

Hayati belirtilerini büyük ölçüde yitirmek. Çok sinirlenmek, şaşırmak, üzülmek. anlamını taşıyan deyim.

komalık etmek

Onu kıpırdayamaz duruma getirinceye ka dar dövmek. Onu çok sinirlendirmek. anlamını taşıyan deyim.

kolu kanadı kırılmak

Kendisine yardım edenleri yitirdiği İçin iş yapa mayacak duruma düşmek, cesaretini yitirmek. anlamını taşıyan deyim.

Koltukları kabarmak

Kendisinin ya da yakınlarının başarıları hakkın da yapılan övgülerden kıvanç duymak. anlamını taşıyan deyim.

Koltuk değneğiyle

Başkasının (başkalarının) yardımıyla. anlamını taşıyan deyim.

koltuk çıkmak

Onu desteklemek, ona para yardımında bu lunmak. anlamını taşıyan deyim.

kolları sıvamak

Bir işe istekle girişmek. anlamını taşıyan deyim.

kol kanat olmak

Onu korumak, ona yardıma olmak; ka nat germek. anlamını taşıyan deyim.

Kolayı var

“Çaresi var,” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Kolayını bulmak

Kolayca yapmanın yolunu bulmak. anlamını taşıyan deyim.

Kolayına gelmek

O türlü yapmayı daha kolay görmek. anlamını taşıyan deyim.

kolayına bakmak

Bir işin çıkar yolunu bulmaya çatışmak. anlamını taşıyan deyim.

kolay gele

İş yapan kimseye söylenen iyi dilek sözü. (Tonla maya göre alay anlamında da söylenir) anlamını taşıyan deyim.

Kol atmak

Yayılmak, anlamını taşıyan deyim.

kolaçan etmek

Neler olup bittiğini anlamak için etrafı do laşmak. anlamını taşıyan deyim.

Kokusunu almak

Bir şeyin kokusunun farkına varmak. Gizli tu tulan bir şeyi sezmek. anlamını taşıyan deyim.

Kokusu çıkmak

Gizli tutulan bir iş herkesçe anlaşılmaya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

Kodesi boylamak

Hapse düşmek. anlamını taşıyan deyim.

kodese tıkmak

Onu hapishaneye sokmak. anlamını taşıyan deyim.

Koç yiğit

Genç, gürbüz, yakışıklı delikanlı. anlamını taşıyan deyim.

Kocaya varmak

(Kız, kadın için) Evlenmek. anlamını taşıyan deyim.

Kocakarı soğuğu

Mart ayının ortalarında (11-18 mart) kendini gösteren soğuklara verilen ad. anlamını taşıyan deyim.

Koca kafa

Anlama, kavrama yeteneği sınırlı, kıt olan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Kocakarı İlacı

Halk arasındaki inanışa göre, kimi hastalıkları İyileştir diğine inanılan, birtakım otlardan vb. maddelerden yapılan sözde İlaç. anlamını taşıyan deyim.

Kitapta yeri olmak

Söz konusu şey, din ya da yasa kitaplarında bu lunmak. anlamını taşıyan deyim.

Kitap kurdu

Çok kitap okuyan, geniş bilgisi olan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

kitabına uydurmak

(gbkz:yasal olmayan bir işi yasalmış gibi gösterecek yol bulmak). anlamını taşıyan deyim.

Kitaba el basmak

Kutsal kitap (gbkz:Kuran) üzerine elini koyarak yemin etmek. anlamını taşıyan deyim.

Kisvesi altında

Herhangi bir nitelikte ya da biçimde. anlamını taşıyan deyim.

Kir tutmak

Kirini gösterecek renkte olmak.*:kirini göstermek* anlamını taşıyan deyim.

kirli çıkı

Kendini züğürt gösterdiği halde, oldukça paralı olan, para biriktirmiş olan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Kirli çamaşırları ortaya dökmek

Bir kimsenin ayıplarını, kusurlarını herkese anlatmak, açıklamak anlamını taşıyan deyim.

Kirişi kırmak

Bir yerden birtakım nedenlerle kaçıp gitmek. anlamını taşıyan deyim.

Kir götürmek

Kirini belli etmeyecek renkte dmak. Bir şey çok kirli olmak. anlamını taşıyan deyim.

Kireç gibi olmak

(gbkz:korku), (gbkz:heyecan) vb yüzünden (gbkz:suratı bembeyaz olmak). anlamını taşıyan deyim.

birine kin tutmak

Ona karşı düşmanca duygular beslemek. anlamını taşıyan deyim.

Kin gütmek

Öcünü alıncaya kadar öç alma duygusunu sürdürmek. anlamını taşıyan deyim.

birine kin beslemek

Ona karşı içinde (gbkz:öç almak) duygusu oluşmak; (gbkz:garaz bağlamak). anlamını taşıyan deyim.

Kim vurduya gitmek

Kim tarafından öldürüldüğü bilinmemek. anlamını taşıyan deyim.

Kim takar Yalova kaymakamını

‘Ona önem vermem, onu ciddiye al mam.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Kim kime dum duma

Kimsenin kimseden haberi olmadığı, karmaka rışık durum. anlamını taşıyan deyim.

kim kaybetmiş ki sen bulasın

“Söz konusu şey senin eline geç mez.” anlamında alay yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

kimin nesi

“Kimdir, soyu sopu nedir?” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

kimin arabasına binerse onun türküsünü çağırmak

Kimden çıkar sağlıyorsa, onun beğeneceği işler yapmak. anlamını taşıyan deyim.

kimi kimsesi olmamak

Ailesinden kimseler (yok) (yok mu?). anlamını taşıyan deyim.

Kime niyet kime kısmet

“Hazırlanan şey, söz konusu kimseye değil anlamını taşıyan deyim.

kime ne

“Hiç kimseyi ilgilendirmez, kimse karışamaz.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

kim bilir

“Bilinmez, belirsiz’ anlamında. anlamını taşıyan deyim.

kilolanmak

Şişmanlamak. anlamını taşıyan deyim.

kilit vurmak

Giriş çıkışı önlemek için bir yeri kilitlemek. Bir yerin çalışmasına son vermek. anlamını taşıyan deyim.

Kibarlık budalası

Kibar olmadığı halde, kibarca davranışlarda bulun maya çalışan, bu yüzden gülünç duruma düşen (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Kız oğlan kız

Hiç evlenmemiş, bekâreti bozulmamış kız; bakire. Hiç evlenmemiş, hiçbir kız ya da kadınla cinsel ilişki kurmamamış erkek; bakir, erden. anlamını taşıyan deyim.

Kız kurusu

Evlenmemiş yaşlı kız. anlamını taşıyan deyim.

kızım sana söylüyorum gelinim sen dinle

“Bu eleştirimi bir yakınıma söylüyorum; gerçek amacım uyarmak, hitap etmek istediğim kimsenin anlamasını sağlamaktır.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Kızılca kıyamet kopmak

Büyük kavga çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

kızarıp bozarmak

Utanandan yüzü renkten renge girmek. anlamını taşıyan deyim.

kızağa çekmek

Onu etkin görevinden alıp edilgin bir göreve vermek. anlamını taşıyan deyim.

Kıymetini bilmek

Değerini anlamak; değerini bilmek. ¦ anlamını taşıyan deyim.

Kıymeti kalmamak

Değerini yitirmek; değeri kalmamak. anlamını taşıyan deyim.

Kıymeti harbiyesi yok

Artık hiçbir değeri, gerçekliliği yok. anlamını taşıyan deyim.

Kıymete binmek

Aranır, istenir duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Kıymet biçmek

bk. Değer biçmek. anlamını taşıyan deyim.

Kıyıda köşede kalmak

Göze çarpmayan bir yerde unutulmak. anlamını taşıyan deyim.

kıyamet mi kopar

“Ne olur, ne çıkar, ne önemi var?” anlamında anlamını taşıyan deyim.

Kıyamet kopmak

Çok gürültü olmak, büyük telaş meydana gelmek. anlamını taşıyan deyim.

kıyameti koparmak

Bir şeye kızarak bağırıp çağırmak. anlamını taşıyan deyim.

kıyamet gibi

Pekçok, çok miktarda. anlamını taşıyan deyim.

kıtlıktan çıkmış gibi

Hiç yememiş ya da doymayacakmış gibi (yemek). anlamını taşıyan deyim.

Kıtlığına kıran girmek

Bir şey ortadan çekilip bulunmaz of m ak. anlamını taşıyan deyim.

kıt kanaat

Birtakım yoksulluklara katlanarak, bin bir güç lükte geçinmek). anlamını taşıyan deyim.

kıtır kıtır kesmek

Onu acımadan öldürmek. anlamını taşıyan deyim.

Kıtır atmak

Yalan söylemek, yalan uydurmak. anlamını taşıyan deyim.

Kıtı kıtına

Ancak yetecek kadar. (Kars. Ucu ucuna.) anlamını taşıyan deyim.

Kış kıyamet

Çok zor geçen kış. Yağmurlu, karlı, fırtınalı hava. anlamını taşıyan deyim.

Kışı çıkarmak

Kışı bir yerde, geçirmek. (Yakacak) Kış süresin ce yeterli olmak. anlamını taşıyan deyim.

kış basmak

Kış mevsimiyle birlikte yağmurlar, karlar, fırtınalar, so ğuklar başlamak. anlamını taşıyan deyim.

kıssadan hisse

Anlatılan bir olaydan ders (al mak, çıkarmak). anlamını taşıyan deyim.

kısmeti bağlanmak

Evlenmesi için fırsatlar çıkma mak. Kazana bir türlü artmamak. anlamını taşıyan deyim.

kısmeti ayağına gelmek

Pek bir çaba harcamadan, bir vesi le sonucu kazançlı bir durumla karşılaşmak. anlamını taşıyan deyim.

Kısmeti açılmak

Kazana bollaşmak. Kendisiyle evlenecek biri çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

Kısmeti açık

Talihli, kısmetli (kimse). anlamını taşıyan deyim.

kısmet çıkmak

(Kız, kadın için) Evlenmek amacıy la istenmek. anlamını taşıyan deyim.

Kısmet beklemek

(Gelin olacak çağa gelmiş kız) Evleneceği erkeği beklemek. anlamını taşıyan deyim.

kıskıvrak yakalamak

Kolay kolay kurtulamaya cak biçimde sımsıkı tutmak (bağlamak). anlamını taşıyan deyim.

Kıs kıs gülmek

Sessizce, alay ederek gülmek anlamını taşıyan deyim.

Kısa günün kârı

‘Hiç olmamaktansa bu kadarı da iyidir” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

kırmızı dipti mumla davet etmek

Gelmesi için çok yalvar mak. anlamını taşıyan deyim.

Kırk yıllık

Çok eski, köklü (dost, dostluk). anlamını taşıyan deyim.

kırk yılın başı

Çok uzun sürede bir kez. anlamını taşıyan deyim.

Kırk tarakta bezi olmak

Birçok işi olmak ya da birçok işle ilişkisi bu lunmak; her tarakta bezi olmak. anlamını taşıyan deyim.

Kırklara karışmak

Artık ortalıkta görünmez olmak. anlamını taşıyan deyim.

Kırk kapının ipini çekmek

Birçok yere uğramak; doksan kapının ipi ni çekmek. anlamını taşıyan deyim.

Kırk dereden su getirmek

bk. Bin dereden su getirmek. anlamını taşıyan deyim.

Kırkı çıkmak

(Lohusa, bebek, ölü için) Doğumdan ya da ölümden kırk gün geçmek. anlamını taşıyan deyim.

kırk bir buçuk maşallah

“Tanrı nazardan saklasın!” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

kırıp geçirmek

Yakıp yıkarak, öldürerek ya da baskı yoluyla büyük zarar vermek. Komik söz ve davranışlarla herkesi katıla katıla güldürmek. anlamını taşıyan deyim.

Kırık dökük

Sağlam olmayan , çürük değersiz (eşya). Tam ve düzgün olmayan (söz). anlamını taşıyan deyim.

kırdığı koz kırkı aşmak

Devamlı olarak uygunsuz, ya kışıksız davranışlarda bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

kıran girmek

İnsanlar ya da hayvanlar arasında çok sayı da ölüme yol açan bir hastalık yayılmak. Bir şey artık bulunmaz olmak. (Kars. Kıtlığına kıran girmek.) anlamını taşıyan deyim.

kıl payı

Çok az bir (fark). (Kars. Bıçak sırtı.) anlamını taşıyan deyim.

kılını kıpırdatmamak

Tepki gösterilmesi gereken bir olay, söz karşısında hareketsiz katmak; İlgisiz, duyarsız davranmak. anlamını taşıyan deyim.

Kılına dokunmamak

Bir kimseye zarar verecek bir davranışta bulun mamak; tüyüne dokunmamak. anlamını taşıyan deyim.

Kılıktan kılığa girmek

Giysilerini değiştirmek. Sık sık düşünce ve kanı değiştirmek. anlamını taşıyan deyim.

Kılı kıpırdamamak

Umursamamak, aldtrtş etmemek. anlamını taşıyan deyim.

Kılığı kıyafeti düzmek

Yeni giysiler alıp giymek. anlamını taşıyan deyim.

Kılıçtan geçirmek

Tümünü kılıçla öldürmek. anlamını taşıyan deyim.

kılçık atmak

Bir kimsenin işini bozucu davranışta bulunmak ya da söz söylemek anlamını taşıyan deyim.

Kıçını yırtmak

Bağırıp çağırmak Bir şeyi yapacağım diye uğra şıp durmak; götünü yırtmak anlamını taşıyan deyim.

Kıçını yalamak

Ona dalkavukluk etmek, yaltaklanmak; götünü yala mak. anlamını taşıyan deyim.

Kıçını kaldıramamak

Çok tembel olmak; götünü kaldıramamak. anlamını taşıyan deyim.

kıçına tekme atmak

(gbkz:Kovmak); (gbkz:götüne tekme atmak). anlamını taşıyan deyim.

keyif vermek

Ona neşe vermek Onu sarhoş etmek anlamını taşıyan deyim.

Keyif sürmek

Rahat yaşamak. anlamını taşıyan deyim.

Keyif çatmak

Hoşça ve eğlenceli vakit geçirmek anlamını taşıyan deyim.

keyfinin kâhyası mısın

“Senin ona (bana) karışmaya hiç mi hiç hakkın yoktur.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

keyfini kaçırmak

Üzmek, rahatsız etmek, canını sıkmak anlamını taşıyan deyim.

keyfini çıkarmak

Bir şeyden, bir şeyi yapmaktan çok zevk almak; ondan zevk alarak yararlanmak anlamını taşıyan deyim.

Keyfine bakmak

Diiediğince, gönlünce yaşamak, hareket etmek anlamını taşıyan deyim.

keyfi kaçmak

Neşesi bozulmak, neşesi kaçmak anlamını taşıyan deyim.

keyfi gelmek

Neşelenmek, neşesini bulmak. anlamını taşıyan deyim.

Keyfi bozulmak

Hastalanmak. Rahatı, huzuru kalmamak; canı sıkılmak; neşesi bozulmak. anlamını taşıyan deyim.

Ket vurmak

Bir işin yapılmasını güçleştirmek, ona”engel olmak anlamını taşıyan deyim.

Kestirip atmak

bk. Kesip atmak. anlamını taşıyan deyim.

Kesme almak

bk. (gbkz:Makas almak). anlamını taşıyan deyim.

kesip attığı tırnak olmamak

Bir kişi, bir başkasına göre değerce çok aşağı, önemsiz olmak. anlamını taşıyan deyim.

kesip atmak

Etraflıca düşünmeden kesin yargıya var mak. Tartışmalı bir durumu kesin olarak çözmek. anlamını taşıyan deyim.

Kesenize bereket

Para yardımında bulunan bir kimseye teşekkür için “Kazananız bol olsun!” anlamında söylenir. Yemekten sonra evsahibine teşekkür ederken söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Kesenin ağzını açmak

Para harcamaya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

Kerahet vakti

(Aksamalar arasında) İçkiye başlama zamanı. anlamını taşıyan deyim.

Kendi yağıyla kavrulmak

Hiç kimseden yardım almadan, kendi ge reksinimlerini karşılamaya çalışmak anlamını taşıyan deyim.

Kendi payıma

“Benim düşünceme göre.’ anlamında. anlamını taşıyan deyim.

kendini vermek

Uğraştığı bir İşe bütünüyle bağlanmak. Bir şeyi yapmayı alışkanlık haline getirmek anlamını taşıyan deyim.

Kendini tutmak

Herhangi bir tehlikeli ya da çekici durum, şey karşı sında kendine hâkim olmak, dayanmak, sabretmek. anlamını taşıyan deyim.

kendini toplamak

Sağlık, geçim vb. durumu düzelt mek. Dikkatini ilgilendiği konu üzerinde yoğunlaştırmak. anlamını taşıyan deyim.

kendini paralamak

Bir işi zamanında ve iyi biçimde yapmak için (gbkz:olağanüstü çaba harcamak).

Kendini naza çekmek

bk. (gbkz:naza çekmek). anlamını taşıyan deyim.

Kendini kapıp koyuvermek

Karamsar olmak. Üstüne başına Özen göstermez olmak. anlamını taşıyan deyim.

Kendini kaybetmek

Bayılmak, bilincini yitirmek. Öfkesinden ne yaptığını bilememek. anlamını taşıyan deyim.

kendini kaptırmak

Birşeyin etkisinden kendini kurtara- anlamını taşıyan deyim.

Kendini hissettirmek

Varlığı belirtmek. anlamını taşıyan deyim.

Kendini göstermek

(Bir kimse) Yeteneklerini ortaya koymak. (Bir şey) Ortaya çıkmak, meydana gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Kendini fasulye gibi bir nimetten saymak

Kendini önemli biriymiş gibi görmek. anlamını taşıyan deyim.

Kendini ele vermek

Bir davranış ya da sözüyle suçlu olduğunu gös termek. anlamını taşıyan deyim.

Kendini dirhem dirhem satmak

Nazlı davranmak. (Kars. Ağırdan ol mak.) anlamını taşıyan deyim.

Kendini dinlemek

Rahatsız olup olmadığını düşünerek tedirgin ol mak. anlamını taşıyan deyim.

Kendini bulmak

(gbkz:Kişiliğini kazanmak). (gbkz:Durumunu düzeltmek).

Kendini bir şey sanmak

Kendini olduğundan değerli görmek. anlamını taşıyan deyim.

Kendini bilmek

Aklı başında olmak. Nasıl davranacağını bil mek, onuruna düşkün olmak. Kendinin ve çevresinin bilincine var mak. anlamını taşıyan deyim.

Kendini bırakmak

Üstüne başına Özen göstermez olmak. Çev reyle ilgisini kesip yalnız bir konuyla uğraşmaya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

kendini atmak

Hemen oraya gitmek anlamını taşıyan deyim.

kendini alamamak

Bir işi yapmadan edememek. anlamını taşıyan deyim.

kendini ağır satmak

Bir işi birçok ricadan sonra yapmaya karar vermek; nazlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Kendine yontmak

Her fırsatı kendi çıkarı İçin kullanmak; nalıncı ke seri gibi kendine yontmak. anlamını taşıyan deyim.

kendine yedirememek

bk. Onuruna yedirememek. anlamını taşıyan deyim.

kendine … süsü vermek

Kendini (…) gibi göstermek. anlamını taşıyan deyim.

kendine mal etmek

Onu benimsemek, kendinin saymak. anlamını taşıyan deyim.

Kendine hâkim olmak

Yanlış bir iş yapmamak, söz söylememek. (Kars. Kendini tutmak.) anlamını taşıyan deyim.

Kendine gelmek

Ayılmak; bilinçli duruma gelmek. Aklı başına gelmek. Durumu düzelmek. anlamını taşıyan deyim.

Kendinden pay biçmek

Başkasının başından geçen kötü bir olayı, kendi başına gelmiş gibi ya da gelmiş kötü bir şeyle karşılaştırıp düşünmek. anlamını taşıyan deyim.

Kendinden geçmek

Bilincini yitirmek, bayılmak, Duygulan mak, çok heyecanlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Kendi kuyusunu kendi kazmak

Kendisine zarar verecek bir davranış ta bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

kendi kendini yemek

İsteklerini gerçekleşti remediği için sürekli üzülmek. anlamını taşıyan deyim.

Kendi kendine gelin güvey olmak

Başkasıyla birlikte yapılması ka rarlaştırılan bir işi kendisi tasarlayıp yapıyormuş izlenimi vermek. anlamını taşıyan deyim.

Kendi kendine

Yalnız başına. Hiç kimseye danışmadan, hiç kimseyle ilişki kurmadan, başkasından yardım almadan. Kendiliğinden. anlamını taşıyan deyim.

Kendi hesabına

Kendine göre, kendisi için. anlamını taşıyan deyim.

kendi havasında olmak

Aklına eseni yap mak, istediği gibi davranmak. * anlamını taşıyan deyim.

kendi halinde bırakmak

Üzerinde çalış mamak Onunla ilgilenmemek, ona karışmamak. anlamını taşıyan deyim.

Kendi halinde

Hiç kimsenin İşine karışmayan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Kendi göbeğini kendi kesmek

Kendi işini kendi görmek. anlamını taşıyan deyim.

Kendi derdine düşmek

Yalnızca kendi dertleriyle uğraşıp durmak. anlamını taşıyan deyim.

Kendi başına

Hiç kimseye sorup danışmadan. Hiç kimseden yardım görmeksizin. anlamını taşıyan deyim.

Kendi âleminde

Çevresiyle ilişkisini kesmiş, iç dünyâsına dönmüş olarak. anlamını taşıyan deyim.

Kendi ağzıyla tutulmak

Söylediği yalan ya da işlediği suç kendi sö züyle anlaşılmak. anlamını taşıyan deyim.

Kemik yalayıcı

Dalkavuk, çıkara (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Kemiklerini kırmak

Kötü biçimde dövmek. (Kars. Dayak atmak.) anlamını taşıyan deyim.

Kemikleri sızlamak

Ölü huzursuz, rahatsız olmak. anlamını taşıyan deyim.

kemik atmak

Oyalamak, susturmak amacıyla ona küçük bir şey vermek. anlamını taşıyan deyim.

kem gözle bakmak

Kötü niyetle bakmak, Nazar değdiren bir bakışla bakmak. anlamını taşıyan deyim.

kem göz

Nazar değdirdiğine inanılan göz. anlamını taşıyan deyim.

kemerini sıkmak

Tutumlu yaşamaya katlanmak. anlamını taşıyan deyim.

kerli ferli

Kılığı kıyafeti düzgün,”olgun ve gösterişli (kim se). anlamını taşıyan deyim.

Kelleyi koltuğa almak

(gbkz:Ölümü göze almak).. anlamını taşıyan deyim.

Kellesini uçurmak

Kafasını kesmek. anlamını taşıyan deyim.

Kellesini ortaya koymak

Çok iyi bildiği bir konuda yanılırsa ya da ye nilirse kellesini vermeye razı olmak. anlamını taşıyan deyim.

Kellesini istemek

Birinin öldürülmesini istemek. anlamını taşıyan deyim.

Kelle kulak yerinde

Vücutça gösterişli (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Kelle koltukta

Ölümü göze alarak, büyük bir cesaretle. anlamını taşıyan deyim.

Kefeni yırtmak

Ağır bir hastalıktan yâ da tehlikeli bir durumdan kurtul mak. anlamını taşıyan deyim.

Kefaretini ödemek

Bir şeyin cezasını çekmek. anlamını taşıyan deyim.

Kedi köpek gibi

Birbirleriyle sürekli kavga eden, geçimsiz kimseler için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Kedi gibi dört ayak üstüne düşmek

Eh tehlikeli durumlardan hiçbir zarar görmeden kurtulmak. anlamını taşıyan deyim.

kedi ciğere bakar gibi bakmak

Canının çektiği bir şeye iştahla bakmak. anlamını taşıyan deyim.

keçilik etmek

İnatçılık etmek. anlamını taşıyan deyim.

Keçileri kaçırmak

Aklını yitirmiş gibi olmak. -2,. Delirmek. anlamını taşıyan deyim.

Keçi inadı

Yumuşatılması zor olan inat; gâvur inadı. anlamını taşıyan deyim.

Kaz kafalı

Anlayışı kıt olan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

kazık yemek

Aldatılmak, kandırılmak, (gbkz:kazıklanmak). anlamını taşıyan deyim.

Kazık marka

Çok pahalı dan şey için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Kazık kesilmek

Kaskatı olmak anlamını taşıyan deyim.

Kazık kadar

Kocaman (kimse). Uzun (boy). anlamını taşıyan deyim.

kazık atmak

Onu aldatmak, kandırmak; madik atmak. anlamını taşıyan deyim.

kazdığı çukura kendisi düşmek

Başkası için yapmayı dü şündüğü kötülüğe kendisi uğramak. anlamını taşıyan deyim.

Kaymak gibi

Bembeyaz, pürüzsüz. Yumuşak, tatfı şeyler için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

kaymak tabakası

Bir toplumun seçkin ve zengin kimseleri nin tümü.. anlamını taşıyan deyim.

kaymağını yemek

Bir işin en büyü payını, kârını almak anlamını taşıyan deyim.

Kayıtsız şartsız

Hiçbir bağ ve koşul olmaksjzın. anlamını taşıyan deyim.

kayıttan düşmek

Bir şeyin adını, numarasını defterde sil mek. anlamını taşıyan deyim.

bir şeye kayıtsız kalmak

Ona önem vermemek, onu umur samak, onunla ilgilenme gereği duymamak; lakayıt kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Kayıt kuyut tanımamak

(gbkz:kuralları hiçe saymak), (gbkz:yasakları hiçe saymak). anlamını taşıyan deyim.

Kayıplara karışmak

Kaybolmak, görünmez olmak. anlamını taşıyan deyim.

Kaygı çekmek

Tasalanmak, üzülmek. anlamını taşıyan deyim.

Kavuk sallamak

Bir kimsenin bütün söz ve davranışlarını uygun bul duğunu belli etmek; dalkavukluk etmek. anlamını taşıyan deyim.

kavgaya tutuşmak

Onunla kavga etmeye başlamak. anlamını taşıyan deyim.

Kavgasını vermek

Bir şeyi savunmak, ele geçirmek için uğraşmak, mücadele etmek. anlamını taşıyan deyim.

Kavga çıkarmak

Söz ya da davranışlarıyla kavgaya yol açmak; hadi se çıkarmak, olay çıkarmak. anlamını taşıyan deyim.

Kavanoz dipli dünya

“Boş dünya, gelip geçici dünya” anlamında ye rinme sözü. anlamını taşıyan deyim.

katmerli yalan

Yalan üstüne yalan (söylemek). anlamını taşıyan deyim.

Kat kat

Pekçpk. Üst üste. anlamını taşıyan deyim.

Katı yürekli

Acıklı durumlar karşısında üzüntü duymayan; acımasız anlamını taşıyan deyim.

Katır inadı

Aşın inat. anlamını taşıyan deyim.

kaşlarını çatmak

Kaşlarını birbirine yaklaştırarak öfkeli olduğunu belli etmek. Kaş yapayım derken göz çıkarmak : Küçük bir iyilik yapayım derken anlamını taşıyan deyim.

Kaşık düşmanı

Eş, karı için alay yollu söylenir. Kaşıkla yedirip sapıyla göz çıkarmak (kaşıkla verip sapıyla çıkar mak) : Yaptığı bir iyilikten çok zararı dokunmak. Kaşla göz arasında : Çarçabuk, hiç kimsenin sezemeyeceği bir çabuk lukla. anlamını taşıyan deyim.

kasvet vermek

O şey onun sıkılmasına, bunalması na yol açmak. Kaş göz etmek: Bir kimseye bir şeyi anlatmak düşüncesiyle kaşla anlamını taşıyan deyim.

kasvet basmak

Bunalmak, sıkılmak (Kars. İçi da ralmak.) anlamını taşıyan deyim.

Kaskatı kesilmek

Korku, şaşkınlık vb. yüzünden hiçbir şey söyleye meyecek, hiçbir davranışta bulunamayacak duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

kasıp kavurmak

Bir doğal afet çavreye büyük zarar vermek. Bir zorba, katı ve acımasız tutumuyla çevresindeki-lerde korku, dehşet uyandırmak. anlamını taşıyan deyim.

Kasım kasım kasılmak

Çok büyuklenrnek, gururlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Karta kaçmak

Kartlaşmak, kartalmak, yaşlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Karşısına dikilmek

Gelip bir kimsenin karşısında durmak. En gel yaratacağını sözle ve davranışla belirtmek. anlamını taşıyan deyim.

karşı olmak

Ona katılmamak; onun öyle yapılmasına uy gun görmemek. Karşısına almak (birini): Onun düşünce ve tutumlarına katılmadığını anlamını taşıyan deyim.

karşılık vermek

Ona karşı gelmek, baş kaldır mak. Ona yanıt vermek, cevap vermek. anlamını taşıyan deyim.

Karşı karşıya gelmek

Karşılaşmak; yüz yüze gelmek. Karşı koymak (birine): Ona karşılık vermek, direnmek, önlemeye ça lışmak. anlamını taşıyan deyim.

karşı durmak

ona (gbkz:direnmek), (gbkz:boyun eğmemek).

bir şeye karşı çıkmak

Ona itiraz etmek, cephe almak. anlamını taşıyan deyim.

Karnı zil çalmak

(gbkz:Çok acıkmak). anlamını taşıyan deyim.

karnı tok sırtı pek

(gbkz:hali vakti yerinde olan kimse). anlamını taşıyan deyim.

karnı sürmek

Amel (ishal) olmak. anlamını taşıyan deyim.

karnından konuşmak

Çok hafif sesle söylemek. anlamını taşıyan deyim.

Karnım tok

“Bu tür sözlerle beni kandıramazsınız.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Karnı geniş

(gbkz:tasasız), hiçbir şeyi kendine dert edinmeyen *:hiçbir şeyi kendine dert edinmemek* (kimse). anlamını taşıyan deyim.

karnı burnunda

Doğum yapacak durumdaki gebe (kadın). anlamını taşıyan deyim.

karnı burnunda kadın

Doğum yapacak durumdaki gebe (kadın). anlamını taşıyan deyim.

Karman çorman

Karmakarışık, iyice karışık. anlamını taşıyan deyim.

karine ile anlamak

Onu sözün gelişinden an lamak. anlamını taşıyan deyim.

karış karış bilmek

O yerin her yanını, ince den inceye (bilmek, dolaşmak). anlamını taşıyan deyim.

Karışanı görüşeni olmamak

İşine karışan hiç kimse bulunmamak. (Kars. Başına buyruk.) anlamını taşıyan deyim.

Karıncayı bile ezmemek

(gbkz:ince duygulu olmak), (gbkz:merhametli olmak). anlamını taşıyan deyim.

karınca kararınca

Elinden geldiği, gücü yettiği kadar. anlamını taşıyan deyim.

Karınca ezmez

İnce duygulu, merhametli (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Karınca duası gibi

Çok ufak, düzensiz ve okunaksız yazı için söyle nir. anlamını taşıyan deyim.

karım köylü

Karısının yakınlarıyla sıkı fıkı olup kendi yakınlarını unutan erkek. anlamını taşıyan deyim.

karılık etmek

Evli bir kadın: kocasına karşı görevlerini yapmak. Erkek: (gbkz:dönekçe davranmak), (gbkz:hile yapmak). anlamını taşıyan deyim.

karga tulumba etmek

Onu kollarından ve bacaklarından tu tup kaldırmak. anlamını taşıyan deyim.

Kargacık burgacık

Eğri büğrü, okunması güç (yazı). anlamını taşıyan deyim.

Kardeş kavgası

: Bir ülkede yurttaşların karşıt düşünceleri benimse mesinden doğan silahlı kavga. anlamını taşıyan deyim.

Karda gezip izini belli etmemek

Bir işi hiç kimsenin sezip anlayama yacağı bir ustalıkla yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Kara yer

Toprak, mezar. anlamını taşıyan deyim.

Karaya vurmak

Dalgaların etkisiyle kıyıya kadar gelmek, sürüklen mek. anlamını taşıyan deyim.

Karaya oturmak

Gemi denizin sığ yerine saplanıp kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Kara yağız

Koyu esmer renkte teni olan (delikanlı). anlamını taşıyan deyim.

karasevdaya düşmek

Bir kimseyi şiddetli, fa kat ümitsiz bir biçimde sevmek, ona büyük bir sevgiyle bağlanmak. anlamını taşıyan deyim.

karanlık görmek

Bir şeyin geleceği, sonu konusunda ka ramsar olmak. anlamını taşıyan deyim.

karambole getirmek

Karışıklıktan yararlanarak onu aldatmak. Bir işi çabuk yaparak göz boyamak. anlamını taşıyan deyim.

karambole gelmek

Karışıklığa rastladığı için o şeyin üzerin de gereği gibi durulmamak. anlamını taşıyan deyim.

karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu

“Şimdi her şey olağan görünüyor, ama sonra neler olacağı belli değil.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Kara liste

Zararlı faaliyetleri olduğu gerekçesiyle cezalandırılması dü şünülen kişileri içeren liste. anlamını taşıyan deyim.

karalar bağlamak

Çok üzülmek, büyük acısı olmak. (Kars. Yas tutmak.) anlamını taşıyan deyim.

Kara kuvvet

Dinsel bağnazlığın oluşturduğu, gerici güç. anlamını taşıyan deyim.

kara kuru

Esmer ve zayıf (kimse). anlamını taşıyan deyim.

karakolluk olmak

Kavga sonucu karakola gitmek zorunda kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Kara kara düşünmek

Kötümser bir hava içinde düşünceye dalmak. (Kars. Arpacı kumrusu gibi düşünmek.) anlamını taşıyan deyim.

Kara gün dostu

Arkadaşlığını felaket günlerinde etkin bir biçimde gösteren kimse. anlamını taşıyan deyim.

karadeniz’de gemilerin mi battı

“Öyle derin derin düşünecek ne var?” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Karada ölüm yok

“Artık herhangi bir tehlike İle karşılaşma olasılığı yok.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

kara çalmak

Ona iftira etmek suç yüklemek. (Kars. Çamur atmak, iftira atmak, leke sürmek.) anlamını taşıyan deyim.

Kara çatı

Ara bozucu. anlamını taşıyan deyim.

kara cümlesi bozuk

Okuması yazması olmayan, derdini iyi anlata mayan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Kara cahil

Hiçbir şey bilmeyen, bilgisiz (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Kara borsaya düşmek

Bir mal, bulunmaz olmak ve bu yüzden değe ri çok yükselmek. anlamını taşıyan deyim.

karabatak gibi bir batıp bir çıkmak

Bir görünüp bir ortadan kaybolmak. anlamını taşıyan deyim.

Kara baht

Kötü talih. anlamını taşıyan deyim.

kapıyı göstermek

Onun gitmesini istemek, onu kovmak. anlamını taşıyan deyim.

kapıya dayanmak

Gelip çatmak, zamanı gelmek. Bîr şey elde etmek için zorlamak, gözünü korkutmak. anlamını taşıyan deyim.

Kapısını aşındırmak

Bir kimsenin evine, yanına bir iş için çok sık gi dip gelmek. anlamını taşıyan deyim.

kapısı açık olmak

Herkesin serbestçe konuk olarak gele bileceği ev olmak. anlamını taşıyan deyim.

kapının önüne koymak

Onu kovmak (Kars. Yol vermek.) anlamını taşıyan deyim.

kapı dışarı etmek

Onu kovmak, dışarı atmak. anlamını taşıyan deyim.

kapıdan kovulsa bacadan girer

Yüzsüz, sırnaşık kimse İçin kutlanılır. anlamını taşıyan deyim.

kapı açmak

Bir işe başlamak. Pazar lığa’ yüksek bir fiyatla başlamak. Konuyla İlgili bir şeyden söz et mek. anlamını taşıyan deyim.

kapanın elinde kalmak

Bir şey daha açık göz olanların ve çabuk davranabilenleıin malı olmak. anlamını taşıyan deyim.

kapana sıkıştırmak

Onu zor durumda bırakmak. Onu hile yoluyla yakalamak. anlamını taşıyan deyim.

kapana düşmek

Ele geçmek, yakalanmak. anlamını taşıyan deyim.

Kapalı yetişmek

Toplum yaşamına pek karışmadan, aile töresine gö re yetişmek. anlamını taşıyan deyim.

kapağı dar atmak

Kaçıp kurtulmak; rahat, tehlikesiz bir yere sı ğınmak. anlamını taşıyan deyim.

kapağı atmak

istediği bir yere (mevkiye, okula vb.) geçmek. anlamını taşıyan deyim.

kan tutmak

Kanı görünce bayılmak. (Adam öldüren için) Donup kaldığı için kaçamamak, şok geçirmek. anlamını taşıyan deyim.

Kan ter içinde kalmak

Yaptığı ağır iş nedeniyle ter içinde kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Kan revan içinde

Her yanı kana bulanmış bir durumda. anlamını taşıyan deyim.

Kan oturmak

Vücudun bir yerinde sıkışma nedeniyle damarların çat layıp dokular arasında kan birikmek. anlamını taşıyan deyim.

kanlı bıçaklı olmak

Aralarındaki anlaşmazlık birbirini öldürecek kerteye varmak anlamını taşıyan deyim.

Kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek

Çok eziyet çekmesine rağ men durumu iyiymiş gibi gösteremeye çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

kan kusturmak

Ona çok eziyet çektirmek. anlamını taşıyan deyim.

Kan kardeşi

Birbirinin az miktarda kanını emip kardeş olduklanna ye”-, min eden kişilerden her biri. anlamını taşıyan deyim.

kan istemek

Öldürülen bir kimsenin öcünün alınmasını istemek. anlamını taşıyan deyim.

kanıyla ödemek

Yaptığı kötü iş sonunda yaşamını yitir mek. anlamını taşıyan deyim.

Kanı yerde kalmamak

Öldürülen kimsenin mutlaka öcü alınmak. anlamını taşıyan deyim.

Kanı pahasına

Yaşamını tehlikeye atarak. anlamını taşıyan deyim.

Kanını kurutmak

Gereğinden çok rahatsız edip canından bezdirmek; iliğini kurutmak. * anlamını taşıyan deyim.

Kanını emmek

(gbkz:sömürmek). anlamını taşıyan deyim.

Kanına susamak

Öldürme hırsıyla yanıp tutuşmak. Kendisinin öldürülmesine yof açacak davranışlarda bulunmak. (Kars. Belasını aramak.) anlamını taşıyan deyim.

Kanına girmek

Bir kimseyi öldürmek ya da öldürtmek. Kızlığım bozmak. Kandırmak, yıkıma uğratmak. anlamını taşıyan deyim.

Kanına ekmek doğramak

Bir kimsenin büyük bir yıkıma uğramasına neden olup bundan çıkar sağlamak. anlamını taşıyan deyim.

Kanına dokunmak

Çok sinirlenmek. anlamını taşıyan deyim.

Kanı kurumak

İyice usanmak, bıkmak. anlamını taşıyan deyim.

kanı ısınmak

Ona yakınlık duymak. anlamını taşıyan deyim.

kanı bozuk

(gbkz:sütü bozuk). anlamını taşıyan deyim.

Kan gütmek

Öldürülen bir yakının öcünü atmak için öldüren taraftan birini öldürmek istemek, öldürmek için fırsat kollamak. anlamını taşıyan deyim.

kan gövdeyi götürmek

Birçok insan öldürülmek, çok kan dökülmek. anlamını taşıyan deyim.

Kan çıkmak

Kavga çıkıp kan dökülmek, cinayet işlenmek. anlamını taşıyan deyim.

Kan çekmek

Huyu benzemek. Yakınlık duymak. anlamını taşıyan deyim.

kancayı takmak

Ona musallat olmak, onun kötülü ğüne çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

kan başına sıçramak

Çok öfkelenmek. anlamını taşıyan deyim.

kanat germek

Onu korumak, himayesine almak. anlamını taşıyan deyim.

kanadı altına almak

Onu korumak, himaye etmek anlamını taşıyan deyim.

kamış atmak

Olumlu yönde gelişen bir işi bozmak. Onu kandırmak, aldatmak. anlamını taşıyan deyim.

Kambur kambur üstüne

Bir sıkıntı bitmeden bir başka sıkıntının baş laması, tersliklerin üst üste gelmesi. anlamını taşıyan deyim.

Kalıpsız kıyafetsiz

Gösterişsiz, bakımsız (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Kalıplı kıyafetli

Gösterişli, bakımlı (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Kalıp gibi oturmak

Giysi vücuda tam gelmek, iyi uymak. anlamını taşıyan deyim.

Kalın kafalı

Bir şeyi geç ve güç anlayan, anlayışı kıt olan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

kalıbını basmak

Onun doğruluğuna, öyle olduğuna tanık lık etmek. anlamını taşıyan deyim.

Kalıbı kıyafeti yerinde

Görünüşü gösterişli olan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Kaleyi içten fethetmek

Herhangi bir şeyi, o şeyle en yakın kişiyi ka zanarak, onun yardımıyla elde etmek. anlamını taşıyan deyim.

Kalem oynatmak

Yazı yazmak, Bir yazıyı düzeltmek. Yazılı bir belge üzerinde gizlice değişiklik yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Kaldırıma düşmek

Ucuz fiyatla satılmaya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

Kaldı ki

Bundan başka, bununla birlikte. anlamını taşıyan deyim.

Kalbini kırmak

Uygunsuz sözle ya da davranışla bir kimseyi gücen dirmek; gönlünü kırmak. anlamını taşıyan deyim.

kalbini kazanmak

İnce bir davranış, güzel bir sözle sev gisini kazanmak; gönlünü kazanmak.. anlamını taşıyan deyim.

kalbini açmak

Duygu ve düşüncelerini ona söylemek. anlamını taşıyan deyim.

Kalbine girmek

Sevgisini kazanmak. anlamını taşıyan deyim.

Kalbi çarpmak

Kalp atışları artmak. Çok heyecanlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Kalayı yemek

Kendisine küfredilmek. anlamını taşıyan deyim.

kalayı basmak

Ona küfür etmek, sövmek. anlamını taşıyan deyim.

kahve dövücünün hınk deyicisi

Bir kimsenin yaptığı işi (gbkz:yaltaklık) ederek,*:yaltaklık etmek* sözle destekleyen (kimse). anlamını taşıyan deyim.

kahkahayı basmak

Kendini tutamayıp yüksek sesle gülmek. anlamını taşıyan deyim.

Kahkahadan kırılmak

Çok gülmek. anlamını taşıyan deyim.

Kahkaha atmak

Yüksek sesle gülmek. anlamını taşıyan deyim.

kahır çekmek

Belirli bir amaçla uzun süre sıkıntıya katlan mak. anlamını taşıyan deyim.

Kâğıt üzerinde kalmak

O şey tasarlandığı halde yapılmamış olmak, uygulamaya konulmamak. anlamını taşıyan deyim.

kâğıda dökmek

Onu yazmak, yazıya geçirmek. anlamını taşıyan deyim.

kafese koymak

Onu aldatıp çıkar sağlamak. Onu hapse sokmak. anlamını taşıyan deyim.

Kafese girmek

Hazırlanan tuzağa düşmek, aldatılmak. anlamını taşıyan deyim.

kafa yormak

Bir konu üzerinde çok düşünmek; beyin yormak. anlamını taşıyan deyim.

kafa yok

Akılsız, aptal (kimse). anlamını taşıyan deyim.

kafayı vurmak

Yatıp uyumak. Hastalanıp yatağa düş mek. anlamını taşıyan deyim.

Kafayı üşütmek

Akli dengesini yitirmek. anlamını taşıyan deyim.

kafayı tütsülemek

(gbkz:sarhoş olmak). anlamını taşıyan deyim.

kafayı takmak

Hep onu düşünmek, onunla uğraşmak (Kars. Aklı takılmak.) anlamını taşıyan deyim.

kafayı değiştirmek

Düşüncesini, kanısını değiştirmek. anlamını taşıyan deyim.

kafayı çekmek

İçki İçmek.’ anlamını taşıyan deyim.

Kafayı bulmak

(gbkz:Sarhoş olmak). (gbkz:Keyfi yerine gelmek). anlamını taşıyan deyim.

birine kafa tutmak

Ona aksiienmek, diklenmek; karşı gelmek (Kars. Gözdağı vermek, posta koymak.) anlamını taşıyan deyim.

Kafa şişirmek

Gürültü ya da gevezelikle tedirgin etmek. anlamını taşıyan deyim.

Kafası şişmek

bk. Kafası kazan olmak. anlamını taşıyan deyim.

Kafasını toplamak

Sağlıklı düşünebilecek duruma gelmek; aklını ba şına toplamak. anlamını taşıyan deyim.

Kafasını kurcalamak

Zihnini meşgul etmek, devamlı düşündürmek; aklını kurcalamak. anlamını taşıyan deyim.

Kafasını kullanmak

Akıllıca davranmak; aklını kullanmak. anlamını taşıyan deyim.

kafasını kaldırmamak

Hep o şeyle meşgul olmak; ba şını kaldırmamak. anlamını taşıyan deyim.

Kafasını kaldırmak

Karşı gelmek; başını kaldırmak. anlamını taşıyan deyim.

Kafasını gözünü yara yara konuşmak

Bir dili yanlışlar yaparak ko nuşmak. anlamını taşıyan deyim.

Kafasını ezmek

(gbkz:zararlı olabilecek bir şeyi daha başlangıçta yok etmek); (gbkz:başını ezmek). anlamını taşıyan deyim.

kafasından çıkarmak

Onu unutmak, ondan vazgeç-• m ek; aklından çıkarmak. anlamını taşıyan deyim.

Kafasına vurmak

İçki, hava, vb. ona ofumsuz etki yapmak; başına vurmak. anlamını taşıyan deyim.

Kafasına vura vura

Zorla, itekleyerek. anlamını taşıyan deyim.

kafasına koymak

Onu yapmaya kesin karar verip uygun zamanı beklemek. (Kars. Aklına koymak.) anlamını taşıyan deyim.

kafasına dank etmek

Bir olay dolayısıyla gerçeği doğruyu anlamak. anlamını taşıyan deyim.

Kafası kızmak

(gbkz:öfkelenmek), (gbkz:sinirlenmek). anlamını taşıyan deyim.

kafası kazan gibi olmak

Gürültüden tedirgin ol mak. Çok çalışmaktan ötürü zihni yorulmak; başı kazan gibi ol mak, başı şişmek. anlamını taşıyan deyim.

Kafası karışmak

Sağlıklı düşünemez olmak; zihni karışmak. anlamını taşıyan deyim.

kafası işlemek

Akıllıca davranışlarda bulunmak. Zekice işler yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Kafası dumanlı

Hafif sarhoş. Çok yorgun kimse için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Kafası dönmek

Sersemlemek. Öfkelenmek. anlamını taşıyan deyim.

Kafası çalışmak

bk. (gbkz:kafası işlemek). anlamını taşıyan deyim.

Kafası bulanmak

Bir durum karşısında ne olup bittiğini kavrayamaz anlamını taşıyan deyim.

birine kafası bozulmak

Ona kızmak, Öfkelenmek, sinir lenmek. anlamını taşıyan deyim.

Kafası atmak

(gbkz:çok öfkelenmek); (gbkz:beyni atmak), (gbkz:tepesi atmak). anlamını taşıyan deyim.

kafası almamak

Onu anlayamayacak durumda olmak. Onun olabileceğine inanmamak, Onu anlayamamak, kavrayamamak; havsalası almamak. anlamını taşıyan deyim.

Kafa kalmamak

Zihni yorgunluktan çalışamaz duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Kafa kafaya vermek

Bir konuda görüşmek üzere bir araya gelmek; baş başa vermek. anlamını taşıyan deyim.

Kafa göz yarmak

(gbkz:beceriksizlik göstermek). anlamını taşıyan deyim.

Kafa dinlemek

Zihni yoran işlerden uzak kalmak anlamını taşıyan deyim.

kafadan çatlak

Akılsızca İşler yapan, deli. anlamını taşıyan deyim.

Kafa cilalamak

bk. Kafayı çekmek. Kafa çekmek : bk. Kafayı çekmek. anlamını taşıyan deyim.

Kadrini bilmek

Değerini bilmek. Yararlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Kadir gecesi doğmuş

Çok şanslı (kimse); anası kadir gecesi doğurmuş. anlamını taşıyan deyim.

kadınlar hamamına dönmek

Herkes aynı anda konuştuğu anlamını taşıyan deyim.

Kaderin sillesini yemek

Büyük bir yıkıma uğramak. anlamını taşıyan deyim.

Kaderine küsmek

Karşılaştığı kötü olaylar yüzünden talihini suçlu görmek; talihine küsmek. anlamını taşıyan deyim.

Kaderin buyruğuna boyun eğmek

Başına gelenlere katlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Kadere meydan okumak

Alınyazısını değiştirmek için büyük bir sava şım vermek. anlamını taşıyan deyim.

kaç zamandır

‘Çoktan beri.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Kaç para eder

“Neye yarar, ne değeri var?” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Kaçacak delik aramak

Korku nedeniyle saklanacak yer aramak. anlamını taşıyan deyim.

kâbus basmak

Büyük sıkıntı, korku içinde kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Kabul olmayacak duaya amin demek

Olmayacak bir şeye olacak mış gibi inanmak. anlamını taşıyan deyim.

Kabir suali

Ayrıntılı, bıktırıcı sorular; ahret suali. anlamını taşıyan deyim.

kabir azabı

Çok sıkıntı (çekmek). anlamını taşıyan deyim.

Kabak çiçeği gibi açılmak

Utangaçlığı, sıkılganlığı bir yana bırakıp anlamını taşıyan deyim.

Kabak başına patlamak

: Pekçok kişiyi İlgilendiren bir olaydan dolayı anlamını taşıyan deyim.

kabahati birine yüklemek

Suçu başkasının üzerine atmak, ona ifti ra etmek anlamını taşıyan deyim.

Kabahat İşlemek

Kabahat sayılacak bir davranışta bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

kabahat bulmak

O kimsede suç, kusur ara mak. Bir şeyde eksik bir yan, kusur aramak. anlamını taşıyan deyim.

jeton düşmemek

Söylenenleri, olup bitenleri anlayama mak. anlamını taşıyan deyim.

izzetinefsine dokunmak

bk. (gbkz:Onuruna dokunmak). anlamını taşıyan deyim.

İz sürmek

insan ya da hayvanların ayak izlerine bakarak nereye gittiklerini anlamak ve gittikleri yeri bulmaya çalışmak. (gbkz:izlemek), (gbkz:arkasından gitmek), (gbkz:takip etmek). anlamını taşıyan deyim.

İzine düşmek

İzlemek, peşi sıra gitmek. anlamını taşıyan deyim.

izinde yürümek

Bir kimsenin başladığı bir işi aynı an layış ve yöntemle yürütmek. anlamını taşıyan deyim.

izin almak

İstediği bir şeyi yapabilmek ya da istediği bir yere gidebilmek için daha yetkili birinden serbest bırakıl masını sağlamak. anlamını taşıyan deyim.

iyiye iyi kötüye kötü demek

Gerçekleri olduğu gibi söylemek, kim senin hatın için herhangi bir durumu olduğundan farklı gösterme mek. anlamını taşıyan deyim.

iyiye çekmek

Bir düşünceyi ya da olayı iyi (o-lumlu) yönden değerlendirmek. anlamını taşıyan deyim.

İyisi mi

Yapıiacak en doğru şey. anlamını taşıyan deyim.

İyi saatte olsunlar

Cinler periler için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

İyi olmak

iyileşmek, sağlığına kavuşmak. Yerinde olmak. Uygun olmak. anlamını taşıyan deyim.

iyilik sağlık

“Nasılsınız?” sorusuna karşılık olarak söylenen ve sağlıklı, durumunun iyi olduğu bildiren söz. anlamını taşıyan deyim.

iyiliği dokunmak

Ona yardım etmek, faydası olmak. anlamını taşıyan deyim.

İyi kötü

Uta iyi ne kötü, orta halli. Oldukça iyi. anlamını taşıyan deyim.

İyi ki

Sevindirici bir durum, güzel bir rastlantı olarak. anlamını taşıyan deyim.

iyi kalpli

Herkes için iyi şeyler düşünen kimse için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

iyi iş

Beğenilmeyen bir durum, olay karşısında şaşkınlığı belirtmek için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

iyi günün dostu

Dostlarına iyi günlerinde yakınlık gösteren, kötü günle rinde onlardan uzaklaşan kimse için alay yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

İyi gözle bakmamak

Hakkında iyi şeyler düşünmemek. anlamını taşıyan deyim.

İyi gelmek

Uymak. Sağlığına kavuşmasına yaramak. anlamını taşıyan deyim.

İyi etmek

-1, Tedavi etmek, sağlığına kavuşturmak. Yaptığı iş uy gun olmak. -3- Zarar vermek, zarara sokmak. Parasını, malını çal mak. anlamını taşıyan deyim.

İyiden iyiye

Gereken biçimde. anlamını taşıyan deyim.

İt kopuk

Serseri, aşağılık, terbiyesiz (kimseler). anlamını taşıyan deyim.

it ite buyurur it de kuyruğuna

“Tembel kimseler kendilerine buy-rulan bir işi başkalarına yüklerler, böylece iş sürüncemede kalır.” anlamını taşıyan deyim.

itin götüne sokmak

Onu ağır sözler söyleyerek rezil etmek anlamını taşıyan deyim.

İtimat telkin etmek

Güven duygusu uyandırmak; güven vermek. anlamını taşıyan deyim.

itimat beslemek

ona (gbkz:güvenmek); (gbkz:güven beslemek). anlamını taşıyan deyim.

itimadı sarsılmak

Artık ona güvenmemek. anlamını taşıyan deyim.

İtibar kazanmak

Saygınlığını yeniden elde etmek. anlamını taşıyan deyim.

itibar etmek

Ona saygı göstermek Onu dikkate almak önemsemek anlamını taşıyan deyim.

İtibardan düşmek

Bir kimse saygınlığını yitirmek Bir şey öne mini, değerini yitirmek anlamını taşıyan deyim.

iş yok

‘Bu şey işe yaramaz.” “Bu kişi çalışamaz, verimli işler yapamaz.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

iş yapmak

İyi kazanç getirmek. anlamını taşıyan deyim.

iş var

“Bu şey daha işe yarar.” *Bu kişi iyi işler yapabilir.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

İş tutmak

bir işte çalışmak (Kars. (gbkz:ekmeğini eline almak).) anlamını taşıyan deyim.

İşten güçten kalmak

Herhangi bir nedenle (gbkz:çalışamamak), (gbkz:işini yapamamak) anlamını taşıyan deyim.

işten el çektirmek

Bir suçu ya da ihmali bulunduğu gerekçe siyle bir kimsenin İşine son vermek anlamını taşıyan deyim.

İşten bile değil

Çok kolay. anlamını taşıyan deyim.

işten atmak

Onun görevine son vermek anlamını taşıyan deyim.

İştahı kapanmak

Yemek yeme İsteği azalmak. anlamını taşıyan deyim.

İştahı açılmak

Yemek yeme İsteği artmak anlamını taşıyan deyim.

İştah açmak

Yemek yeme isteğini artırmak anlamını taşıyan deyim.

İş sarpa sarmak

İş birtakım zorlu engellerle karşılaşmak anlamını taşıyan deyim.

İşportaya düşmek

Değerini yitirip daha ucuza satılmaya başlamak anlamını taşıyan deyim.

İşporta mal

Değeri, niteliği düşük mal. anlamını taşıyan deyim.

İş olsun diye

Herhangi bir amaç gütmeden, iş yapyor görünerek anlamını taşıyan deyim.

işler açılmak

Alışverişe canlılık gelmek. anlamını taşıyan deyim.

işkembeden atmak

Herhangi bir kaynağa dayanmayan ve inandırıcılığı olmayan sözler söylemek. anlamını taşıyan deyim.

İş karıştırmak

Araya fesat sokmak Zararlı bir iş yapmak. anlamını taşıyan deyim.

İşi yokuşa sürmek

Herhangi bir konuda engellemede bulunmak, güçlük çıkarmak anlamını taşıyan deyim.

İşitmezlikten gelmek

İşitmemiş gibi davranmak. anlamını taşıyan deyim.

işi tıkırında olmak

İşi istediği biçimde yürümek anlamını taşıyan deyim.

İş tatlıya bağlamak

Konuyu, sorunu iyi, memnun edici bir çözüme ulaştırmak. anlamını taşıyan deyim.

İş işten geçmek

Bir iş için uygun olan fırsatı kaçırmak. anlamını taşıyan deyim.

İşi sağlama bağlamak

Bir İşin tam olarak yapılması için gerekli ön lemleri almak anlamını taşıyan deyim.

İşi resmiyete dökmek

O işe resmi bir nitelik vermek. anlamını taşıyan deyim.

işi rast gitmek

Şansının da yardımıyla işleri istediği gibi olmak; rast gitmek. anlamını taşıyan deyim.

İşi pişirmek

Bir işi sonuca ulaştıracak gerekli hazırlıkları yapmak. Kadın erkek aralarında gizlice anlaşmak. (Kars. Mercimeği fırına vermek.) anlamını taşıyan deyim.

İşi oluruna bırakmak

Yapmakta olduğu bir İşte gerekli titizliği göstermemek, anlamını taşıyan deyim.

İşin ucu birine dokunmak

Söz konusu işten dolaylı olarak zarar görmek anlamını taşıyan deyim.

İşin rengi değişmek

İş, konu başka bir biçime bürünmek, nitelik bazanmak. anlamını taşıyan deyim.

İşin mi yok

“Önemli deği, boş ver!” anlamında. İşin kötüsü (fenası) : Üst üste gelen tersliklerde kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

İşini uydurmak

Kurnazlıkla işlerini istediği gibi yürütmek. anlamını taşıyan deyim.

İşini görmek

Kendi işini ya da başkasının İşini yapmak. Başka bir şeyin yapacağı işi yapacak nitelikte olmak. Dövmek. öldür mek anlamını taşıyan deyim.

İşin içinde iş var

Bir konunun arkasında onunla doğrudan İlgili olma yan durumların da bulunduğunu belirtmek için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

işini bitirmek

Birini artık iş yapamaz duruma getirmek. Onu öldürmek. anlamını taşıyan deyim.

İşini bilmek

Nereden, nasıl çıkar sağlanacağını bilmek. anlamını taşıyan deyim.

İşine gelmek

Çıkarına uygun düşmek. anlamını taşıyan deyim.

işi ne

“Ne işi var?” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

İşinden olmak

İşini kaybetmek. İ anlamını taşıyan deyim.

İşin alayında olmak

O işe gereken önemi, değeri vermemek. anlamını taşıyan deyim.

İş inada binmek

Bir işi yapmakta, (ya da yapmamakta) direnmek,inatlaşmak. anlamını taşıyan deyim.

İşi İş olmak

Sevinç yaratan bir duruma kavuşmak. anlamını taşıyan deyim.

işi vurmak

Başka bir biçimde davranmak, …gi bi görünmek. anlamını taşıyan deyim.

işi düşmek

Bir yerde yapılacak işi bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

İşi ciddiye almak

: Konuya, soruna önem vermek. anlamını taşıyan deyim.

İşi bozulmak

Geçimini sağladığı işinde zarar etmeye başlamak. anlamını taşıyan deyim.

İşi bitmek

Yaptığı iş sona ermek. İş yapacak durumu, kuvveti kalmamak. anlamını taşıyan deyim.

işi başından aşmak

Yapacak pekçok işi bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

İşi aksi gitmek

İstediği sonucu elde edememek. anlamını taşıyan deyim.

İş güç

Görev, meslek. anlamını taşıyan deyim.

İş görmek

İş yapmak. Bir iş için elverişli olmak anlamını taşıyan deyim.

İşe yaramak

Elverişli nitelikte bulunmak. (gbkz:iş yapabilecek durumda olmak). anlamını taşıyan deyim.

İş etmek

Aldatmak, zarar sokmak. (Kars. Oyun etmek, oyun oyna mak.) anlamını taşıyan deyim.

işe koşmak

Ona iş yüklemek, onu bir işle görevlendirmek. anlamını taşıyan deyim.

iş edinmek

Onu görev olarak kabul etmek, onunla sürekli ilgilenmek. anlamını taşıyan deyim.

İş çıkarmak

-t. Çok iş yapmak. Sorun yaratmak. anlamını taşıyan deyim.

İş çığrından çıkmak

Bir konu düzeltilmesi güç bir duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

İş çevirmek

Gizli, dolambaçlı bir iş yapmak. anlamını taşıyan deyim.

İş başa düşmek

Kendi işini başkasından hiç yardım görmeden ken disi yapmak zorunda kalmak anlamını taşıyan deyim.

isyan bayrağını açmak

Karşı gelmek, baş kaldırmak. anlamını taşıyan deyim.

İstikamet vermek

bk. Yön vermek. anlamını taşıyan deyim.

İstifini bozmamak

Bir oîay karşısında hiçbir tepki göstermemek, aldı rış etmemek. anlamını taşıyan deyim.

istifayı basmak

Herhangi bir nedenle, ani bir kararla (gbkz:görevinden çekilmek). anlamını taşıyan deyim.

İster istemez

Elinde olmadan, zorunlu olarak. anlamını taşıyan deyim.

İstemem yan cebime koy

kendisine verilen (gbkz:bahşiş), (gbkz:hediye), (gbkz:rüşvet) vb’yi almak istemediğini belirttiği halde verilmesinden memnun olanların durumu için söylenir anlamını taşıyan deyim.

istediği gibi at koşturmak

(gbkz:Keyfince), (gbkz:istediği gibi davranmak). anlamını taşıyan deyim.

İsrafa kaçmak

Gereksiz yere aşırı harcamalarda bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

İsmiyle cismiyle

Adı ve varlığıyla, adıyla sanryla. anlamını taşıyan deyim.

İsmi geçmek

Adından söz edilmek; adı geçmek. anlamını taşıyan deyim.

İskeleti çıkmak

Çok zayıflamak. anlamını taşıyan deyim.

iskele babası

Eviyle, çoluk çocuğuyla ilgilenmeyen erkek için alay yollu söylenir. Iriyah adam. anlamını taşıyan deyim.

İsim yapmak

Ünlenmek, herkesçe tanınır duruma gelmek. İsim takmak (birine): Ona niteliklerine uygun bir isim vermek ; ad takmak. anlamını taşıyan deyim.

isabet oldu

“Tam isteğe uygun, yerinde oldu.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

İsabet ki

İyi ki. anlamını taşıyan deyim.

İsabet buyurdunuz

“Tam dediğiniz gibi, gerçekten efe Öyle.” anlamın da destekleyici söz, – ,, anlamını taşıyan deyim.

İsabet almak

(gbkz:vurulmak), (gbkz:yaralanmak). anlamını taşıyan deyim.

ipucu vermek

Ona öğrenmek istediği, aradığı şeyi bulmaya yarayan bir işaret göstermek. anlamını taşıyan deyim.

ipsiz sapsız

Serseri, hayta (kimse). Yersiz, saçma (söz). anlamını taşıyan deyim.

İpliğini pazara çıkarmak

Bir kimsenin kötü niteliğini ortaya çıkarmak. anlamını taşıyan deyim.

İpler birini elinde olmak

İşi el altından yönetmek. Yönetimde perde arkasında söz sahibi olmak. anlamını taşıyan deyim.

bir şeyi iple çekmek

O şeyin zamanının gelmesini sabırsızlıkla anlamını taşıyan deyim.

ip ipullah sivri külah

Hiçbir malı, mülkü, çoluğu çocuğu olmayan (kimse). * . anlamını taşıyan deyim.

İpin ucunu kaçırmak

Bir işi yürütemez duruma gelmek, düzensizlik, yöntemsizlik yüzünden bir işi çıkmaza sokmak. anlamını taşıyan deyim.

İpini koparmak

Başıboş kalmak, haylazlaşmak. anlamını taşıyan deyim.

İpi koparmak

Bağlı bulunduğu yer ya da kişiyle ilişkisini kesmek. anlamını taşıyan deyim.

İpe un sermek

Birtakım bahaneler ileri sürerek istenilen bir işi yapmaktan kaçınmak. anlamını taşıyan deyim.

İpe sapa gelmez

Tutarsız, mantıkdışı, saçma (söz, konuşma). anlamını taşıyan deyim.

ipe çekmek

Onu asarak öldürmek. anlamını taşıyan deyim.

İnzivaya çekilmek

Dünyadan elini eteğini çekmek, hiçbir şeyle ilgi lenmemek; bir köşeye çekilmek, dünyadan elini eteğini çekmek. anlamını taşıyan deyim.

birinden intikam almak

Yapılan kötülüğün acısını çıkarmak; öç al mak. anlamını taşıyan deyim.

İnşallahla maşallahla

Her şeyi Tanrı’ya bırakmakla, hiçbir çaba göstermeden. anlamını taşıyan deyim.

İnsan sarrafı

İyi ve kötü insanları iyi tanıyabilen kimse. anlamını taşıyan deyim.

İnsanlıktan çıkmak

(gbkz:çok zayıflamak). (gbkz:bir insana yakışır davranışlarda bulunmamak). anlamını taşıyan deyim.

İnsanlık hali

Hoşgörüyle karşılanması gereken durum. anlamını taşıyan deyim.

İnsan kurusu

Çok zayıf (kimse). anlamını taşıyan deyim.

İnsan içine çıkmak

Başka insanlarla itişki, yakınlık kurmak. anlamını taşıyan deyim.

İnsan hali

Her insanın yapabileceği, hoş karşılanması gereken bir du rum. anlamını taşıyan deyim.

İnsan eti yemek

Bir kimseyi çekiştirmek, hakkında dedikodu yap mak. anlamını taşıyan deyim.

insafına kalmak

Bir şeyin istenilen biçimde olabil mesi o şeyi yapacak’kimsenin doğruluk duygusuna ve isteğine bağlı olmak. (Kars. Sütün» kalmak.) anlamını taşıyan deyim.

insafa gelmek

Haksız tutumundan vazgeçip adalet ve merhametle davranmak. anlamını taşıyan deyim.

in misin cin misin

Teklifsiz konuşmada “İnsan mısın, cin misin?” anlamında söylenir. anlamını taşıyan deyim.

inme inmek

o (gbkz:felç olmak), ona (gbkz:felç gelmek). anlamını taşıyan deyim.

İniş aşağı

Bayırdan aşağı doğru. anlamını taşıyan deyim.

İnim inim inlemek

Sürekli olarak inlemek. Çok büyük sıkıntıda (olmak, yoksulluk çekmek, baskı altında yaşamak. anlamını taşıyan deyim.

İnfial uyandırmak

Öfke yaratmak, tepkiye yol açmak. anlamını taşıyan deyim.

İncir çekirdeğini doldurmaz

Çok küçük, az ya da önemsiz (şey). anlamını taşıyan deyim.

in cin top oynuyor

(gbkz:ıssız yer), (gbkz:sessiz yer). anlamını taşıyan deyim.

İnce iş

Dikkatli, hesaplı iş. anlamını taşıyan deyim.

İnce hastalık

Verem. anlamını taşıyan deyim.

İnce eleyip sık dokumak

Bir şeyi en küçük ayrıntılarına kadar (gbkz:gözden geçirmek). anlamını taşıyan deyim.

inceden inceye

e : Titizce, en küçük ayrıntılarına kadar. anlamını taşıyan deyim.

İnan olsun!

“Bana inan, inanın ki.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

imza atmak

(gbkz:imzalamak), (gbkz:imzasını koymak). anlamını taşıyan deyim.

imtihana çekmek

(gbkz:Bilgisini ölçmek), onu (gbkz:sınamak), (gbkz:denemek). anlamını taşıyan deyim.

imlaya getirmek

Onu (gbkz:yola getirmek), (gbkz:düzeltmek). anlamını taşıyan deyim.

İmlaya gelmemek

Düzeltilmeyecek durumda olmak. anlamını taşıyan deyim.

İmiğine sarılmak

Bir kimseyi bir İş için çok sıkıştırmak; ümüğüne sa rılmak. anlamını taşıyan deyim.

İmanı gevremek

Bir işi gerçekleştirirken çok yorulmak. anlamını taşıyan deyim.

İmana gelmek

Önce karşı çıktığı bir şeyi kabul edip istenileni yap mak. Sonunda doğruyu söylemek. İslamlığı benimsemek. anlamını taşıyan deyim.

İmam suyu

Rakı. anlamını taşıyan deyim.

İmam kayığı

Tabut anlamını taşıyan deyim.

imamın dört çiftesine binmek

Ölmek. anlamını taşıyan deyim.

iltimas geçmek

Onu kayırmak, ona hakkından fazlasını vermek. anlamını taşıyan deyim.

ilmini almak

Bir işin en ince yönlerini bile öğrenmek. anlamını taşıyan deyim.

illallah demek

Ondan iyice bıkmak, ona kat lanamaz duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

İlk elden

Baştan beri. Dolaysız, aracısız olarak. İlk göz ağrısı: İlk sevgüi; eski göz ağrısı. İlk doğan çocuk ya anlamını taşıyan deyim.

İlişki kurmak

Bir yer ya da kimseyle bağlantı sağlamak; münasebet anlamını taşıyan deyim.

İliğini kurutmak

Canından bezdirecek duruma getirmek; kanım ku rutmak. anlamını taşıyan deyim.

İliğine kemiğine işlemek

Yağmur suları giyiminden geçip bedent-ni iyice ıslatmak. O şey bütün benliğini kaplamak, ondan çok etki lenmek. anlamını taşıyan deyim.

İlgi toplamak

Pekçok kimsenin önem verdiği şey, kimse durumuna gelmek. . . anlamını taşıyan deyim.

İlgi görmek

Çok önemsenmek. Çok sevilmek; alaka görmek. anlamını taşıyan deyim.

ilgi duymak

Onunla ilgilenmek; alaka duymak. anlamını taşıyan deyim.

ilgi çekmek

İlgiyi üzerinde toplamak; alaka çek mek. anlamını taşıyan deyim.

İlgi çekici

İlginç, enteresan, merak uyandırıcı. anlamını taşıyan deyim.

ilgi beslemek

Ona karşı içinde merak duymak; alaka beslemek. anlamını taşıyan deyim.

iler tutar yanı olmamak

Bozuk, kötü, kullanılmaz bir duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

İleriyi görmek

İleride neler olacağını kestirebilmek; tahmin etmek, anlamını taşıyan deyim.

ileri sürmek

Onu öne doğru yürütmek. Bir görüş or taya atmak, önermek. anlamını taşıyan deyim.

ilerisini gerisini düşünmemek

Söylenen bir sözün, yapılan bir davranışın ne gibi sonuçlar doğuracağını düşünmemek. anlamını taşıyan deyim.

ileri gitmek

Söz ve davranışlarda aşırıya kaçmak. anlamını taşıyan deyim.

ileri geri konuşmak

Yersiz ve kına sözler söylemek. anlamını taşıyan deyim.

ileri gelmek

O şeyden meydana gelmek, o şeyin etki siyle oluşmak. anlamını taşıyan deyim.

İleri gelenler

Bir toplulukta sözü geçer durumda olanlar. anlamını taşıyan deyim.

İleri geçmek

Öne geçmek, üstün bir duruma geçmek. anlamını taşıyan deyim.

ileri almak

(gbkz:öne almak). (gbkz:daha üstün bir yere geçirmek). anlamını taşıyan deyim.

İlaç için yok

“Söz konusu şey hiç yok” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

iktisat etmek

Tutumlu davranmak, tasarruf etmek haç gibi gelmek (bir şey): O şey umulmayan bir anda gelerek işe yaramak anlamını taşıyan deyim.

İki yakası bir araya gelememek

Geçim sıkıntısından bir türiü kurîula-mamak. anlamını taşıyan deyim.

iki ucunu bir araya getirememek

Gelirle gideri denk-leştirememek. İşleri yoluna koyamamak anlamını taşıyan deyim.

İki ucu boklu deynek

“Bir sorunun çözülmesi için hangi yolu dener sen dene hepsi sakıncalı.11 anlamında. . anlamını taşıyan deyim.

iki lafı bir araya getirememek

Söylemek istediklerini düzenli bir biçimde dile getirememek anlamını taşıyan deyim.

ikisi de bir kapıya çıkar

(Söz ve davranışlar için) “Her ikisi de aynı sonuca varır.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

iki seksen uzatmak

Onu sert bir vuruşla yere sermek anlamını taşıyan deyim.

İki seksen uzanmak

Boylu boyunca yere serilmek Keyiflen mek, neşelenmek. anlamını taşıyan deyim.

İki rahmetten biri

(Çok ağır hastalar için) “Ya sağlığına kavuşsun, ya da ölüp kurtulsun’ anlamında söylenir. anlamını taşıyan deyim.

İki paralık olmak

kibarı azalmak, utanılacak bir duruma düşmek. anlamını taşıyan deyim.

iki paralık etmek

Söz ya da davranışlarıyla bir kimsenin de ğerini, itibarını düşürmek anlamını taşıyan deyim.

ikindi üstü

İkindi vaktinde. anlamını taşıyan deyim.

İkili oynamak

Birbirine karşıt olan her iki yanı destekler bir tavır takın mak anlamını taşıyan deyim.

İki lafı bir araya getirememek

bk. İki sözü bir araya getirememek. anlamını taşıyan deyim.

İki gözüm önüme aksın

Birini bir şeye inandırmak için ‘Dediklerim doğru değilse, kör olayım” anlamında yemin sözü. anlamını taşıyan deyim.

İki gözüm

Sevilen, değer verilen kimse için söylenen sevgi sözü. anlamını taşıyan deyim.

İki gözü iki çeşme

Durmadan ağlayarak, gözyaşı dökerek. anlamını taşıyan deyim.

İki eli kanda olsa

“Hangi işi yaparsa yapsın, hangi durumda olur sa olsun.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

İki eli yakasında olmak

Ondan hesap sormak. anlamını taşıyan deyim.

İki dirhem bir çekirdek

özenli giyinmiş (kimse). anlamını taşıyan deyim.

ikide bir

(gbkz: Sık sık). anlamını taşıyan deyim.

İki çift laf etmek

Bir İki söz söylemek, biraz konuşmak. anlamını taşıyan deyim.

İki ayağını bir pabuca sokmak

Bir kimseyi bir işi hemen yapıp bitir mesi için sıkıştırmak, zorlamak anlamını taşıyan deyim.

İki ateş arasında kalmak

Tehlikeli bir durum karşısında ne yapacağı nı şaşırmak, bir türiü karar verememek. anlamını taşıyan deyim.

İki arada bir derede kalmak

(gbkz:çok güç bir durumla karşı karşıya gelmek). anlamını taşıyan deyim.

İki arada bir derede

Sıkışık durumda bile bir fırsat bularak, olanak yaratarak. - anlamını taşıyan deyim.

iki ahbap çavuş

Birbirlerinden hiç ayrılmayan, hep beraber dola şan iki arkadaş. anlamını taşıyan deyim.

ihtiyaç duymak

Ona gereksinme duymak. anlamını taşıyan deyim.

ihtimam göstermek

Ona iyi bakmak, onunla yakından ilgilenmek; özen göstermek. anlamını taşıyan deyim.

ihtimal vermemek

Onun gerçekleşebileceğini düşünmemek, sanmamak. anlamını taşıyan deyim.

İhtilafa düşmek

Bozuşmak, uyuşamamak; aralarında anlaşmazlık doğmak. anlamını taşıyan deyim.

iğne ipliğe dönmek

Çok zayıflamak. anlamını taşıyan deyim.

iğne ile kuyu kazmak

Zor bir işi yetersiz araç ve gereçlerle büyük bir çaba harcayarak başarmaya çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

İğne atsan yere düşmez

Bir yerin çok kalabalık olduğunu belirtmek İÇtn kullandır. anlamını taşıyan deyim.

İftiraya uğramak

Kendisine asılsız bir iftira yüklenmiş olmak. anlamını taşıyan deyim.

iftira atmak

On asılsız ve kasıtlı bir suç yüklemek (Kars. Kara çalmak.) anlamını taşıyan deyim.

İftihara geçmek

Derslerinde başarılı, davranışlarında beğenilir olup üstün öğrenci seçilmek. anlamını taşıyan deyim.

ifrit olmak

Ona çok kızmak, (gbkz:öfkelenmek). (Kars. (gbkz:Çileden çıkmak).) anlamını taşıyan deyim.

ifrit etmek

Onu çok öfkelendirmek, kızdırmak (Kars. (gbkz:Çileden çıkarmak).) anlamını taşıyan deyim.

ifrata vardırmak

Onu aşırı ölçüye vardırmak anlamını taşıyan deyim.

İfrata kaçmak

Düşüncelerinde, davranışlarında çok ileri, aşırı gitmek. anlamını taşıyan deyim.

İflas bayrağını çekmek

İflas etmek, her şeyini yitirmek, batmak. anlamını taşıyan deyim.

İflahım kesmek

İş yapamaz duruma getirmek. anlamını taşıyan deyim.

ifadesini almak

Onu sorguya çekmek. Onu dövmek, hırpalamak. Onu yenmek, ona üstün gelmek. anlamını taşıyan deyim.

iddiaya tutuşmak

Birbirine karşıt iddialar ile bah se girişmek anlamını taşıyan deyim.

İçtikleri su ayrı gitmemek

Çok yakın arkadaş olmak İdare etmek (bir şeyi) (birini): Onu yönetmek. Onu tutumlu kullanmak. Yetmek, yetişmek. Onu hoşgörüyle karşılamak. Onu görmezlikten gelmek, örtbas etmek. İdaresini bilmek: Tutumlu davranmak anlamını taşıyan deyim.

içli dışlı olmak

Onunla çok samimi ilişkiler içinde bulunmak; senli benli olmak. anlamını taşıyan deyim.

İçler acısı

Çok aaklı, hüzün verici. anlamını taşıyan deyim.

İçi yanmak

Çok üzülmek. Susamak. anlamını taşıyan deyim.

İçi titremek

Çok üşümek. Özen göstermek, zarar gelecek diye tasalanmak. anlamını taşıyan deyim.

İçi tez

Aceleci, sabırsız (kimse). (Kars. Canı tez, tez canlı.) anlamını taşıyan deyim.

İçi sızlamak

Kötü durumda olan bir şey ya da kimse için üzülmek. anlamını taşıyan deyim.

İçi sıkılmak

Bunalmak, sıkıntı duymak. anlamını taşıyan deyim.

İçi rahat etmek

Kötü bir şey olmadığını görerek, öğrenerek ferahla mak. anlamını taşıyan deyim.

içi parçalanmak

Bir kimsenin kötü durumuna aayıp üzülmek; yüreği parçalanmak. anlamını taşıyan deyim.

İçinin yağı erimek

Kötü bir şey olacak diye üzüntü çekmek. anlamını taşıyan deyim.

içini kurt yemek

Sürekli kaygı içinde olmak. anlamını taşıyan deyim.

İçini kemirmek

onu sürekli (gbkz:rahatsız etmek), (gbkz:tedirgin etmek). anlamını taşıyan deyim.

İçini çekmek

Üzüntüsünden derin derin nefes almak (Kars. Göğüs girmek, iç geçirmek.)* anlamını taşıyan deyim.

İçini boşaltmak

Kızdığı için bir kimseye içinden geçenleri söyle yip rahatlamak. Derdini anlatmak. anlamını taşıyan deyim.

İçini bayıltmak

Fazla şekerli ve yağlı gıdalar yediği jçin artık hiçbir şey yiyemeyecek duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

içini açmak

Derdini, sırrını ona anlatmak. anlamını taşıyan deyim.

İçine sinmemek

Yalanlan da bulunmadığı için güzel bir şeyden tat alamamak. Bir şey istediği gibi olmadığı İçin rahatsız olmak, o şeyi beğenmemek. anlamını taşıyan deyim.

İçine oturmak

Çok etkilenmek, çok üzülmek. anlamını taşıyan deyim.

İçine kurt düşmek

Kötü bir şey olacağı kuşkusu içinde olmak. anlamını taşıyan deyim.

İçine korku düşmek

Kötü bir şeyin olabileceğinden kaygılanmak. anlamını taşıyan deyim.

İçine kapanmak

Çevresiyle sıkı, yakın ilişki kurmamak. Duru munu, duygularını kimseye açmamak. anlamını taşıyan deyim.

İçine işlemek

Bir söz, davranış, durum bir kimseye çok dokunmak, derinden etkilemek; yüreğine işlemek. anlamını taşıyan deyim.

içine etmek

Onu kötü bir duruma getirmek. anlamını taşıyan deyim.

İçine dokunmak

Dertlenmek, kederlenmek, hüzünlenme^ anlamını taşıyan deyim.

İçine doğmak

Bir şeylerin olacağını sezinlemek; gönlüne doğmak. anlamını taşıyan deyim.

İçine dert olmak

Yapılabilecek nitelikte olan bir şeyi yapamamış ol duğu için üzülmek. anlamını taşıyan deyim.

İçine çekilmek

Kimse ile görüşmez olmak, kendi kendine kalmayı tercin etmek; kabuğuna çekilmek. anlamını taşıyan deyim.

içine atmak

(gbkz:üzüntüsünü kimseye bildirmemek). (gbkz:Kendisine yapılan kötülüklere belli bir tepki göstermemek)le birlikte (gbkz:kendisine yapılan kötülükleri unutmamak). anlamını taşıyan deyim.

içinden pazarlıklı

Sinsi, yapacağı kötülükleri sezdirmeyen (kimse). anlamını taşıyan deyim.

içinden gelmek

0 şeyi yapmak isteği duymak. anlamını taşıyan deyim.

içinden geçirmek

Onu düşünmek, tasarlamak. anlamını taşıyan deyim.

İçinden doğmak

bk. İçinden gelmek. anlamını taşıyan deyim.

İçinden çıkmak

Zor bir işi başarıyla bitirmek. anlamını taşıyan deyim.

içi kazınmak

Çok acıkmak; içi eritmek. anlamını taşıyan deyim.

İçi kararmak

Hiçbir şeyden zevk almaz duruma gelmek, umutsuzlu ğa düşmek. anlamını taşıyan deyim.

İçi kan ağlamak

Kimseye sezdirmeden üzülmek, çok kederlenmek. anlamını taşıyan deyim.

içi kalkmak

Midesi bulanmak, tiksinmek. Ağlama ihtiyacı duymak. Çok heyecanlanmak. anlamını taşıyan deyim.

İçi içini yemek

İstedikleri olmuyor diye sürekli üzüntü içinde olmak. anlamını taşıyan deyim.

içi ısınmak

Ondan hoşlanmak, onu sevmek. anlamını taşıyan deyim.

İçi hop etmek

Birdenbire heyecanlanmak; yüreği hop etmek. anlamını taşıyan deyim.

içi götürmemek

Aaklı bir duruma da-yanamamak; yüreği dayanmamak. Onu kıskanmak. Vicdanı el vermemek. anlamını taşıyan deyim.

İçi gitmek

Bir şeyi yapmayı ya da elde etmeyi çok istemek. İshal olmak, sürgün gitmek. anlamını taşıyan deyim.

İçi geniş

Tasasız, gamsız (kimse); yüreği geniş. anlamını taşıyan deyim.

İçi geçmek

: Uykuya dalmak. Yaşlılık ve zayıflık nedeniyle gücü azalmak. anlamını taşıyan deyim.

İçi ezilmek

Acıkmaktan dolayı midesi rahatsız olmak; içi kazınmak, kıyılmak. anlamını taşıyan deyim.

İçi erimek

Çok üzülmek, tedirgin olmak. anlamını taşıyan deyim.

İçi dışına çıkmak

Bindiği taşıtın bozuk yoldan geçmesi sırasında ya da çok sallanmasından dolayı vücudu çok sarsılmak. Midesi bulanıp kusmak. anlamını taşıyan deyim.

İçi dışı bir

Gizlisi saklısı olmayan, düşündüklerini açıkça söyleyen (kimse). (Kars. Özü sözü bir.) anlamını taşıyan deyim.

İçi dayanmamak

bk. İçi götürmemek. anlamını taşıyan deyim.

İçi daralmak

İçi sıkılmak, sıkıntı nedeniyle bunalmak anlamını taşıyan deyim.

İçi dar

Sıkıntılı, beklemeye tahammülü olmayan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

içi çekmek

Bir şeye karşı içinde istek duymak. (Kars. Canı çekmek, gönlü çekmek.) anlamını taşıyan deyim.

İçi cız etmek

(gbkz: Çok üzülmek); (gbkz:yüreği cız etmek). anlamını taşıyan deyim.

İçi burkulmak

Çok üzülmek. (Kars. (gbkz:Ciğeri sızlamak).) anlamını taşıyan deyim.

İçi bulanmak

Midesi bulandığı için kusacak gibi olmak. anlamını taşıyan deyim.

içi beni yakar dışı eli

“Beni ilgilendiren bu konu başkalarına çekici görünür, ancak benim için oldukça sıkıntı vericidir.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

İçi bayılmak

Çok acıkmak, Fazla tatlı ya da yağlı bir yiyecek midesinde tuhaflık yaratmak, su içmek isteği duymak. anlamını taşıyan deyim.

içi almamak

Onu midesi kaldırmamak, kabul etme mek. Hoşlanmadığı bir şeyi yapmak istememek. anlamını taşıyan deyim.

İçi açılmak

(gbkz:iç sıkıntısı) ortadan kalkıp (gbkz:neşelenmek), (gbkz:ferahlamak) anlamını taşıyan deyim.

İç güveysinden hallice

“Nasılsın?” sorusuna karşılık olarak söylenen ve “İyiyim, sıkıntılı birine göre daha iyi durumdayım” anlamına gelen söz. anlamını taşıyan deyim.

İç geçirmek

Derin bir soluk alıp vererek üzüntüsünü belirtmek. anlamını taşıyan deyim.

bir şeyi iç etmek

Başkasına ait bir şeyi kendisine mal etmek, ortadan kaldırmak, saklamak. anlamını taşıyan deyim.

İçeri girmek

(gbkz:zarara uğramak). (gbkz:hapse girmek). anlamını taşıyan deyim.

İçeri düşmek

(gbkz:hapse düşmek), (gbkz:tutuklanmak). anlamını taşıyan deyim.

içeri atmak

Onu hapsetmek, tutuklamak; hapse atmak. • anlamını taşıyan deyim.

İç açmak

Neşelendirin şeylerle sıkıntıları gidermek, ferahlatmak anlamını taşıyan deyim.

İcat çıkarmak

Herkes tarafından yadırganan, garip karşılanan anlamını taşıyan deyim.

bir şeyin icabına bakmak

Gereğini yerine getirmek, (gbkz:gerekeni yapmak). Onu yok etmek, ortadan kaldırmak. anlamını taşıyan deyim.

ibret olmak

O şey ona ders olmak anlamını taşıyan deyim.

İbreti âlem için

“Herkese ders olsun , herkes ders alsın diye.” anla mında. . anlamını taşıyan deyim.

bir şeyden ibret almak

Ondan gereken dersi çıkarmak *:ders çıkarmak*: (gbkz:ders almak). anlamını taşıyan deyim.

ışığın altında

Bir durum ya da düşüncenin belli bir konuda yol göster mesinden yararlanarak. anlamını taşıyan deyim.

ıstırap vermek

O şey o kimsenin acı çekmesine yol açmak. O şey, o kimseyi üzmek. anlamını taşıyan deyim.

ıstırap çekmek

Bir acıyı yaşamak. Üzülmek. anlamını taşıyan deyim.

ıskartaya çıkarmak

Onu işe yaramaz duruma geldiği için aytnp bir kenara koymak. anlamını taşıyan deyim.

ıska geçmek

(gbkz:Hedefi tutturamamak). (gbkz:Önem vermemek), (gbkz:üzerinde durmamak), (gbkz:atlamak) anlamını taşıyan deyim.

ısıtıp ısıtıp önüne koymak

Daha önce söz konusu olan bir konuyu ikide bir gündeme getirmek. (Kars. Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp öne sürmek.) anlamını taşıyan deyim.

ırzına geçmek

Zor kullanarak bir kimseyle cinsel ilişkide bulunrriak. Bir şeyi bozmak, yozlaştırmak. anlamını taşıyan deyim.

ırz ehli

Namuslu (kimse). anlamını taşıyan deyim.

ırz düşmanı

Başkalarının namusuna göz diken ve isteğini yasa ve ahlakdışı yollarla sağlamaktan çekinmeyen kimse. anlamını taşıyan deyim.

ıkınıp sıkınmak

Bir iş yapabilmek için kendini çok zorlamak. anlamını taşıyan deyim.

Hüsnü kuruntu

Herhangi bir durumu kendisi için İyi olarak yorumla ma. anlamını taşıyan deyim.

Hürya etmek

Bir yere girerken ya da bir yerden çıkarken hep birlikte hücum etmek anlamını taşıyan deyim.

hülya kurmak

Hayal kurmak. anlamını taşıyan deyim.

Hüküm vermek

(gbkz:Yargıç), (gbkz:bir karara varmak) ya da (gbkz:bir suçlu hakkında ceza vermek). İyice düşündükten*:iyice düşünmek* sonra vardığı kararı *:karara varmak* bildirmek anlamını taşıyan deyim.

Hüküm sürmek

Bir yerin sahipliğini yapmak orada görevini sür dürmek Yaygın olmak, sürüp gitmek, devam etmek anlamını taşıyan deyim.

Hüküm giymek

Bir kimsenin hakkında ceza hükmü verilmek (Kars. Ceza yemek.) anlamını taşıyan deyim.

Hükümet kapısı

Devlet dairesi. anlamını taşıyan deyim.

hükmü geçmek

Sözü geçmek, sözü dinlenmek anlamını taşıyan deyim.

huzur vermek

Onu rahat bırakmak Onu dinlendir mek anlamını taşıyan deyim.

Huzurunu kaçırmak

Onu rahatsız etmek, ona tedirginlik vermek anlamını taşıyan deyim.

Huzuru kaçmak

Rahatsız olmak tedirginlik duymak anlamını taşıyan deyim.

huyu suyu

Onun mizacı, karakteri. anlamını taşıyan deyim.

Huyuna suyuna gitmek

Bir kimseyi kızdırmayacak davranışlarda bu lunmak, onun isteğine uygun hareket etmek. anlamını taşıyan deyim.

hurdaya çevirmek

Artık onu işe yaramayacak, kullanıla mayacak duruma getirmek anlamını taşıyan deyim.

Hurdası çıkmak

İşe yaramayacak duruma gelmek çok eskimek bo zulmak anlamını taşıyan deyim.

höt demek

Onu korkutmak, ona çatmak (Kars. Gözdağı vermek.) anlamını taşıyan deyim.

Hoşuna gitmek

Bir şeyden, kimseden hoşlanmak, onu beğenmek. anlamını taşıyan deyim.

hoş tutmak

Ona iyi davranmak, onu kırmaktan, incitmekten kaçınmak anlamını taşıyan deyim.

hoş görmek

Bir kimsenin kusurunu anlayışla karşı lamak anlamını taşıyan deyim.

hoş geldiniz safa geldiniz

Konukları karşılarken söylenen nezaket sözü. anlamını taşıyan deyim.

hoşça kalın

Bir yerden ayrılan kimsenin kalanlara söylediği iyi dilek sözü. anlamını taşıyan deyim.

hoş bulduk

“(gbkz:Hoş geldiniz)” sözüne karşılık olarak söylenir. anlamını taşıyan deyim.

hoşbeş etmek

Onunla sohbet etmek anlamını taşıyan deyim.

Hoşafın yağı kesilmek

Güzel bir şey karşısında söyleyecek söz, yapacak bir şey bulamaz duruma gelmek anlamını taşıyan deyim.

hoşafına gitmek

Onu beğenmek, hoşuna gitmek. anlamını taşıyan deyim.

hor tutmak

(gbkz:bir kimseye karşı kalbini kırarcasına davranmak). anlamını taşıyan deyim.

Horozlar ötmek

Sabah olmak. anlamını taşıyan deyim.

hor kullanmak

Onu hırpaiarcaşına kullanmak anlamını taşıyan deyim.

hor bakmak

Ona değer vermemek; aşağı görmek. anlamını taşıyan deyim.

Hora geçmek

İşe yaramak, beğenilmek; makbule geçmek. anlamını taşıyan deyim.

Hop oturup hop kalkmak

Öfkesinden yerinde duramaz olmak, çok sinirlenmek. anlamını taşıyan deyim.

Hokka gibi oturmak

Giysi, vücuduna uygun gelmek, tam olmak. anlamını taşıyan deyim.

Hokka gibi

Ufak ve düzgün (ağız). anlamını taşıyan deyim.

Hizaya getirmek

Bir çizgi üzerinde düzgün olmasını sağlamak. Bir kimsenin davranışlarını çeşitli yollarla düzeltmek, onu doğru yola getirmek anlamını taşıyan deyim.

Hizaya gelmek

Düzgün olarak sıraya dizelmek Davranışlarını düzeltmek, doğru yola yönelmek. anlamını taşıyan deyim.

hissi vermek

O şey sözü edilen şeye ben zer bir duygu uyandırmak, o izlenimi uyandırmak. anlamını taşıyan deyim.

Hisse kapmak

Bir olaydan yararlı bir ders çıkarmak. anlamını taşıyan deyim.

hisse çıkarmak

Kendisiyle ilgili bir yön bulmak. (gbkz:pay çıkarmak). anlamını taşıyan deyim.

Hislerine kapılmak

Duygularına göre davranmaya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

Hin oğlu hin

Çok kurnaz, çıkarını ve işini bilen (kimse). (Kars. Anası nın gözü.) anlamını taşıyan deyim.

Hilesi hurdası yok

Yalanı dolanı olmayan (şey), Hile ile iş gör meyen (kimse). anlamını taşıyan deyim.

hiddete gelmek

Kızmak, öfkelenmek. anlamını taşıyan deyim.

Hiç yoktan

(gbkz:Durup dururken), (gbkz:boş yere), (gbkz:hiç yüzünden). anlamını taşıyan deyim.

hiç değilse

“Başka bir şey olmasa bile.” “Bari.” “En azından? anlamında. anlamını taşıyan deyim.

hıyar ağa

Kaba, görgüsüz, saygısız (kimse). anlamını taşıyan deyim.

hışmına uğramak

Birinin öfkesi, kızgınlığı kendisine yönelmek. anlamını taşıyan deyim.

Hırsını yenmek

Öfkesini belli etmemeye çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

hırsını çıkarmak

Öfkesin i bir başkasına ya da bir başka şeye sataşarak yenmeye çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Hırsını alamamak

Öfkesini yenememek. anlamını taşıyan deyim.

Hırsım almak

Bir davranışta bulunarak öfkesini yatıştırmak. (Kars. (gbkz:Acısını çıkarmak).) anlamını taşıyan deyim.

Hırsından çatlamak

(gbkz:Çok kızmak), (gbkz:öfkelenmek). anlamını taşıyan deyim.

hır çıkarmak

Olur olmaz şeylerden kavga çıkar mak. anlamını taşıyan deyim.

Hınç almak

bk. Öç almak. anlamını taşıyan deyim.

hıncını çıkarmak

Öfkesini başkasına kötü davra narak çıkarmaya çalışmak, öcünü (ondan) almak. anlamını taşıyan deyim.

hık mık etmek

Sorulan bir soruya belli belirsiz karşılık lar vermek. Bir işi yapmamak için çeşitli nedenler İleri sürmek. anlamını taşıyan deyim.

hık demiş burnundan düşmüş

Pekçok yönü, özelliği anasına, babasına benzeyen (kimse). anlamını taşıyan deyim.

heyheyleri tutmak

Çok sinirlenmek, bağı rıp çağırmak. anlamını taşıyan deyim.

hevesini almak

İstediği şeyi elde etmiş olmak. anlamını taşıyan deyim.

hevesi içinde kalmak

istediği şeyi elde edememiş olmak. anlamını taşıyan deyim.

hesap vermek

Bir işin, harcamanın durumunu göster mek. Sorumlu olduğu bir konuda sorgudan geçmek, savunma yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Hesapta olmamak

Daha önce hiç düşünülmemiş olmak. anlamını taşıyan deyim.

hesaptan düşmek

Bir alacağı ya da borcu hesaptan çıkarmak. Bir şeyi, bir kimseyi yok saymak. anlamını taşıyan deyim.

birinden hesap sormak

Bir kimseyi yaptıklarından dolayı sorguya çekmek. anlamını taşıyan deyim.

hesap etmek

Onu hesaplamak. Onu kendi kendine tartışıp düşünmek. anlamını taşıyan deyim.

Hesabını görmek

Borcunu ödemek. Onu öldürmek. anlamını taşıyan deyim.

Hesabını bilmek

Tutumlu olmak. anlamını taşıyan deyim.

Hesabı kesmek

Bir kimseyle ilişkiyi ya da alışverişi kesmek, buna son vermek. anlamını taşıyan deyim.

hesaba almak

Onu göz önünde bulun durmak, düşünmek; önemsemek. anlamını taşıyan deyim.

Her telden çalmak

Her işi yapabilir, her şeyden anlar olmak. anlamını taşıyan deyim.

Her tarakta bezi olmak

Birbirinden farklı işlerle uğraşır olmak; kırk tarakta bezi olmak. anlamını taşıyan deyim.

Her tarafı buz kesmek

Çok üşümek. Şaşırıp kalmak, ne yapa cağını bilememek. anlamını taşıyan deyim.

Her ne kadar

Şart cümlelerinin başına gelerek yargının* doğallığını, yetersizliğini bildirir. anlamını taşıyan deyim.

her nedense

Nasıl olduğu anlaşılmayan durumlar için kulanılır. anlamını taşıyan deyim.

Her ne ise

“Ne olursa olsun.” “Tutan neyse.” “Olan olmuş, uzatmayalım artık.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Her ne hal ise

“Uzatmayalım, geçelim.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Her nasılsa

“Nasıl olduysa.” anlamında, beklenmedik bir durum karşı sında kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

herkesin ağzına düşmek

Dedikodu konusu olmak. anlamını taşıyan deyim.

herkes gider mersin’e biz gideriz tersine

“Herkes bu işi yoluyla yöntemiyle yapıyor, biz İse bu konuda yanlış bir yol izliyoruz.’ anla mında. anlamını taşıyan deyim.

Her keseye uygun

Herkesin sıkıntıya düşmeden atabileceği ucuzluk ta olan. anlamını taşıyan deyim.

herkese şapur şupur da bize gelince ya rabbi şükür mü

“Baş kalarına cömertçe verdiğiniz şeyleri sıra bana gelince niçin esirgiyor sunuz?” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Her kafadan bir ses çıkmak

Bir konuda konuşurken herkes aynı an da düşüncesini söylemek.. anlamını taşıyan deyim.

Her işe burnunu sokmak

İlgisi olsun olmasın her şeye karışmak; burnunu sokmak. anlamını taşıyan deyim.

Her gördüğü sakallıyı babası sanmak

Görünüşe aldanmak. anlamını taşıyan deyim.

Her derde deva

Birçok şeye çare olan, birçok hastalığa iyi gelen. anlamını taşıyan deyim.

Her dem taze

Yaşlı olduğu halde her zaman genç görünmeye ça lışan (kimse), Bütün yıl yeşil kalan (bitki). anlamını taşıyan deyim.

Her boyaya girip çıkmak

Çeşitli işlerde belirli süreler çalışmış olmak. anlamını taşıyan deyim.

Her Allah’ın günü

Her gün; Tanrı’nın günü. anlamını taşıyan deyim.

Hep bir ağızdan

Aynı anda pekçok kişi beraberce (söylemek, konuş mak). anlamını taşıyan deyim.

Hem suçlu hem güçlü

Suçlu olduğu halde karşısındakini suçlamaya kalkışan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

hem nalına hem mıhına

Birbirine karşı olan iki yanı da destekleme (destekler biçimde konuşmak). anlamını taşıyan deyim.

hem kel hem fodul

Hem yeteneksiz, hem de üstün olduğunu iddia eden (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Hemen hemen

(gbkz:Yaklaşık olarak); (gbkz:aşağı yukarı). anlamını taşıyan deyim.

Hele şükür

“Çok şükür istenen sonuca ulaşıldı.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Hele bir

“Yap da göreyim, bak o zaman sana gösteririm.” anlamında tehdit sözü. anlamını taşıyan deyim.

Helal süt emmiş

İyi ahlaklı, temiz karakterli (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Helal olsun

“Bu şeyi ona verdim, güle güle kullansın.” “Verdi ğim şeyin karşılığını istemiyorum, ona bırakıyorum.” “Büyük bir ye teneği var.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

birini helak etmek

Onu öldürmek, ortadan kaldırmak Onu çok yormak, bitkin duruma getirmek. anlamını taşıyan deyim.

hedef olmak

İstenmeyen, hoş olmayan bir davranışla kar şılaşmak. anlamını taşıyan deyim.

hedef almak

O şeye nişan almak. Bir şeyi ona yöneltmek. Yermek, eleştirmek yıpratmak düşüncesiyle onu karşısına almak. anlamını taşıyan deyim.

Hazır yiyici

Çalışmayan, daha önce kazanılmış olanları harcayan tembel (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Hazırlık görmek

Bir iş için gereken şeyleri hazırlamak. Bir yol culuk için gerekenleri tamamlamak. anlamını taşıyan deyim.

Hazırdan yemek

Çalışmadan eski kazandıklarını yemek. anlamını taşıyan deyim.

Hazıra konmak

Hiçbir emek harcamadan başkasının yaptığı bir şey den yararlanmak. anlamını taşıyan deyim.

hayrını görmek

Onu iyi günlerde kullanmak. anlamını taşıyan deyim.

hayrı dokunmak

O şey bir işe yaramak. Ona iyilikte bulunmak, onun İyiliğini görmek. anlamını taşıyan deyim.

Hayrete düşmek

(gbkz:şaşmak), (gbkz:şaşırıp kalmak). anlamını taşıyan deyim.

hayra yormak

Bir olayı, bir düşü iyi bir durumun belirtisi olarak saymak. anlamını taşıyan deyim.

hayır yok

“O şey artık işe yaramaz.” “O kimseye güvenmeyin, İstediğinizi yapamaz.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Hayır sahibi

İyilik yapmayı seven kimse. anlamını taşıyan deyim.

hayır ola

“Ne var, ne oluyor?” anlamında merak bildirir. anlamını taşıyan deyim.

hayır kalmamak

O şey işe yaramaz, o kimse iş göremez duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Hayır İşlemek

Yararlı bir davranışta bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

hayır görmemek

Ondan yarar sağlayamamak. anlamını taşıyan deyim.

hayır gelmemek

Onun bir yararı dokunma mak. anlamını taşıyan deyim.

Hayır etmemek

Yararı olmamak. İşe yaramamak. anlamını taşıyan deyim.

Hayırdır inşallah

“Gördüğün düş iyi bir olayın habercisi olsun.” (Şaşkınlık yaratan durumlarda) “O da ne?” anlamında söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Haydi oradan

“Olmaz öyle şey.” “Çekil git oradan.” anlamın da. anlamını taşıyan deyim.

Haydi haydi

“Fazla uzatma, kısa kes.’ Kolay kolay ,bol bol. Olsa olsa, en çok. anlamını taşıyan deyim.

Haydi canım sen de

“Haydi oradan, olmaz öyle şey, bu ciddiye alı namaz.” anlamrnda. anlamını taşıyan deyim.

Haybeye kürek çekmek

Boşu boşuna uğraşmak, hiçbir olumlu so nuç alamamak. anlamını taşıyan deyim.

hayat vermek

Onu canlandırmak, ona canlılık ka zandırmak. anlamını taşıyan deyim.

Hayatta olmaz

“(gbkz:hiçbir zaman olmaz).” anlamında; (gbkz:dünyada olmaz). (gbkz:asla olmaz), (gbkz:katiyen olmaz), anlamını taşıyan deyim.

Hayat pahalılığı

Gelir ile gider arasındaki dengenin gelir aleyhine bo zulması; temel gereksinmelerin pahalı olması. anlamını taşıyan deyim.

hayat kavgası

Yaşamak için harcanan çabalar. anlamını taşıyan deyim.

Hayat kadını

(gbkz:Genel kadın), (gbkz:orospu), (gbkz:fahişe). anlamını taşıyan deyim.

hayatını yaşamak

Yaşamını dilediği gibi geçirmek. anlamını taşıyan deyim.

Hayatını kazanmak

Geçimini sağlamak. anlamını taşıyan deyim.

hayatını borçlu olmak

Biri tarafından ölümden kurtarıl mış olmak. Yaşamını bir kimsenin desteğiyle kazanmış olmak. anlamını taşıyan deyim.

hayatına son vermek

(gbkz:Kendini öldürmek), (gbkz:intihar etmek). (gbkz:Kapatmak), (gbkz:bitirmek). anlamını taşıyan deyim.

hayatına girmek

Biri onun yaşamında yer almak. anlamını taşıyan deyim.

Hayatı kaymak

Yaşama düzeni alt üst olmak. anlamını taşıyan deyim.

hayat arkadaşı

Eş, kadın için koca, erkek için kadın. Birlikte anlamını taşıyan deyim.

Hayata küsmek

Yaşama sevincini yitirmek. anlamını taşıyan deyim.

hayata gözlerini kapamak

Ölmek. anlamını taşıyan deyim.

Hayat adamı

Günün koşutlarına ayak uydurabilen, her işi başarabi len kimse. anlamını taşıyan deyim.

Hayata atılmak

Geçimini sağlamak üzere çalışmaya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

Hayal meyal

Betti belirsiz bir biçimde. Açık seçik olmayan. anlamını taşıyan deyim.

hayalinden geçirmek

Onu düşünmek. anlamını taşıyan deyim.

hayal gücü

bk. Düş gücü. anlamını taşıyan deyim.

Hayale kapılmak

Hayallerin etkisinde kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Hayale dalmak

Yaşadığı ortamdan uzaklaşıp düş dünyasına dalmak. anlamını taşıyan deyim.

Hay aksi şeytan

bk. Aksi şeytan. anlamını taşıyan deyim.

Hay ağzına sağlık

bk. Ağzına sağlık. anlamını taşıyan deyim.

havsalası almamak

Onu, onun olabileceğini aklı bir türlü kabul etmemek; kafası almamak. anlamını taşıyan deyim.

Havaya uçmak

Bir patlama sonucu dağılmak, param parça olmak. anlamını taşıyan deyim.

havaya savurmak

Onu savurganca harcayıp tüketmek. anlamını taşıyan deyim.

Havaya gitmek

Hiç bir işe yaramamak; boşa gitmek. anlamını taşıyan deyim.

Hava vermek

Bir şeyin, yerin etkileyici duruma gelmesine yardımcı. olmak. anlamını taşıyan deyim.

Hava parası

Bir yeri kiralamak ya da satın almak için, o yerde otu ranlara açıktan verilen para. anlamını taşıyan deyim.

Hava hoş

“Bir kimseye göre bir işin şöyle ya da böyle olması pek bir fark yaratmaz.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Havada kalmak

İstenilen sonuca ulaşmamak. Bir düşünce ka nıtlanmadığı için tutarlı olamamak. anlamını taşıyan deyim.

hava atmak

Üstünlük taslamak. (Kars. Çalım satmak.) anlamını taşıyan deyim.

Hava almak

Açık havaya çıkıp dinlenmek. İçine hava dolmak. Eline bir şey geçmemek, umduğunu bulmamak. anlamını taşıyan deyim.

Hatır sormak

“Nasılsınız, iyi misiniz?” diye sormak. anlamını taşıyan deyim.

Hatır için

Onu sevindirmek için, onun gönlü olsun diye. anlamını taşıyan deyim.

Hatırı sayılır

Sözü geçen, saygı gören (kimse). Oldukça çok. anlamını taşıyan deyim.

Hatırını saymak

Bir kimseye gereken saygıyı göstermek. anlamını taşıyan deyim.

Hatırını kırmamak

Onun ricasını, isteğini yerine getirmek. anlamını taşıyan deyim.

Hatırını hoş etmek

(gbkz:Birini sevindirmek), (gbkz:memnun etmek). (Kars. (gbkz:Gönlünü almak).) anlamını taşıyan deyim.

Hatırında tutmak

Unutmamak. anlamını taşıyan deyim.

Hatırından hayalinden geçmemek

Akla hiç gelmemek, hiç düşün memek. anlamını taşıyan deyim.

hatırından çıkmamak

Unutmamak. anlamını taşıyan deyim.

hatırından çıkarmamak

Onu unutmamak. anlamını taşıyan deyim.

hatırından çıkamamak

Sevilip sayılan bir kimsenin isteğini yapmazlık edememek. anlamını taşıyan deyim.

Hatırında kalmak

Unutmamak. anlamını taşıyan deyim.

Hatırına gelmek

Anımsamak, hatırlamak. anlamını taşıyan deyim.

Hatırına bir şey gelmesin

‘Sözüm, davranışım sana karşı değil, sen alınma.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Hatırı kalmak

Gücenmek, darılmak, kırılmak. anlamını taşıyan deyim.

hatır gönül bilmemek

Doğru”bildiği yoldan kimsenin hatırı için şaşmamak, doğruluğuna inandığı işi yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Hatır belası

Sevilip sayılan bir bir kimsenin ricası üzerine yapılan iş, katlanılan sıkıntı. anlamını taşıyan deyim.

Hataya düşmek

Yanılmak, farkında olmadan bir yanlışlık yapmak. anlamını taşıyan deyim.

hata etmek

Yanlışlık yapmak, yanılgıya düşmek. anlamını taşıyan deyim.

Ha şunu bileydin

“Bunu daha önceden anlamam, bilmen gerekirdi.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Ha şöyle

“Aferin, bravo, tamam.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

haşir neşir olmak

Onunla, onlarla kaynaş mak, sıkı fıkı olmak. Onunia uğraşmak. anlamını taşıyan deyim.

Haşatı çıkmak

İşe yaramaz bir duruma gelmek. Çok yorulmak. anlamını taşıyan deyim.

Haşa sümme haşa

“öyle olmasına olanak yok.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Haşa huzurdan

‘Bağışlayın, konuyla ilgili yakışıksız bir söz söyleyece ğim, alınmayın.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

hastalık kapmak

: Bulaşıcı bir hastalığa yaka lanmak. anlamını taşıyan deyim.

Hastalık hastası

Hiçbir hastalığı olmadığı halde, kendinde sürekli ola rak birtakım hastalıklar olduğunu sanan kimse için alay yollu söyle nir. anlamını taşıyan deyim.

hasret kalmak

Onu çok özlemek, ona özlem duy mak. anlamını taşıyan deyim.

hasret gitmek

Özlemini çektiği bir yeti ya da kimseyi göremeden ölmek. anlamını taşıyan deyim.

Hasret gidermek

Uzun süre görülmeyen, ayrı kalınan bir kimseyle görüşüp konuşmak; Özlem gidermek anlamını taşıyan deyim.

Hasret çekmek

Ayn kalınan bir şeyi, kimseyi özlemek, onu görmek is temek, Özlem duymak; Özlem çekmek. anlamını taşıyan deyim.

hasıraltı etmek

Onu örtbas etmek, unutturmaya çalış mak, işleme koymamak; minder altı etmek. anlamını taşıyan deyim.

Har vurup harman savurmak

Elindekileri hesapsızca harcayıp tüket mek. anlamını taşıyan deyim.

haritadan silmek

Herhangi bir nedenle ortadan kaldır mak (kaldırılmak). anlamını taşıyan deyim.

hariçten gazel okumak

Bir konuda bilgisi olmadığı hal de görüş bildirmek. Öncesini bilmediği bir konuşmaya yersiz ve zamansız katılmak, müdahele etmek. anlamını taşıyan deyim.

Har gür

(gbkz:Karışıklık), (gbkz:kargaşa). anlamını taşıyan deyim.

Harfi harfine

Tastamam, uygun, tıpatıp. anlamını taşıyan deyim.

Haremlik selamlık olmak

Bir yerele kadınlar ve erkekler ayrı gruplar anlamını taşıyan deyim.

Hareket noktası

Yapılacak bir işin, geliştirilecek bir düşüncenin (gbkz:başlangıç noktası). anlamını taşıyan deyim.

harekete getirmek

Onu kımıldatmak, canlandır mak. anlamını taşıyan deyim.

harekete geçmek

Bir İşi yapmaya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

harcı olmak

Birinin yapabileceği bir iş olmak. anlamını taşıyan deyim.

Harbi konuşmak

Yalansız, gerçekleri gizlemeden konuşmak. anlamını taşıyan deyim.

harbi keriz

İşin doğrusu, gerçeği. anlamını taşıyan deyim.

hararet vermek

Susatmak, susamasına yol açmak. anlamını taşıyan deyim.

hararet kesmek

Bir içecek susuzluğunu gidermek. anlamını taşıyan deyim.

hararet basmak

(gbkz:Çok susamak). Vücut ateşi yükselmek anlamını taşıyan deyim.

Haram yemek

(gbkz:haksız yollardan kazanç sağlamak). anlamını taşıyan deyim.

haram etmek

: Bir kimseye verilen bir şeyin yararlı anlamını taşıyan deyim.

Harama uçkur çözmek

(gbkz:evlilikdışı cinsel ilişkide bulunmak). anlamını taşıyan deyim.

Haraç yemek

Zorbalıkla başkalarından para toplamak. anlamını taşıyan deyim.

Haraç mezat satmak

(gbkz:açık artırma ile satmak). anlamını taşıyan deyim.

haraca bağlamak

Ona belli zamanlarda belli miktarlarda haraç vermesini zorbalıkla kabul ettirmek. anlamını taşıyan deyim.

hapse girmek

Suçlu bulunup cezaevine konmak. anlamını taşıyan deyim.

hapse atmak

Tutuklayıp cezaevine göndermek; içeri at mak. anlamını taşıyan deyim.

Hapis yatmak

Cezası süresince tutukevinde kalmak. anlamını taşıyan deyim.

hapis giymek

Hapis cezasına çarptırılmak. anlamını taşıyan deyim.

hanya’yı konya’yı öğrenmek

Çeşitli olaylarla karşılaşa rak yaşamda insanın basma neler gelebileceğini öğrenmek; dünya nın kaç bucak olduğunu anlamak. anlamını taşıyan deyim.

Hanım hanımcık

İyi bir hanıma yakışır davranışları, giyimi olan (ka dın, kız). anlamını taşıyan deyim.

Hangi taşı kaldırsan altından çıkar

“Her işe karışıyor.” anlamın da. “Her işten anlar.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

hangi rüzgâr attı

“Uzun zamandır geliniyordunuz, nasıl oldu da ge-lebildiniz?” anlamında sitem, alay yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

hangi dağda kurt öldü

“Ne (ler) oldu da, böyle beklenmedik ve ho şa giden bir iş yaptı, davranışta* butundu?” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

hangi akla hizmet ediyor

“Neden böyle akılsızca işler yapılıyor?” anlamında; ne akla hizmet ediyor? anlamını taşıyan deyim.

hancı sarhoş yolcu sarhoş

“Kimin ne yaptığı, ne söylediği belli de ğil.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

ham hum şaralop

Boş ve anlamsız söz. El çabukluğu ya da hile ile yapılan akıl ermez iş. anlamını taşıyan deyim.

Hamamın namusunu kurtarmak

Kötü bilinen bjr yerin işin durumu nu kurtarmak için sözde çarelere başvurmak. anlamını taşıyan deyim.

halvet olmak

Birkaç kişi gizli görüş mek İçin bir odaya kapanmak. Bir yer dayanılmaz derecede sıcak anlamını taşıyan deyim.

Halt yemek

Yakışıksız ya da kötü bir iş yapmış olmak. anlamını taşıyan deyim.

halt etmek

Uygunsuz İşler yapmak, sözler söylemek, davranışta bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

Halsiz düşmek

(gbkz:güçsüz kalmak); (gbkz:bitkin düşmek). anlamını taşıyan deyim.

hallaç pamuğu gibi atmak

Onu, orayı dağıtmak, her birini ayrı yere atmak. anlamını taşıyan deyim.

Hali vakti yerinde

Oldukça varhkU, geçim sıkıntısı çekmeyen (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Halim selim

(gbkz:sakin kimse), (gbkz:kendi halinde kimse), (gbkz:yumuşak huylu kimse). (gbkz:mülayim kimse) anlamını taşıyan deyim.

hali kalmamak

Çok yorulmak, gücünü yitirmek; başka şey yapacak gücü kalmamak. anlamını taşıyan deyim.

Hali harap

Birinin, bir şeyin durumunun “kötü, bitkin, perişan.” olduğu nu anlatmak için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Hali duman olmak

Kötü bir duruma düşmek, perişan olmak. anlamını taşıyan deyim.

hal hatır sormak

Bir kimseye “(gbkz:nasılsınız)” diye sormak. anlamını taşıyan deyim.

hale yola koymak

Onu düzenlemek, iyileştirmek, düzelt mek. anlamını taşıyan deyim.

halep oradaysa arşın burada

“Yaptığını söylediğin şey, inandırıcı ol sun İstiyorsan, haydi burada da yap, görelim.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Halden anlamak

Bir kimsenin durumunu göz önüne alarak anlayışlı davranmak. anlamını taşıyan deyim.

hak vermek

Onun haklı olduğunu kabul etmek, ona yanıl-madığını söylemek. anlamını taşıyan deyim.

Haksız yere

Haksız olarak, hak etmediği halde. . anlamını taşıyan deyim.

Haksız çıkmak

Haksız olduğu anlaşılmak. anlamını taşıyan deyim.

Haklı çıkmak

Haklı olduğu anlaşılmak. Bir şey bir kimsenin ya-nılmadığını göstermek. anlamını taşıyan deyim.

haklı bulmak

Haklı olduğunu kabul etmek; onu uygun, yerinde görmek. anlamını taşıyan deyim.

Hakkı olmak

Bir şeyde alacağı bulunmak; ona emeği geçmiş olmak. Sözünde, savında haklı olmak. anlamını taşıyan deyim.

hakk'ın rahmetine kavuşmak

ölmek. anlamını taşıyan deyim.

hakkını vermek

Çalışmasının karşılığını tam olarak ödemek. Bir işe gerektiği ölçüde emek vermek. anlamını taşıyan deyim.

hakkından gelmek

Yapılması güç bir işi ba şarmak. Bir kimseye hak ettiği cezayı vermek. anlamını taşıyan deyim.

hakkı geçmek

Bir kimsede, şeyde emeği, hiz meti bulunmak. Hakkından bir parçası başkasına verilmiş olmak. anlamını taşıyan deyim.

Hak getire

“Ne arar, yoktur.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

hak etmek

Hakkı olan bir şeyi, emeğinin karşılığını al mak. Kötü davranışı nedeniyle layık olduğu karşılığı görmek. anlamını taşıyan deyim.

Hah şöyle

“İyi yaptın, aferin.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Hafta sekiz gün on dokuz

Hemen her gün, bıktıracak ölçüde sık. anlamını taşıyan deyim.

Hafif tertip

Biraz, fazla aşırıya kaçmadan, şöyle böyle. anlamını taşıyan deyim.

Hafiflik etmek

Hoş olmayan, ahlak kurallarıyla pek bağdaşmayan bir söz söylemek, davranışta bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

hafife almak

Onu küçümsemek; ona önem verme mek. anlamını taşıyan deyim.

hafif atlatmak

Bir kazayı, tehlikeyi, ölüm olmaksızın, ciddi bir yara almaksızın geçirmek. anlamını taşıyan deyim.

hafakanlar basmak

Çok sıkılmak, bu nalmak. anlamını taşıyan deyim.

Hadise çıkarmak

Tatsız bir olaya yol açmak; kavga çıkarmak, otay çıkarmak. anlamını taşıyan deyim.

Ha deyince

Hemen, istenilen zamanda. anlamını taşıyan deyim.

haddini bildirmek

Ona, her işe burnunu soktuğu, küstahlık ettiği için sert bir karşılık vermek. anlamını taşıyan deyim.

haddi mi

“Onda bunu yapacak güç, yete nek, cesaret yoktur.” anlamında tehdit, küçümseme yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Haddi hesabı yok

“Sınırsız, ölçüsüz.’ anlamında. anlamını taşıyan deyim.

haciz konmak

Borçlunun malına mahkeme yo luyla et konmak (koymak). anlamını taşıyan deyim.

Hacı ağa

Gelişigüzel yere para harcayan, kültürsüz (zengin). anlamını taşıyan deyim.

hacet kalmamak

Gereği olmamak, gereği kalmamak. anlamını taşıyan deyim.

Ha bire

Hiç ara vermeden, sürekli olarak. anlamını taşıyan deyim.

haber vermek

Oha söz konusu şeyi bildirmek. Bir du rumun belirtilerini yansıtmak. anlamını taşıyan deyim.

haber salmak

Ona, oraya haber göndermek. anlamını taşıyan deyim.

haberi olmak

Onun hakkında bilgisi olmak. anlamını taşıyan deyim.

Haber çıkmamak

Beklenen haber gelmemek, hakkında bilgi verilme mek. anlamını taşıyan deyim.

Haber atlamak

Bir haberi zamanında alıp yayımlayamamak. anlamını taşıyan deyim.

haber almak

Birinden bir haber, bilgi öğrenmek, kendisi ne haber iletilmek. anlamını taşıyan deyim.

ha babam

Durmadan, sürekli olarak. “Hadi göreyim se ni.” anlamında yüreklendirme sözü. anlamını taşıyan deyim.

Güvendiği dağlara kar yağmak

Güvendiği kimseden yardım gelme mek, güvendiği şey işe yaramamak. anlamını taşıyan deyim.

güven beslemek

Ona (gbkz:güvenmek); (gbkz:itimat beslemek). anlamını taşıyan deyim.

patırtıya pabuç bırakmamak

Korkutmalara aldırmadan işini yürütmek. (Kars. Bildiğinden şaşmamak.) anlamını taşıyan deyim.

Gürültüye gitmek

Bir düşünce, bir iş, araya başka konuların girme siyle ilgi görmeyip unutulmak. anlamını taşıyan deyim.

gürültüye getirmek

Bir düşünceyi ,bir işi, başka konuların araya girmesiyle görüşme dışı bırakmak. Karışık lıktan yararlanarak istediğini gerçekleştirmek. anlamını taşıyan deyim.

Gürültüye gelmek

Bir düşünce çeşitli nedenlerle önem kazanma mak, onun üzerinde durulmamak. anlamını taşıyan deyim.

gürültü çıkarmak

Gürültü etmek. Tepkisini sert biçimde göstermek. anlamını taşıyan deyim.

Gününü gün etmek

Hiçbir sorunla ilgilenmeyip günlerini rahatça, hoşça geçirmeye bakmak. anlamını taşıyan deyim.

Gününü görmek

Çocuklarının, emek verdiği insanların mürüvveti ni görmek. Yaptığı kötü bir işin davranışın karşılığını görmek, ceza sını bulmak. anlamını taşıyan deyim.

Günü gününe

Tam vaktinde, gününü geçirmeden. anlamını taşıyan deyim.

Günü birliğine

Aynı gün içinde. anlamını taşıyan deyim.

Günlük güneşlik

Aydınlık, güneşli, açık, iç açıcı yer ya da hava İçin kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Günleri sayılı olmak

Bir yerde ancak birkaç gün daha kalabilmek. Ölümü yakın olmak. anlamını taşıyan deyim.

Gün ışığına çıkmak

Aydınlanmak, gerçekler ortaya çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

Gün günden

Gün geçtikçe. anlamını taşıyan deyim.

Gün görmüş

Başından pekçok olay geçmiş, yaşam deneyimi olan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Gün görmek

Mutluluk içinde yaşamış olmak. anlamını taşıyan deyim.

Güneş olsa kimsenin üstüne doğmamak

Durumu iyi olduğu halde hiç kimseye iyilik etmemek. anlamını taşıyan deyim.

güneş çarpmak

Güneş altında fazla kalıp hastalanmak. anlamını taşıyan deyim.

Günden güne

Gün geçtikçe, her gün biraz daha. anlamını taşıyan deyim.

Günahını vermez

Günahını, en değersiz, kötü şeylerini dahi vermeye cek ölçüde cimri olan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Günahını çekmek

Yaptığı kötülüklerin cezasını çekmek. anlamını taşıyan deyim.

günahına girmek

Bir kimseye yapmadığı bir işin, söylemediği bir sözün sorumluluğunu yüklemek, onun hakkında kötü düşünmek. anlamını taşıyan deyim.

günahı boynuna

‘Ben senin için bir iş yapıyorum, ama yaptı ğım iş bir suç ise sorumlusu sensin.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

günaha sokmak

Bir kimseye din yönünden suç sayılacak bir işe bulaştırmak, onun günah işlemesine *:günah işlemek* yol açmak, dinin buyrukları dışına çıkmasına (gbkz:zemin hazırlamak). anlamını taşıyan deyim. örnek cümle: " artık kapa şu uğursuz çeneni de bizi günaha sokma."

Günaha girmek

Günah işlemek, din yönünden suç sayılan bir iş yap mış olmak. anlamını taşıyan deyim.

günah gitmek

Söz dinlemeyen bir kimseye son olarak uyanda bulunup rahatlamak, sorumluluğu o kişiye bırakmak. anlamını taşıyan deyim.

gün almak

Randevu almak, bir kimse ya da kuruluştan belli bir iş için uygun bir istemde bulunmak. Bir ya şı birkaç gün geçmek. anlamını taşıyan deyim.

güme gitmek

Hiç yere yok olmak. Boşu boşuna ölmek. Bir söz, bir düşünce başkalarının söz ve davranışları arasında kaynayıp anlamını taşıyan deyim.

Gülüp geçmek

Bir söz ya da davranışın üzerinde durmamak, bunları önemsememek. anlamını taşıyan deyim.

güler yüzlü insan

Yumuşak, sevecen kimse İçin söylenir. anlamını taşıyan deyim.

güler yüz göstermek

Ona yumuşak, sevecen bir tavır(takınmak). anlamını taşıyan deyim.

güler misin ağlar mısın

Hem gülünecek, hem de üzülecek bir olay anlamını taşıyan deyim.

Güle oynaya

Neşeyle, seviçte. anlamını taşıyan deyim.

güçlük çıkarmak

Bir iş yapılırken engeller, zorluklar yarat mak; müşkilat çıkarmak, zorluk çıkarmak. anlamını taşıyan deyim.

Gücüne gitmek

Bir söz ya da davranış bir kimsenin gücenmesine yol açmak; ağırına gitmek, zoruna gitmek. anlamını taşıyan deyim.

gücü gücü yetene

“Kimin gücü kimin gücüne yetiyorsa.” anlamında anlamını taşıyan deyim.

Gururunu okşamak

Bir kimsenin yüzüne karşi beğenilen /önlerini belirterek gurur duymasını sağlamak. anlamını taşıyan deyim.

gurur duymak

Onunla övünmek, gururlanmak. anlamını taşıyan deyim.

gurbete düşmek

Çeşitli nedenlerle aile ocağından uzakta yaşamak. anlamını taşıyan deyim.

Göz yummak

Hataları, kusurları hoşgörüyle karşılamak. Gör mezlikten gelmek, görmemek. anlamını taşıyan deyim.

gözü yüksekte olmak

Zenginliğe, yüksek mevki ye ulaşmayı amaçlamak. anlamını taşıyan deyim.

gözü yolda kalmak

Birinin gelmesini büyük bir merak ve istekle beklemek. anlamını taşıyan deyim.

gözü yılmak

Daha önce denenen ve başarısız olunan birjşi yapmaya girişmekten çekinmek. anlamını taşıyan deyim.

gözü yememek

Onu yapmaya bir türlü karar verememek; göze alamamak. anlamını taşıyan deyim.

Gözü üzerinde olmak

Bir kfmsenin istenmeyen davranışlar yap masına olanak vermemek için sürekli olarak gözetlemek. Başına bir şey gelmesin diye sürekli izlemek. anlamını taşıyan deyim.

Gözü üstünde olmak

Herkesin kıskandığı şey olmak. Herkesin dikkatini çekmek. anlamını taşıyan deyim.

Gözü uyku tutmamak

Bir türlü uyuyamamak. anlamını taşıyan deyim.

gözü tutmak

Onu beğenmek, ona güvenmek. anlamını taşıyan deyim.

Gözü tok

Fazla malda, mülkte gözü olmayan (kimse); gönlü tok, gö zü gönlü tok. anlamını taşıyan deyim.

gözü olmak

Onu elde etmeyi çok istemek. anlamını taşıyan deyim.

Gözünün yaşına bakmamak

Ağlayıp sızlanmasına*:ağlayıp sızlamak* (gbkz:aldırış etmemek), (gbkz:acımamak). anlamını taşıyan deyim.

Gözünün önüne gelmek

Geçmişteki bir olayı, ilişki kurulan bir kimse yi zihinde canlandırmak, tasarlamak, anımsamak. anlamını taşıyan deyim.

Gözünün önünden gitmemek

Onu bir türlü unutamamak, anısı zihin de canlı olarak durmak. anlamını taşıyan deyim.

gözünün içine bakmak

Bir kimsenin üstüne titremek. Her iste ğini yerine getirmeye hazır olmak. anlamını taşıyan deyim.

Gözünün içine baka baka

Cesaret ve soğukkanlılıkla, çekinmeden, cüret ederek. anlamını taşıyan deyim.

Gözünü korkutmak

Çeşitli tehditlerle o işi yapmaktan alıkoymak. anlamını taşıyan deyim.

Gözünü kırpmamak

Hiç uyumamak. anlamını taşıyan deyim.

Gözünü kırpmadan

Çekinmeden, korkusuzca. anlamını taşıyan deyim.

gözünü kan bürümek

Öfkesinden dolayı adam öldürme ye kalkışmak. anlamını taşıyan deyim.

gözünü kapamak

Ölmek. Gormemezlikten gelmek anlamını taşıyan deyim.

Gözünü doyurmak

Bir şeyden bol miktarda vererek tatmin etmek. anlamını taşıyan deyim.

gözünü daldan budaktan esirgememek

Olur olmaz işlere girişmekten kaçınmamak, tehlikeleri önemsememek. anlamını taşıyan deyim.

gözünü ayırmamak

Ona sürek li olarak bakmak, bakışlarını ondan, oradan ayıramamak. anlamını taşıyan deyim.

Gözünü açmak

Uyanık, dikkatli olmak. Bîr kimseyi bilgili kıla rak gerçekleri görmesine yardıma olmak. Bir olay nedeniyle ger çeği görmek. Bir kimseyi cinsel konularda bilgili ve deneyimli kıl mak. anlamını taşıyan deyim.

gözüne kestirmek

Onun bir işi başarabileceği ne inanmak. Bir şeyi beğenmek, ele geçirebilmeyi tasarlamak. anlamını taşıyan deyim.

gözüne ilişmek

Onu dikkatlice aramadığı halde görmek. anlamını taşıyan deyim.

Gözüne girmek

Çalışkanlığı ve tutarlı davranışlarıyla bir kimsenin sevgi ve güvenini kazanmak. anlamını taşıyan deyim.

Gözüne dizine dursun

‘Yaptığım iyilikleri hiçe sayıyorsun, Tanrı bu nun için cezanı versin.” anlamında beddua sözü. anlamını taşıyan deyim.

Gözüne batmak

‘ Tedirgin etmek, çok gelmek. anlamını taşıyan deyim.

gözünde tütmek

Onu çok özlemek; burnunda tütmek. anlamını taşıyan deyim.

Gözünden uyku akmak

Çok uykusu gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Gözünden kaçmak

Görememek, farkına varamamak. anlamını taşıyan deyim.

gözünde büyütmek

Onu abartmak, olduğundan büyük ve önemli görmek. anlamını taşıyan deyim.

gözünde büyümek

Bir şey olduğundan daha büyük ve güç görünmek. anlamını taşıyan deyim.

Gözün aydın

“Seni sevindiren olay kutlu olsun.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

gözüm görmesin

“Artık onu görmek istemiyorum.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

gözüm çıksın

“(gbkz:Doğru söylemiyorsam gözlerim kör olsun).” anlamında kullanılan deyim.

Gözü korkmak

Tehlikeli bir işe girişmekten kaçınmak Gözü kör olsun : “İstemiyorum, vazgeçtim.” anlamında Gerek sinme duyulan şeyin yokluğu karşısında da söylenir. anlamını taşıyan deyim.

gözü kesmek

Bir işi kendisinin ya da adı geçen ki şinin yapabileceğine inanmak anlamını taşıyan deyim.

Gözü kararmak

Başı dönüp bayılacak gibi olmak. Ne yaptığını anlamını taşıyan deyim.

Gözü kara

Korkusuz, cesur (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Gözü kapalı

Düşünmeden, güvenle, hiç duraksamadan. Çevre sinde olup bitenlerden habersiz. anlamını taşıyan deyim.

Gözü kalmak

Beğenip de elde edemediği bir şeyi istemekte devam etmek anlamını taşıyan deyim.

gözü ilişmek

Onu farkında olmadan görmek anlamını taşıyan deyim.

gözü ısırmak

Onu bir yerden tanıyacak gibj olmak; biri ona tanıdık gibi gelmek anlamını taşıyan deyim.

Gözü hiçbir şey görmemek

bendini bütünüyle işine verip hiçbir başka şeyle ilgilenmez olmak Öfkesinden ötürü sonucunun ne olacağını bilmediği kötü işler yapacak duruma gelmek anlamını taşıyan deyim.

Gözü gönlü tok

Bulduklarıma yetinen, fazlasını istemeyen (kimse); gönlü tok. anlamını taşıyan deyim.

Gözü gönlü açılmak

Neşelenmek, keyiflenmek. anlamını taşıyan deyim.

Gözü dünyayı görmemek

Hiç kimseye ya da şeye önem verme mek; sadece önem verdiği kimseyle ya da şeyle ilgilenmek. anlamını taşıyan deyim.

Gözü dönmek

Aşırı istek, Öfke gibi duyguların etkisiyle ne yaptığını bilmez duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Gözü doymak

İstediğini elde ettikten sonra fazlasını istemez olmak. anlamını taşıyan deyim.

Gözü dışarda

Evli olduğu halde başka kadınlarla ilişki kuran (kim se). Oturduğu ya da çalıştığı yeri bırakıp başka yere gitmek iste yen (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Gözü dalmak

Gözünü bir noktaya dikip dalgın dalgın bakmak. anlamını taşıyan deyim.

Gözü arkada kalmak

Ayrıldığı kişinin ya da işin ne olduğunun mera kı içinde olmak. anlamını taşıyan deyim.

gözü alışmak

İyi seçemediği bir şeyi bir süre sonra net olarak görmeye başlamak. anlamını taşıyan deyim.

Gözü açık gitmek

Yapmak istediklerini gerçekleşti re meden ya da ya pılmasını istediklerini görmeden ölmek. anlamını taşıyan deyim.

Gözü aç

Paraya, mal mülke doymak bilmeyen (kimse); aç gözlü. anlamını taşıyan deyim.

göz ucuyla bakmak

Başını çevirmeden gözleriyle yan dan, sezdirmeden bakmak. anlamını taşıyan deyim.

Göz süzmek

Göz kapaklarını hafifçe birbirine yaklaştırarak nazlı nazlı bakmak. anlamını taşıyan deyim.

göz önüne getirmek

Onun nasıl olacağını düşünmek, onu gözünde canlandırmak, tasarlamak. anlamını taşıyan deyim.

göz önünde tutmak

Bir şeyin nasıl sonuç lanacağını, gerçekleşmesinin hangi koşullara bağlı olduğunu düşün mek (Kars. Dikkate almak, hesaba katmak.) anlamını taşıyan deyim.

Göz nuru dökmek

İyi bir yapıt ortaya koymak İçin dikkatli ve yorucu bir çalışma yapmak. anlamını taşıyan deyim.

gözleri yollarda kalmak

Sevilen bir kimseyi özlemle beklemek. anlamını taşıyan deyim.

Gözleri yaşarmak

bk. Gözleri sulanmak. Duygulandırın bir durum ya da olay karşısında ağlayacak gibi olmak. anlamını taşıyan deyim.

Gözleri velfecri okumak

Gözlerinden zeki, fakat oynak, kurnaz, hileci olduğu anlaşılmak. anlamını taşıyan deyim.

Gözleri sulanmak

Hastalık, güneşe bakma ya da sevinçten ötürü gözlerinden yaş gelmek; gözleri yaşarmak. anlamını taşıyan deyim.

Gözlerinin içi gülmek

Sevinci gözlerinin parıldamasından belli ol mak, yüzünden olduğu anlaşılmak. anlamını taşıyan deyim.

gözlerini fal taşı gibi açmak

Şaşkınlıkla, hayretle bakmak anlamını taşıyan deyim.

gözlerini alamamak

Duyduğu hayranlık ne deniyle bakışlarını onun üzerinden ayıramamak. anlamını taşıyan deyim.

gözlerini açmak

Uyanmak. Birisinin bilinçlen mesine çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Gözlerine inanamamak

Gördükleri karşısında şaşkına dönmek, gör düklerine inanamamak. anlamını taşıyan deyim.

gözlerinden okumak

Düşünce ve niyetlerinin ne olduğu nu bakışlarından anlamak. anlamını taşıyan deyim.

gözleri kapanmak

Ölmek. İyice uykusu gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Gözleri kan çanağına dönmek

(gbkz:Uykusuzluk)tan ya da çok (gbkz:ağlamak)tan ötürü gözleri çok (gbkz:kızarmak). anlamını taşıyan deyim.

Gözleri kamaşmak

Çok ışık nedeniyle çevreye bakamayacak duruma gelmek.

gözleri fıldır fıldır

Zekice, meraklıca, çapkınca (bakmak). anlamını taşıyan deyim.

gözleri fal taşı gibi açılmak

Hayretten, şaşkınlıktan dolayı gözleri nor malden çok açılmak. anlamını taşıyan deyim.

gözleri dönmek

Hastalık nedeniyle gözlerin renkli bölü mü görünmez olmak. Aşırı istek ya da öfkeden ötürü saldıracak duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

gözleri dolmak

Sevinçten ya da üzüntüden ağla yacak kadar duygulanmak. anlamını taşıyan deyim.

Gözleri bayılmak

Uyku, istek gibi bir durum gözlerinden anlaşılmak. anlamını taşıyan deyim.

Gözleri açılmak

Uyanmak. ~2. Bilinçlenmek; gerçeklerin, olup bi tenlerin farkına varmak. anlamını taşıyan deyim.

göz kulak olmak

Onu korumak amacıyla gözet lemek. Ne olup bittiği hakkında görerek, duyarak bilgi toplayarak. anlamını taşıyan deyim.

göz koymak

Onu elde etmeyi amaçlamak. anlamını taşıyan deyim.

göz kırpmak

Gözkapağını bilinçli ya da bilinçsizce açıp kapamak. Bir kimsenin halini hatırını gözünü açıp kapayarak sor mak. Söylediği sözün doğru olup olmadığını yanındakine işaretle anlatmak için gözünü açıp kapamak. Bir erkok bir kadınla dostluk kurmak için gözünü açıp kapayarak işaret etmek. anlamını taşıyan deyim.

Göz kamaştırmak

Görmeyi bulanıklaştırmak. Güzel bir şey bü yük hayranlık uyandırmak. anlamını taşıyan deyim.

Göz gözü görmemek

Sis, toz, duman gibi engeller yüzünden hiçbir şey görülmez olmak. anlamını taşıyan deyim.

Göz göze gelmek

Bakışları karşılaşmak. anlamını taşıyan deyim.

göz gezdirmek

Ona üstünkörü bakmak, şöyle bir bak mak, onu yüzeysel olarak okumak, incelemek. Göz göre göre : Herkesin gözü önünde. Çok açık olduğu hal de. anlamını taşıyan deyim.

göz etmek

Ona göz ve kaşını oynatarak ne demek istediği ni anlatmak; kaş göz etmek. anlamını taşıyan deyim.

göze göz dişe diş

Kötülüğe kötülükle karşılık verme yöntemi. (Kars. Kısasa kısas.) anlamını taşıyan deyim.

Göze görünmemek

Ortalıkta dolaşmamak, saklanmak. anlamını taşıyan deyim.

Göze görünmek

Belli, açık olmak. Var olmadığı halde varmış gibi görünmek. anlamını taşıyan deyim.

Göze gelmek

-1, bk. Göz değmek. Görünüşüyle başkalarının dik katini çekmek. anlamını taşıyan deyim.

Göze çarpmak

Görünüşüyle dikkatleri üzerinde toplamak. Gö rülmek, fark edilmek. anlamını taşıyan deyim.

Göze batmak

Durumu, davranışları çevredekileri tedirgin etmek.  Görünüşüyle dikkati çekmek: Başkalarını kıskandıran bir mevki-ye yükselmek. anlamını taşıyan deyim.

göze almak

Bir işi gerçekleştirmek için ortaya çıkabilecek bütün engelleri, tehlikeleri kabullenmek. anlamını taşıyan deyim.

Göz doldurmak

Bir şey görünüşüyle umulan etkiyi yapmak. Bir kimse bir becerisi, başarısı vb’den ötürü beğenilmek. anlamını taşıyan deyim.

göz dikmek

Onu ne pahasına olursa olsun ele ge çirmek istemek. anlamını taşıyan deyim.

Gözden uzaklaşmak

Ayrılıp görülmeyecek yere gitmek. anlamını taşıyan deyim.

Gözden kaybolmak

Görülmez olmak, yok olmak. anlamını taşıyan deyim.

Gözden kaçmak

Farkına varılmamak, görülmemek. anlamını taşıyan deyim.

gözden geçirmek

Ne olduğunu anlamak için ona iyice bakmak, incelemek. Onu okumak. anlamını taşıyan deyim.

gözden çıkarmak

Bir şeyin elden gitmesine isteyerek ya da istemeyerek razı olmak, onu feda etmeye karar vermek. anlamını taşıyan deyim.

göz değmek

Uğursuzluk ya da kötülük getirdiğine inanılan kıskanç ya da hayran’ bakışlar nedeniyle kötü bir duruma düşmek; göze gelmek. anlamını taşıyan deyim.

gözdağı vermek

Onu tehdit etmek, istediğini yaptırmak, kabul ettirmek için baskı yapmak. (Kars. (gbkz:Kafa tutmak), (gbkz:posta koymak).) anlamını taşıyan deyim.

Göz boyamak

Kötü bir şeyi iyi olarak gösterip aldatmak. anlamını taşıyan deyim.

Göz banyosu

Göz hastalıklarının iyileştirilmesi İçin yapılan banyo. Kadınlara hoşlanarak bakma. anlamını taşıyan deyim.

Göz aydına gitmek

Birinin sevindirici bir durumunu kutlamaya git mek. anlamını taşıyan deyim.

göz atmak

Ona, üzerinde pek durmadan şöyle bir bakmak. anlamını taşıyan deyim.

bir şeyi göz ardı etmek

Onu görmezlikten gelmek, ona gereken il giyi, önemi göstermek. anlamını taşıyan deyim.

Göz alıcı

Güzelliği ilgi çeken. anlamını taşıyan deyim.

göz alabildiğine

Gözün görebildiği en uzak yerlere kadar. anlamını taşıyan deyim.

göz açtırmamak

Ona herhangi bir şey yapma fırsatı vermemek. anlamını taşıyan deyim.

Göz açıp kapayıncaya kadar

Çok kısa bir süre içinde. anlamını taşıyan deyim.

Göz açamamak

İşlerin çokluğu yüzünden başka hiçbir şeyle ilgilenememek. anlamını taşıyan deyim.

gözaltına almak

onu belli bir yerde oturmak zorunda bırakıp hareketlerini denetlemek, onu (gbkz:gözetim altında tutmak). anlamını taşıyan deyim.

gövdeye atmak

Onu büyük bir iştahla yemek; mideye indirmek. anlamını taşıyan deyim.

Gövde gösterisi

Bir topluluğun gücünü ve tavrını göstermek için büyük bir kalabalıkla yaptığı gösteri. anlamını taşıyan deyim.

Götürü pazarlık

Bir işin ya da malın tümü üzerine yapılan pazarlık. anlamını taşıyan deyim.

Götünü yırtmak

bk. (gbkz:Kıçını yırtmak). anlamını taşıyan deyim.

Götünü yalamak

bk. Kıçını yalamak. anlamını taşıyan deyim.

Götünü kaldıramamak

bk. Kıçını kaldıramamak. anlamını taşıyan deyim.

götüne tekme atmak

bk. (gbkz:Kıçına tekme atmak). anlamını taşıyan deyim.

Görüşeni karışanı olmamak

Hiç kimse o kişinin işine karışmamak. anlamını taşıyan deyim.

Görüp göreceği rahmet bu

“Göreceği tek yardım, tek iyilik budur.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Görünüşü kurtarmak

Küçük düşürücü herhangi bir olayı geçiştirmek, örtbas etmek. anlamını taşıyan deyim.

görülecek hesabı olmak

Onunla aralarında çözümlenecek bir sorunu olmak. anlamını taşıyan deyim.

görmezlikten gelmek

Görmemiş gibi davran mak. anlamını taşıyan deyim.

Göreyim seni

“Senden başarılı olmanı bekliyorum.” “Dediğimi yap, karşılığını görürsün.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

birine gönül vermek

Ona (gbkz:âşık olmak). Ona (gbkz:sevgiyle bağlanmak). anlamını taşıyan deyim.

Gönül kırmak

Birini incitmek, gücendirmek; kalp kırmak. anlamını taşıyan deyim.

gönül hoşluğuyla

İsteyerek, severek. anlamını taşıyan deyim.

Gönül borcu

Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu hissetme; min net, şükran. anlamını taşıyan deyim.

Gönül bağı

Duygusal ilişki, sevgi-bağı. anlamını taşıyan deyim.

Gönlü tok

Yetinmesini bilen kimse; gözü gönlü tok. Gönül almak: Bir kimseyi uygun bir davranışla ya da armağanla se vindirmek. anlamını taşıyan deyim.

Gönlü olmak

Razı olmak, hoşnut olmak. anlamını taşıyan deyim.

gönlünü kırmak

Bir kimseyi kaba söz ve davranışlarla üzmek, küstür mek; kalbini kırmak. anlamını taşıyan deyim.

gönlünü kaptırmak

Ona âşık olmak. anlamını taşıyan deyim.

Gönlünü hoş etmek

Bir kimseyi istediğini yerine getirerek sevindir mek. anlamını taşıyan deyim.

gönlünü yapmak

Onu razı etmek, hoşnut etmek. anlamını taşıyan deyim.

Gönlünü çelmek

(gbkz:Bir kimsenin sevgisini kazanmak). (gbkz:Birisini kendine âşık etmek). anlamını taşıyan deyim.

Gönlünü almak

Kırgın, küskün birini güzel sözlerle ya da bir arma ğanla sevindirmek, memnun etmek. ( Kars. Hatırını hoş etmek.) anlamını taşıyan deyim.

gönlünden geçirmek

Onu şöyle bir düşünmek, istemek; içinden geçirmek.

gönlü gani

Cömert, eli açık, gözü tok (kimse). anlamını taşıyan deyim.

gönlü bol

Cömert, eli açık (kimse). (Kars. anlamını taşıyan deyim.

gölge etmek

Rahatsız etmek, engel olmak. Gölgesinden korkmak : Kuruntulu olmak, tehlikesiz işlere girişmekten bile korkmak. anlamını taşıyan deyim.

gölge düşürmek

Bir şeyin bilerek ya da bilmeyerek değe rini azaltmak. anlamını taşıyan deyim.

gökten zembille mi indi

“O kimsenin ne ayrıcalığı var ki başkaları na tanınmayan haklar ona tanınıyor?” anlamında. Gölgede bırakmak (bir şey, bir şeyi) (biri, birini) : Bir şey nitelik yönünden daha üstünolmak. Bir kimseden daha başarılı olup de ğerce ondan üst düzeyde olmak. anlamını taşıyan deyim.

gökte ararken yerde bulmak

Ele geçirilmesi güç anlamını taşıyan deyim.

birini göklere çıkarmak

Onun yaptıklarını, niteliklerini abartarak öv mek, onu yüceltmek. (Kars. Övgüler düzmek.) anlamını taşıyan deyim.

Gök gözlü

Göz rengi maviye çalan (kimse). Gözleri bu renk olanların hainliğini belirtmek için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

bir şeye göğüs germek

Her türlü güçlüğe dayanmak, bilinçlice karşı koymak, direnmek. anlamını taşıyan deyim.

Göğüs geçirmek

Üzüntü nedeniyle derin derin nefes alıp vermek. (Kars. İçini çekmek.} anlamını taşıyan deyim.

Göğsünü gere gere

Övünerek, kendine güvenerek, kıvanç duyarak. anlamını taşıyan deyim.

göğsü kabarmak

Ondan büyük övünç duymak, kıvan mak. anlamını taşıyan deyim.

göbek bağlamak

Göbeği sarkacak ölçüde şişmanlamak,göbeklenrnek. anlamını taşıyan deyim.

Göbek atmak

Oynarken karnını yukarı doğru hareket ettirmek. anlamını taşıyan deyim.

Göbeği çatlamak

Bir işi başarmak için çok zorlanmak, uğraşmak. anlamını taşıyan deyim.

Göbeği beraber kesilmiş

“Her’zaman onunla birliktedir, ondan hiç ayrılmaz.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

gizli tutmak

Bir olayı, bir haberi hiç kimseye duyurma mak, açıklamamak. anlamını taşıyan deyim.

Gizlisi kapaklısı olmamak

Başkalarından gizlenecek herhangi bir şe yi olmamak. anlamını taşıyan deyim.

Gizli kapaklı

Başkalarından saklanan, kimseye haber verilmeden ya-pttan (iş, konuşma). anlamını taşıyan deyim.

Gizli din taşımak

Din, inanç, görüş yönünden göründüğü gibi olma mak. anlamını taşıyan deyim.

Gizliden gizliye

Gizli olarak, çaktırmadan. (Kars. Alttan atta, el altın dan, arkadan arkaya, içten içe.) anlamını taşıyan deyim.

Gitti gider

“Artık ele geçmemek üzere gitti.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Girdisi çıktısı

Birinin yakın ilgisi. Bir şeyin ayrıntıları. Gelir ve gideri. anlamını taşıyan deyim.

Gidiş o gidiş

“Sözü edilen kimse gitti ve bir daha geri dönmedi.” an lamında. anlamını taşıyan deyim.

gibi gelmek

Sanısını uyandırmak, sanmak, (…) gi bi görünmek. anlamını taşıyan deyim.

gırtlak gırtlağa gelmek

Onunla kavgaya tutuşmak; boğaz boğaza gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Gırtlak derdi

Geçim kavgası. anlamını taşıyan deyim.

Gırtlağından kesmek

Para biriktirmek için yiyeceğinden kısıntı yapmak; boğazından kesmek. anlamını taşıyan deyim.

Gırtlağına sarılmak

Kavga etmek, peşini bırakmamak; boğazına sarılmak. anlamını taşıyan deyim.

Gırtlağına kadar borcu olmak

Çok miktarda borcu olmak; boğazına kadar borca girmek. anlamını taşıyan deyim.

Gırtlağına basmak

Bir kimseye bir işi yaptırmak için baskı yapmak; boğazına basmak. anlamını taşıyan deyim.

Gırla gitmek

Uzun sürmek. Bol bol harcamak. anlamını taşıyan deyim.

gırgırında olmak

O şeye gereken önemi vermemek, onu dik kate almamak; eğlenmek, dalga geçmek. anlamını taşıyan deyim.

gırgır geçmek

Onunla alay etmek. Gevezelik etmek. anlamını taşıyan deyim.

bir şeyden gına gelmek

O şeyden bıkmak, usanmak. anlamını taşıyan deyim.

gıkı bile çıkmamak

Çok sessiz uslu durmak. Baskı karşısında tek söz söylememek. anlamını taşıyan deyim.

Gıcık vermek

Birini kıskandıracak davranışlarda bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

Gıcık tutmak

Boğazı gıcıklanmak. anlamını taşıyan deyim.

gıcık olmak

Bir davranışa ya da bir kimseye sürek li olarak sinirlenmek. anlamını taşıyan deyim.

gıcık almak

Onun söz ve davranışlarından, kimi özelliklerinden (gbkz:hoşlanmamak); dahası (gbkz:sinirlenmek). anlamını taşıyan deyim.

Gezip tozmak

Gönlünün İsteğince gezmek. anlamını taşıyan deyim.

Geri tepmek

Yapılan bir davranış benzer bir davranışla karşılanmak, ters etki göstermek. anlamını taşıyan deyim.

geri kalmak

Nitelik ve zaman yönünden geride bulunmak. Benzerliklerinden daha az gelişmiş olmak. anlamını taşıyan deyim.

Geri kafalı

(gbkz:Tutucu), (gbkz:gerici); yenilikler karşı çıkan, düşünce ve davranışlarıyla eskiye bağlı olan (kimse). (Kars. (gbkz:Eski kafalı).) , . anlamını taşıyan deyim.

Geri hizmet

(gbkz:kolay görev), (gbkz:yorucu olmayan görev). anlamını taşıyan deyim.

geri durmamak

O şeyi yapmaktan kaçınmamak. (Kars. Aşağı kalmamak.) anlamını taşıyan deyim.

Geriden geriye

Uzaktan. Gizlice. anlamını taşıyan deyim.

geri çevirmek

Onu kabul etmemek. Onu gel diği yere göndermek. anlamını taşıyan deyim.

gem vurmak

Onun taşkın, aşırı davranışlarını önlemek, önleyecek girişimde bulunmak. Duygularına hakim olmak. anlamını taşıyan deyim.

Gemi azıya almak

Hiçbir şekilde söz dinlemez olmak, kural tanımamak. anlamını taşıyan deyim.

Gemi aslanı

Gösterişli olan, fakat hiçbir İşe yaramayan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Gel zaman git zaman

Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra. anlamını taşıyan deyim.

Gel gelelim

“Ne çare ki.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

gelen ağam giden paşam

“Başa kim gelirse gelsin benim İçin fark etmez, ben kendi işime bakarım.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Geleceği varsa göreceği de var

“Yiğittik taslayıp kötülük yapmak için gelmeye niyeti varsa, buyursun gelsin, ona haddini bildiririz.” an lamında tehdit yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

geçti bor’un pazarı sür eşeğini niğde’ye

‘Bu fırsatı kaçırdın, yeni bir fırsat aramaya koyul.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Geçmiş ola

“Geçmiş olsun.” “Bu fırsatı bir daha ele geçiremez sin. Yazık olur (oldu).” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Geçinip gitmek

Yaşamını iyi kötü sağlayabilecek bir geliri olmak. Başkalarıyla ilişkileri önemli sorun yaratmayacak düzeyde olmak. anlamını taşıyan deyim.

Geçim yolu

Yaşamak İçin kazanç bulma yolları, çareleri. anlamını taşıyan deyim.

Geçim dünyası

Herkesle iyi geçinmek gerektiğini anlatmak için kullanılır. “Herkes için en önemli konu geçimini sağlayacak yolu bulmasıdır.” anlamında kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

geçer not almak

Uygun bulunmak, beğenilmek. anlamını taşıyan deyim.

Geçer akçe

Herkesçe beğenilen şey için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Geceyi gündüze katmak

Gece gündüz durmaksızın çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Gece silahlı gündüz külahlı

Kendini iyi insan gibi gösteren, fakat sez dirmeden kötü işler yapan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Geceli gündüzlü

Gece gündüz, hiç ara vermeden, sürekli olarak. anlamını taşıyan deyim.

Gece kuşu

Gece vakti gezmesini, iş görmesini seven, geceleri uyu mayan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Gece gündüz dememek

Vaktin uygun olup olmadığına bakmadan sürekli çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Gece gündüz

Her zaman, hiç ara vermeden, sürekli olarak. anlamını taşıyan deyim.

gebe kalmak

Ona borçlu durumda olmak. anlamını taşıyan deyim.

gebe bırakmak

Onu borçlu duruma getirmek. anlamını taşıyan deyim.

Gazaba uğramak

Bir kimsenin öfkesini üzerine çekmek. anlamını taşıyan deyim.

Gazaba gelmek

Çok öfkelenmek anlamını taşıyan deyim.

Gaza basmak

Taşıtın hızını artırmak için gaz pedalına basmak. Savuşmak, kaçmak; defolmak anlamını taşıyan deyim.

Gayya kuyusu

İşlerin karmakarışık, içinden çıkılmaz olduğu durum, ortam. anlamını taşıyan deyim.

Gayret dayıya düştü

“Söz konusu iş onu başarabilecek olana kaldı.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Gâvur ölüsü gibi

Çok ağır ve hantal olan (şey). anlamını taşıyan deyim.

Gâvur olmak

Boş yere harcanmak, heder olmak. anlamını taşıyan deyim.

gâvurluğu tutmak

İnsafsızca davranmaya baş lamak İnatlaşmak, inat etmek. anlamını taşıyan deyim.

gavur inadı

Önüne geçilemeyen (gbkz:inat); (gbkz:keçi inadı). anlamını taşıyan deyim.

Gâvur eziyeti

Acımasız, zalimce davranış, güç; zahmetli iş. anlamını taşıyan deyim.

gâvur etmek

Onu işe yaramayacak duruma getirmek, zi yan etmek, n anlamını taşıyan deyim.

Garip gelmek

Garipsemek, yadırgamak; acayip gelmek, tuhaf gel mek. anlamını taşıyan deyim.

Garibine gitmek

Garip bulmak, yadırgamak; acayibine gitmek, tuha fına gitmek. anlamını taşıyan deyim.

Gargaraya getirmek

Gürültüye getirerek bir sözün, bir eylemin öne mini, etkisini hafifletmek, dikkatten kaçırmak anlamını taşıyan deyim.

garaz bağlamak

ona karşı (gbkz:düşmanca duygular beslemek); (gbkz:kin beslemek) ((gbkz:kin bağlamak)). anlamını taşıyan deyim.

galip çıkmak

Yenmek; üstün gelmek. anlamını taşıyan deyim.

galeyana getirmek

Onu, o topluluğu etkileyip coşturmak. anlamını taşıyan deyim.

Gaipten haber vermek

Gelecekte neler olacağını söylemek, bilinme yen âlemden haber vermek anlamını taşıyan deyim.

Gaf yapmak

Farkında olmadan yersiz bir davranışta bulunmak ya da bir kimseyi incitecek söz söylemek (Kars. Baltayı taşa vurmak, çam devirmek, pot kırmak.) anlamını taşıyan deyim.

gafil avlamak

Onu habersiz ve hazırlıksız olduğu bir sırada bastırmak, güç duruma düşürmek. anlamını taşıyan deyim.

fiyat vermek

Bir malın, hizmetin para olarak karşılığını bildirmek. anlamını taşıyan deyim.

Fiyat kırmak

Rekabet vb amaçlarla bir malın fiyatını indirmek. anlamını taşıyan deyim.

fiyatı dondurmak

Bir malın, hizmetin fiyatının yükselmesi ni önleyici önlemler almak. anlamını taşıyan deyim.

Fiyat biçmek

Fiyatını belirlemek; değer biçmek. anlamını taşıyan deyim.

Fiyaka satmak

(gbkz:gösteriş yapmak); (gbkz:çalım satmak). anlamını taşıyan deyim.

fit sokmak

Birini bir başkasına karşı kışkırtmak, aralarını açmak. anlamını taşıyan deyim.

Fit olmak

Birinin bir davranışına denk düşen bir davranışta bulu narak ödeşmek. Razı olmak, uygun bulmak. anlamını taşıyan deyim.

Fitne sokmak

Asılsız söz ve haberlerle, insanların arasında geçimsiz lik yaratmak. anlamını taşıyan deyim.

Fitne fücur

Çok (gbkz:fitneci), (gbkz:kışkırtıcı), arabozucu (kimse). anlamını taşıyan deyim.

fitil vermek

Onu kızdırmak, kışkırtmak. anlamını taşıyan deyim.

fitil olmak

Ona çok kızmak; öfkelenmek. anlamını taşıyan deyim.

Fitili almak

Birdenbire öfkelenmek. anlamını taşıyan deyim.

Fitil gibi olmak

Çok sarhoş olmak. anlamını taşıyan deyim.

fitil etmek

Onu çok kızdırmak. anlamını taşıyan deyim.

Fire vermek

Miktarı azalmak. Kötü durumu görülmek. anlamını taşıyan deyim.

Fink atmak

Keyfince, gönlünce gezip dolaşmak. anlamını taşıyan deyim.

Fincancı katırlarını ürkütmek

Zarar verebilecek bir kimseyi kızdıracak bir davranışta bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

filinta gibi

Genç, ince uzun boylu, çevik, yakışıklı (kimse). anlamını taşıyan deyim.

filan feşmekan

Adının belirtilmesine gerek olmayan kimse ya da şeylerin yerine kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

fikir vermek

Bir konuda yol gösterici nitelikteki düşüncesini bildirmek. İnsanı bir düşünceye, inanca ulaştırmak. anlamını taşıyan deyim.

fikir almak

Bir konuda yetkili bir kimse den bilgi almak, o kişinin düşüncesini sormak. O konuda bilgi sa hibi olmak. anlamını taşıyan deyim.

fıtık olmak

Ona çok kızmak, sinir olmak anlamını taşıyan deyim.

fıtık etmek

Onu çok kızdırmak ; sinirlendirmek. anlamını taşıyan deyim.

Fısıltı gazetesi

Toplumu ilgilendiren bir olayın dedikodu biçiminde kulaktan kulağa yayılması. anlamını taşıyan deyim.

fırsat vermek

Bir işi gerçekleştirmek İçin uygun durum hazırlamak; zaman vermek. anlamını taşıyan deyim.

Fırsat kollamak

Bir iş için elverişli zaman ve durumu kollamak. anlamını taşıyan deyim.

Fırsatını düşürmek

Uygun, kolay bir yol bulmak. anlamını taşıyan deyim.

Fırsatı kaçırmak

Yarar sağlayacağı uygun durum ve zamanı değer-. lendirememek. anlamını taşıyan deyim.

Fırsatı ganimet bilmek

Önüne çıkan fırsatlardan hemen yararlan mak. anlamını taşıyan deyim.

fırsat düşmek

Uygun bir ortam ortaya çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

fesat karıştırmak

insanların arasını bozacak işler yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Feryadı basmak

Tehlikeli, korku verici bir durumla karşılaşınca bağı rıp çağırmaya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

Ferman dinlememek

: Hiçbir kural, yasa, buyruk tanımamak. anlamını taşıyan deyim.

Ferman çıkmak

Yetkili bir kimse tarafından bir işin yapılması konu sunda buyruk verilmek. anlamını taşıyan deyim.

ferah tutmak

Sevinçli olmak, tasalanma mak, sıkılmamak. anlamını taşıyan deyim.

feneri nerede söndürdün

“Nerede kaldın? Çok geciktin” anlamın da şaka yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Fener alayı

Şenlik gecelerinde bir topluluğun ellerinde fenerler ya da meşalelerle kenti dolaşarak yaptıkları gösteri. Bu gösteriyi ya pan topluluk. anlamını taşıyan deyim.

fena yapmak

Onu kötü bir duruma düşürmek. anlamını taşıyan deyim.

fenaya çekmek

O şeye kötü bir anlam vermek. anlamını taşıyan deyim.

Fenasına gitmek

Üzülmek, sinirlenmek, üzerinde kötü bir etki bırak mak. anlamını taşıyan deyim.

Fena olmak

Bozulmak. Çok üzülmek. Hasta gibi olmak. anlamını taşıyan deyim.

Felsefe yapmak

Bir olayın nedenleri ve sonuçları hakkında değişik görüşler ileri sürmek. anlamını taşıyan deyim.

fellik fellik aramak

Onu her yerde (gbkz:telaşla), (gbkz:heyecanla) aramak. anlamını taşıyan deyim.

Felekten bir gün çalmak

Neşeli, eğlenceli bir gün geçirmek. anlamını taşıyan deyim.

Feleğin sillesini yemek

Büyük bir yıkıma uğramak. anlamını taşıyan deyim.

Feleğini şaşırmak

Ne yapacağını bilemez duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Feleğin çemberinden geçmiş

Başından pekçok iyi kötü olay geçmiş olan (kimse). (Kars. Görmüş geçirmiş.) anlamını taşıyan deyim.

Felce uğramak

İşlemez, yürümez, çalışmaz duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Fazia olmak

Başkalarını rahatsız edecek davranışlarda bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

Fazia kaçırmak

Her zamankinden fazla yemek, İçmek. Bir şe yi normalinden fazla yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Fazla gelmek

Gereğinden, alışılmıştan fazla olmak. anlamını taşıyan deyim.

fatiha okumak

O şeyden umudunu kesmek. anlamını taşıyan deyim.

Fasulye gibi kendini nimetten saymak

kendine aşırı bir (gbkz:değer vermek). anlamını taşıyan deyim.

Fasit daire

bk. (gbkz:Kısır döngü). anlamını taşıyan deyim.

Fark yapmak

Oyunlarda yenmek. anlamını taşıyan deyim.

farkında olmamak

Ne olup bittiğini anlamamak (anlamak). anlamını taşıyan deyim.

farkına varmak

Bir şeyin var olduğunu anlamak, sezmek. Ara larında fark bulunduğunu anlamak. anlamını taşıyan deyim.

Fark gözetmek

Ayrım yapmak, birini Ötekinden ayrı, üstün tutmak. anlamını taşıyan deyim.

Fark etmez

“Hiçbir önemi, etkisi yoktur.” “Hiçbir değişiklik yap maz.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Fark atmak

Fazla sayı yapmak. Benzerlerinden çok farklı ot-mak, onları geçmek. anlamını taşıyan deyim.

fareler cirit atmak

O yerde hiç kimse bulun mamak, o yer bomboş, ıpıssız olmak. anlamını taşıyan deyim.

falakaya çekmek

Ayaklarını falakaya bağlayarak tabanlarını kalın bir sopa ile dövmek. anlamını taşıyan deyim.

fal açmak

Suya bakarak, kitap, iskambil kâğıdı aça rak gelecekten haber vermek. anlamını taşıyan deyim.

Faka basmak

: Tuzağa düşmek, aldatılmak; tongaya basmak. anlamını taşıyan deyim.

Ezbere konuşmak

Aslını arayıp sormadan, bilmeden konuşmak. anlamını taşıyan deyim.

Ezbere iş görmek

İncelemeden, gelişigüzel iş görmek. anlamını taşıyan deyim.

eyvallahı olmamak

Ona, onlara minneti, gö-. nül borcu olmamak. anlamını taşıyan deyim.

eyvallah etmemek

Birinin minneti altına girmemek, birine boyun eğmemek. anlamını taşıyan deyim.

eyvallah demek

-LRazı olmak, kabul etmek. Aliaha ısmarladık demek. anlamını taşıyan deyim.

Ev yıkmak

Karı ile koca arasına fitne sokup, ayrılmalarına yol aç mak. Bir ailenin geçim yollarını ortadan kaldırıp perişan olmaları na yol açmak. anlamını taşıyan deyim.

evvel âr idi şimdi kâr oldu

“Önce ayıp sayılırken şimdi beğenilen bir davranış oldu.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Evvel Allah

“Allah’ın yardımıyla” anlamında pekiştirme sözü. anlamını taşıyan deyim.

evlerden uzak

‘Kimsenin başına bu tür felaketlerin gelmeme sini dilerim.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

evirmek çevirmek

O şeyin her >a>ını iyice gözden geçir mek. anlamını taşıyan deyim.

Evin direği

Kadın için koca, eş. Evİn geçimini sağlayan kimse. anlamını taşıyan deyim.

Evdeki hesap çarşıya uymamak

Tasarlanan bir şey başka biçimde gerçekleşmek, sonuçlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Ev bark

Ev. Çoluk çocuk, ev halkı. anlamını taşıyan deyim.

ev açmak

(gbkz:ayrı bir eve yerleşmek), (gbkz:evlenmek). anlamını taşıyan deyim.

Ettiğiyle kalmak

Düşündüğü kötülüğü yapamadığı için üzüntü ve utanç içinde kalmak. anlamını taşıyan deyim.

ettiği yanına kâr kalmak

Yaptığı kötülük karşılıksız kalmak, yaptığı kötülüğün cezasını görmemek, anlamını taşıyan deyim.

Ettiğini yanına bırakmamak

Yaptığı kötülüğe kötülükte karşılık ver mek, ondan öcünü almak. anlamını taşıyan deyim.

Ettiğini bulmak

Yaptığı kötülüğün karşılığını bulmak. anlamını taşıyan deyim.

ettiği hayır ürküttüğü kurbağaya değmemek

Bir İşte ver diği zarar yaptığı iyilikten büyük olmak. anlamını taşıyan deyim.

etrafında dört dönmek

İstediğini elde etmek ya da korumak için biri nin yanından ayrılmamak. anlamını taşıyan deyim.

etmediğini bırakmamak

Elinden gelen her türlü kötülü ğü yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Etliye sütlüye karışmamak

(gbkz:kendini ilgilendirmeyen işlere karışmamak). (gbkz:kendi halinde yaşamak). anlamını taşıyan deyim.

Et kafalı

Anlayışsız, kalın kafalı (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Eti senin kemiği benim

Eskiden velilerin çocuklarını eğitimciye, ustaya teslim ederken söyledikleri söz. anlamını taşıyan deyim.

Etine dolgun

Tombul (kimse). (Kars. Balık etinde.) anlamını taşıyan deyim.

eti ne budu ne

Bir kimsenin küçük, cılız veya olanaklarının sınırlı, parasını az olduğunu anlatmak için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

eti budu yerinde

Semiz, tombul (özellikle kadın, kız). anlamını taşıyan deyim.

etek öpmek

Dalkavukluk etmek, yaltaklanmak; el etek öpmek. anlamını taşıyan deyim.

Eşref saati gelmek

Uygun, elverişli zamanı gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Eşek şakası

(gbkz:Ağır el şakası). anlamını taşıyan deyim.

birini eşek sudan gelinceye kadar dövmek

Onu uzun bir süre İyi ce dövmek. anlamını taşıyan deyim.

Eşek kadar olmak

Büyüdüğü halde akıllanmamak. anlamını taşıyan deyim.

Eşek cenneti

Öbür dünya. anlamını taşıyan deyim.

eşek başı mısın

“Yetkini kullanmayıp neden gevşek davranıyor sun?” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Esrar perdesi

Bir olayın gerçek yüzünün anlaşılmasını güçleştiren özelliklerin tümü. anlamını taşıyan deyim.

esrar kumkuması

Neyin nesi olduğu, ne ile uğraştı ğı bilinmeyen kimse için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Eski tüfek

Herhangi bir alanda en kıdemli olan, bilgi, deneyim yö nünden en zengin olan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Eski toprak

Yaşlandığı halde dinç kalmış (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Eski tas eski hamam

“Değişen hiçbir şey yok, eski durum devam ediyor.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Eski kurt

Mesleğin inceliklerini bilen, aldatılması olanaksız kimse. anlamını taşıyan deyim.

eski köye yeni adet

Geleneklerine, eski yaşam biçimine bağlı bir topluluğa yadırganan bir yenilik getirmek. anlamını taşıyan deyim.

Eski kafalı

Geçerliğini az ya da çok yitirmiş düşünceleri savunan, es ki yaşam biçimine bağlı (kimse) (Kars. Geri kafalı.) anlamını taşıyan deyim.

Eski göz ağrısı

Birinin çok eskiden sevgilisi durumunda olan kimse (özellikle kız, kadın); (gbkz:ilk göz ağrısı). anlamını taşıyan deyim.

Eski defterleri karıştırmak

Geçmişteki olayları bir yarar umarak ya da başka bir amaçla yeniden ele almak, anımsatmak. anlamını taşıyan deyim.

Eski çamlar bardak oldu

“Zaman değişti, eski durumların önemi ve değeri kalmadı.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

bir şeyi es geçmek

(gbkz:üzerinde durmamak), (gbkz:aldırış etmemek), (gbkz:boş vermek), (gbkz:önemsememek). anlamını taşıyan deyim.

Esamisi okunmamak

Hiç önem ve değer verilmemek, adı geçme mek. anlamını taşıyan deyim.

erkek ayşe

Erkekler gibi davranan kızlar için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Eriyip gitmek

Yok olmak. anlamını taşıyan deyim.

Eriyip bitmek

Çok zayıflamak, incelmek. Çok aa çekmiş ol mak. anlamını taşıyan deyim.

Er geç

Ne vakit olsa, erken ya da geç. anlamını taşıyan deyim.

Entrika çevirmek

(gbkz:hile düzenlemek). anlamını taşıyan deyim.

Ense yapmak

Hiçbir işle uğraşmadan, keyfinoe yaşamak. anlamını taşıyan deyim.

Ensesine yapışmak

Bir konuda sıkıştırmak. (Kars. Yakasına yapış mak.) anlamını taşıyan deyim.

Ensesine binmek

Baskı altında tutmak, bir işi yapmaya zorlamak. anlamını taşıyan deyim.

Ensesinde boza pişirmek

Bir işi yapması, bitirmesi İçin sürekli uyar mak, tedirgin etmek. anlamını taşıyan deyim.

Ensesi kalın

Maddi durumu yerinde olan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Eni konu

Eksiksizce, her yönüyle. (Kars. İyiden iyiye.) anlamını taşıyan deyim.

Enine boyuna

Her yönüyle, eksiksizce. (gbkz:iriyarı), (gbkz:gösterişli) (kimse). anlamını taşıyan deyim.

eninde sonunda

Ne zaman olsa, en sonunda, kaçınılmaz olarak. anlamını taşıyan deyim.

engel çıkarmak

Bir işin yapılmasını zorlaştırmak. anlamını taşıyan deyim.

endişe duymak

O şey için (gbkz:kaygılanmak), (gbkz:tasalanmak). anlamını taşıyan deyim.

endazeye vurmak

Onu hesaplamak, ölçmek. anlamını taşıyan deyim.

emniyet vermek

Ona güven duygusu vermek. anlamını taşıyan deyim.

emniyet etmek

Ona güvenmek, emanet etmek. anlamını taşıyan deyim.

Emir büyük yerden

İtiraz edilemeyecek buyruklar İçin söylenir. anlamını taşıyan deyim.

emek vermek

Bir şeyin meydana gelmesi için özen göstererek Çok çalışmak. Bir kimsenin yetişmesi için büyük çaba harcamak. anlamını taşıyan deyim.

Emek çekmek

Bir işin yapılmasında çok çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Emeği geçmek

Bir işin yapılmasında özenle, çok çalışmış olmak. anlamını taşıyan deyim.

El yordımıyla

Görmeden, elle yoklayarak. anlamını taşıyan deyim.

el yatkınlığı

İşe alışmış olma durumu. El işlerini yapmakta yet kin olma. anlamını taşıyan deyim.

el vermek

Ona yardım etmek. Mürit mürşide başkalarına yol gösterme izni vermek. Birine bir konuda yetki vermek. İskambil oyunlarında karşı tarafa oyun üstünlüğü tanımak. anlamını taşıyan deyim.

el üstünde tutmak

Ona çok değer vermek, aşırı saygı ve sev gi göstermek. anlamını taşıyan deyim.

El uzluğu

El alışkanlığı, ustalık, maharet. anlamını taşıyan deyim.

el uzatmak

O kimseye yardım etmek. Başkasınıın İşine, çıkarına dokunmak, kendisine ait olmayan bir şey üze rinde Ihak iddia etmek. anlamını taşıyan deyim.

El tutmak

Bir iş vakit almak, uzun sürmek. anlamını taşıyan deyim.

el sürmemek

Onu ellememek, ona bir zararı dokunmamak. Bir işi yapmaya başlamamak. İlgilenip eline al mamak. anlamını taşıyan deyim.

El sıkmak

Selamlaşmak için iki kişi birbirlerinin ellerini tutmak. anlamını taşıyan deyim.

Elle tutulur gözle görülür

Çok belirgin, çok açık olan. anlamını taşıyan deyim.

Elle tutulacak tarafı olmamak

Değerli, güvenilir bir yönü bulunma mak. anlamını taşıyan deyim.

Elle tutulacak tarafı kalmamak

Sağlam tarafı kalmamak. Kendisine güvenilmemek. anlamını taşıyan deyim.

Eller yukarı

“Ellerini yukarı kaldır ve teslim ol!” anlamında uyarı sözü. anlamını taşıyan deyim.

Ellerin dert görmesin

“Allah razı olsun.” anlamında iyi dilek sözü. anlamını taşıyan deyim.

el koymak

Bir şeyi, kendi buyruğu altına almak; bir ye rin yönetimini kendi yetki sınırlan içine almak. Bir yolsuzluğu orta ya çıkarmak için incelemesine girişmek. anlamını taşıyan deyim.

El kiri

Hiçbir değeri olmayan, geçici (özellikle para için söylenir). anlamını taşıyan deyim.

el kapısı

Yabancıların evi, yurdu. Bir kızın gelin gittiği ev. Ki şinin geçimini sağladığı işyeri. anlamını taşıyan deyim.

El kaldırmak

Söz istemek ya da oy verdiğini belirtmek için elini havaya kaldırmak. Kendisinden büyüğe vuracakmış gibi davra-mak. anlamını taşıyan deyim.

El kadar

Çok küçük (Kars. Bacak kadar.) anlamını taşıyan deyim.

Eli yüzü düzgün

Yüzüne bakılabilir olan, güzelce (kimse). anlamını taşıyan deyim.

eliyle koymuş gibi

Aradığını hemen, kolayca (bulmak). anlamını taşıyan deyim.

eli yatmak

Bir işi yapabilecek el becerisi edinmiş olmak. anlamını taşıyan deyim.

eli yatkın

O işe alışkın, becerikli (kimse). anlamını taşıyan deyim.

eli varmamak

Bir işi yapmaya gönlü razı olmamak; o işi yapmak için içinde bir istek duymamak. anlamını taşıyan deyim.

Eli şakağında

Düşünceli, tasalı, kaygılı. anlamını taşıyan deyim.

Eli sopalı

Zorba, sert, baskıcı (kimse, yönetim). anlamını taşıyan deyim.

eli silah tutmak

Silah kullanıp savaşabilecek durumda olmak. anlamını taşıyan deyim.

Eli sıkı

Cimri, kolay para harcamayan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

eli para görmek

Para kazanmak, cebi para görmek. anlamını taşıyan deyim.

eli olmak

Bir işe herhangi bir biçimde katkıda bulun mak. Bir işle gizli bir ilişkisi olmak. anlamını taşıyan deyim.

elini vicdanına koyarak söylemek

Doğru, hakça (söyle mek); gerçekleri, doğruları gizlemeden (söylemek). anlamını taşıyan deyim.

Elini veren kolunu alamaz

‘Çıkara bir kimsedir. Senin cömert, yar dımsever biri olduğunu anlarsa, elinden zor kurtulursun.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

elini uzatmak

Ona yardım etmek, destek olmak. anlamını taşıyan deyim.

elini sürmemek

-1, O şeyi eline almamak, o işi yapma mak. Tenezzül etmemek. anlamını taşıyan deyim.

elini sürmek

bk. elini sürmemek. Birine her hangi bir kötülük yapmak; dövmek, tecavüz etmek. anlamını taşıyan deyim.

Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak

Evde hiçbir işe el sürme mek, çok nazlı olmak. anlamını taşıyan deyim.

elinin körü

“Sorduğun sorular yeter artık, kötü sözler söyleyeceğim şimdi!” anlamında paylama sözü. anlamını taşıyan deyim.

Elinin altında

Her zaman kolayca yararlanabileceği yerde ve yakınlık ta. anlamını taşıyan deyim.

Elini kolunu sallaya sallaya gelmek

Bir yere eli boş olarak, hiçbir ar mağan almadan gitmek. anlamını taşıyan deyim.

elini kolunu sallaya sallaya dolaşmak

Pervasızca, ser bestçe, çekinmeden dolaşmak. anlamını taşıyan deyim.

elini kolunu bağlamak

O şey onu hiçbir iş yapama yacak duruma getirmek. anlamını taşıyan deyim.

Elini kana bulamak

Bir kimseyi yaralamak ya da öldürmek. anlamını taşıyan deyim.

elini eteğini çekmek

O şeyle ilgisini tümüyle kesmek. anlamını taşıyan deyim.

Elini çabuk tutmak

Bir işi çabuk yapmaya çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Elini cebine atmak

Cebinden pars çıkarmak için davranmak. anlamını taşıyan deyim.

Elini ayağını öpeyim

“Çok yalvarıyorum.” anlamında bir şeyin yapıl masını isterken söylenir. anlamını taşıyan deyim.

elini ayağını kesmek

Onun oraya uğramasını engellemek. anlamını taşıyan deyim.

elini ayağını çekmek

Oraya uğramaz olmak, artık oraya gitmemek. anlamını taşıyan deyim.

eline vur ekmeğini al

Sessiz, pısırık (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Eline su dökemez

“Bu kimse, adı geçen kimsenin çırağı bile olamaz, onunla aynı değerde değildir.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

eline sağlık

: “Yaptığın iş iyi olmuş, teşek kür ederim.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

eline kalmak

Kendisine yardım edecek ya da bakacak on dan başka kimsesi kait ak. anlamını taşıyan deyim.

eline geçmek

Kazanmak, elde etmek. Bul mak. Yakalamak. anlamını taşıyan deyim.

eline eteğine sarılmak

Birine bir iş için çok yalvarmak. anlamını taşıyan deyim.

eline düşmek

O şey (yer vb) onun egemenliği, buyruğu altına girmek. Ona yakalanmak. Kendisi ne hıncı bulunan bir kimseye muhtaç duruma gelmek. - anlamını taşıyan deyim.

eline bakmak

Bir kimsenin yardımıyla geçinebilir durumda otmak. anlamını taşıyan deyim.

Eline ayağına üşenmemek

İşini severek yapmak. anlamını taşıyan deyim.

eline ayağına düşmek

Bir isteğini yaptırabilmek için bir kimsenin ayaklarına kapanıp yalvarmak. anlamını taşıyan deyim.

Eline ağır

Elinden çabuk iş çıkmayan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

elinde olmak

O şeyi yapabilecek durumda olmak, o şey onun yetkisi, becerisi içinde olmak. anlamını taşıyan deyim.

elinden tutmak

Ona yardım etmek. İlerlemesine yar dıma olmak, kayırmak. anlamını taşıyan deyim.

Elinden İş çıkmamak

Elindeki İşi zamanımda bitirememek; elindeki işi sürüncemede bırakmak. anlamını taşıyan deyim.

Elinden hiçbir şey kurtulmamak

Her şeyi becerebilecek yetenekte olmak. anlamını taşıyan deyim.

Elinden gelmek

Söz konusu şeyi yapma becerisi olmak. anlamını taşıyan deyim.

Elinden geleni yapmak

Bir işi bilgisinin ve gücünün yettiği kadarıyla yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Elinden geleni ardına koymamak

Elinden gelen her türlü kötülüğü yapmak. anlamını taşıyan deyim.

elinden düşürmemek

Sürekli onunla İlgilenmek. anlamını taşıyan deyim.

Elinden çekmek

Bir kimse yüzünden sıkıntıya düşmek. Bir kim seyi öç almak için sıkıntıya sokmak. anlamını taşıyan deyim.

Elinden bir şey gelmemek

Olanaksızlık, çaresizlik ya da beceriksiz lik yüzünden yardıma olamamak. anlamını taşıyan deyim.

elinden bir kaza çıkmak

İstemeyerek birisini yaralamak ya da Öldürmek. anlamını taşıyan deyim.

Elinden bir İş gelmemek

Hiçbir iş yapamamak. anlamını taşıyan deyim.

elinden almak

Birini sahip olduğu bir şeyden, bir kimseden yoksun kılmak. anlamını taşıyan deyim.

Eli maşalı

Şirret, edepsiz, kavgacı (kadın). anlamını taşıyan deyim.

Eli mahkûm

“Bu işi yapmak zorunda.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Eli kurusun

“Elin tutmaz, bir iş görmez olsun.” anlamında ilenç. anlamını taşıyan deyim.

Eli kulağında

Olması ya da gerçekleşmesi çok yakın. anlamını taşıyan deyim.

eli kolu bağlı olmak

Üzerine düşen ya da üzeri ne aldığı bir görevi çeşitli nedenlerle yapamayacak durumda olmak. anlamını taşıyan deyim.

Eli kırılmak

Eli bir işe yatkın duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Eli kalem tutmak

: Yazı yazmayı bilmek. Bir konu hakkında ba şarılı bir biçimde yazı yazma yeteneğine sahip olmak. anlamını taşıyan deyim.

eli işte gözü oynaşta

İş yapar görünen, fakat aklı başka şey lerde olan, (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Eli İşe yatmak

Bir işi yapabilecek el becerisi olmak. anlamını taşıyan deyim.

eli gitmek

Onu tutmak, yakalamak istemek. anlamını taşıyan deyim.

Eli geniş

Para sıkıntısı çekmeyen; cömert (kimse). Eli genişlemek : Eli bol para geçmek, harcama olanağı olmak. anlamını taşıyan deyim.

elifi görse mertek sanır

Bilgisizliğine rağmen bilgiçlik tasla yan, okuması yazması olmayan bir kimse için alay yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

eli ermek

Onu yapmaya anlamını taşıyan deyim.

Eli ekmek tutmak

Geçimini sağlayacak duruma gelmek. (Kars. Ek meğini eline almak.) anlamını taşıyan deyim.

eli değmek

Söz konu su işi yapacak vakit ve fırsatı bulmak (bulamamak). anlamını taşıyan deyim.

Eli darda

Para sıkıntısı içinde. anlamını taşıyan deyim.

eli çabuk

Çabuk iş yapan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

eli cebine varmamak

* Para harcama konusunda cimri davranmak, para harcamaya yanaşmamak. (Kars. Cebinde .akrep ol mak.) anlamını taşıyan deyim.

eli böğründe kalmak

Başarısızlığa uğramak, bir iş yapa maz duruma düşmek; umutsuz, çaresiz duruma düşmek. anlamını taşıyan deyim.

eli boş gelmek

O yere armağansız gel mek (gitmek). anlamını taşıyan deyim.

Eli ayağı titremek

” Korkur sinir, vb. yüzünden heyecanlanmak. Eli ayağı tutmak : İş yapabilecek durumda olmak. Eli bol: İş yapabilecek parası olan (kimse). İş için gerekli araçla rı esirgemeyen (kimse). Eli bollaşmak : Para yönünden rahatlamak. Eli boş : O sırada yaptığı bir işi olmayan (kimse). Eli boş dönmek (bir yerden): İstediğini elde edemeden dönmek. anlamını taşıyan deyim.

eli ayağı dolaşmak

Telaştan, heyecandan ne yapacağını şaşır mak, saçma sapan işler yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Eli ayağı düzgün olmak

Bedence, görünüşçe kusursuz olmak, iyi gö rünmek. anlamını taşıyan deyim.

eli ayağı bağlı kalmak

Bir şey yapamayacak durumda ol mak. Yardıma olması, çözüm bulması gereken bir konuda, hiçbir şey yapamamak. Eli ayağı buz kesilmek: Aldığı üzücü bir haber yüzünden İş yapamaz anlamını taşıyan deyim.

eli armut mu devşiriyor

“Bir kimse bir iş yapıyorsa, öteki de boş durmaz, aynı işi yapabilir.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

eli altında olmak

Aradığı, istediği zaman bulabileceği yerde olmak. anlamını taşıyan deyim.

eli alışmak

Bir işte ustalık kazanmak. Herhangi bir davranışı alışkanlık haline getirmek. anlamını taşıyan deyim.

eli ağzında kalmak

Çok (gbkz:şaşırmak), (gbkz:şaşırıp kalmak). anlamını taşıyan deyim.

eli açık

Cömert, para harcamaktan çekinmeyen (kimse). anlamını taşıyan deyim.

el gün

Herkes, el âlem. anlamını taşıyan deyim.

birini ele vermek

Suçlu bir kişiyi güvenlik kuvvetlerine haber ve rip yakalatmak. Aynı suçu işlemiş bir kişinin suç arkadaşlarını, kendisi yakalanınca baskı ya da çözülme sonucu güvenlik kuvvetleri ne yakalatmak. anlamını taşıyan deyim.

ele verir talkını kendi yutar salkımı

(ele verir öğüdü, kendi keser anlamını taşıyan deyim.

el etmek

Ona “gel” anlamında el sallamak. anlamını taşıyan deyim.

El etek öpmek

İşini yaptırmak için çok yalvarmak. Yaltaklan mak, hoş görünmeye çalışmak, dalkavukluk etmek. anlamını taşıyan deyim.

el etek çekmek

Artık o şeyle uğraşmaz olmak. Kendini bütünüyle ibadete vermek. anlamını taşıyan deyim.

el emeği

Elde yapılan iş, ürün. Elle yapılan çalışmanın karşılı ğı, ücreti. anlamını taşıyan deyim.

el ele vermek

Onunla işbirliği yapmak, güçlerini birleştirmek. anlamını taşıyan deyim.

El elde baş başta

“Hiçbir şey kalmadı, her şey tükendi.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Ele gelmek

Bir şey ele tutulabilir duruma gelmek. Bebek kuca ğa alınacak kadar büyümek. anlamını taşıyan deyim.

Ele geçmek

Yakalanmak. Elde edilmek. anlamını taşıyan deyim.

ele geçirmek

Onu yakalamak. Onu elde et mek, edinmek, ona sahip olmak. anlamını taşıyan deyim.

ele almak

Bir şey üzerinde çalışmaya başlamak. Bir şeyi inceleyip araştırmak, eleştirmek. anlamını taşıyan deyim.

elde tutmak

(gbkz:bir duruma ya da işe hâkim olmak). anlamını taşıyan deyim.

elden kaçırmak

Onu elde etmek fırsatını yitir mek. anlamını taşıyan deyim.

Elden ne gelir

“Ne yapılabilir?” anlamında çaresizlik bildirir. anlamını taşıyan deyim.

elden gitmek

Onu yitirmek, ondan mahrum kalmak. anlamını taşıyan deyim.

elden geldiği kadar

Yapabildiği, mümkün olduğu kadar. anlamını taşıyan deyim.

Elden gelmemek

Bir şey yapamamak, dayanamamak. anlamını taşıyan deyim.

elden gel

“Seni kutlarım.” “Parayı hemen ver.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

elden geçirmek

Onu incelemek, kontrol etmek. Onu onarmak, düzeltmek. anlamını taşıyan deyim.

Elden ele dolaşmak

Birçok kimsece alınıp bakılmak. Birçok sa hip değiştirmek. anlamını taşıyan deyim.

Elden ele

Bir kişiden ötekine. anlamını taşıyan deyim.

elden düşürmemek

O şeyle uzun süre yakın dan ilgilenmek. anlamını taşıyan deyim.

Elden düşme

Az kullanılmış ya da sahibinden ucuza alınmış (mal). anlamını taşıyan deyim.

elden çıkmak

O şey satılmak, başkasına devredilmek. anlamını taşıyan deyim.

elden çıkarmak

O şeyi satmak, başkasına devretmek. anlamını taşıyan deyim.

elden ayaktan düşmek

Hastalık ya da yaşlılık sonucu yü rüyemez, iş yapamaz duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

elde kalmak

Bir mal satılamadığı için olduğu gibi sahi binde durmak. Harcamanın sonunda artmış olarak durmak. anlamını taşıyan deyim.

El değiştirmek

Bir şeyin sahipliği ya da kullanımı birinden bir başka sına geçmek. anlamını taşıyan deyim.

elde etmek

Bir şeye sahip olmak, onu edin mek. Bir şey meydana getirmek, üretmek. Bir kimseyi kendi yanına çekmek. Bir kimseyi kendi hizmetine almak. anlamını taşıyan deyim.

Elde avuçta ne varsa

Elindeki bütün mal, mülk , para. anlamını taşıyan deyim.

Elde avuçta bir şey kalmamak

Para, mat, mülk vb. harcanarak bit mek, tükenmek. anlamını taşıyan deyim.

Elde avuçta bir şey bırakmamak

Para, mal mülk, vb’yi savurganca harcayıp tüketmek. anlamını taşıyan deyim.

el çektirmek

Onu görevinden, İşinden uzaklaştırmak. anlamını taşıyan deyim.

el çekmek

O şeyden (gbkz:vazgeçmek), artık onu (gbkz:yapmamak) anlamını taşıyan deyim.

el çabukluğuna getirmek

Bir işi, hilesini sezdirmeden çabucak yapmak anlamını taşıyan deyim.

El çabukluğu

Bir işi çabuk biçimde yapma ustalığı. Bir şeyi sezdirmeden yapma. anlamını taşıyan deyim.

el beğenmezse yel beğensin

“İnsanı beğenecek kişiler olmaz sa, şerefsiz yaşayacağına ölmesi daha iyidir.’ anlamında. anlamını taşıyan deyim.

el bebek gül bebek

Çok sevilen ve nazlı büyütülen, şımarık çocuk İçin söylenir. anlamını taşıyan deyim.

bir şeye el basmak

Ekmek ya da kutsal kitaplardan biri üzerine el koyarak ant içmek, yemin etmek. anlamını taşıyan deyim.

El ayak çekilmek

Ortalıkta kimse kalmamak, ortalık sessizleşip ıssız laşmak. anlamını taşıyan deyim.

bir şeye el atmak

Yeni bir işe başlamak. Birisinin işine karış mak; müdahale etmek. Birine sarkıntılık etmek. anlamını taşıyan deyim.

El altında

Gizlice, kimsenin haberi olmadan. (Kars. Alttan alta, gizli den gizliye.) anlamını taşıyan deyim.

El altından

İstenildiği zaman kolayca alınabilecek, bulunabilecek yer de, hazırda. anlamını taşıyan deyim.

birinden el atmak

Tarikatlarda bir mürit, mürşidinden başkaları na yol gösterme iznini almak. Bir sanat öğrenen çırak, ustasından kendi başına iş yapabilme iznini almak. İskambil oyunlarında kar şı taraftan daha kuvvetli kâğıdı oynayarak üstünlük sağlamak. anlamını taşıyan deyim.

el alışkanlığı

Bir işin birçok kez yapılması sonucu kazanı lan beceri, ustalık. anlamını taşıyan deyim.

El açmak

Dilenmek, başkasından para ve yardım ister duruma düş mek; avuç açmak. anlamını taşıyan deyim.

Eksik olsun

“İstemem, gereği yok.” anlamında öfkeyle söylenir. Kızılan bir kimse için “ölsün!” anlamında kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Eksik olmasın

“Sağ olsun, var olsun” anlamında iyi dilek sözü. anlamını taşıyan deyim.

eksikliğini duymak

O şeyin eksik, yarım, noksan olduğunun bilincine ermek; o kimseyi arar olmak. anlamını taşıyan deyim.

Eksik gelmek

Gerekli olandan daha az olmak, yetmemek. anlamını taşıyan deyim.

Eksik gedik

Gerekli olan ufak tefek şeyler. anlamını taşıyan deyim.

eksik etmemek

O şeyi her zaman bulundurmak. Ona devam etmek, onu sürekli yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Eksik etek

Kadın, eş için aşağılama sözü. anlamını taşıyan deyim.

Eksik çıkmak

Olması gerekenden daha az olduğu anlaşılmak. anlamını taşıyan deyim.

Ekmek kavgası

Geçimini sağlama çabası. anlamını taşıyan deyim.

Ekmek aslanın ağzında

“Geçimini sağlayacak bir iş bulmak ve para kazanmak çok zor.’ anlamında. anlamını taşıyan deyim.

ekmeğiyle oynamak

Bir kimse kendisinin ya da başkasının işini kaybetmesine neden olmak. anlamını taşıyan deyim.

ekmeğini yemek

Birisinin işinde çalışarak kendi geçimini sağlamak. Geçim yönünden birisinin yardımından yararlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Ekmeğini eline almak

Geçimini kendi sağlayacak duruma gelmek, (Kars. İş tutmak). anlamını taşıyan deyim.

Ekmeğini çıkarmak

Geçimine yetecek kadar kazanç sağlamak. anlamını taşıyan deyim.

birinin ekmeğine yağ sürmek

İstemeden, düşüncesizce yaptığı bir iş, karşı tarafın işine yaramak. anlamını taşıyan deyim.

ekmeğinden olmak

Geçimini sağlayan işinden zorunlu olarak ayrılmak. anlamını taşıyan deyim.

ekmeğinden etmek

Onu işinden çıkarmak, atmak. anlamını taşıyan deyim.

Ekin iti

Başını yukarı kaldırıp herkese yüksekten bakan kimse için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Ekalliyette kalmak

bk. Azınlıkta kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Eğri büğrü

Eğilmiş, bükülmüş; çarpık çurpuk. (Kars. Eciş bücüş.) anlamını taşıyan deyim.

efradını cami ağyarını mani

(esk.) “Gerekli her tür şeyi içeren, ge reksizleri konu dışı bırakan” tanım için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Efkâr dağıtmak

Kaygıyı, üzüntüyü, tasayı neşelenerek, eğlenerek gi dermeye çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Ecel şerbeti içmek

Ölmek. anlamını taşıyan deyim.

eceline susamak

Ölümüyle sonuçlanabilecek tehlikeli davranışlarda bulunmak. (Kars. Belasını aramak, ölümüne susamak.) anlamını taşıyan deyim.

Eceli gelmek

İnsanın yaşamı doğal olarak sona ermek, eceli ile ölmek. Doğal olmayan bir nedenle ölmek ya da öldürülmek. anlamını taşıyan deyim.

Düzen kurmak

Gerekli araç ve gereçleri kullanıma sokarak, onla ra işlerlik kazandırmak. Hileye başvurmak, dolap çevirmek. anlamını taşıyan deyim.

düzene koymak

Yolunda gitmesini sağla mak, uygun biçimde çalışır duruma getirmek. Dağınıklıktan kurta rıp derli toplu duruma getirmek. anlamını taşıyan deyim.

Düttürü Leyla

Çok dar ve kısa giyinmiş kadın için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

düşüp kalkmak

Biriyle yasa ve törelerin uygun görmedi ği biçimde, birlikte yaşamak. O kimseyle yakın ilişki içinde bulun mak, yakın arkadaşlık etmek. anlamını taşıyan deyim.

Düşünüp taşınmak

Bir konuyu her yönüyle iyice düşünmek, buna gö re karar vermek. anlamını taşıyan deyim.

düşün düşün boktur işin

Durumu kötü olan, hiçbir çıkar yol bulama yan kimsenin kendi kendine söylediği söz. anlamını taşıyan deyim.

Düşünceye varmak

Bir kanıya ulaşmak, çözümü bulmak. anlamını taşıyan deyim.

Düşünceye dalmak

Dalgın bir durumda derin derin düşünmek. anlamını taşıyan deyim.

Düşüncesini okumak

Birinin ne düşündüğünü anlamak. anlamını taşıyan deyim.

Düşüncesini almak

Herhangi bir konuda görüşünü öğrenmek. anlamını taşıyan deyim.

düşüncesini açmak

Herhangi bir konudaki görüşünü, endi şesini bildirmek. anlamını taşıyan deyim.

Düşe kalka

Güçlüklerle karşılaşarak, zor bela; iyi kötü. anlamını taşıyan deyim.

Düş kurmak

Olmamış bir şeyi, olması olanaksız ya da gelecekte ola bilecek bir şayi hayalinde canlandırmak; (gbkz:hayal kurmak). anlamını taşıyan deyim.

Düş kırıklığı

Çok istenilen, beklenilen ya da umulan bir şeyin gerçek leşmemesi halinde beliren duygusal durum; (gbkz:hayal kırıklığı). anlamını taşıyan deyim.

düş gücü

Bir şeyi zihinde canlandırma, yaratma, düşünme yeteneği; (gbkz:hayal gücü). anlamını taşıyan deyim.

Düş görmek

uyurken zihinde olay ve düşünceler belirmek; (gbkz:rüya görmek). anlamını taşıyan deyim.

dürbünün tersiyle bakmak

Söz konusu şeyi çok küçüm semek, olduğundan daha az değerli, önemli görmek. anlamını taşıyan deyim.

dünya zindan olmak

Umutlarını yitirmek, İyice karamsar ol mak. anlamını taşıyan deyim.

dünyayı zindan etmek

Onu çok sıkıntılı bir duruma sokmak. anlamını taşıyan deyim.

Dünya yıkılsa umurunda değil

Sorum M uk duygusu gelişmemiş, hiç bir şeyle ilgilenmez, kaygısız, tasasız, gamsız kimse için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Dünyayı tutmak

: Her yerde duyulmak, ünü yayılmak. anlamını taşıyan deyim.

Dünyayı toz pembe görmek

En kötü, en acıklı durumlarda bile iyim ser olabilmek, durumun iyi yönleri bile olduğunu düşünmek. anlamını taşıyan deyim.

dünyayı haram etmek

Ona hayatı yaşanılmaz duruma getir mek. anlamını taşıyan deyim.

dünyayı gözü görmemek

Sıkıntı, üzüntü, öfke, karamsarlık, hınç ya da çok mutlu olma gibi durumlarda başka bir şey düşünmemek. anlamını taşıyan deyim.

Dünyaya kazık kakmak

Çok yaşamak, uzun ömürlü olmak. anlamını taşıyan deyim.

dünyaya gözlerini kapamak

Ömrü bitip Ölmek. anlamını taşıyan deyim.

Dünyaya getirmek

Doğurmak. anlamını taşıyan deyim.

Dünyaya gelmek

Doğmak. anlamını taşıyan deyim.

Dünya varmış

“Oh! bunaltıcı, üzücü, sıkıntılı bu durumdan kurtul dum.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Dünyası yıkılmak

Yaşama umudu yıkılmak, güzel hayalleri son bul mak. anlamını taşıyan deyim.

dünyanın öbür ucu

Çok uzak yer. anlamını taşıyan deyim.

dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek

Onu yap tığına pişman etmek, ona hak ettiği cezayı vermek. anlamını taşıyan deyim.

dünyanın kaç bucak olduğunu anlamak

Yaşamın zorluğunu, insanın çetin engellerle karşılaşabileceğini öğrenmek; (gbkz:Hanyayı Konya’yı öğrenmek). anlamını taşıyan deyim.

dünyalığı doğrultmak

Yaşadığı sürece yetecek kadar para kazan mak ya da gelir sağlamak. anlamını taşıyan deyim.

Dünyalar onun olmak

Çok sevinmek. anlamını taşıyan deyim.

Dünya kazan ben kepçe

“Çok arandı, aranmadık yer bırakılmadı, her yer gezildi.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Dünya kadar

İstemediğin kadar, çok bol. anlamını taşıyan deyim.

dünya gözüyle

Sağ iken, ölmeden Önce, sağlığında (görmek) anlamını taşıyan deyim.

dünya ona zindan olmak

Umutlarını yitirmek, karamsarlığa düşmek. anlamını taşıyan deyim.

Dünya durdukça

Sonsuzluğa dek, ebediyen. anlamını taşıyan deyim.

dünyada olmaz

Kesinlikle olmayacak yapılmayacak bir şey için söylenir; hayatta olmaz. anlamını taşıyan deyim.

Dünyadan haberi olmamak

Çevresinde neler olup bittiğinin farkında olmamak. anlamını taşıyan deyim.

dünyadan geçmek

Bir köşeye çekilip, top lum yaşamından uzak durmak, kendi halinde yaşamak. anlamını taşıyan deyim.

Dünyadan elini eteğini çekmek

: Çevresiyle, çevresinde olan bitenler le ilgisini kesmek, dünya işleriyle ilgilenmez olmak. (Kars. Bir köşe ye çekilmek, inzivaya çekilmek.) anlamını taşıyan deyim.

Dünya bir araya gelse

“Tüm insanlar birlikte davranarak karşı olsa, engel olmaya çalışanlar çıksa bile, vız gelir.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Dünya başına yıkılmak

Dayanamayacağı kadar büyük bir yıkıma uğ rayıp tüm umutlarını yitirmek, dirliği ve düzeni karmakarışık olmak. anlamını taşıyan deyim.

Dünya âlem

Herkes, tüm insanlar. anlamını taşıyan deyim.

Dünya ahret kardeşim olsun

“Karşı cinsten bir kimseye kardeşlik duygusundan başka bir duygu beslemem, kardeşim gözüyle baka rım, ona kötü gözle bakmam.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Dünkü çocuk

Genç, acemi, deneyimsiz (kimse). anlamını taşıyan deyim.

dünden razı

“Bir öneriyi hemen seve seve kabul eden kimse için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Dünden bugüne

Çabucak, az zamanda. anlamını taşıyan deyim.

Dün gibi

Çok yakın zamanda olmuş, yaşanmış gibi. anlamını taşıyan deyim.

Dün bir bugün iki

“Daha çok. fazla zaman geçmiş değil.” anlamında bir şeyin erken olduğunu anlatır. anlamını taşıyan deyim.

Dümenine bakmak

Çıkarından başka işle uğraşmamak, yasadışi yol-iarla da olsa çıkarına çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Dümen yapmak

Dalavereyle, hüeyie başkasını aldatmaya çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

dümen suyunda gitmek

Bir kimseye her yönden bağımli ol mak, onun izinden yürümek. anlamını taşıyan deyim.

Dümdüz olmak

Ezilmek, yıkılmak, kırılıp dökülmek, yerie bir olmak. anlamını taşıyan deyim.

dümdüz etmek

Onu yıkmak, kırıp dökmek, ezmek, yerle bir etmek. anlamını taşıyan deyim.

düğün değil bayram değil eniştem beni niye öptü

“Ortada bir ne den yokken, niçin bu kadar yakınlık gösteriyor.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Düğün bayram etmek

Çok sevinmek. anlamını taşıyan deyim.

Düğüm üstüne düğüm atmak

Hiç para harcamayıp birikim yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Düğümü çözmek

Anlaşılması güç bir şeyi açıklığa kavuşturmak. anlamını taşıyan deyim.

Düğüm noktası

Bir işin sonuçlandın İm ası için öncelikle çözüme ka vuşturulması gereken en zor yanı. anlamını taşıyan deyim.

Düdük makarnası

Anlayışsız, sersem (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Düdük gibi

(Pantolon için) Kısalmış, dar, sıkı. anlamını taşıyan deyim.

duymazlıktan gelmek

Duymamış gibi davranmak anlamını taşıyan deyim.

Dut yemiş bülbüle dönmek

Önceleri neşeli ve konuşkan iken» hiç sesi çıkmaz olmak. anlamını taşıyan deyim.

Dut gibi olmak

Çok içip sarhoş almak. Utanmak, bozum ol mak, mahcup olmak. anlamını taşıyan deyim.

durup dururken

(gbkz:birdenbire), (gbkz:ansızın), (gbkz:hiçbir neden yokken), (gbkz:hiç gereği olmadığı halde), (gbkz:hiç gereği yokken), (gbkz:durduğu yerde). anlamını taşıyan deyim.

Durup dinlenmeden

Aralıksız, arka arkaya, sürekli olarak. * anlamını taşıyan deyim.

Durumu düzelmek

: Parasal gücü iyileşmek. önceki iyi durumu na kavuşmak. anlamını taşıyan deyim.

Durumu bozulmak

Parasal gücü azalmak, giderleri karşılayamaz olmak. Eriştiği güzel durum kötüye gitmek. anlamını taşıyan deyim.

Durmuş oturmuş

Davranışları ve düşünceleri tutarlı olan, olgun (kimse). Büyük sorunları kalmamış, uzun süredir rahat bir yaşa ma biçimine girmiş (yer).. anlamını taşıyan deyim.

durduğu yerde

Hiçbir emek harcamadan. Gereği ol madığı halde, hiç gereği yokken; durup dururken. Hatası ya da suçu olmadığı halde. anlamını taşıyan deyim.

durdu durdu turnayı gözünden vurdu

“Bıkmadı, sabretti, ama so nunda olumlu bjr sonuç, güzel bir şey ya da büyük bir kazanç elde etti.” anlamında gıpta sözü. anlamını taşıyan deyim.

dur kendime yer edeyim bak sana neler edeyim

“Bana neler ne-ler yaptığını biliyorum, hele bir buraya yerleşeyim, sonra gör, sana neler yapacağım.” anlamında tehdit sözü. anlamını taşıyan deyim.

dur dinlen yok

Durup dinlenme bil meden, hiç ara vermeden sürekli çalışmayı anlatır. anlamını taşıyan deyim.

Duman olmak

İşi, durumu bozulup, çok kötü duruma düşmek. anlamını taşıyan deyim.

Dumanı üstünde

Çok yeni, çok taze olan. anlamını taşıyan deyim.

duman etmek

Onu yok etmek, dağıtıp bozmak. Başarı göstermek, yenmek. anlamını taşıyan deyim.

Duman attırmak

Birini üstünlüğünü göstererek korkutmak, sindirmek. anlamını taşıyan deyim.

Duman altı olmak

Esrar içilen bir yerin havasından etkilenmek. anlamını taşıyan deyim.

duman almak

Orayı sis bürümek, sis kap lamak. Sigaradan ya da sigara gibi sarılmış uyuşturucudan içine çekmek. anlamını taşıyan deyim.

dudak tiryakisi

Sigarayı dumanını içine çekmeden dışarı üfleyerek içen tiryaki. anlamını taşıyan deyim.

Dudak sarkıtmak

Hoşnutsuzluğunu, üzüntüsünü yüz ifadesiyle belli etmek; surat asmak, somurtmak. anlamını taşıyan deyim.

Dudakları titremek

Ağlayacak duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Dudak ısırmak

Biçimsiz, ayıp bir duruma şaşmak. Hayran kal mak. anlamını taşıyan deyim.

Dudak bükmek

Bir şeyi beğenmediğini belirten davranışta bulun mak, umursamamak. anlamını taşıyan deyim.

Dört yanı deniz kesilmek

Her yönden çaresizlik, umutsuzluk içinde kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Dört köşe olmak

Çok keyiflenmek, büyük zevk duymak, çok sevin mek. anlamını taşıyan deyim.

Dört gözle bakmak

Dikkatlice bakmak. anlamını taşıyan deyim.

dört elle sarılmak

O şeyi İyice benimseyerek ve özenle yapmak için ele almak. Destek ya da yardım umulan kimseyle sıkı bağlar kurmak. anlamını taşıyan deyim.

dört duvar arasında

Evde, kapalı bir yerde (kalmak), anlamını taşıyan deyim.

Dört dönmek

Bir iş için telaşla oraya buraya koşmak, koşuşturup dur mak. anlamını taşıyan deyim.

Dört bir tarat

Her yer, her taraf. anlamını taşıyan deyim.

dört başı mamur

Her bakımdan istenildiği gibi olan, ku sursuz, mükemmel, yetkin. anlamını taşıyan deyim.

Dört ayak üstüne düşmek

Ummadığı bir şeyi, fazla emek harca madan edinivermek. Tehlikeli bir durumu kazasız belasız atlatmak. anlamını taşıyan deyim.

Dozunu kaçırmak

Aşırı gitmek, ölçüyü aşmak. anlamını taşıyan deyim.

Dozunu ayarlamak

Ölçülü olmak; ölçülü davranmak. anlamını taşıyan deyim.

doyum olmamak

O şeyden hiçbir şekilde bıkmamak, tadı na doyulmamak. anlamını taşıyan deyim.

dostlar başından ırak

“Dostlar böyle kötü durumlarla karşılaşmasınlar.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

dostlar alışverişte görsün

“Sın” gösteriş olsun, iş görüyor den sin (diye).” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Dost düşman

Herkes. anlamını taşıyan deyim.

Don tutmak

Donmak, buz tutmak. anlamını taşıyan deyim.

Don gömlek

Üzerinde sadece iç çamaşırı olmak üzere. anlamını taşıyan deyim.

Don çözülmek

: Hava ısınmaya başlayarak buzlar çözülmek. anlamını taşıyan deyim.

dona çekmek

Hava sulan donduracak ölçüde soğumak. anlamını taşıyan deyim.

domuzdan kıl çekmek

Sevilmeyen ya da eli sıkı olan birinden az da olsa bir şey elde etmek. ‘ anlamını taşıyan deyim.

doluya koydum almadı boşa koydum dolmadı

“Hangi yolu dene di yse m olmadı, çözüm yolu bulamadım.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Dolu dizgin gitmek

Son hızla koşmak. Önüne geçilemeyecek biçimde olmak. anlamını taşıyan deyim.

dolap döndürmek

Hile ile, yalan dolan ile iş görmek, dü zen kurmak. anlamını taşıyan deyim.

Dolap beygiri gibi dönüp durmak

Dar bir çevrede aynı işi sürekli olarak yapıp durmak. anlamını taşıyan deyim.

dokuz yorgan eskitmek

Çok uzun yaşamak. anlamını taşıyan deyim.

Dokuz doğurmak

Merakla, heyecanla, korkuyla beklemek. anlamını taşıyan deyim.

Dokuz canlı

Ölümle sonuçlanabilecek birçok tehlikeyi atlatıp sağ ka labilen (kimse ya da canlı). anlamını taşıyan deyim.

Doksan kapının ipini çekmek

Her yere uğramak; kırk kapının ipini çekmek. anlamını taşıyan deyim.

Doğru oturmak

Uslu durmak. anlamını taşıyan deyim.

Doğru durmak

Uslu.durmak, yaramazlık yapmamak. anlamını taşıyan deyim.

Doğru doğru dosdoğru

“En doğrusu şu ki.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Doğrudan doğruya

Hiçbir aracı kullanmadan, araya başka bir şey girmeden. anlamını taşıyan deyim.

Doğru çıkmak

Gerçek olduğu gibi anlaşılmak. anlamını taşıyan deyim.

doğru bulmak

Onu uygun görmek, onaylamak. anlamını taşıyan deyim.

dobra dobra söylemek

Hiç çekinmeden, sakınmadan, gerçeği, düşündüklerini olduğu gibi (söylemek). anlamını taşıyan deyim.

Dizlerinin bağı çözülmek

Korku, aşırı yorulma gibiTar nedenle ayak ta duramayacak duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Dizleri kesilmek

Dizlerinde derman, güç kalmamak. anlamını taşıyan deyim.

Dizinin dibi

Yanı başı. anlamını taşıyan deyim.

Dizini dövmek

Çok pişman olmak. anlamını taşıyan deyim.

dize getirmek

Kendisine direneni alt ederek buyruğuna uyacak duruma getirmek. Yenip teslim almak. anlamını taşıyan deyim.

Dize gelmek

Baş eğmek, boyun eğmek. Yenilip teslim olmak. anlamını taşıyan deyim.

Diyeceği olmamak

Bir itirazı, söyleyecek herhangi bir sözü bulunma mak. anlamını taşıyan deyim.

Dişini tırnağına takmak

Çok büyük güçlüklere, sıkıntılara, katlanmak; bütün gücünü kullanmak. anlamını taşıyan deyim.

Dişini sıkmak

Güçlük ve sıkıntılara katlanmak, dayanmak. anlamını taşıyan deyim.

dişinin kovuğuna bile gitmemek

Yediği yiyecek ya da el de ettiği, payına düşen şey kendisine pek az gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Dişinden tırnağından artırmak

Yiyeceğinden, giyeceğinden keserek para biriktirmek. anlamını taşıyan deyim.

diş geçirememek

O kimseye istediğini yaptırmaya gücü yet memek. anlamını taşıyan deyim.

dişe dokunur şey

İşe yarar, belirtilmeye değer, önemli. anlamını taşıyan deyim.

birine diş bilemek

Kızdığı birine kötülük yapmak için fırsat kolla mak. anlamını taşıyan deyim.

diskur geçmek

Onunla yaptıktan, yapması gere kenler konusunda uzun bir konuşma yapmak; nutuk çekmek. anlamını taşıyan deyim.

dirsek çevirmek

Daha önce işbirliği yaptığı kişiye, çıkar iliş kisi son bulunca olumsuz tavır takınmak. (Kars. Yüz çevirmek.) anlamını taşıyan deyim.

Dirlik yüzü görmemek

Yaşamı boyunca huzur ve rahata kavuşma mak. anlamını taşıyan deyim.

Dirlik düzenlik

Birlikte yaşayan, çalışan kimseler arasındaki iyi geçin me duruma. anlamını taşıyan deyim.

Dini imanı para

Paraya tapar gibi düşkün olan, paradan başka hiçbir şey düşünmeyen (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Dini bütün

Dinine çok bağlı, inana sağlam olan, dindar (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak

Daha iyi şeyler elde etmeye çalışırken elindekini de yitirmek. anlamını taşıyan deyim.

Dil yarası

Acı sözün yarattığı gönül kırgınlığı. anlamını taşıyan deyim.

dil uzatmak

Saygı duyulan bir kimse ya da kutsal bir yer, şey hakkında yakışık almayacak, aşağılayıcı sözler söytemek. anlamını taşıyan deyim.

dillere destan olmak

Herkes tarafından uzun uzun kendisinden söz edilir olmak. anlamını taşıyan deyim.

dili varmamak

Kötü bir şey söylemeye niyet lenmişken söylememek, kendini tutmak; ağzı dili varmamak. anlamını taşıyan deyim.

Dili uzamak

Haddini bilmeden konuşmaya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

Dili tutulmak

Korku, heyecan yüzünden konuşamaz duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Dilini tutmak

Sonunu düşünerek rastgele söz söylemekten sakın mak. anlamını taşıyan deyim.

Dilinin ucunda olmak

Çok iyi bildiği bir şeyi o anda hatırlayamamak. anlamını taşıyan deyim.

dilinin ucuna gelmek

O şeyi, söyleyecek durumdayken herhangi bir düşünceyle söylemekten vazgeçmek. anlamını taşıyan deyim.

Dilinin altında bir şey olmak

Söz ve davranışlarından bir şeyler sak ladığı belli olmak. anlamını taşıyan deyim.

Dilini eşek arası soksun

“Bundan böyle hoşa gitmeyecek söz söyle yemez ol (olsun)” anlamında ilenç sözü. anlamını taşıyan deyim.

bir şeyi diline dolamak

Aynı şeyi sık sık her yerde söylemek. Bir kimseyi her yerde kötüleyip durmak. anlamını taşıyan deyim.

Dilinde tüy bitmek

Nasihat etmekten, yol göstermekten bıkıp usan mak. anlamını taşıyan deyim.

dilinden kurtulamamak

Eleştirilerinden, siteminden, iğnelemelerin den, sataşmalarından kurtulamamak. anlamını taşıyan deyim.

dilinden anlamak

Onun ne demek istediğini kavramak. Söz konusu şeyin özelliğini, o şey üzerinde ne yapıl ması ^gerektiğini bilmek Dilinden düşürmemek (bir şeyi, birini) : Hep aynı kişiyi ya da şeyi anlatmak, hep ondan söz etmek. anlamını taşıyan deyim.

Dilimin ucunda

Bir adın, sözün, çok iyi bilindiği halde bir türlü anım-sanamaması durumunda söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Dili dönmemek

Anlatmak istediğini tam söyleyememek anlamını taşıyan deyim.

Dili döndüğü kadar

: Anlatım gücü elverdiği ölçüde. anlamını taşıyan deyim.

Dili dolaşmak

Korkudan, hastalıktan ya da sarhoşluktan söyleyeceği şeyi bir türlü anlatamamak anlamını taşıyan deyim.

Dili damağına yapışmak

Uzun süre su içmediğinden ağzı kurumak anlamını taşıyan deyim.

Dili damağı kurumak

Çok konuşmaktan, heyecandan, susuzluktan ağzı kurumak, çok susamak; boğazı, damağı kurumak. anlamını taşıyan deyim.

Dili çözülmek

bk. Dili açılmak. anlamını taşıyan deyim.

Dili çalmak

Konuşması, söyleyişi bir başka dili andırmak. anlamını taşıyan deyim.

Dili bir karış dışarı çıkmak

Çok yürümekten ya da konuşmaktan do layı aşırı yorulmak. anlamını taşıyan deyim.

Dili bir karış

Büyüklerine karşı konuşurken saygısızlık eden kimse için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Dili ağırlaşmak

Hastalığı yüzünden güçlükle konuşmak anlamını taşıyan deyim.

dili açılmak

Herhangi bir nedenle konuşmazken konuş maya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

Dile kolay

“Anlatması kolay gibi görünür ama öyfe zor, öyle güç ki!” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

dile getirmek

Onu açıklamak, anlatmak. Onu konuşturmak. anlamını taşıyan deyim.

Dile gelmek

bk. Dile düşmek Konuşma yeteneği yokken ya da herhangi bir nedenle bu yeteneğini kaybetmişken konuşmaya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

dile düşmek

Yaptıkları hakkında dedikodu çıkmak; dile gelmek. anlamını taşıyan deyim.

birine dil dökmek

Kandırmak, inandırmak ya da yaranmak İçin onun hoşuna gidecek sözler söylemek, yalvarmak yakarmak. anlamını taşıyan deyim.

Dilden dile dolaşmak

Bir haber, herkesin ağzında söylenir olmak, herkesçe konuşulmak anlamını taşıyan deyim.

dil çıkarmak

Onunla alay etmek, eğlenmek. anlamını taşıyan deyim.

dikkate almak

Onu da gözönünde bulundurmak. (Kars. Göz önüne almak, hesaba katmak, kaale almak. anlamını taşıyan deyim.

bir şeyi dikte etmek

İsteklerini ona zorla kabul ettirmek anlamını taşıyan deyim.

Dik kafalı

bk. Dik başlı. anlamını taşıyan deyim.

dikiz etmek

Onu gözetlemek, ona gizlice bak mak. anlamını taşıyan deyim.

Dikiş tuturamamak

Çeşitli nedenlerle bir iş yerinde tutunamamak. anlamını taşıyan deyim.

dikine gitmek

O kimsenin sözünü dinlemeyip kendi bildiği ni yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Dikili ağacı olmamak

Hiç malı mülkü olmamak. anlamını taşıyan deyim.

diken üstünde oturmak

Eğreti bir biçimde oturmak. Tedirgin bir durumda olmak. Bulunduğu yerden her art gidecek, aynlacakmış gibi olduğunu düşünmek. anlamını taşıyan deyim.

diken üstünde gibi

Tedirgin, rahatsız (ot m ak). anlamını taşıyan deyim.

dik dik bakmak

O kimseye sert, kızgın, öfkeli bir ifa deyle bakmak. anlamını taşıyan deyim.

dik başlı

Boyun eğmez, asi karakterli, inatçı (kimse). anlamını taşıyan deyim.

dik âlâsı

Hoş olmayan bir durum ya da hoş karşılanma yan bir davranışın son kertesi. anlamını taşıyan deyim.

didik didik etmek

Onu, orayı en küçük ayrıntısına ka dar incelemek, aramak. anlamını taşıyan deyim.

Dibi tutmak

Kaynamakta olan bir tencerenin içindeki yemeğin dipte kalanı tencereye yapışmak. anlamını taşıyan deyim.

bir şeyin dibine darı ekmek

Ona şeyi tümüyle tüketmek, hiçbir şey bırakmamak. anlamını taşıyan deyim.

dibi kırmızı balmumuyla çağırmak

Onu özel bir önem vere rek çağırmak. anlamını taşıyan deyim.

dışı eli yakar içi beni

Başkalarına iyi ve elverişli görünen, asıl ilgili kişiye gerçekte kötülük getiren şey, durum ya da kimse için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

dışa vurmak

Onu belli etmek, tutum ve davranışların dan, bir şeyin etkisinde olduğu belli olmak. Duygularını saklama yı p belli etmek. . anlamını taşıyan deyim.

Dışarı uğramak

Kendini bir anda dışarı atı vermek. anlamını taşıyan deyim.

Dırıltı çıkarmak

Kavga, tatsızlık çıkmasına neden olmak. anlamını taşıyan deyim.

Devreye girmek

Çözüm getirmek amacıyla ilgilenmek, kanşmak, araya girmek. anlamını taşıyan deyim.

devlet sırrı

Son elerce gizli tutulan şey. anlamını taşıyan deyim.

Devlet kuşu

İyi talih. anlamını taşıyan deyim.

Devlet kapısı

Devlet dairesi, devlet işlerinin görüldüğü resmi daire. anlamını taşıyan deyim.

deveyi havutuyla yutmak

Haksız çıkar sağlamak, hır sızlık etmek. anlamını taşıyan deyim.

devekuşu gibi başını kuma gömmek

Bir tehlike anın da hiç yaran olmayacağı halde kendisini korumaya çalışmak. Baş kalarını aldattığını sanıp aslında kendisini aldatmak. anlamını taşıyan deyim.

Deve kini

Unutulmayan, kolay kolay geçmeyen kin. anlamını taşıyan deyim.

Deve gibi

Uzun boylu ve hantal (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Devede kulak

Karşılaştırılan şeye göre daha önemsiz, küçük1 olan (şey). anlamını taşıyan deyim.

Dev adımlarıyla ilerlemek

Kısa sürede pek büyük bir gelişme göster mek. anlamını taşıyan deyim.

Desteksiz atmak

Bir şeyden abartarak söz etmek, bir temele dayan madan konuşmak. anlamını taşıyan deyim.

dert yanmak

O şeyler, kimseyle ilgili şikâyet te bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

Dertsiz başını derde sokmak

Hiç gerekmediği halde, kendisi için tehlikeli ya da can sıkıcı olacak bir işe girişmek. anlamını taşıyan deyim.

dert ortağı

İnsanın kötü günlerinde dertlerini dinleyen, çözümlemeye Çalışan dostu, arkadaşı. anlamını taşıyan deyim.

ders vermek

Sert bir karşılıkla onu yola getir mek, sert davranmak, azarlamak. Oyunda yenmek. anlamını taşıyan deyim.

ders olmak

O şey bir kimse için öğretici bir örnek oluşturmak; ibret olmak. anlamını taşıyan deyim.

ders almak

Genellikle kötü bir olaydan yararlı sonuç çı karmak; ibret almak. anlamını taşıyan deyim.

Derme çatma

Gelişigüzel nesnelerden yapılan (ev vb.). Ora dan buradan devşirilen (düşünce vb.). anlamını taşıyan deyim.

Derli toplu

Düzeni seven, tertipli (kimse). Düzgün, düzenli (şey). anlamını taşıyan deyim.

Derisini yüzmek

Birinin varını yoğunu zorla elinden afmak. İş kence ederek öldürmek. anlamını taşıyan deyim.

Derin derin düşmek

Üzüntülü düşüncelere dalmak. Uzun sü re düşünceye dalmak. anlamını taşıyan deyim.

Derinden derine

İyice uzaklardan, anlaşılmayan yerlerden. Oldukça gizli, hiç kimseye duyurmadan. anlamını taşıyan deyim.

dereden tepeden

Şundan bundan, bir konudan diğeri ne geçerek (konuşmak). anlamını taşıyan deyim.

Derdini Marko Paşa’ya anlat

“Derdini giderecek, seni dinleyecek anlamını taşıyan deyim.

Derdini dökmek

Derdini, sıkıntılarını ayrıntılarıyla anlatmak. anlamını taşıyan deyim.

derdine düşmek

Yersiz bir hevese kapılmak. Yapılması gereken bir şeyi gerçekleştirmenin yollarını aramak anlamını taşıyan deyim.

Derdi günü

Baş düşüncesi . Asıl uğraşısı. anlamını taşıyan deyim.

Denk gelmek

(Biçim yönünden) Uygun düşmek uygun gelmek (Zaman yönünden) İyi rastlamak, uygun gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Denizden geçip derede boğulmak

bk Çaydan geçip derede bo ğulmak. anlamını taşıyan deyim.

dengi dengine

Herkes, eşit olduğu, kendine uygun olan kimseyle. anlamını taşıyan deyim.

deneme tahtası

Üzerinde bilgisizce tedavi, onarım gibi iş yapılan kimse ya da nesne. anlamını taşıyan deyim.

demokles’in kılıcı gibi

bk Damokles’in kılıcı (gibi). anlamını taşıyan deyim.

dem vurmak

Bir konudan söz etmek anlamını taşıyan deyim.

Demir leblebi

Başarılması çok zor olan iş. Alt edilmesi güç, ödün vermeyen, inatçı (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Demir gibi

Pek sağlam, katı, sert (şey). Çok kuvvetli (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Demir atmak

Bir yerde uzun süre kalmak anlamını taşıyan deyim.

Demeye getirmek

Düşüncesini dolaylı yoldan söylemek; dediği gibi olmasını, yapılmasını ima etmek anlamını taşıyan deyim.

deme gitsin

“Anlatılması çok güç.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Deli saçması

Çok saçma ve anlamsız söz. anlamını taşıyan deyim.

Deli pösteki sayar gibi

Çok karışık, çok parçalı ve iç sıkan bir işle uğraşır tarzda. anlamını taşıyan deyim.

deli olmak

Ona kendinden geçercesine bağlanmak onu çok sevmek O şeyden ötürü çok sinirlenmek anlamını taşıyan deyim.

delik deşik etmek

Bir şeyin her yanında delikler açmak. Yaralayıcı bir aletle bir canlının vücudunda birçok yara açmak. anlamını taşıyan deyim.

Deli dolu

Kabına sığmayan, taşkın ruhlu (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Deli divane olmak

Bir şeye, kimseye aşırı derecede tutkun olmak; onu çıldırasıya sevmek anlamını taşıyan deyim.

Deli çıkmak

Aklım kaç r m ak. anlamını taşıyan deyim.

Değme keyfine

“O durumdan çok hoşnut, memnun.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

değiş tokuş etmek

Değerce eşit olan şeyleri karşılıklı alıp vermek, ta kas etmek anlamını taşıyan deyim.

değirmenin suyu nereden geliyor

“Söz konusu İşin yapılmasını karşılayacak para nasıl sağlanıyor?” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Değil mi ki

Madem, mademki. anlamını taşıyan deyim.

değer biçmek

O şeyin paraca _ karşılığını saptamak, fiyatı nı belirlemek, kıymet biçmek. anlamını taşıyan deyim.

defterini dürmek

Onu öldürmek ortadan kaldırmak. Onu perişan edecek bir düzen kurmak. anlamını taşıyan deyim.

Defteri kapamak

Sözü edilen işi artık yapmaz olmak, o işten bun dan böyle hiç söz etmemek. anlamını taşıyan deyim.

Defteri dürülmek

Öldürülmek İşten uzaklaştırılmak anlamını taşıyan deyim.

defterden silmek

: Onun adını anmaz olmak, onunla ilişkiyi kesmek, yakınlığa son vermek anlamını taşıyan deyim.

Defihacet etmek

fesk.) Büyük aptesini yapmak (Kars. Aptest boz mak.) anlamını taşıyan deyim.

def-i bela kabilinden

(esk.) Başından savmak için istemeye istemeye: anlamını taşıyan deyim.

Dediğine gelmek

Birinin önceden kabul etmediği düşüncesini sonra dan uygun bulmak anlamını taşıyan deyim.

dediği dedik

Kendi bildiğinden dönmeyen, sözün de ısrar eden (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Dayak yemek

Dövülmek; kötek yemek. anlamını taşıyan deyim.

Dayak kaçkını

Dayak hak etmiş (kimse). anlamını taşıyan deyim.

dayak düşkünü

Dövülmesine yol açacak hareketlerde bulunmayı alışkanlık haline getirmiş (kimse). anlamını taşıyan deyim.

dayak atmak

Onu dövmek; kötek atmak. anlamını taşıyan deyim.

Dayak arsızı

Dayak yemeğe alışmış (kimse, özellikle çocuk). anlamını taşıyan deyim.

davulu biz çaldık parsayı başkası topladı

“İşi biz yaptık, karşılı ğını başkası aldı.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Dar kafalı

Anlama yeteneği sınırlı olan, anlayışsız (kimse). Tu tucu (kimse). anlamını taşıyan deyim.

dar kaçmak

Kendisi için tehlikeli olabile cek bir yerden, bir şeyden güçlükle kurtulmak. anlamını taşıyan deyim.

darısı başına

“İyi, mutlu bir olayın benzerlerini dostların da görmesini dilerim.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Dar gelirli

Geliri, gereksinmelerini tam olarak karşılayamayan (kim se). (Kars. Orta direk.) anlamını taşıyan deyim.

Darda kalmak

Paraca sıkıntıya düşmek. Zor duruma düşmek anlamını taşıyan deyim.

Dar boğaz

Sıkıntılı, bunalımlı durum, dönem. anlamını taşıyan deyim.

dara getirmek

Onu aceleye getirmek, onun sıkışık durumundan yararlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Dara gelmek

Aceleye gelmek. Zorunda kalmak, mecbur olmak. anlamını taşıyan deyim.

Dara düşmek

Para sıkıntısı çekmek. anlamını taşıyan deyim.

Dananın kuyruğu kopmak

Beklenen ya da korkutan durum gerçek leşmek. anlamını taşıyan deyim.

dam üstüne saksağan vur beline kazmayı

Hiç ilgisi yokken ve birdenbire söylenen söz ya da söz söyleme için alay yollu kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

demoklesin kılıcı

Oiumsuz durumlarda gerçek leşme olasılığı bulunduğunu hissettiren tehdit. anlamını taşıyan deyim.

Damga yemek

Hakkında kötü bir yargı yerilmiş olmak. anlamını taşıyan deyim.

damgasına vurmak

O şeye kendisiyle ilgisi olduğunu ya da kendi yapıtı olduğunu belli edecek nitelikler vermek. anlamını taşıyan deyim.

damgasını vurmak

O kimse için kötü bir yargıya varmak; onu kötü bir adla adlandırmak. anlamını taşıyan deyim.

damgasını taşımak

Bir şey söz konusu şeyin özelliğini taşımak. anlamını taşıyan deyim.

Damdan düşer gibi

Birdenbire ve yersiz olarak söz söylemeyi, ya da söylenen sözü anlatmak için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

dama taşı gibi oynatmak

Bir kimsenin yerini keyfi olarak sık sık değiştirmek; onu bir yerden bir yere göndermek ya da atamak. anlamını taşıyan deyim.

Damarı tutmak

Huysuzluğu üzerinde olmak, aksiliği tutmak. anlamını taşıyan deyim.

Damarına basmak

Duyarlı olduğu bir konuya değinerek onu kızdır mak. anlamını taşıyan deyim.

Damak zevki

Yiyeceklerden tat alma, yemekten haz duyma. anlamını taşıyan deyim.

Damağı kurumak

Çok susamak; boğazı kurumak. anlamını taşıyan deyim.

Dama çıkmak

Cinsel dürtüsü azmak, bunu dışa vurmak. anlamını taşıyan deyim.

Dallı budaklı

Çok ayrıntılı, karmaşık, çapraşık, anlatılması ya da çözü mü güç olan. anlamını taşıyan deyim.

Dallanıp budaklanmak

Bir iş ya da bir sorun genişleyerek karmaşık bir durum almak, çözümü güç bir duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

dalına binmek

Onu tedirgin edici, kızdırıcı davranışta bulun mak. anlamını taşıyan deyim.

dalına basmak

Hoşlanmadığı bir davranışta bulunup onu kızdırmak. anlamını taşıyan deyim.

Dal gibi

Çok ince, çok zayıf (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Dalga geçmek

Yapması gereken işle uğraşmayıp zihni başka yer de olmak. (Kars. Tünel geçmek.) Biriyle alay etmek, belli etme den eğlenmek; matrak geçmek. (Kars. Maytaba atmak.) Biriyle geçici gönül ilişkisi kurmak. anlamını taşıyan deyim.

Dalgacı Mahmut

Yapılması gereken bir işi benimsemeyen, kaytana kimse için şaka ya da alay yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

daldan dala konmak

Sık sık iş, konu ya da düşünce değiştirmek. anlamını taşıyan deyim.

Dal budak salmak

Bir konudaki haber ya da söylenti, her yana yayılıp genişlemek. Gelişip büyümeye başlamak. anlamını taşıyan deyim.

Dalavere dönmek

Gizliden gizliye bir aldatmaca hazırlanmak. anlamını taşıyan deyim.

dalavere çevirmek

Gizli bir iş çevirmek, yasadışı yol lardan iş becermek. anlamını taşıyan deyim.

daha neler

“Öyle şey olur mu?” “Amma yaptın ha!” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Daha iyisi can sağlığı

Elde edilen bir şeyle ya da karşılaştırılan bir durumla yetinilmesi gerektiğinde söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Dağ taş

Her yan, her taraf. anlamını taşıyan deyim.

Dağlar dayanmaz

“Bu aa felaketin üzüntüsü dayanılacak gibi değil. anlamında. anlamını taşıyan deyim.

dağ gibi

Pek iri, çok güçlü (kimse). Göz korkutacak ölçüde çok olan (şey). anlamını taşıyan deyim.

dağ fare doğurmuş

“Büyük sonuç vermesi beklenen şey küçük bir verim sağladı.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

dağdan gelip bağdakini kovmak

Sonradan geldiği halde oraya ken dinden önce gelip yerleşmiş olanların hakkını çiğnemek, onları be ğenmez olmak. anlamını taşıyan deyim.

Dağ başı

Kent dışı, ıssız yer. Yasaların geçmediği, herkesin dilediğini yapabileceği yer. anlamını taşıyan deyim.

dağa kaldırmak

İstediğini elde etmek için birini dağa kaçır mak. anlamını taşıyan deyim.

Dağa çıkmak

Hükümete başkaldırıp dağda, kırsal yörelerde eşkıyalık yapmak. anlamını taşıyan deyim.

çulu düzeltmek

Giyimini yenilemek. Paraca iyi duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Çukurunu kazmak

: Birinin felaketine yol açacak girişimlerde bulun mak. (Kars. Tuzak kurmak.) anlamını taşıyan deyim.

Çubuğunu tüttürmek

Sorunsuz ve sıkıntısız bir hayat sürmek. anlamını taşıyan deyim.

Çöpsüz üzüm

Sorun çıkaracak pürüzleri olmayan, kârlı İş. Bak mak zorunda olduğu çok yakın akrabası olmayan eş. anlamını taşıyan deyim.

çöp gibi

Çok zayıf, güçsüz (kimse). anlamını taşıyan deyim.

çöpe dönmek

Çok zayıflamak; çok güçsüz olmak. anlamını taşıyan deyim.

Çöp atlamamak

Çok titiz ve dikkatli olmak, gözünden hiçbir şey kaç mamak. anlamını taşıyan deyim.

Çorbada tuzu bulunmak

Yapılan işte ya da bir hizmette küçük de ol sa bir katkısı katkısı olmak, ona emeği geçmek. anlamını taşıyan deyim.

çorap söküğü gibi gelmek

Bir kez başlayınca arkası çok kolay, kendiliğinden gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Çorap örmek

bk. Başına çorap örmek. anlamını taşıyan deyim.

Çoluk çocuk

Bir kimsenin çocukları. Bir kimsenin ailesi; eşi ve çocuklan. Yaşça küçük ve deneyimsiz kimseler için alay yolu söy lenir. anlamını taşıyan deyim.

Çok olmak

Davranışları sınmnı aşarak dayanılmaz, çekilmez duruma gelmek, usandırmak. anlamını taşıyan deyim.

çok görmek

Bir şeyi bir kimseden esirgemek, o şeyi ona değer bulmamak. Birinin bir davranışını yadırgamak. anlamını taşıyan deyim.

Çok gelmek

Gereğinden fazla olmak. Katlanılmaz, çekilmez ol mak. anlamını taşıyan deyim.

Çok bilmiş

Zeki, akıllı (kimse). Sinsi, kurnaz, çıkarını gözeten (kimse). anlamını taşıyan deyim.

çoğu gitti azı kaldı

“Ele alınmış olan işin bü yük bölümü, en zor, en önemli yanı tamamlandı, geriye önemsiz bir bölümü kaldı.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Çocuk oyuncağı

Pek Önemli sayılmayan. Kolay yapılabilecek iş için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Çocuk işi

Kolay ya da önemsiz iş. anlamını taşıyan deyim.

Çizmeden yukarı çıkmak

Olanaklarının elvermeyeceği bir işe karış mak, aşın gitmek anlamını taşıyan deyim.

Çivi kesmek

Çok üşümek. anlamını taşıyan deyim.

Çivi gibi

Sağlam yapılı, çevik (insan). (Su için) Çok soğuk. anlamını taşıyan deyim.

çirkefe taş atmak

Kötülüğü dokunabile cek birinin saldırısına yol açacak bir davranışta bulunmak, söz söyle mek. anlamını taşıyan deyim.

Çirkefe bulaşmak

Kötü sonuçlar doğurabilecek bir işe ya da şirret bi rine sataşmak. anlamını taşıyan deyim.

çimdik atmak

Onu çimdiMemek. anlamını taşıyan deyim.

çil yavrusu gibi

Kotu bir durum karşısında, perişanca her biri bir yana dağılmak; kaçışmak. anlamını taşıyan deyim.

Çilingir sofrası

Hafif mezelerle donatılmış içki sofrası. anlamını taşıyan deyim.

çile doldurmak

Sürekli sıkıntı ve eziyet içinde bulunma nın sona ermesini beklemek. anlamını taşıyan deyim.

Çileden çıkmak

Sabır ve dayanma gücünü yitirip taşkınlık göster mek; kendini kaybetmek. (Kars. İfrit olmak.) anlamını taşıyan deyim.

çileden çıkarmak

Birini densiz söz ve davranışlarıyla çok kız dırmak. (Kars. İfrit etmek.) anlamını taşıyan deyim.

Çile çekmek

: Sıkıntı içinde bulunmak, sıkıntı çekmek. anlamını taşıyan deyim.

Çiğ yemedim ki karnım ağrısın

“Suç işlemedim, neden korkayım?” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Çiğneyip geçmek

Gereken ilgi ve saygıyı göstermemek. anlamını taşıyan deyim.

Çiğlik etmek

Uygunsuz, yersiz davranışta bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

çiğ çiğ yemek

Öldürecek derecede Öfkelenmek. anlamını taşıyan deyim.

Çifte kumrular

Birbirlerinden hiç ayrılmayan, birbirlerini çok seven kimseler. (Kars. Ahbap çavuşlar, iki ahbap çavuşlar.) anlamını taşıyan deyim.

Çift dikiş

Aynı sınıfta iki yıl okuyan öğrenci. anlamını taşıyan deyim.

Çift çubuk

Tarım yapabilmek için gerekli üretim araç ve gereçleri. anlamını taşıyan deyim.

Çiçek gibi olmak

Temizlenip paklanmak, göze hoş görünen duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

çamuru karnında

Taze, he nüz çıkmış şey için söylenir. Yeni oluşmuş, yeni yapılmış, şey için söylenir. Bir konuda yeni olan kimse için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Çıtı çıkmamak

Sessiz durmak, uslu oturmak, yaramazlık etmemek. anlamını taşıyan deyim.

Çıt çıkmamak

En hafif bir ses bile çıkmamak. anlamını taşıyan deyim.

çıt çıkarmamak

En küçük bir ses bile çıkarmamak. anlamını taşıyan deyim.

Çırasını yakmak

Olumsuz ilişkisi ya da kötü davranışı yüzünden biri’ ni büyük bir zarar uğratmak. anlamını taşıyan deyim.

Çıngar çıkarmak

Gürültü ve kavgaya yol açmak. anlamını taşıyan deyim.

Çıkmaz ayın son çarşambası

“Bilinmeyen ve bilinmeyecek olan bir zamanda, hiçbir zaman.’ anlamında şaka yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Çıkmaza girmek

Bir iş içinden çıkılamayacak bir duruma gelmek, (Kars. Batağa saplanmak.) anlamını taşıyan deyim.

Çıkış yapmak

Bir tartışmada, karşıt görüşte olanları susturmak ama cıyla sert davranışta bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

Çıkar yol

İnsanı güç durumlardan kurtaran davranış, başarıya ulaştı ran seçenek, çare; çözüm yolu. anlamını taşıyan deyim.

Çığlık çığlığa

Çığılık ata ata, bağırıp çağırarak. anlamını taşıyan deyim.

çığlık atmak

Kulakları tırmalayacak korkunç sesler çıkararak acı acı bağırmak. anlamını taşıyan deyim.

Çığırından çıkmak

Doğru yoldan ayrılmak. Düzeltilmesi güç bir duruma girmek. anlamını taşıyan deyim.

Çığır açmak

Bir alanda eski görüş, anlayış, biçim ya da yöntem yeri ne yenisini getirmek, başlatmak. anlamını taşıyan deyim.

çıfıt çarşısı

Çok karışık yer için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Çıban başı

Kurcalanırsa sonucu kötüye varma olasılığı bulunan sorun. Varlığı, düşünceleri, eylemleri sûrun yaratan kimse. anlamını taşıyan deyim.

Çevre yapmak

Girişkeniigiyle pekçpk dost edinmek; muhit yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Çevir kazı yanmasın

Kırdığı potun farkına varınca sözünü çevirmeye kalkışanlara alay ya da şaka yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Çetin ceviz

Yola getirilmesi, kendisine bir durum ya da düşünce nin benimsetilmesi zor olan kimse için söylenir. -’2. Başarılması ol dukça güç olan iş için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Çene yormak

Boşuna konuşmak. anlamını taşıyan deyim.

çeneye tutmak

Aralıksız konuşarak ve konuşturarak onu oyalamak. anlamını taşıyan deyim.

Çene yarıştırmak

Gevezelik etmek. anlamını taşıyan deyim.

Çenesini tutmak

Konuşmamak, sır saklamak; ağzını tutmak* anlamını taşıyan deyim.

çenesini kapamak

Artık konuşturmamak. Susmak. anlamını taşıyan deyim.

çenesini açmamak

Herhangi bir nedenle, hiç konuşmamak. anlamını taşıyan deyim.

Çenesini açtırmak

Konuşması için uygun ortam hazırlamak, fırsat vermek. anlamını taşıyan deyim.

Çenesi kuvvetli

Kolay ve etkili konuşan kimse için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Çenesi düşük

Sürekti ve dayanılmayacak kadar çok konuşan, geve ze kimse için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

çenesi durmamak

Durmadan konuşmak, gevezelik et mek. anlamını taşıyan deyim.

çenesi açılmak

Durmaksızın konuşmak, gevezelik etmek. anlamını taşıyan deyim.

Çenen tutulsun

“Konuşamaz ot” anlamına İlenme sözü. anlamını taşıyan deyim.

Çene çalmak

Oradan buradan konuşmak, gevezelik etmek. anlamını taşıyan deyim.

çelme atmak

Çelme ile onu düşür meye çalışmak. İşin başarı ile sonuçlanmasını engellemek. anlamını taşıyan deyim.

Çelişkiye düşmek

Sözleri ya da davranışları; sözleri ile davranışları birbirini tutmamak, birbiriyle çelişmek; tenakuza düşmek. anlamını taşıyan deyim.

çek kuyruğunu

“Artık ondan hiçbir şey bekleme!” anlamını taşıyan deyim.

Çekirdekten yetişme

Bir meslekte küçük yaştan itibaren görgü ve deneyimini arttırarak ustalaşan kimse için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Çekip gitmek

Uzaklaşmak, sıvışmak, kaybolmak. anlamını taşıyan deyim.

çekip çevirmek

Bir yeri, kuruluşu düzene koymak, iyi biçimde yönetmek. Birini tutumlu, düzgün yaşayabilir duruma getirmek. anlamını taşıyan deyim.

çekidüzen vermek

Dağınık bir yeri, üstü nü başını düzgün duruma getirmek, düzeltmek. anlamını taşıyan deyim.

çekeceği olmak

Karşılaşacağı kötü durumlar olmak. anlamını taşıyan deyim.

Çek arabanı

‘Yıkıl, git, defol.” anlamında hakaret sözü. anlamını taşıyan deyim.

Çayı görmeden paçaları sıvamak

(gbkz:Dereyi görmeden paçaları sıvamak). anlamını taşıyan deyim.

çaydan geçip derede boğulmak

Bir işin yapılması sıra sında büyük engelleri aşıp tam sonuca ulaşılacağı anda önemsiz bir-neden yüzünden başarısız olmak. anlamını taşıyan deyim.

Çat pat

Her yerde hazır ve nazır bulunan. Biraz, yarım yama lak. anlamını taşıyan deyim.

Çatlasa da patlasa da

“Her türlü çareye başvursa da, ne kadar karşı çıkarsa çıksın.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Çatlak ses

Uyumu bozan, istenmeyen söz ya da davranış. anlamını taşıyan deyim.

Çat kapı

Beklenmedik bir anda. anlamını taşıyan deyim.

Çatır çatır çatlamak

Çok kıskanmak. anlamını taşıyan deyim.

çatık yüz

Öfkeli yüz. anlamını taşıyan deyim.

Çatal kazık

Bir konuda değişik tutumları yüzünden işin yürümesi ni engelleyen yetkili kimseler. Çok karışık durum. anlamını taşıyan deyim.

çarşambadır çarşamba

Bir konuda gereksiz yere inat (et mek). anlamını taşıyan deyim.

Çarşafa dolanmak

İçinden çıkılmaz duruma gelmek. (Kars. Çapraza sarmak.) anlamını taşıyan deyim.

Çarpık çurpuk

Çok çarpık; eğri büğrü. (Kars. Eciş bücüş.) anlamını taşıyan deyim.

Çark etmek

Verdiği sözden ya da yapacağı İşten dönmek. (Kars. Yüz geri etmek.) anlamını taşıyan deyim.

Çarıklı erkânıharp

Okuması yazması olmadığı halde kurnaz ya da uyanık davranan kimseler için şaka yollu kullandır. anlamını taşıyan deyim.

çarığı ters giydirmek

bkz: (gbkz:Pabucu ters giydirmek). anlamını taşıyan deyim.

Çaresine bakmak

Bir işin, sorunun çözüm yolunu bulmak. anlamını taşıyan deyim.

Çarçur olmak

Yararsız yere harcanıp ziyan olmak. anlamını taşıyan deyim.

çarçur etmek

Elindeki parayı vb’yi gereksiz yerlere harca yıp tüketmek. anlamını taşıyan deyim.

Çaptan düşmek

Çalışma düzenini bozmuş olmak. Değerin den bir şeyler yitirmek. anlamını taşıyan deyim.

Çapraza sarmak

İçinden çıkılması güç duruma gelmek. (Kars. Çar şafa dolanmak.) anlamını taşıyan deyim.

çapraza getirmek

Onu tuzağa düşürmek. anlamını taşıyan deyim.

çantada keklik

Elde edilmiş sayılan, elde edileceğine ke sin gözüyle bakılan (şey). anlamını taşıyan deyim.

Çanına ot tıkamak

Birini sesini çıkaramayacak, zarar veremeyecek bîr duruma getirmek. anlamını taşıyan deyim.

çan çan etmek

Durmadan yüksek sesle gevezelik etmek. anlamını taşıyan deyim.

Çanak yalayıcı

Yaltaklanan kimse, dalkavuk. anlamını taşıyan deyim.

Çanak yalamak

Dalkavukluk etmek, yaltaklanmak. anlamını taşıyan deyim.

çanak tutmak

Davranışlarıyla ya da sözleriyle kendisine kötü bir söz söylenmesine, kötü davranışlarda bulunulması na yol açmak. ‘ anlamını taşıyan deyim.

Çam yarması gibi

İhyan, iri gövdeli kimse için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Çamura yatmak

Borcunu ödememek, verdiği sözü yerine getirme mek. anlamını taşıyan deyim.

çamur atmak

Birini kötü bir işe bulaşmış göste rip lekelemeye çalışmak, İftira etmek. (Kars. Kara çalmak, leke sür mek.) anlamını taşıyan deyim.

Çam devirmek

Karşısındakini gücendirecek söz söylemek. Bil gisizliğini ele verecek sözler söylemek. (Kars. Pot kırmak, gaf yap mak.) anlamını taşıyan deyim.

Çalmadan oynamak

Çok neşeli, keyifli bir dyrumda olmak. anlamını taşıyan deyim.

Çalıp çırpmak

Az çok demeden, eline ne geçerse çalmak. anlamını taşıyan deyim.

Çalım satmak

Yapay davranışlarla büyüklük taslamak. (Kars. Hava atmak.) anlamını taşıyan deyim.

Çalımından geçilmemek

Kurumundan, büyülenmesinden yanına yaklaşılmaz olmak. anlamını taşıyan deyim.

Çalımına getirmek

Tasarlanan bir İş için uygun zamanı ya da duru mu bulmak. anlamını taşıyan deyim.

Çakılıp kalmak

Bulunduğu yerde uzun süre kımıldamadan kalmak, hareketsiz durmak. anlamını taşıyan deyim.

cirit atmak

Zararlı yaratıklar yada insanlar meydanı boş bulup istediği gibi davranmak. anlamını taşıyan deyim.

cinler cirit oynamak

Bir yerde hiç kimse bulunmamak; bir yer tenha ve ıssız olmak. anlamını taşıyan deyim.

cin ifrit olmak

Son derece kızmak, aşırı öfkelenmek. anlamını taşıyan deyim.

Cin gibi

Pek anlayışlı ve çok zeki (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Cin fikirli

Çok akıllı, çok zeki, çok kurnaz (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Cin çarpmışa dönmek

Neye uğradığını anlayamayacağı kötü bir du ruma düşmek. anlamını taşıyan deyim.

Cin çarpmak

Boş inançlara göre cinlerin saldırısına uğrayıp hastalan mak, sakatlanmak, aklını yitirmek. anlamını taşıyan deyim.

Cim karnında bir nokta

Hiçbir şey bilmeyen, kara cahil kimse için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

ciğeri sızlamak

Çok acı duymak, üzülmek (Kars. İçi burkulmak, sızlamak, parçalanmak.) anlamını taşıyan deyim.

Ciğerini okumak

Bir kimsenin ne düşündüğünü pek iyi bilir durumda olmak. anlamını taşıyan deyim.

ciğeri beş para etmez

Çok değersiz, aşağılık, İşe yaramaz kimse için söyfenir. anlamını taşıyan deyim.

Cicim ayı

Evliliğin ilk zamanları, balayt. anlamını taşıyan deyim.

Cici bici

Güzel, İyi, yeni, sevimli, renkli ve süslü eşyalar için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

cıcığı çıkmak

Çok hırpalanmak. anlamını taşıyan deyim.

Ceza yemek

Cezalandırılmak. (Kars. Hüküm giymek.) anlamını taşıyan deyim.

cezaya çarptırmak

Onu cezalandırmak. anlamını taşıyan deyim.

Cezasını çekmek

bk. Ceza çekmek. Yaptığı yanlış bir işin, davranışın zararını görmek. anlamını taşıyan deyim.

ceza kesmek

: Bir görevli, yasadışı bir davranışı nedeniyle suçluya para cezası yazmak. anlamını taşıyan deyim.

Ceza çekmek

İşlediği suçtan ötürü hapiste yatmak; cezasını çek mek. anlamını taşıyan deyim.

Ceza almak

(Öğrenci için) Cezalandırmak. (Suçlu İçin) Para ödeme zorunda bırakılmak. anlamını taşıyan deyim.

Cevher yumurtlamak

bk. Cevahir yumurtlamak. anlamını taşıyan deyim.

cevap vermek

Bir gereksinimini karşılamak. anlamını taşıyan deyim.

cevahir yumurtlamak

Saçma sapan konuşmak. anlamını taşıyan deyim.

cevabı yapıştırmak

Karşısındakine hiç de beklemediği ters ve kesin bir yanıt vermek. anlamını taşıyan deyim.

cesaret vermek

Birinin yılgınlığını gidermek, birini yüreklen dirmek; ona moral vermek. anlamını taşıyan deyim.

Cesaretini kırmak

Cesaretini yok etmek, yürekliliğini sarsmak, umut suzluğa düşürmek. anlamını taşıyan deyim.

Cesaret göstermek

Yürekli davranmak. anlamını taşıyan deyim.

cesaret gelmek

Yılgınlığı gitmek, yüreklenmek. anlamını taşıyan deyim.

cesaret etmek

Tehlikeli bir işe korkmadan girişmek, güç- anlamını taşıyan deyim.

cesaret almak

Bir kimseye, şeye güvenerek gücü artmak. anlamını taşıyan deyim.

Cepheden hücuma geçmek

Doğrudan, açıkça karşı çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

cephe almak

Ona karşı düşmanca tavır takınmak; bir düşün ceye karşı olmak, direnmek. anlamını taşıyan deyim.

cemaziyelevvelîni bilmek

Onun herkesçe bilinmeyen, geç mişteki kötü bir durumunu bilmek. anlamını taşıyan deyim.

cehennemin dibine gitmek

Defolup gitmek. anlamını taşıyan deyim.

cehennemin dibi

Çok uzak, varılması pek güç yer. anlamını taşıyan deyim.

Cehennem gibi

Çok aşırı ölçüde sıcak. anlamını taşıyan deyim.

Cehenneme kadar yolu var

“Hiç buralarda görünmesin, defolup git sin, cehenneme gitsin.” anlamında kızgınlık sözü. anlamını taşıyan deyim.

Cehennem azabı

Dayanılmaz, çok büyük üzüntü, eziyet. anlamını taşıyan deyim.

Cebi para görmek

Artık para kazanmaya başlamak; eli para gör mek. anlamını taşıyan deyim.

Cebini doldurmak

Fırsatlardan yararlanıp bol para kazanmak. anlamını taşıyan deyim.

cebine indirmek

Hakkı olmayan bir şeyi kendine mal etmek. anlamını taşıyan deyim.

cebinden çıkarmak

Zekâ, bilgi, beceri vb. bakımlardan söz konusu kimseden üstün olmak. anlamını taşıyan deyim.

Cebinde akrep olmak

: Cimri olmak, para harcama konusunda çok is teksiz davranmak. (Kars. Elî cebine varmamak.) anlamını taşıyan deyim.

Cavlağı çekmek

Ölüp gitmek. anlamını taşıyan deyim.

Cart kaba kâğıt

“Senin yüksekten atmana, korkutmana hiç kimse al dırmıyor.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Cart curt etmek

“Şöyle yaparım, böyle yaparım” diye yüksekten ko nuşmak, korkutmaya çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Cartayı çekmek

Ölmek. Yellenmek, osurmak. anlamını taşıyan deyim.

Can yoldaşı

Yalnızlıktan kurtulmak için birlikte yaşanılan kimse, hay van, şey. anlamını taşıyan deyim.

Can yakmak

Acıtmak, eziyet etmek, zulmetmek. Bîr kimseyi büyük zarara uğratmak. anlamını taşıyan deyim.

Can vermek

Ölmek. Kutsal sayılan şeyler için hayatını feda et mek. Diriltmek, canlandırmak. anlamını taşıyan deyim.

Can sıkmak

Usanç vermek, bıktırmak. anlamını taşıyan deyim.

Can sıkıcı

Üzüntü ve tedirginlik veren, üzücü, sıkıntılı. anlamını taşıyan deyim.

Can sağlığı

İhsanın sağ ve sağlıklı olması. İçinde bulunulan iyi durumla yetinmek, daha iyisini beklememek gerektiğini belirtmek için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Canlı cenaze

: Çok zayıf, çelimsiz (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Canla başla

Her türlü fedakârlığı göstererek, var gücüyle. anlamını taşıyan deyim.

Can kuşu

Ruh. anlamını taşıyan deyim.

can kulağı ile dinlemek

Anlatılanları iyice kavrama ya çalışarak, dikkatlice dinlemek. anlamını taşıyan deyim.

Can kaygısına düşmek

Hayatını’ kurtarmaktan başka bir şey düşün memek. anlamını taşıyan deyim.

can kaybı

Tehlikeli bir durumda meydana gelen ölüm; ölüCan kaygısı (korkusu) : Öleceğini sanmaktan doğan korku. Bu korkuyla ölmemek İçin çabalama. anlamını taşıyan deyim.

Can kalmamak

Gücü tükenmek, bitkin duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

canı yok mu

“O, bu sıkıntıya nasıl dayanıyorsa sen de dayanma lısın.” “Ona bu kadar zor bir işi yaptırmak insafsızlıktır.” “O da o şeyden istiyor.” anlamlannda. anlamını taşıyan deyim.

Canı yanmak

Vücudun herhangi bir yerinde aa duymak; canı acı mak. Aa bir deneme geçirmek, bir İşte büyük zarara uğramak. anlamını taşıyan deyim.

Canı tez

Bir işin çabucak yapılmasını isteyen, sabırsız (kimse). (Kars. İçi tez.) anlamını taşıyan deyim.

Canı tatlı

Zorluklara katlanmayı göze almayan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Canı sıkılmak

Yapacak bir işi, oyalanacak bir şey olmadığı için bir sıkıntı duymak. Bir olaydan, durumdan büyük üzüntü duymak; neşesi kaçmak. Bir kimse için yan üzülmek, yan öfkelenmek. anlamını taşıyan deyim.

Canı sağ olsun

Çeşitli kayıplar karşısında “Kendisi sağ ya, önemli olan bu” anlamında teselli sözü. anlamını taşıyan deyim.

Canı pahasına

Ölümü göze alarak, hayatını tehlikeye atarak. anlamını taşıyan deyim.

canını yakmak

Bir yerini acıtmak, act vermek. Sıkıntı ve zara ra uğratmak. anlamını taşıyan deyim.

Canını vermek

Değerli bir şey uğruna her türlü fedakârlığı yapmak, hatta ölümü bile göze almak. anlamını taşıyan deyim.

canını sokakta bulmamak

Bedeni olur olmaz şeylerle yıpratmamak, sağlığın değerini bilmek. anlamını taşıyan deyim.

Canını sıkmak

Neşesini kaçırmak, keyfini bozmak, üzmek. anlamını taşıyan deyim.

Canının derdine düşmek

Tehlikeli bir durumda kendinden başkasını düşünmemek. anlamını taşıyan deyim.

canını dişine takmak

Bir işe her türlü tehlikeyi göze alarak, bütün gücüyle girişmek. anlamını taşıyan deyim.

canını dar atmak

Tehlikeli durumdan güçlükle kurtularak bir yere sığınmak. anlamını taşıyan deyim.

Canını çıkarmak

Öldürmek. Çok yormak, hırpalamak. Boz mak, yıpratmak, eskitmek. anlamını taşıyan deyim.

Canını cehenneme göndermek

öldürmek. anlamını taşıyan deyim.

Canını bağışlamak

Öldürmekten vazgeçmek. anlamını taşıyan deyim.

Canını almak

Öldürmek. Çok sevindirmek, canını verdirecek kadar memnun etmek. anlamını taşıyan deyim.

Canını acıtmak

Bir yerinin acımasına yol açmak. anlamını taşıyan deyim.

Canından olmak

ölmek. anlamını taşıyan deyim.

canından etmek

Onun ölümüne yol açmak, onu öldürmek. anlamını taşıyan deyim.

Canından geçmek

bk. Candan geçmek. anlamını taşıyan deyim.

canından bıkmak

Yaşama isteği yok olacak ka dar sıkıntı içinde olmak. anlamını taşıyan deyim.

Canına yetmek

: Artık dayanamayacak duruma gelmek, bezmek, bıkmak. Bıktırmak, bezdirmek. anlamını taşıyan deyim.

canına yandığım

Öfke, hayranlık, sevgi gibi duyguları belli ezgilemelerle anlatır. . anlamını taşıyan deyim.

canına tükürdüğüm

Kızılan bir şey den söz ederken söylenir. anlamını taşıyan deyim.

canına tak demek

Bir sıkıntı, olumsuzluk, artık katlanılmaz duruma gelmek. (Kars. Bıçak kemiğe dayanmak) anlamını taşıyan deyim.

Canına susamak

Belayı üzerine çekecek, kendisinin ölümüne yol aça cak davranışlarda bulunmak. (Kars. Belasını aramak, eceline susa mak.) anlamını taşıyan deyim.

Canına okumak

Bir kimseye, hayvana, şeye büyük zarar vermek. İyi bir şeyi, yolunda giden bir işi berbat etmek. anlamını taşıyan deyim.

Canına minnet

Herhangi bir durumu, başka durumlarla karşılaştırdı ğında daha iyi bulan kimse için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

canına kıymak

Bir kimseyi, canlıyı öldürmek, katletmek. Kendini öldürmek, intihar etmek. Gücünü aşan işleri yaparak kendine eziyet etmek. anlamını taşıyan deyim.

cana kastetmek

öldürmeye niyet etmek. anlamını taşıyan deyim.

Canına düşkün

Kendine iyi bakan, her şeyine Özen gösteren, rahatı na düşkün (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Canına değsin

“Yapılan iyilikler o ölmüş kimseye ulaşsın, onun ruhu’ şad olsun.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Canına değmek

Hoşlandığı bir şey olduğu, bir şeyi yaptığı için keyif lenmek. anlamını taşıyan deyim.

Canına acımamak

Kendini tehlikelerden korumayı düşünmemek,, kendini yıpratmak, sağlığını düşünmemek. anlamını taşıyan deyim.

canım yanmaz

Üzülmeye konu olan şey ile yol açtığı kötü durum arasında denklik olmadığı durumlarda kullanılan yazıklanma sözü. anlamını taşıyan deyim.

Canımı sokakta bulmadım

‘Bu sıkıntıya katlanmaya, bu tehlikeye atıl maya hiç niyetim yok.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Canımın içi

: Canım kadar çok sevdiğim kimse. anlamını taşıyan deyim.

Canıma değsin

bk. Oh canıma d eğ s in. anlamını taşıyan deyim.

canı isterse

Olumsuz bir yanıt karşısında, “Kabul etmezse etmesin” anlamında umursamazlık bildirir. anlamını taşıyan deyim.

canı istemek

Bir şeyi yapmaya ilgi, heves duymak. Bir şeye karşı içinde istek uyanmak. anlamını taşıyan deyim.

Canı ile uğraşmak

Eski sağlıklı durumuna kavuşmaya çalışmak, öt memek için çaba harcamak. anlamını taşıyan deyim.

Canı ile oynamak

: Tehlikeli işlerle uğraşmak. anlamını taşıyan deyim.

canı gönülden

İçtenlikte, samimi olarak, İsteyerek. anlamını taşıyan deyim.

canı gitmek

Özen gösterilen, üzerine titrenen bir şeye za rar gelecek diye çok kaygılanmak. anlamını taşıyan deyim.

Canı gelmek

bk. Can gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Canı geçmek

Uyumak, dalmak. anlamını taşıyan deyim.

canı çıkmak

Zor bir İş görüp pek bitkin bir duruma düşmek. Çok örselenip yıpranmak. Ölmek. anlamını taşıyan deyim.

canı çekmek

Onu istemek, arzulamak, ona imrenmek. (Kars. Ağzı sulanmak, gönlü çekmek.) anlamını taşıyan deyim.

Canı çekilmek

Vücudun bir organı için, gücünü canlılığını yitirmek. anlamını taşıyan deyim.

Canı cehenneme

Sevilmeyen bir kimse ya da şey İçin duyulan nefre ti, öfkeyi ya da umursamazlığı anlatmak için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Canı burnunda

Yorgun, bezgin; olup bitenlere kazanamayacak du rumda olan. anlamını taşıyan deyim.

Canı burnuna gelmek

Bir şey yapılırken çok zorluk çekmek; bunal mak. anlamını taşıyan deyim.

canı ağzına gelmek

Çok heyecanlanmak. Çok kork mak. anlamını taşıyan deyim.

Canı acımak

Vücudun herhangi bir yerinde acı duymak ; canı yan mak. anlamını taşıyan deyim.

Can havline düşmek

Canını kurtarmak kaygısı içinde olmak. anlamını taşıyan deyim.

Can havli ile

Canını kurtarmaktan, ölüm korkusundan kaynaklanan güçtü tepkiyle.. anlamını taşıyan deyim.

can gelmek

Güç kazanmak, canlanmak. anlamını taşıyan deyim.

can feda

Uğrunda ölüm bile göze alınabilecek kadar gü zel, iyi olan kimse, şey için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

can evinden vurmak

En duyarlı yerinden saldırmak, en hayati noktasından yaralamak. anlamını taşıyan deyim.

Can evi

Kalp, yürek, gönül. Bir şeyin en duyarlı noktası. anlamını taşıyan deyim.

Can düşmanı

Aşırı düşmanlık gösteren kimse, şey. anlamını taşıyan deyim.

Can dostu

Pek içten dost, çok sevilen dost. anlamını taşıyan deyim.

Can derdine düşmek

Kendi canını korumak, kurtarmak için çaba göstermek, kendini kurtarmaya bakmak. anlamını taşıyan deyim.

can dayanmamak

Kötü, aa bir durum karşısında da yanıklılığını yitirmek. Sevinçli bir durumdan hoşnut olmak. anlamını taşıyan deyim.

candan geçmek

Bir şey uğrunda canını bile verebilecek ölçüde bir özveri içinde olmak; o şey için ölümü göze almak. anlamını taşıyan deyim.

Can damarına basmak

Bir kimsenin en önemli, en duygulu yönü nü açığa vurmak. Bir İşin en Önemli noktası üzerinde durmak. anlamını taşıyan deyim.

can damarı

Bir İnsanın kendisi için en gerekli saydığı şey. Bir şeyin en önemli, en duyarlı yönü. anlamını taşıyan deyim.

Can çekişmek

(Canlı için) Ölmek üzere bulunmak, son nefesini vermek üzere olmak. Sona ermek, yıkılmak üzere olmak. (Gü neş) Batmak üzere olmak. anlamını taşıyan deyim.

Can borcunu ödemek

Ölmek, vefat etmek. anlamını taşıyan deyim.

Can borcu

İnsana yaşama olanağı veren Tanrı’ya ya da kendisini ölüm tehlikesinden kurtaran bir kimseye olan manevi borç. anlamını taşıyan deyim.

Can beslemek

Hiç kaygı duymadan, yalnızca yiyip içip rahatına bak mak. anlamını taşıyan deyim.

can benim çıksın elin canı

“Ben sağlığıma, sahip olduğum şeylere düşkünüm, bunun için ben üzülmeyeyim de, başkalarına ne olursa olsun.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Cana yakın

Sevimli, içten, sokulgan kimse. Şirin, gönül okşayı cı şeyler için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Cana can katmak

İnsanın dinçliğini, neşesini artırmak, yaşamayı da ha çekici duruma getirmek. Cana kastetmek : bk. Canına kastetmek. Cana kıymak : bk. Cantna kıymak. anlamını taşıyan deyim.

bir şeye can atmak

Onu elde etmeyi, herhangi anlamını taşıyan deyim.

Can almak

Ölüme yol açmak, öldürmek. anlamını taşıyan deyim.

can alacak

Bir konunun ya da şeyin en anlamını taşıyan deyim.

Can acısı

Vücudun herhangi bir yerinde duyulan şiddetli acı, ağrı. anlamını taşıyan deyim.

Cami yıkılmış ama mihrabı yerinde

Yaşlanmış ama eski güzelliğini anlamını taşıyan deyim.

büyük söylemek

Yapıp yapamıyacağı belli olmayan bir iş konusunda kesin konuşarak övünmek. anlamını taşıyan deyim.

Büyük oynamak

Büyük para ile kumar oynamak. Bir işe riskle rini, zararlarını göze alarak girişmek. anlamını taşıyan deyim.

büyük görmek

Birini ya da kendini yüceltmek, olduğundan üstün tutmak. anlamını taşıyan deyim.

büyük abdesti gelmek

Kaka (dışkı) yapmak gereksinmesi duymak. anlamını taşıyan deyim.

Büyük apdest

İnsan dışkısı, kaka. anlamını taşıyan deyim.

Bütün bütüne

Büsbütün, tamamıyla, tamamen. anlamını taşıyan deyim.

bülbül gibi söylemek

Hiçbir şeyi saklamadan, her şeyi söylemek. anlamını taşıyan deyim.

bülbül gibi konuşmak

Kolaylıkla konuşmak (okumak). anlamını taşıyan deyim.

Buz üstüne yazı yazmak

Süresi ve etkisi pek az olan bir iş yapmak, sözleri etkisiz kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Buz kesmek

Çok üşümek. Hava çok soğumak. anlamını taşıyan deyim.

Buz kesilmek

Üzücü bir olay karşısında donup kalmak. anlamını taşıyan deyim.

buzdolabına koymak

Bir sorunun çözümünü ileri ki bir tari he bırakmak. (Kars. Askıya almak.) anlamını taşıyan deyim.

Buyurun cenaze namazına

“Bir terslik oldu, artık yapılacak bir şey yok.” anlımanda. anlamını taşıyan deyim.

buyur etmek

Konuğu “buyurun” diyerek içeri almak ya da sofraya çağırmak. anlamını taşıyan deyim.

Bu yakınlarda

Oldukça yakın bir zamanda, bir yerde. anlamını taşıyan deyim.

bir şeye burun kıvırmak

Onu beğenmemek, küçümsemek. anlamını taşıyan deyim.

burun buruna gelmek

Onunla beklenmedik bir anda karşılaşmak (Kars. Yüz yüze gelmek.) anlamını taşıyan deyim.

Burnu yere düşse almaz

Kendini beğenmiş, kibirli kimse için söyle nir. anlamını taşıyan deyim.

Burnu sürtülmek

Zorunlu, yorucu olaylar yaşamak, zorunluklan öğ renmek bunlardan ders almak. anlamını taşıyan deyim.

burnunu sokmak

Kendisini ilgilendirmeyen işe karışmak. anlamını taşıyan deyim.

Burnunun ucunu görmemek

Sarhoşluk, dalgınlık nedeniyle basaca ğı yeri görememek. anlamını taşıyan deyim.

Burnunun direği sızlamak

Çok üzülmek. anlamını taşıyan deyim.

Burnunun direği kırılmak

Pis koku yüzünden rahatsız olmak anlamını taşıyan deyim.

burnunun dikine gitmek

Başkalarının öğütlerine kulak asmayıp kendi bildiği gibi davranmak. anlamını taşıyan deyim.

Burnunu kırmak

Kİrbirii bir kimseyi güç duruma sokup, artık büyükle-nemez duruma getirmek. anlamını taşıyan deyim.

burnunda tütmek

Onu çok özlemek, istemek, aramak; gözünde tütmek. anlamını taşıyan deyim.

Burnundan solumak

Çok öfkelenmek, sinirlenmek. anlamını taşıyan deyim.

Burnundan kıl aldırmamak

Kendisine hiçbir söz söyletmemek, huy suz ve gururlu olmak, eleştiriye tahammülü olmamak. anlamını taşıyan deyim.

Burnundan getirmek

Birini bir şeyi yaptığına yapacağına pişman et mek; ağzından burnundan getirmek. anlamını taşıyan deyim.

burnundan gelmek

Elde ettiği güzel bir şey, sonradan olan tatsızlıklar nedeniyle kendisine zehir olmak; ağzından burnundan gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Burnuna barut kokusu gelmek

bk. Barut kokusu gelmek. anlamını taşıyan deyim.

burnu havada

Kibirli, herkese yukarıdan bakan kimse için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Burnu büyümek

Kendini büyük biri olarak görmeye başlamak; baş kalarını beğenmemek. anlamını taşıyan deyim.

Burnu bile kanamamak

Büyük bir kazayı herhangi bir yara bere al madan atlatmak. anlamını taşıyan deyim.

bununla birlikte

Buna bağlı olarak. Şu da var ki, ay rıca. anlamını taşıyan deyim.

bu ne perhiz bu ne lahana turşusu

“Sözleri ve davranışları birbirini tutmuyor.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Bundan iyisi can sağlığı

“Bundan daha iyisi olamaz.1 anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Bundan böyle

Bundan sonra. anlamını taşıyan deyim.

Buluttan nem kapmak

En küçük bir, şeyden bile alınmak, çok alın gan olmak. anlamını taşıyan deyim.

Bulut gibi

(Sinek vb için) Yoğun. Aşın ölçüde (sarhoş). anlamını taşıyan deyim.

Bulup buluşturmak

Ne yapıp yapıp bulmak, büyük bir çaba sonucu sağlamak. anlamını taşıyan deyim.

bulunmaz hint kumaşı mı

‘Az bulunur, çok değerli bir şey ya da kimse değil ya!” anlamında alay yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Buldumcuk olmak

Eline geçen bir şeyden ötürü fazlaca sevinmek. anlamını taşıyan deyim.

Buldukça bunamak

Bulduğuna şükretmemek, daha çoğunu İste mek. anlamını taşıyan deyim.

bulantı vermek

O şey onu kusacak duruma getir mek, midesini bulandırmak. anlamını taşıyan deyim.

Bulanık suda balık avlamak

Karışık bir durumdan yararlanıp çıkar sağlamaya bakmak. anlamını taşıyan deyim.

Bugün yarın

Bir iki gün İçinde. anlamını taşıyan deyim.

Bugünlük yarınlık

Pek yakında olması beklenen şeyler için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Bugüne bugün

Bugünkü ölçülere, değerlendirmelere göre. anlamını taşıyan deyim.

Bugünden tezi yok

Hemen şimdi, ilk fırsatta. anlamını taşıyan deyim.

Bu gözle

Bu anlayışla. anlamını taşıyan deyim.

bu gidişle

Bu biçimle, bu tempoyla. anlamını taşıyan deyim.

bucak bucak kaçmak

: Onunla anlamını taşıyan deyim.

bucak bucak aramak

Onu her yerde aramak. anlamını taşıyan deyim.

bu aptestle çok namaz kılınır

“Küçümsenen bu tutumla, inanışla ya da araçla işler daha çok yürütülür.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Böylesine can kurban

“Benzerlerine oranla daha iyi, daha güzel olanlar için her türlü fedakârlığa katlanır.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Bozuntuya vermemek

Olup bitenleri anlamamış, görmemiş, söyle nenleri duymamış gibi davranmak, durumu İdare etmek. anlamını taşıyan deyim.

Bozum olmak

Utanacak duruma düşmek (Kars. Küçük düşmek.) anlamını taşıyan deyim.

bozuk para gibi harcamak

Bir kimsenin değerini sıfıra indir mek, onu başkalarının yanında küçük düşürmek. anlamını taşıyan deyim.

Bozuk çalmak

Sinirli, canı sıkkın olduğunu davranışlarıyla göstermek. anlamını taşıyan deyim.

bozguna uğramak

Bir karşılaş mada, savaşta yenilip perişan bir duruma düşmek. anlamını taşıyan deyim.

Boy vermek

: {İnsan İçin) Suyun derinliğini boyu ile ölçmek. (Bitki için) Gelişmek, uzamak. anlamını taşıyan deyim.

boyunun ölçüsünü almak

Giriştiği bir işte başarısızlığa uğrayıp bece riksizliğini ya da yetersizliğini anlamak. anlamını taşıyan deyim.

Boyun eğmek

Güçlü birinin isteğini zorla ya da istemeyerek kabul et mek. anlamını taşıyan deyim.

boyunduruk altına girmek

Başkasının (başka bir devletin) baskı ve buyruğu altında yaşamak. anlamını taşıyan deyim.

Boyundan büyük işlere karışmak

Başaramayacağı işlere kalkışmak. anlamını taşıyan deyim.

boyu devrilsin

“ölsün.” anlamında beddua. anlamını taşıyan deyim.

boyu boyuna huyu huyuna uymak

Birbiriyle denk, uyumlu olmak. anlamını taşıyan deyim.

Boy pos

bk. (gbkz:Boy bos). anlamını taşıyan deyim.

boy ölçüşmek

Yeterliğini, üstünlüğünü göstermek için onunla yarışmak. anlamını taşıyan deyim.

boynuz takmak

Kadın başka bir erkekle ilişki kura rak kocasını aldatmak. anlamını taşıyan deyim.

Boynuz isterken kulaktan olmak

Daha iyi bir şey elde etmek ister ken elindekini de yitirmek. anlamını taşıyan deyim.

Boynunun borcu

Bir kişinin yapmak zorunda olduğu iş. anlamını taşıyan deyim.

Boynunu bükmek

Kendisine aandirıa davranışta bulunmak., anlamını taşıyan deyim.

Boynum kıldan ince

“Haksız olduğum anlaşılırsa, verilecek her ceza ya boyun eğeceğim.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

boynu kopsun

“Ölsün, gebersin” anlamında beddua. anlamını taşıyan deyim.

boynu eğri

Bir kimsenin İstediğini yerine getirmek durumunda olan, bu isteği borç bilen. anlamını taşıyan deyim.

Boynu bükük

Acınacak, zavallı kimse İçin söylenir. Acınacak, yardım bekler bir durumda. anlamını taşıyan deyim.

Boylu boyunca

Bütün boyu ile, boyu uzunluğunca. anlamını taşıyan deyim.

boylu boslu

Boyu uzun, gösterişti; yakışıklı (kimse). anlamını taşıyan deyim.

boy bos

İnsanın boy açısından görünümü. anlamını taşıyan deyim.

Boy göstermek

Gösteriş olsun diye ortalıkta görünmek. anlamını taşıyan deyim.

boy atmak

(Çocuk, için) Boyu uzamak, boylanmak. anlamını taşıyan deyim.

boyacı küpü değil ki

“Bu iş o kadar ko-x lay ve çabuk yapılamaz, belli bir emek ve zamana ihtiyaa vardır.” an lamında. anlamını taşıyan deyim.

Boş yere

Boşuna, gereksiz yere; boşu boşuna. anlamını taşıyan deyim.

boş vermek

Ona önem vermemek, aldırmamak. anlamını taşıyan deyim.

Boşu boşuna

Hiç gereği yokken, hiçbir kazanç sağlamadan; boş ye re. anlamını taşıyan deyim.

boşta kalmak

İşsiz güçsüz kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Boş gezenin boş kalfası

İşsiz güçsüz dolaşan kimse için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Boş çıkmak

(Umut edilen şey) Gerçekleşememek; boşa çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

boş atıp dolu tutmak

Umutsuz gibi görünen bir işten olumlu sonuç almak. Doğruluğuna inanmadan söylenilen söz ger çek çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

boşa koysam dolmaz doluya koysam almaz

‘Hiç bir çözüm yolu bulamıyorum.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Boşa gitmek

Hiçbir işe yaramadan yok olmak; havaya gitmek. anlamını taşıyan deyim.

Boşa çıkmak

Gerçekleşememek, sonuç vermemek; boş çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

Borusu ötmek

Nüfuzu olmak, sözü dinlenmek, sözü geçmek. anlamını taşıyan deyim.

borusunu çalmak

Çıkar sağlanan kimsenin hoşuna gide cek, düşüncelerine uygun düşecek davranışlarda bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

boru mu

“Küçümsenecek, önem verilmeyecek şey değil.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Borçsuz harçsız

Hiç borca girmeden. anlamını taşıyan deyim.

Borç harç

Borçlanarak, borca girerek. anlamını taşıyan deyim.

borç bini aşmak

Borç, ödemesi güç bir du ruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

borç bilmek

Bir şeyi yapmayı, kendisi için zorunlu bir gö rev olarak kabul etmek. anlamını taşıyan deyim.

bombardıman etmek

Bir kimseye ağır sözler söylemek. Borca batmak: Borcu çok olmak. Borca girmek ;* Borçlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Bol keseden atmak

Yerine getirilmesi güç vaatler bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

Bok yoluna gitmek

Bir hiç uğruna yaşamını yitirmek anlamındaki deyim.

Bok yemenin Arapçası

Densizliğin, küstahlığın en büyüğü. anlamını taşıyan deyim.

bok yemek düşer

“O küstahlık etmesin, bu işe karışmasın.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Bokun soyu

Kızılan, nefret edilen (kimse ya da şey). anlamını taşıyan deyim.

Bokunda boncuk bulmak

Birine layık olmadığı değeri ve önemi ver mek. anlamını taşıyan deyim.

Boku bokuna

Bir hiç uğruna; boşu boşuna, yok yere. anlamını taşıyan deyim.

Bokluk etmek

Kötü davranmak, bir işi kötü duruma getirmek. anlamını taşıyan deyim.

Bokluğu çıkmak

Bozuk, kötü, kirli yönü ortaya çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

bok etmek

Onu bozmak, berbat etmek. anlamını taşıyan deyim.

bok atmak

Ona iftira et mek (Kars. Kara çalmak.) anlamını taşıyan deyim.

Bohçasını koltuğuna vermek

Kovmak, defetmek, işine son vermek. anlamını taşıyan deyim.

Boğuntuya getirmek

Şaşırtma yoluyla birisine yüksek fiyatla mal sat mak ya da düşünmesine fırsat vermeden bir şeyi kabul ettirmek. anlamını taşıyan deyim.

Boğuntuya gelmek

Aldatılmak, kandırılmak anlamını taşıyan deyim.

boğaz tokluğuna

Sadece karnını doyurma karşılığında (çalışmak). anlamını taşıyan deyim.

Boğaz kavgası

Geçimini sağlamak için uğraşma. anlamını taşıyan deyim.

Boğazından kesmek

Para arttırmak için yiyeceğinden kısıntı yap mak; gırtlağından kesmek. anlamını taşıyan deyim.

Boğazına sarılmak

Kavgaya girişmek, peşini bırakmamak; gırtlağı na sarılmak. anlamını taşıyan deyim.

Boğazına kadar borca girmek

: Çok borçlanmak ; gırtlağına kadar borca girmek. anlamını taşıyan deyim.

Boğazına düşkün

Yemeği ve içmeyi çok seven (kimse); gırtlağına düşkün. anlamını taşıyan deyim.

Boğazına düğümlenmek

Heyecan, korku, vb. yüzünden söyleyecek lerini söylememek. anlamını taşıyan deyim.

boğazına dizilmek

İştahsızlık vb. neden lerle yemeğin tadına varamamak. anlamını taşıyan deyim.

Boğazına basmak

Birini bir işi yapması için zorlamak; gırtlağına basmak. anlamını taşıyan deyim.

Boğazı kurumak

,Çok konuştuğu için su içmek gereksinmesini duy mak; damağı kurumak. anlamını taşıyan deyim.

Boğaz boğaza gelmek

Kavga etmek; gırtlak gırtlağa gelmek. anlamını taşıyan deyim.

boca etmek

Onu birdenbire ters çevirip içindekileri boşalt mak. anlamını taşıyan deyim.

Bitkin düşmek

Çok yorulmak ; halsiz düşmek. anlamını taşıyan deyim.

bir zamanlar

Vaktiyle, eskiden, geçmiş zamanda. anlamını taşıyan deyim.

Bir yolunu bulmak

Amaca ulaştıracak çareyi, fırsatı, İmkânı bulmak. anlamını taşıyan deyim.

Bir yığın

Birçok, pekçok, çok miktarda. anlamını taşıyan deyim.

Bir yerde

Belli bir aşamada, belli bir noktada, bir bakıma. anlamını taşıyan deyim.

Bir yaşına daha girmek

Şaşılacak yepyeni bir durumla karşılaşmak. anlamını taşıyan deyim.

Bir yastığa baş koymak

(Bir erkek bir kadın) Evli olmak, hayatını evli olarak sürdürmek. anlamını taşıyan deyim.

bir yana dünya bir yana

Bir kimseye ya da şeye aşı rı ölçüde değer verildiği zaman kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

bir vakitler

Vaktiyle, eskiden, geçmiş zamanda; bir za manlar. anlamını taşıyan deyim.

Bir türlü

Ne yapıp yapıp; hiçbir biçimde. (Yinelemeli biçimde) Bir eylemin yapılması ile yapılmamasının aynı derecede tedirginlik verici olduğunu belirtir. Bir başka çeşitten. anlamını taşıyan deyim.

bir tutmak

Aynı derecede görmek, farksız olduğunu kabul etmek, eşit saymak. anlamını taşıyan deyim.

Bir tuhaflığı olmak

Kendini iyi hissetmemek, rahatsızlığı olduğunu anlamak. anlamını taşıyan deyim.

Bir tuhaf olmak

Üzülmek, yadırgamak, ne yapacağını bilememek. anlamını taşıyan deyim.

bir tuhaf

Garip, alışılmadık, yadırgatıcı (biçimde). anlamını taşıyan deyim.

bir ton

Çok, çok miktarda. anlamını taşıyan deyim.

Bir temiz

Adamakıllı, iyice, güzelce. anlamını taşıyan deyim.

Bîr tek atmak

Bir kadeh içki içmek. anlamını taşıyan deyim.

Bir tahtası eksik

Pek akıllı olmayan, delice İşler yapan (kimse); tah tası eksik. anlamını taşıyan deyim.

bir şeyler olmak

Huy ve davranışları değişmek. Fenalık gelmek, bayılacak gibi olmak. Herhangi bir kötü durum başından geçmek. anlamını taşıyan deyim.

bir şeye benzememek

İşe yarar, beğenilir ve istenir durumda olma mak. anlamını taşıyan deyim.

Bir şeyciği kalmamak

İyileşmek, iyi olmak. anlamını taşıyan deyim.

Bir sürü

Çok sayıda, pekçok, birçok. anlamını taşıyan deyim.

Bir sıkımlık canı olmak

Kısa boylu, cılız ve güçsüz olmak. anlamını taşıyan deyim.

Bir saati bir saatine uymamak

Tutum ve davranışları sürekli değiş mek, tutarsız olmak; saati saatine uymamak. anlamını taşıyan deyim.

Bir punduna getirmek

Bir iş için en uygun durum ve zamanı yokla mak; punduna getirmek. anlamını taşıyan deyim.

Bir pire için yorgan yakmak

Küçük bir zarardan kurtulmak için çok büyük bir zararı göze almak. anlamını taşıyan deyim.

Bir paralık olmak

Değersiz, onursuz, kötü duruma gelmek; beş (on) paralık olmak. anlamını taşıyan deyim.

bir paralık etmek

Onu utanılacak bir duruma düşürmek, re zil etmek; beş (on) paralık etmek. anlamını taşıyan deyim.

Bir nalına bir mıhına

bk. Hem nalına, hem mıhma. anlamını taşıyan deyim.

bir kulağından girip öteki kulağından çıkmak

Söyleni lenlere önöm vermemek, hiç uymamak, onları dikkate almamak. (Kars. Kulak asmamak.) anlamını taşıyan deyim.

Bir köşeye çekilmek

Etkin görevi bırakmak. (Kars. İnzivaya çekil mek.) anlamını taşıyan deyim.

bir köşeye ayırmak

Bir şeyi gerektiğin de kullanmak üzere bîr yere koymak, biriktirmek, saklamak. anlamını taşıyan deyim.

Bir köroğlu bir ayvaz

Kan kocanın çocuklarının olmadığını, yalnız ya şadıklarını belirtmek için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

bir koltuğa iki karpuz sığdırmak

Aynı zaman içinde iki işi birden ya par durumda olmak. anlamını taşıyan deyim.

Bir kol çengi

Espirili söz ve davranışlarıyla çevresine neşe saçan kimseler için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

bir kıyamettir gitmek

Çok fazla gürültü, patırtı, telaş ol mak. anlamını taşıyan deyim.

Bir kere

Aslında, gerçekte. anlamını taşıyan deyim.

Bir kenara çekilmek

İlgisini kesmek; sorumluluk almamak. anlamını taşıyan deyim.

bir kenara bırakmak

Orta Önem vermemek, onu dikkate almamak. anlamını taşıyan deyim.

bir kaşık suda boğmak

Bir kimseye çok kızmak; kin duy mak. anlamını taşıyan deyim.

Bir kapıya çıkmak

Hepsi aynı sonuca varmak, aynı anlama gelmek; aynı kapıya çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

Bir kalemde

Toptan, bir işlemde. anlamını taşıyan deyim.

bir iki demeden

Karşısındakine vakit bırakmadan, hiçbir şekilde duraksamadan.’ anlamını taşıyan deyim.

Bir iğne bir iplik kalmak

Bir üzüntü, hastalık vb. nedeniyle çok zayıf lamak. anlamını taşıyan deyim.

Bir İçim su

Çok güzel (kadın, kız). anlamını taşıyan deyim.

Bir hoş

Tatlı bir hoşluk içinde olan. Garip, yadırgatıcı, tuhaf. anlamını taşıyan deyim.

Bir hiç uğruna

Amaçsızca, boşu boşuna. anlamını taşıyan deyim.

Bir hal olmak

Bir şeyi çok yapmaktan usanmak, bıkmak; fenalık gelmek. Davranışlar, huyu değişmek. Bir kazaya uğramak, ölmek. anlamını taşıyan deyim.

Bir güzel

Çok iyi, iyice, güzel bir biçimde. anlamını taşıyan deyim.

Bir günden bir güne

Hiçbir zaman. anlamını taşıyan deyim.

bire beş vermek

(Buğday, arpa, nohut, fasulye gibi ürün ler için) Toprak atılan tohumun belli bir katı kadar ürün vermek. anlamını taşıyan deyim.

bir eli yağda bir eli balda

Zenginlik, bolluk içinde (olmak). anlamını taşıyan deyim.

Bir elin beş parmağı gibi

Birbirinden hiç ayrılmayan; aralarında her hangi bir ayırım gözetilmeyen (kimseler). anlamını taşıyan deyim.

bire bir

(İlaç için) Kesin ve etkili (olmak). anlamını taşıyan deyim.

Bir düziye

Sürekli olarak, aralıksız; bidüziye, biteviye. anlamını taşıyan deyim.

Bir dostluk kaldı

Satıcıların malları azaldığı zaman kullandıkları özendirme sözü. anlamını taşıyan deyim.

bir don bir gömlek

Yarı çıplak, yoksul bir du rumda (kalmak, bırakmak). anlamını taşıyan deyim.

bir dokun bin ah işit

“İnsanların dertlerini biraz deşmeye gör; hemen her türlü şikâyetlerini dile getirirler.” anla mında. anlamını taşıyan deyim.

Bir dizi

Birçok, bir yığın. anlamını taşıyan deyim.

Bir dirhem bal için bir keçiboynuzu çiğnemek

Faydası az zahmeti çok bir işle uğraşmak. anlamını taşıyan deyim.

bir deri bir kemik

Vücutça çok zayıf (düşmek), zayıflamış (olmak). anlamını taşıyan deyim.

Bir dereceye kadar

Makul bir ölçüye kadrar, belli bir noktaya kadar; nispeten. anlamını taşıyan deyim.

bir defa

Olup biten bir durumu anlatan cümlelerde, artık o şeyin geçmiş olduğunu, geri dönülemeyeceğini anlatır. Her şey den önce, ilkönce, hele. Asıl önemlisi, her şeyden önemli olarak. anlamını taşıyan deyim.

bir dediği iki olmamak

Her isteği yerine getirilmek anlamını taşıyan deyim.

bir dediğini iki etmemek

Onun her iste diğini yerine getirmek. anlamını taşıyan deyim.

Bir dediği bir dediğini tutmamak

Söyledikleri birbirine uymamak, tu tarsız konuşmak. anlamını taşıyan deyim.

Bir daha

Bir kez daha, ikinci kez. Artık,ondan sonra, hiçbir zaman. anlamını taşıyan deyim.

bir çuval inciri murdar etmek

Yolunda giden bir işi, yanlış bir hareketle ya da sözle bozmak. • anlamını taşıyan deyim.

Bir çırpıda

Çabucak, çok kolay biçimde. anlamını taşıyan deyim.

Bir bu eksikti

“Dertler, sorunlar yetmiyormuş gibi şimdi bir de bu çık tı.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

bir bok yapamamak

Olumlu ya da olumsuz hiçbir şey yapamamak. anlamını taşıyan deyim.

Bir bok olamamak

Her hangi bir iş tutamamak meslek edineme- anlamını taşıyan deyim.

Birbirini yemek

Sürekli kavga etmek, anlaşmazlık içinde olmak. anlamını taşıyan deyim.

Birbirinin gözünü oymak

Aralarındaki geçimsizlik nedeniyle kavga etmek. anlamını taşıyan deyim.

Birbirine girmek

Kavga etmek. Heyecanla oraya buraya koşuşmak. anlamını taşıyan deyim.

Birbirine düşmek

Aralarında anlaşmazlık çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

Bir bir

Teker teker, ayrı ayrı. anlamını taşıyan deyim.

Bir bildiği olmak

Kendine göre bir düşüncesi olmak. anlamını taşıyan deyim.

bir ben bilirim bir de allah

“Çektiğim sıkıntı ve üzüntüleri ben ve Tanrı’dan başka kimse bilmez.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

bir baştan bir başa

Bir yerin bir sınırından öbür sınırı na kadar. anlamını taşıyan deyim.

Bir başına

Yalnız olarak, yanında hiç kimse bulunmadan. anlamını taşıyan deyim.

Bir bardak suda fırtına koparmak

Önemsiz denecek kadar küçük bir sorunu büyütüp, kavga konusu yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Bir baltaya sap olmak

Belirli bir iş tutmak, bir meslek sahibi olmak. anlamını taşıyan deyim.

Bir bakıma

Değişik bir görüşe göre, başka bir yönden bakılırsa. anlamını taşıyan deyim.

bir ayağı çukurda

Çok yaşlanmış (olmak); ölüme epeyce yakın (olmak). anlamını taşıyan deyim.

bir atımlık barutu olmak

Bir konuda yapabileceği pekaz şey kalmak; gücü, olanakları tükenmeye başlamak. anlamını taşıyan deyim.

bir aşağı bir yukarı

Amaçsızca, bir yerde ora dan oraya (dolaşmak, yürümek vb.) anlamını taşıyan deyim.

Bir arpa boyu yol gitmek

Önemsiz denecek kadar az ilerleme sağ lamak. anlamını taşıyan deyim.

Bir araya getirmek

Derlemek, toplamak. Birleştirmek. anlamını taşıyan deyim.

Bir araya gelmek

Toplanmak; buluşmak. anlamını taşıyan deyim.

Bir araba laf

Bir yığın gereksiz, yersiz söz. anlamını taşıyan deyim.

bir ara

Bir süreç içindeki kısa bir süre; Eskiden, eski bir zamanda. anlamını taşıyan deyim.

Bir anlık

Pek kısa bir süre içinde olan. anlamını taşıyan deyim.

Bir anlamda

Anlamlarından birine göre. anlamını taşıyan deyim.

bir an evvel

Olabildiğince çabuk. anlamını taşıyan deyim.

Bir an

Çok kısa bir süre. anlamını taşıyan deyim.

bir allahın kulu

Herhangi bir kimse. anlamını taşıyan deyim.

Bir âlem

Kendine özgü şaşırtıcı nitelikleri olan. anlamını taşıyan deyim.

Bir ağızdan

Hep birlikte, beraberce. anlamını taşıyan deyim.

Bir abam var atarım nerede olsa yatarım

“Yalnız yaşayan bir kim seyim, basit bir yaşama tarzım vardır, her yerde kalabilirim.” anlamın da. anlamını taşıyan deyim.

Bin yaşa

Çok yaşa anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Bin tarakta bezi olmak

Çok şeyle uğraşmak. anlamını taşıyan deyim.

Bin pişman olmak

Yaptığı şeyden çok pişman olmak. anlamını taşıyan deyim.

Bin kat

Başka şeyle karşılaştırılamayacak ölçüde çok. anlamını taşıyan deyim.

binin yarısı beş yüz o da bizde yok

“Tasalanmana gerek yok.” an lamında avutma sözü. anlamını taşıyan deyim.

Bini bir paraya

Pekçok, bol. anlamını taşıyan deyim.

Bini aşmak

Çok fazla olmak. anlamını taşıyan deyim.

Bindiği dalı kesmek

Yarar sağladığı bir şeyi ortadan kaldırmak, ken disi için zararlı duruma getirmek. anlamını taşıyan deyim.

Binde bir

Çok seyrek olarak; nadiren. anlamını taşıyan deyim.

bilmiyorsun bu boku git mektebinde oku

“Mademki bu şeyi bilmiyorsun, niçin uğraşıp duruyorsun? Bari öğren, sonra gel, uğraş.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

bilmezlikten gelmek

Bilmiyor görünmek. anlamını taşıyan deyim.

Bilir bilmez

Yarım yamalak bilerek; eksik bilgi ile. anlamını taşıyan deyim.

bilincine varmak

O şeyi iyice anlamak, kavramak; ger çekliğini görmek. anlamını taşıyan deyim.

Bileğinin hakkıyla

Kendi çalışması ve gücüyle. anlamını taşıyan deyim.

Bileğine güvenmek

Kendi gücün, bilgisine, yeteneğine güvenmek, anlamını taşıyan deyim.

Bile bile lades

Aldandığını bildiği halele hiç itiraz etmeme, bunu ka bul etmiş görünme. anlamını taşıyan deyim.

Bile bile

Bilerek, isteyerek; kasıtlı olarak, kasten. anlamını taşıyan deyim.

bildiğini okumak

Başkalarının sözüne kulak asmadan is tediği gibi davranmak. anlamını taşıyan deyim.

Bildiğinden şaşmamak

Hiçbir şeyden etkilenmeyip, doğru saydığı davranışını sürdürmek. (Kars. Gürültüye pabuç bırakmamak.) anlamını taşıyan deyim.

Biçilmiş kaftan

Bir işe, kimseye en uygun , en elverişli olan. anlamını taşıyan deyim.

Bıyık altında gülmek

Birinin içinde bulunduğu duruma alay ederek, belli etmeden gülmek. anlamını taşıyan deyim.

bıyığı terlemek

Bıyığı yeni çıkmaya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

bıkkınlık vermek

Bir şeyi tekrarlaya tekrar I aya karşı sındakini usandırmak. anlamını taşıyan deyim.

bıkkınlık gelmek

Ondan bıkmak, usanmak, bunalmak. anlamını taşıyan deyim.

bezginlik gelmek

0 şeyden yorulmak, bıkmak, usanmak. anlamını taşıyan deyim.

Beyninden vurulmuşa dönmek

Kötü bir haber alıp, hiçbir şey düşün meyecek duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

beyni bulanmak

Sersemlemek, sağlıklı düşünemez duru ma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Beyni atmak

Çok kızmak; tepesi atmak. anlamını taşıyan deyim.

Beylik söz

Herkesçe kullanılan, basamakalıp söz. anlamını taşıyan deyim.

Beyin yormak

Bir konu üzerinde çok düşünmek; kafa yormak. anlamını taşıyan deyim.

Beyin yıkamak

Çeşitli yöntemler uygulayarak birisini belirli bir düşün ceyi benimsemeye zorlamak. anlamını taşıyan deyim.

Beyhude yere

Boş yere, gereği yokken, boşu boşuna; yok yere. anlamını taşıyan deyim.

Bey gibi yaşamak

Bolluk içinde yaşamak. anlamını taşıyan deyim.

bey devesi gibi yan gelip geviş getirmek

Hiçbir işe el sürmeden keyfince yiyip içmek, yaşamak. anlamını taşıyan deyim.

Beyaz zehir

Eroin, uyuşturucu madde. anlamını taşıyan deyim.

Beyaz perde

Sinema, sinema sanatı. anlamını taşıyan deyim.

Beyaz oy

Kabul oyu. anlamını taşıyan deyim.

Beyaz kömür

Elektrik enerjisi. anlamını taşıyan deyim.

beti bereketi olmamak

Yiyecek çabuk tükenir olmak. Paranın satın alma gücü düşmek. anlamını taşıyan deyim.

beti benzi kalmamak

Korku, üzün tü vb. nedeniyle yüzünden kan çekilmek; benzi atmak. anlamını taşıyan deyim.

Beterin beteri

En kötü sanılandan daha kötü olan şey İçin söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Bet bet bakmak

Kötü bir şey yapacakmış gibi bakmak. anlamını taşıyan deyim.

Beş parasız

Yoksul, parasız. anlamını taşıyan deyim.

Beş paralık olmak

Ayıpları ortaya döküldüğü için küçük düşmek. anlamını taşıyan deyim.

beş paralık etmek

Ayıplarını söyleyip onu küçük düşürmek. anlamını taşıyan deyim.

Beş para etmez

“Hiçbir değeri yoktur.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Beşlik simit gibi kurulmak

Önemli bir kişiymiş gibi kasılarak otur mak. anlamını taşıyan deyim.

beş kardeş yemek

Tokat (yemek). anlamını taşıyan deyim.

Beşinci kol

Düşmanla iş birliği yaparak ülkeyi içten çökertmeye çalı şan örgüt. anlamını taşıyan deyim.

beşik kertme nişanlı

Daha beşikte iken ailesi tarafın dan nişanlanmış. anlamını taşıyan deyim.

Beş beter

Çok kötü. anlamını taşıyan deyim.

besledik büyüttük danayı tanımaz oldu anayı

“0 kimseyi biz yetiştirdik, bu hale getirdik, şimdi yüzümüze bile bakmıyor.” anlamında. Beş aşağı beş yukarı: Yaklaşık olarak; üç aşağı beş yukarı. anlamını taşıyan deyim.

bereket versin

“Tanrıya şükür ki.” anlamında yaşanılan kötü bir durum için söylenir. “Tanrı size bol para versin.” anlamında iyi dilek sözü. anlamını taşıyan deyim.

Berabere kalmak

Bir oyunda her iki tarafın da aldığı sayılar eşit olmak, yenişememek. anlamını taşıyan deyim.

Benzine kan gelmek

İyileşmek, canlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Benzi kül gibi olmak

Korkudan yüzünden kan çekilmek, yüzü sapsarı olmak. anlamını taşıyan deyim.

benzi atmak

Korkudan ya da heyecandan yüzü sararmak; beti benzi atmak. anlamını taşıyan deyim.

benim oğlum bina okur döner döner yine okur

Hiçbir sonuca var madan aynı şeyleri yineleyip duran kimse için alay yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Benim diyen

Kendine çok güvenen (insan). anlamını taşıyan deyim.

ben derim bayram haftası o anlar mangal tahtası

“Benim söyledik lerimden bambaşka şeyler anlıyor, anlamlar çıkarıyor.” anlamında. Ben diyorum hadımım, o diyor (soruyor) oğul uşaktan neyin var (çoluk çocuktan ne haber?) : “Ben gücüm olmadığını, bu işi yapama yacağımı söylüyorum; o hâlâ benden yardım istiyor, birtakım işler yapmamı umuyor.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Benden sonra tufan

Kendinden sonrakileri, sonra olacakları düşün meyen kimsenin tutumunun yanlışlığını belirtmek için söylenir. Benden uzak olsun da, Mısır’a sultan olsun : “Söz konusu kimse, ne rede, hangi mevkide olursa olsun, yeterki benden uzakta bulunsun.” anlamında. Bende (sende, onda) o göz var mı? : “Bunlara inanacak kadar saf anlamını taşıyan deyim.

benden günah gitti

“Ben görevimi yaptım, ge rekeni söyledim; bundan sonrası için sorumluluk kabul etmem.’ anla-, mında. anlamını taşıyan deyim.

Belirli belirsiz

Çok az belli olan, zorlukla seçilebilen. Belli başlı: En önemli, başlıca. Belirli. Belli belirsiz: Çok az belli olan, kolayca sezilemeyen. Bel vermek: (Duvar için) Ortası kamburlaşmak. (Tavan için) anlamını taşıyan deyim.

Belini kırmak

Fena halde dövmek. Hırpalamak, bir şey yapa maz duruma getirmek. Bir işin en güç kısmını yapıp bitirmek, ko laylaştırmak anlamını taşıyan deyim.

Belini doğrultmak

İşlerini düzene koymak (Kars. (İşi) yoluna koy mak.) anlamını taşıyan deyim.

Beli bükülmek

Yaşlılık nedeniyle bir iş yapamaz duruma gelmek. Beli gelmek : Cinsel İlişki sırasında boşalmak. Belini bükmek (bir şey, bir kimse birinin): O, söz konusu kimsenin anlamını taşıyan deyim.

Belge almak

İki yıl aynı sınıfta üst üste kalan öğrenci, okuldan uzak laştırılmak. anlamını taşıyan deyim.

birine bel bağlamak

(gbkz:birine güvenmek), (gbkz:birine inanmak).

Belaya çatmak

(gbkz:tedirgin edici bir durumla karşılaşmak) ya da (gbkz:kavgacı biriyle karşılaşmak). anlamını taşıyan deyim.

Belasını bulmak

Yaptığı kötülüklerin karşılığını bulmak, cezasını çek mek. anlamını taşıyan deyim.

Belasını aramak

Kendisi için tehlikeli bir durum yaratmak. (Kars. Ca nına susamak, eceline susamak, kanına susamak.) anlamını taşıyan deyim.

Baştan savmak

bk. Başından savmak. anlamını taşıyan deyim.

baştan savma

Özen göstermeden, gelişigüzel bir biçimde yapı lan (iş). anlamını taşıyan deyim.

Baştan çıkmak

Yasadışı, ahlakdışı yollara sapmak;, kotu insan ol mak. anlamını taşıyan deyim.

birini baştan çıkarmak

Onu etkileyerek kötü yola sürüklemek, doğ ru yoldan saptırmak; ayartmak. anlamını taşıyan deyim.

Baştan başa

Bütünüyle, her yönüyle, iyice,.bir uçtan Öbür uca kadar. (Kars. Tepeden tırnağa) anlamını taşıyan deyim.

Başta gitmek

En ileri, en üstün, durumda bulunmak. Baştan aşağı (asağa) (Baştan ayağa); Başından sonuna kadar; bü tünüyle; tepeden tırnağa. anlamını taşıyan deyim.

baş tacı etmek

Ona büyük saygı göstermek, değer vermek. Başta gelmek: En ön sırada olmak, üstün durumda bulunmak; önde gelmek. anlamını taşıyan deyim.

bir şeye baş koymak

Bir ülkü, amaç uğruna ölümü bile göze alıp uğraşmak. anlamını taşıyan deyim.

Baş kıç belli değil

“Burada, bu toplulukta tam bir kargaşa, düzensiz lik hâkim: Kim yönetici; kimler yönetiliyor belli değil.” anlamında.. anlamını taşıyan deyim.

baş kaldırmak

Ayaklanmak, İsyan etmek, karşı gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Başı yukarda

Onurlu, kibirli, kendini beğenmiş (kimse). (Kars. Burnu havada) anlamını taşıyan deyim.

Başı yerine gelmek

Kafası dinlenmiş, yorgunluğu gitmiş olmak; ka fasın yerine gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Başı tutmak

Gürültü, fazla konuşma, üzüntü ya da başka bir nedenle başı ağrımaya başlamak; kafası tutmak. anlamını taşıyan deyim.

başı sıkışmak

Herhangi bir güçlükle karşılaşmak. Başı sonu belli değil: Çok düzensiz, karmakarışık. Başı (başı beyni) şişmek: Gürültü, yorgunluk vb’den çok rahatsız ol mak; kafası şişmek. anlamını taşıyan deyim.

başı önünde

Terbiyeli, uslu (kimse). Utangaç, mahcup (kim se). anlamını taşıyan deyim.

başın sağ olsun

Bir yakını ölmüş kimseye söylenen teseli sözü. anlamını taşıyan deyim.

başını yemek

Bir kimsenin tehlikeli, güç bir duruma düş mesine yol açmak. Öldürmek, ölümüne yol açmak. bk. Başı nın etini yemek. anlamını taşıyan deyim.

başını yakmak

Onu tehlikeli bir duruma sokmak, zarar sokmak anlamını taşıyan deyim.

başını taşa vurmak

Bir fırsatı kaçırınca ya da başarısız lığa uğrayınca çok üzülmek, kafasının taştan taşa vurmak. anlamını taşıyan deyim.

Başını şişirmek

Çok konuşmak ya da gürültü vb ederek başının ağrı masına yol açmak; kafasını şişirmek. anlamını taşıyan deyim.

Başının etini yemek

Birisinden ısrarla, bıkkınlık verecek ölçüde bir şeyler istemek; kafasının etini yemek. anlamını taşıyan deyim.

başının derdi

(özellikle çocuklar için sitem yollu söylenir) Çok rahat sızlık veren, eziyet eden; baş belası. anlamını taşıyan deyim.

Başının çaresine bakmak

İçinde bulunduğu güç durumdan kendi olanaklarıyla kurtuluş yolu aramak. anlamını taşıyan deyim.

başının altından çıkmak

Kötü bir şey birinin, kur nazca hazırladığı bir plana göre yapılmak; kafasının altından çık mak. anlamını taşıyan deyim.

başını kaşımaya vakti olmamak

İşleri çok ve sıkışık durumda* olmak; kafasını kaşımaya vakti olmamamak. anlamını taşıyan deyim.

başını kaldırmamak

Bir işi yapar ken hiç ara vermemek, o işin gidişini bozacak başka bir iş yapma mak; kafasını kaldırmamak. Hasta bir türlü iyileşip ayağa kalka-mamak; kafasını kaldırmamak. anlamını taşıyan deyim.

Başını gözünü yarmak

Bir işi istenildiği gibi yapmamak; o işi kusur lu, eksik bir biçimde yapmak; kafasını gözünü yarmak. anlamını taşıyan deyim.

Başını ezmek

Birisini bir daha kötülük yapamayacak duruma getir mek, yok etmek; kafasını ezmek. anlamını taşıyan deyim.

Başını döndürmek

(Korku, içki, tütün vb) Baygınlık vermek, bayıla cak duruma getirmek. Çok beğenmek, büyük bir ilgi duymak. anlamını taşıyan deyim.

Başını dinlemek

Kalabalıktan, gürültüden uzak, sessiz sakin bir yer de dinlenmek; kafasını dinlemek. anlamını taşıyan deyim.

Başını boş bırakmak

Bir şeyi ya da kimseyi kendi haline bırakmak; denetim altına tutmamak. anlamını taşıyan deyim.

başını belaya sokmak

Hiç gereği yokken bir kim seyi sorumlu kılan, başını ağrıtan bir duruma itmek.. anlamını taşıyan deyim.

başını beklemek

Bir kimseyi, şeyi korumak, gözetlemek anlamını taşıyan deyim.

başını alıp gitmek

Hiç kimseye danışma dan, haber de vermeden bulunduğu yerden uzaklaşmak. (Fiyat, ücret, faiz vb) Gittikçe artmak, yükselmek. anlamını taşıyan deyim.

başını alamamak

O şeyden kendisini bir türlü kurtaramam ak. anlamını taşıyan deyim.

Başını ağrıtmak

(gbkz:gereksiz sözlerle bunaltmak), (gbkz:yersiz sözlerle bunaltmak). (gbkz:tedirgin etmek), (gbkz:uğraştırmak), (gbkz:can sıkmak); (gbkz:kafasını ağrıtmak). anlamını taşıyan deyim.

başında paralansın

Yapılan bir iyilik çok söylendiğin de ya da pek bir işe yaramadığında, o iyiliğin artık istenmediğini be lirten iîenç sözü; kafasında paralansın. anlamını taşıyan deyim.

başında olmak

Aynı sıkıntılı durumu yaşamakta olmak. anlamını taşıyan deyim.

başından savmak

Onu herhangi bir bahane ile uzaklaştırmak. anlamını taşıyan deyim.

Başından aşağı kaynar sular dökülmek

Üzücü, utandırıcı bir olay, durum karşısında büyük bir sıkıntı duymak; vücudunu sıcak bir ter basmak; kafasından kaynar su dökülmek. anlamını taşıyan deyim.

Başından geçmek

Söz konusu olayı (olayları) yaşamış olmak; söz konusu durumla daha önce karşılaşmış olmak. anlamını taşıyan deyim.

başından büyük işlere girişmek

Bilgi, beceri ve yetkisi ni aşan işleri yapmak istemek, bunlara yeltenmek. anlamını taşıyan deyim.

başından atmak

Rahatsızlık veren, artık sıkıa olan bir kimseyle olan ilişkiye son vermek. Yapılması güç olan ya da çok zaman alacak olan bir işi bırakmak. anlamını taşıyan deyim.

Başından aşağı kaynar sular dökülmek

bk. Başından kaynar su dökülmek. anlamını taşıyan deyim.

başına vur ağzından lokmasını al

Uysal, boyun eğen (kimse). (Kars. Yumuşak baştı.) anlamını taşıyan deyim.

Başına iş açmak

Zor, zorunlu bir işe kendi İsteğiyle girişmek. Başına kakmak : Yaptığı iyiliği, iyilik yaptığı kimsenin yüzüne karşı anlamını taşıyan deyim.

Başına dikilmek

Başucunda durmak, rahatsız etmek; tepesine dikil mek. anlamını taşıyan deyim.

Başına çıkmak

Birinin hoşgörüsünü, yakınlığını fırsat bilip şımarıkça davranmak; tepesine çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

başına çıkarmak

Onu çok şımartmak; tepesine çıkarmak. anlamını taşıyan deyim.

başına çalmak

Bir şeyle vurmak. Bir şeyi öfkeyle geri vermek ; kafasına çalmak. anlamını taşıyan deyim.

başına bitmek

İstemediği halde yanına gelip bir türlü ordan ayrılmamak, ısrarlı isteklerde bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

başına bir şey gelmek

Kötü bir du ruma düşmek, istenmeyen bir durumla karşılaşmak. anlamını taşıyan deyim.

Başına belayı satın almak

Rahatsız edici, üzücü olduğu sonradan anlaşılan bir işe kendi isteğiyle girişmiş olmak. anlamını taşıyan deyim.

Başına bela sarmak

Birisine bir şeyi musallat etmek, o şeyin onu ra hatsız etmesine yol açmak. anlamını taşıyan deyim.

Başına bela olmak

Bir şey ya da kimse sıkıntı verir duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Başına bela kesilmek

Bir kimse ya da şey, sıkıntı verecek, dert ola cak duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

başına bela etmek

Onu kendisine sıkıntı verecek bir durumu getirmek; o şeyin kendisini tedirgin edecek duruma gel mesine neden olmak. anlamını taşıyan deyim.

Başımla beraber

Memnuniyetle, seve seve, hiç rahatsız olmaksızın. anlamını taşıyan deyim.

Başı kazan gibi olmak

Gürüjtü, vb’den çok rahatsız olmak. Ça lışmak vb’den dolayı zihinsel yorgunluk duymak; kafası kazan gibi olmak. anlamını taşıyan deyim.

Başı kalabalık olmak

Yanında iş, konuşma vb. nedenlerle birçok kimse bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

Başı kabak

Saçları dökülmüş. Başında şapka, başörtüsü vb. olmayan. anlamını taşıyan deyim.

başı için

Değer verilen kişinin hayatı sözkonusu edilerek kullanılan ant ya da yalvarma sözü. anlamını taşıyan deyim.

başı hoş olmamak

Ondan hoşlanmamak. O kimseyle arası bozuk olmak; kafası hoş olmamak. anlamını taşıyan deyim.

başı göğe ermek

Beklenmedik bir anda büyük bir mutlu luğa kavuşmak; bundan ötürü çok böbürlenmek. (Kimi zaman alay’ yolu kullanılır.) anlamını taşıyan deyim.

başı eğik

Söz söyleyemez, direnemez, mahcup du rumda (olmak); kafası eğik. anlamını taşıyan deyim.

Başı dumanlı

(Dağ için) Tepesini, doruğunu sis bürümüş. İçki den sarhoş olan ya da sevgi nedeniyle kendinden geçen (kimse); ka fası dumanlı. Açık seçik düşünebilecek, karar verebilecek, durum da olmayan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Başı dönmek

Dengesini yitirip düşecek gibi olmak. Kötü bjr «şey karşısında karşısında bunalmak, sıkılmak. Görkemli, ilk kez - anlamını taşıyan deyim.

başı dinç

Herhangi bir kaygısı/sorunu olmayan (olmamak), anlamını taşıyan deyim.

başı dertte

Sıkıntılı, tehlikeli bir durum içinde (olmak). anlamını taşıyan deyim.

başı dik

Onurlu; onurlu biçimde. anlamını taşıyan deyim.

başı derde girmek

Üzücü, sıkıntı verici bir durumla karşı laşmak. anlamını taşıyan deyim.

başı darda

Sıkıntı içinde (olmak). anlamını taşıyan deyim.

başı dara düşmek

Sıkıntılı bir durum içinde’ ol mak. Paraca darlığa düşmek. anlamını taşıyan deyim.

başı çekmek

Bir işte ön ayak olmak, bir işin yapılmasında Öncü olmak. Halayın başında bulunup oyunu yönetmek. anlamını taşıyan deyim.

Başı boş kalmak

Denetim altında bulunmamak, karışanı görüşeni ol mamak. anlamını taşıyan deyim.

Başı belaya girmek

Üzücü, tehlikeli bir durumla karşılaşmak. Başı boş bırakmak (birini) (bir şeyi) : Onu de netle meyi p kendi hali ne bırakmak. anlamını taşıyan deyim.

Başı belada olmak

Büyük bir felaketle, sıkıntılı bir durumla karşı kar şıya olmak. anlamını taşıyan deyim.

başı altından çıkmak

Kötü bir durum onun tasarım ve girişi miyle meydana gelmek; kafasının atfından çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

Başı ağrımak

Bir işi, kararı vb. nedeniyle sorumlu olmak; bu konular daki olumsuzluklardan etkilenmek, üzülmek. anlamını taşıyan deyim.

Baş göz olmak

Evlenmek, evlendirilmek. anlamını taşıyan deyim.

baş göz etmek

Onu evlendimek, evermek. anlamını taşıyan deyim.

Baş göstermek

Ortaya çıkmak, belirmek, gözükmek. (Güneş için) Doğmak. anlamını taşıyan deyim.

baş etmek

Onu yenmeye gücü yetmek, o konuda başarı kazanmak. anlamını taşıyan deyim.

baş eğmek

Güçlü, sözü geçer bir kimsenin buyruğuna uy mayı kabul etmek. (Kars. Boyun eğmek.) anlamını taşıyan deyim.

baş edememek

O işi basaramamak; o işin üstesinden gelememek. O kimsenin sö* ve davranışlarını düzelte-memek. anlamını taşıyan deyim.

Baş belası

Sürekli rahatsız eden ve bir türlü kurtulunamayan (kimse, anlamını taşıyan deyim.

Baş başa vermek

Görüş alışverişinde bulunmak amacıyla bir araya gelmek, bir iş için güçlerini birleştirmek; kafa kafaya vermek. anlamını taşıyan deyim.

Baş başa

Birlikte, beraberce; kafa kafaya. anlamını taşıyan deyim.

Baş baş

Küçük çocukların “Allaha ısmarladık” anlamında ellerini baş larına götürmelerini sağlamak için söylenen söz. anlamını taşıyan deyim.

Baş aşağı gitmek

Durumu gittikçe kötüleşmek, sürekli kötüye git mek. anlamını taşıyan deyim.

Baş aşağı gelmek

Tepesi üstü düşmek. Bütün işleri alt üst ol mak. anlamını taşıyan deyim.

Baş aşağı

Başı yere yönelik biçimde. Başından aşağıya (yere) doğru. anlamını taşıyan deyim.

Baş alamamak

bk Başını alamamak anlamını taşıyan deyim.

Başa güreşmek

Yağlı güreşte; güreşçiler, başpehlivanlık sanını kazanmak için yarışmak. En üstün dereceyi almak için mücadele etmek. anlamını taşıyan deyim.

başa gelmek

Kötü bir durumla karşılaşmak. anlamını taşıyan deyim.

Başa geçmek

Yönetici mevkiine geçmek, yönetimde en üst yeri almak. önem bakımından ilk sıraya geçmek. anlamını taşıyan deyim.

başa çıkmak

Ona gücünü kanıtlamak, istediğini yaptırabil mek. (Kars. Yola getirmek.) anlamını taşıyan deyim.

başa çıkarmak

Bir işi sona erdirmek. Onu çok şımartmak. anlamını taşıyan deyim.

Başa baş

Eşit, denk, aynt. anlamını taşıyan deyim.

baston yutmuş gibi

Sallanmadan, dimdik (yürümek). anlamını taşıyan deyim.

Bastığı yeri bilmemek

Sevinç, heyecan, vb. etkisiyle davranışlarını denetleyememek, şaşırmak, ne yaptığını bilememek. anlamını taşıyan deyim.

Bastığı yerde ot bitmemek

Gittiği yere uğursuzluk götürmek; çok şanssız olmak. anlamını taşıyan deyim.

Baskın yapmak

Bir kimseyi suçüstü yakalamak İçin bulunduğu yere ansızın girmek. Düşmana beklemediği bir anda saldırı dü zenlemek. Haber vermeden konuk gitmek, ziyarete gitmek. anlamını taşıyan deyim.

baskın çıkmak

Ondan üstün olmak, onu geri de bırakmak. anlamını taşıyan deyim.

Baskına uğramak

Düşmanın anı ve beklenmedik saldırısına uğra mak. Suçüstü yakalanmak. Bir doğa afetinden büyük ölçüde et kilenmek. anlamını taşıyan deyim.

Basireti bağlanmak

Olabilecekleri sezdiği halde uygun biçimde dav-ranamamak. anlamını taşıyan deyim.

Basıp gitmek

Bir yerden çabucak ayrılmak, uzaklaşmak. anlamını taşıyan deyim.

Basıp geçmek

: Önündekini geçmek. Ona uğramamak. Ona Önem vermemek. anlamını taşıyan deyim.

basamak yapmak

Bir kimseden ya da durumdan, daha yüksek bir yere gelebilmek için yararlanmak. anlamını taşıyan deyim.

barut kokusu gelmek

Savaş ya da tehlikeli bir şey otaca-ğını sezmek. anlamını taşıyan deyim.

Barut fıçısı gibi

Her an bir çatışmanın çıkabileceği olasılığı bulu nan (yer). Çok kızgın, öfkeli, sert (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Bardaktan boşanırcasına

(Yağmur için) Çok miktarda, şiddetli. anlamını taşıyan deyim.

Bardağı taşıran son damla

Sonunda insanın sabrını tüketen, olum suz tepki yaçatan söz, davranış vb. anlamını taşıyan deyim.

Bana mısın dememek

Zorlu bir işe, etkene vb’ye dayanmak, bunlar dan hiç etkilenmemek. anlamını taşıyan deyim.

bana göre hava hoş

“Öyle ya da böyle olması benim (senin, onun) için fark etmez.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

bam teline basmak

Bir kimseyi duyarlı oldu ğu bir konuda kızdıracak söz söylemek, davranışta bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

batta olmak

Birisinden ısrarla, bıkkınlık verdirecek ölçüde bir şeyler istemek; ona asılmak. anlamını taşıyan deyim.

Balon uçurmak

Asılsızca haber yaymak. anlamını taşıyan deyim.

balık kavağa çıkınca

“Olmayacak şeyler olursa” anlamında kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

balık eti

Şişman değil, ama dolgunca. (Karş.Etine dol gun.) anlamını taşıyan deyim.

Bal gibi

Pekâlâ, adamakıllı, çok iyi, gereği gibi. anlamını taşıyan deyim.

Baldın çıplak

İşsiz güçsüz (kimse). Serseri. anlamını taşıyan deyim.

Bakkal defteri

Düzensiz, karalanmış, yıpranmış defter. anlamını taşıyan deyim.

Bakkal çakkal

Bakkal, kasap, manav gibi esnaf için küçümseme yol lu kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Bahtına küsmek

İşlerin ters gitmesi yüzünden karamsar olmak; şan sına küsmek, talihine küsmek. anlamını taşıyan deyim.

Bahtı bağlı olmak

İşleri İstediği gibi yürümemek. Evlenecek çağa gelmiş kıza kısmet çıkmamak; kısmeti bağlı olmak. anlamını taşıyan deyim.

Bahtı açık

İşleri yolunda giden; talihi açık, şansı açık, kısmeti açık. anlamını taşıyan deyim.

bahse tutuşmak

Karşılıklı bahse girmek; iddialaşmak. anlamını taşıyan deyim.

bahse girmek

Onunla herrjangi bir konuda kendi görüşü nün doğru olduğuna ilişkin iddiaya girmek. anlamını taşıyan deyim.

bahis açmak

Onun hakkında konuşmaya başlamak, ondan söz etmek. anlamını taşıyan deyim.

bahar başına vurmak

Havalar iyice ısınmadan İnce gi yinmek. Coşkun, taşkın, aşırı davranışlarda bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

Bağrı yanık

Çok dertli, acılı (kimse). anlamını taşıyan deyim.

bağrına basmak

Sevgi gösterip onu koruyuculuğuna almak. anlamını taşıyan deyim.

Bağlandığı yerde otlamak

Yerinde saymak, hiçbir ilerleme göster memek. anlamını taşıyan deyim.

Bağ bozmak

Mevsim sonunda bağdaki üzümleri toplamak. anlamını taşıyan deyim.

badire atlatmak

Tehlikeli durumu geçiştirmek. anlamını taşıyan deyim.

Bacak kadar

Ufak tefek; kısa boylu (kimse) (Karş.EI kadar.) anlamını taşıyan deyim.

Babasının hayrına

“Hiçbir çıkar elde etmeden, sadece İyilik olsun di ye” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

babamın adı hıdır elimden gelen budur

“Yeteneğim, gücüm ancak bu kadarını yapmama elveriyor.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

babaları tutmak

Sinir ve öfkeden bağırıp çağır mak, çok öfkelenmek. anlamını taşıyan deyim.

Baba adam

Yaşlı, hoşgörülü, yardımsever adam. anlamını taşıyan deyim.

Azrail’le burun buruna gelmek

Ölümle karşı karşıya gelmek anlamını taşıyan deyim.

Azrail’in elinden kurtulmak

Ölümden kurtulmak, ölüm tehlikesini at latmak. anlamını taşıyan deyim.

azrail’e bir can borcu kalmak

Bütün borçlarını ödemek. Eninde sonunda Öleceğini kabul etmek. anlamını taşıyan deyim.

az kalsın

“Bir iş olmak üzereydi, hemen hemen olacaktı.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Azizlik etmek

Muziplik etmek, şaka yapmak. Beklenmedik, şa şırtıcı bir durumla karşı karşıya bırakmak. anlamını taşıyan deyim.

Azınlıkta kalmak

Bir oylamada bir görüşe olumlu ya da olumsuz oy verenlerin sayısı az çıkmak. Sayıca az oldukları için varlık gös terememek; ekalliyette kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Az gelmek

Yetmemek, yeterli olmamak. anlamını taşıyan deyim.

Az değil

“Göründüğü gibi değil.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Az daha

bk. Az kalsın. anlamını taşıyan deyim.

Az çok

Bir parça; oldukça. anlamını taşıyan deyim.

az buz olmamak

Bir şey azım sanacak kadar olmamak. anlamını taşıyan deyim.

az buçuk

Biraz, bir parça, şöyle böyle. anlamını taşıyan deyim.

Aza çoğa bakmamak

Bir şeyin niceliğine değil, eline geçtiğine önem vermek. anlamını taşıyan deyim.

Ayyuka çıkmak

Ses çok yükselmek, fazlalaşmak. anlamını taşıyan deyim.

Ayrı tutmak

Farklı davranmak. anlamını taşıyan deyim.

Ayrısı gayrisi olmamak

Dost olanlar birbirlerinden hiçbir şeylerini esirgememek, yakın dost olmak. anlamını taşıyan deyim.

ayranı yok içmeye atla gider sıçmaya

Yoksul oklu ğu halde, zenginler gibi yaşamaya Özenen kimse için alay yollu söy lenir. anlamını taşıyan deyim.

Ayranı kabarmak

Öfkelenmek. Aşırı cinsel istek uyanmak. anlamını taşıyan deyim.

Ay parçası

Çok gürel (kız). anlamını taşıyan deyim.

Aynı yolun yolcusu

Yazgıları aynı olanlardan her biri. anlamını taşıyan deyim.

aynı telden çalmak

Hemen hemen aynı şeyleri söylemek. anlamını taşıyan deyim.

ayna tutmak

Onu yansıtmak, göstermek. anlamını taşıyan deyim.

aykırı düşmek

Uygun gelmemek, çelişmek (Kars. Ters düşmek.) anlamını taşıyan deyim.

Ayıptır söylemesi

“Öğünmek gibi olmasın.” “Bunları söylemek ayıptır; ama beni bağışlayın söylemek zorundayım.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Ayıkla pirincin taşını

“İşler öyle karmakarışık oldu ki, gel de işin için den çık!” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Ay dede

Çocuk dilinde ay. anlamını taşıyan deyim.

ayda yılda bir namaz onu da şeytan komaz

“Çok seyrek olarak iyi bir iş yapmaya kalkar, fakat bir bahane bularak ondan da cayar.” an lamında. anlamını taşıyan deyim.

Aybaşı olmak

Âdet kanaması başlamak; âdet görmek. anlamını taşıyan deyim.

ayaz paşa kol geziyor

‘Hava çok soğuk.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Ayaza çekmek

Hava çok soğuk olmak. anlamını taşıyan deyim.

ayasofya’da dilenip sultanahmet’te sadaka vermek

Geçimini sağlayabilmek için başkalarından yardım almasına rağmen kendisi elindekini başkalarına vermek. anlamını taşıyan deyim.

birine ayak uydurmak

Yürüyüşte adımları başkaları nın adımlarına uydurmak . Bir başkasının davranışlarına uygun davranmak; bir değişikliğe uyum sağlamak. anlamını taşıyan deyim.

Ayakta uyumak

Olup bitenlerin farkına varamayacak kadar dalgın ve şaşkın durumda bulunmak anlamını taşıyan deyim.

ayakta tutmak

Ortadan kalkmasının, çökmesi nin önüne geçmek, sürekliliğini sağlamak. Sağlıklı olmasını, iş ya pabilmesini sağlamak. anlamını taşıyan deyim.

Ayak takımı

Bilgisiz, görgüsüz kimseler için kullanılan aşağılama sözü. anlamını taşıyan deyim.

Ayaklı canavar

Yaramaz çocuk. anlamını taşıyan deyim.

Ayakları yere basmak

Gerçekçi, sağduyulu olmak. anlamını taşıyan deyim.

Ayakları geri geri gitmek

Bir yere isteksizce gitmek, oraya gitmek is tememek. anlamını taşıyan deyim.

Ayakları dolaşmak

bk. Ayağı dolaşmak. anlamını taşıyan deyim.

ayakları altına almak

Önemli, kutsal, değerli şeyleri çiğne mek, hiçe saymak. anlamını taşıyan deyim.

ayakkabı vurmak

Ayakkabı ayağı rahatsız etmek. anlamını taşıyan deyim.

ayak basmak

Bir yere inmek, varmak. Bir şeye baş lamak, girmek. anlamını taşıyan deyim.

Ayak bağı

İş yapmaya engel olan şey. anlamını taşıyan deyim.

Ayak altında dolaşmak

Bir işe yaramadığı halde herkesin işine en gel olacak biçimde ortalıkta dolaşmak. anlamını taşıyan deyim.

ayağı yere değmemek

Sevinçten yerinde duramamak. anlamını taşıyan deyim.

Ayağı uğurlu

Geldiği yere uğur getirdiğine inanılan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

ayağı suya ermek

Gerçekler umduğu gibi çık madığı için düş kırıklığına uğramak (Kars Aklı başına gelmek.) anlamını taşıyan deyim.

Ayağını yorganına göre uzatmak

Giderini gelirine göre ayarlamak. anlamını taşıyan deyim.

Ayağını vurmak

Ayakkabı ayağını sıkmak, yara etmek. anlamını taşıyan deyim.

Ayağını sürümek

Ardından başkalarının gelmesine yol açmak. Ölmek üzere olmak. Bir işi ağırdan almak. Bir yerden uzaklaş mayı geciktirmek. anlamını taşıyan deyim.

Ayağının tozuyla

Yoldan gelir gelmez, henüz dinlenmeden. anlamını taşıyan deyim.

ayağının pabucu olamamak

Değerce ondan aşa ğı olmak. anlamını taşıyan deyim.

ayağının altına karpuz kabuğu koymak

bk. Ayağını kaydırmak. anlamını taşıyan deyim.

ayağının altında olmak

Bulunduğu yerden geniş bir alanı görür durumda olmak. anlamını taşıyan deyim.

ayağını kaydırmak

Bir kimseyi birtakım bahanelerle, uydurma gerekçelerle işinden, görevin den uzaklaştırmak.

Ayağını denk almak

Birtakım tehditlere, tehlikeli durumlara karşı dik katli, uyanık davranmak. anlamını taşıyan deyim.

ayağını çekmek

Sık gittiği yere artık gitmez olmak. anlamını taşıyan deyim.

Ayağını alamamak

Alıştığı yere gitmekten kendini men edeme mek. Ayağını oynatamayacak duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

ayağına sıcak su mu dökelim

‘Uzun süredir bize gel-miyordun; nasıl teşekkür edeceğimizi bilemiyoruz.” anlamında sitem yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

ayağına kara su inmek

Uzun süre ayakta kalıp yorul mak. anlamını taşıyan deyim.

ayağına gitmek

Saygı gösterip, alçak gönüllü davranıp yanı na gitmek. anlamını taşıyan deyim.

Ayağına gelmek

Yanına gelmek. Emeksizce elde etmek. anlamını taşıyan deyim.

ayağına geçirmek

Pantolon, pijama vb’yi giymek. anlamını taşıyan deyim.

ayağına dolaşmak

İş yapan birinin çevresinde dola şıp iş yapmasına engel olmak. Yaptığı kötülüklerin karşılığını gör mek anlamını taşıyan deyim.

kendi ayağına çağırmak

Yanına gelmesini söylemek. anlamını taşıyan deyim.

Ayağına çağırmak

Yanına gelmesini söylemek. anlamını taşıyan deyim.

Ayağına çabuk

Hızlı yürüyen, çabuk gidip gelen. anlamını taşıyan deyim.

Ayağına bağ olmak

İşine engel olmak. anlamını taşıyan deyim.

Ayağı kaymak

Kötü yola düşmek. anlamını taşıyan deyim.

Ayağı ile gelmek

Kendi isteğiyle çelmek. anlamını taşıyan deyim.

Ayağı çarıklı

Kurnaz, akıllı (kimse). anlamını taşıyan deyim.

ayağı dolaşmak

Telaş, utanma, heyecan vb. etkisiyle düzgün yürüyememek; ne yapacağını şaşırmak; yanlış bir davranışta bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

ayağı alışmak

Bir yere gidip gelmeyi, bir yerden alışveriş yapmayı alışkanlık haline getirmek. anlamını taşıyan deyim.

Ayağa kalkmak

(Hasta için) İyileşmek. Saygı gereği oturma durumundan ayakta durumuna geçmek. anlamını taşıyan deyim.

ayağa kaldırmak

Onlart telaşa, heyecana sürük lemek. Onlart kışkırtmak, isyan ettirmek. anlamını taşıyan deyim.

Ayağa fırlamak

Bulunduğu yerden hızlıca kalkmak. anlamını taşıyan deyim.

Ayağa düşmek

Bir işe olur olmaz kimseler de karışır olmak. anlamını taşıyan deyim.

avuç içi kadar

Çok küçük (yer). anlamını taşıyan deyim.

Avuç dolusu

Pekçok; çok miktarda. anlamını taşıyan deyim.

Avuç açmak

Dilenmek, muhtaç duruma düşmek; el açmak. anlamını taşıyan deyim.

Avucunu yalamak

Umduğunu bulamamak. anlamını taşıyan deyim.

avucunun içine almak

Onu kendi etkisi, söz geçerliği altona almak, dilediği gibi yönlendirmek. anlamını taşıyan deyim.

avucunun içi gibi bilmek

Bir yeri çok iyi bilmek. anlamını taşıyan deyim.

Avara kasnak işlemek

Boş yere çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Attığı tırnak bile olamamak

Söz konusu kimseye göre çok değersiz olmak; tırnağı (bile) olamamak. anlamını taşıyan deyim.

Attığı taş ürküttüğü kurbağaya değmemek

Bir işin sonucu, kazana o iş için harcanan emeği, parayı karşılamamak. anlamını taşıyan deyim.

At pazarında eşek osurtmuyoruz

“Beni dinle, boş şeyler söylemiyorum.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

At oynatmak

Üstünlük sağlamak. Yarışmak. Bildiği ve istediği gibi davramak. anlamını taşıyan deyim.

Atıp tutmak

Biri hakkında ileri geri konuşmak. Büyük işler yap tığını söylemek. anlamını taşıyan deyim.

Atı alan Üsküdar’ı geçti

“Fırsat elden kaçtı, artık yapılacak bir şey yok.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

At gözlüğü ile bakmak

Olayları dar açıdan görüp değerlendirmek. anlamını taşıyan deyim.

Ateş yağdırmak

Ateşli silahlarla sürekli atış yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Ateşten gömlek

Sıkıntılı, bunaltıa durum. anlamını taşıyan deyim.

ateş püskürmek

Öfkelenip ileri geri konuşmak, ağır söz ler söylemek. anlamını taşıyan deyim.

ateş pahası

Çok pahalı, fiyatı çok yüksek. anlamını taşıyan deyim.

Ateş olsa cirmi kadar yer yakar

“Onu o kadar önemseme, ondan gelebilecek tehlikeyi göze aldık.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Ateşle oynamak

Tehlikeli bir işe girişmek. anlamını taşıyan deyim.

Ateş kesmek

Karşılıklı olarak ateş etmeyi bırakmak. anlamını taşıyan deyim.

Ateşi düşmek

(Hasta için) Vücut ısısı azalmak. anlamını taşıyan deyim.

Ateşi başına vurmak

Çok öfkelenmek, sinirlenmek. anlamını taşıyan deyim.

ateşe vermek

Bir yeri kundaklamak, ateşle yakıp kül et mek. Çok telaşlandırmak. anlamını taşıyan deyim.

ateşe tutmak

Onu biraz ısıtmak. Ona ateşli silahla saldırmak. anlamını taşıyan deyim.

ateş etmek

Ona silahla mermi atmak. anlamını taşıyan deyim.

ateşe atmak

Çok tehlikeli bir işe girişmek ya.da biri ni çok tehlikeli bir işe sokmak. anlamını taşıyan deyim.

Ateş basmak

Bir sıkıntı nedeniyle bunalmak, vücut ateşi artmak. anlamını taşıyan deyim.

ateş bacayı sarmak

Bir iş çok tehlikeli, önüne geçilemeye cek bir duruma gelmek. (Kars. İş işten geçmek.)’ anlamını taşıyan deyim.

ateş almaya mı geldin

“Niye acele ediyorsun; ne acelen var?” anlamını taşıyan deyim.

Ateş almak

Tutuşmak, (Silah İçin) Patlamak. Birdenbire öfkelenmek anlamını taşıyan deyim.

ateş açmak

Ona silahla ateş etmek anlamını taşıyan deyim.

Ateh getirmek

(esk) Bunamak. anlamını taşıyan deyim.

at başı

Beraber, bir hizada (gitmek). anlamını taşıyan deyim.

Aş yermek

Gebe kadın kimi yiyeceklere aşın istek duymak, kimi yiye ceklerden tiksinmek; aşermek. anlamını taşıyan deyim.

Aşna fişna etmek

Gizli dostluk kurmak, oynaşmak, flört etmek. anlamını taşıyan deyim.

Aşna fişna

Gizli dost, flört, oynaş. anlamını taşıyan deyim.

Aşk etmek

Hızla (tokat) vurmak. anlamını taşıyan deyim.

Aşka gelmek

O şeyi yapmak için büyük istek duymak; coşmak. anlamını taşıyan deyim.

Aşırılığa kaçmak

Bir konuda aşırı davranmak, alışılagelenin dışına çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

Aşırı uç

Bir görüşün en ateşli, en yıkıcı kanadı. anlamını taşıyan deyim.

aşırı gitmek

Sının aşmak, ölçüyü kaçırmak. Usandırmak, bıktırmak. anlamını taşıyan deyim.

açıklısı olmak

O şeyin meraklısı, tutkunu, düşkünü ol mak. anlamını taşıyan deyim.

birisiyle aşık atmak

Bir kimseyle çeşitli konularda yarışa girmek; on dan aşağt kalmamak. anlamını taşıyan deyim.

aşık atmak

Bir kimseyle çeşitli konularda yarışa girmek; ondan aşağı kalmamak. anlamını taşıyan deyim.

aşığı cuk oturmak

Her işi yoluna girmek, herşey is tediği gibi gerçekleşmez. anlamını taşıyan deyim.

Aşağı yukarı

Yaklaşık olarak (Kar. Hemen hemen) anlamını taşıyan deyim.

aşağı tükürsem sakal yukarı tükürsem bıyık

İki karşıt güç, durum ya da konuda karar verme zorluğu. anlamını taşıyan deyim.

Aşağı tabaka

Halkın “avam” denilen, nitelikleri beğenilmeyen, kültür-süz-eğitimsiz sayılan kesimi. anlamını taşıyan deyim.

aşağılık duygusu

Kendisini herkesten küçük görme duygusu. anlamını taşıyan deyim.

Aşağı kurtarmaz

“Daha ucuza satılamaz, çünkü zarar edilir.” “Değerce daha aşağısını kendisine layık görmez.” anlamlarında. anlamını taşıyan deyim.

aşağı kalmamak

Özellikleri ya da davranışları yönünden benzerlerinden geri kalmamak; aynı nitelikte, durumda olmak. (Karş. Geri. durmamak.) anlamını taşıyan deyim.

Aşağı kalır yeri yok

“Nitelikleri bakımından başkalarından ya da ben zerlerinden farkı yök.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

aşağı görmek

Onu beğenmemek, kü çümsemek. (Karş. Hor görmek.) anlamını taşıyan deyim.

Aşağıdan almak

(gbkz: Sert çıkış yapmamak), (gbkz:yumuşak davranmak). (Karş. anlamını taşıyan deyim.

astığı astık kestiği kestik

Zalim, acımasız, zorba (kimse). anlamını taşıyan deyim.

astarı yüzünden pahalı olmak

Bir, işin ikinci derecede önemli kısmına harcanan para ash için ödenen parayı aşmak. anlamını taşıyan deyim.

Aslına bakmak

Bir şeyin esasını, gerçeğini araştırmak. anlamını taşıyan deyim.

Aslı çıkmak

Doğru, gerçek olduğu anlaşılmak. anlamını taşıyan deyim.

aslı astarı olmamak

Yatan olmak, asılsız olduğu anlaşılmak. anlamını taşıyan deyim.

Aslan yürekli

Cesur, yiğit (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Aslan sütü

“Rakı” için şaka yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

aslan payı

Bir paylaşmada, en büyük pay. anlamını taşıyan deyim.

Askıya çıkarmak

Evlenecek kimselerin durumlarını bildiren belgeyi belli bir süre herkesin İncelemesine sunmak. anlamını taşıyan deyim.

askıya almak

Bir yapıyı birtakım dayanaklarla yıkılmak tan kurtarmak. Bir işin, birtakım nedenlerle gerçekleşmesini bir sü re ertelemek. (Karş. Buzdolabına koymak) anlamını taşıyan deyim.

Askıda kalmak

Bir iş, birtakım engeller çıkıp bitirilememek. anlamını taşıyan deyim.

askıda bırakmak

Bir sorunu çözüme kavuşturmamak; te reddütte bırakmak, sonuçlandırmamak. anlamını taşıyan deyim.

Asıp kesmek

Keyfi ve zorbaca davranmak. anlamını taşıyan deyim.

Asık surat

Küskün, üzgün, öfkeli insanın somurtkan yüzü. anlamını taşıyan deyim.

asabına dokunmak

O kimse, şey sinirlenmesine yol açmak. anlamını taşıyan deyim.

asabı bozulmak

Sinirlenmek. anlamını taşıyan deyim.

art düşünce

Bir davranış ya da düşüncenin arkasına gizle nen kötü düşünce (niyet). anlamını taşıyan deyim.

arpalık yapmak

0 yeri sürekli çıkar kaynağı yaparak sömürmek. anlamını taşıyan deyim.

arpacı kumrusu gibi düşünmek

Çaresizlikler içinde, umutsuzca derin derin düşünmek. (Karş. Kara kara düşünmek.) anlamını taşıyan deyim.

arpa boyu kadar gitmek

Çok az önemsiz denecek ölçüde ilerlemiş olmak. anlamını taşıyan deyim.

ar namusu tertemiz

Utanma, namus gibi niteliklerini yitirmiş (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Ar namus tertemiz

Utanma, namus gibi niteliklerini yitirmiş (kimse). anlamını taşıyan deyim.

armudun sapı üzümün çöpü var demek

Her şeyde bir kusur bulmak, hiçbir şeyi beğenmemek. anlamını taşıyan deyim.

Arka üstü

bk. Sırt üstü. anlamını taşıyan deyim.

Arkası sıra

Arkasından, peşinden, ardından: peşi sera. anlamını taşıyan deyim.

Arkası pek

Bir kişi ya da şeyin koruyucuğuna güvenen (kimse); sırtı pek. anlamını taşıyan deyim.

arkasını vermek

Bir kimsenin koruyuculuğundan güç almak ona dayanmak yaslanmak. anlamını taşıyan deyim.

arkasını sığamak

Okşamak, övmek, iltifat et mek anlamını taşıyan deyim.

arkasını getirmek

Bir işi sürdürüp sonuçlandırmak (sonuçlandıramamak). anlamını taşıyan deyim.

arkasını dayamak

Güçlü bir kimsenin koruyuculu ğunda olmak; sırtını dayamak. anlamını taşıyan deyim.

arkasını çevirmek

Onunla ilgilenmez olmak, ona önem vermemek anlamını taşıyan deyim.

arkasını bırakmak

artık ilgilenmez, uğraşmaz olmak; peşini bırakmak. anlamını taşıyan deyim.

arkasını almak

O İşi sona erdirmek, bitirmek anlamını taşıyan deyim.

Arkasında yumurta küfesi yok

Verdiği sözden vazgeçen, sık sık dü şünce ve tavır değiştiren, bunda da sakınca görmeyen kimse ve onun durumu için söylenir; sırtında yumurta küfesi yok. anlamını taşıyan deyim.

Arkasından teneke çalmak

Yuhalamak, kovmak anlamını taşıyan deyim.

Arkasından söylemek

bk (gbkz:Arkadan söylemek). anlamını taşıyan deyim.

arkasından atlı kovalamak

Bir işi gereksiz bir çabukluk la ve telaşla yapmak anlamını taşıyan deyim.

Arkasına düşmek

Bir kimsenin arkasından gitmek. Bir işi so nuçlandırmak İçin sıkı ve aralıksız bir şekilde çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Arkası kesilmek

Sona ermek, son bulmak. anlamını taşıyan deyim.

Arkası gelmek

Sürmek, devam etmek, kesilmemek. anlamını taşıyan deyim.

Arkası alınmak

Sona erdirilmek, kesin olarak bitirilmek. anlamını taşıyan deyim.

Arka planda

Geride, önemsiz. anlamını taşıyan deyim.

Arka kapıdan çıkmak

Okuldan hiçbir şey öğrenmeden ya da başarı sız olduğu için ayrılmak. anlamını taşıyan deyim.

arkadan vurmak

Güvenilen bir kimse, beklenmedik bir anda kötülük etmek; ihanet etmek. anlamını taşıyan deyim.

arkadan söylemek

Birisini o kişi yokken bir başkasına çekiştirmek; onun hakkında dedikodu yapmak; aleyhin de konuşmak. anlamını taşıyan deyim.

Arkadan arkaya

Gizlice, belli etmeden; sinsice. (Karş. içten İçe.) anlamını taşıyan deyim.

Arkada kalmak

Geriden gelmek, birlikte yürürken geride kalmak. Herhangi bir konuda ilerleyememek, ileri gidememek anlamını taşıyan deyim.

arka çıkmak

Bir kimsenin koruyuculuğunu üstlenmek, hakla rını savunmak. anlamını taşıyan deyim.

arka çevirmek

Ona eski yakınlığını göstermemek; sırt çevir mek. anlamını taşıyan deyim.

arka bulmak

Bir iş için onun desteğini sağlamak. anlamını taşıyan deyim.

Arka arkaya vermek

Dayanışma içinde olmak, işbirliği yapmak; sırt anlamını taşıyan deyim.

arif olan anlasın

“Çok açık söylenmiştir, anlayan anlar.” anla mında. anlamını taşıyan deyim.

arı kovanına çöp dürtmek

Belayı üze rine çekmek, bela aramak; başına bela getirecek söz söylemek, dav ranışta bulunmak. anlamını taşıyan deyim.

Arına dokunmak

Bir şeyden alınmak, incinmek, utanmak anlamını taşıyan deyim.

arı kovanı gibi işlemek

Bir yerin gidip geleni, gireni çıkanı çok olmak. anlamını taşıyan deyim.

ardı sıra

Arkasından, peşinden. anlamını taşıyan deyim.

Ardından atlı kovalamak

bkz: (gbkz:Arkasından atlı kovalamak). anlamını taşıyan deyim.

ardına düşmek

Herhangi bir amaçla onun ar kasından gitmek, peşini hiç bırakmamak. ,Bir işi sonuçlandırmak için sürekli uğraşmak. anlamını taşıyan deyim.

Ardı arkası kesilmemek

Birbiri ardınca gelmek, hiç ara vermeden sürüp gitmek. anlamını taşıyan deyim.

Ar damarı çatlamak

Utanma duygusunu yitirmek, artık utanmaz ol mak. anlamını taşıyan deyim.

Arayı yapmak

Dargın olanları barıştırmak. İki kişi arasında dostluk ilişkisi kurmak. anlamını taşıyan deyim.

Arayı uzatmak

Bir kimseyi ziyarette, arayıp sormada gecikmek. anlamını taşıyan deyim.

Arayı soğutmak

Bir olayın üzerinden zaman geçmesini bekle mek. Eski dostluğu sürdürmemek. anlamını taşıyan deyim.

arayıp sormak

Bir kimse ile ilgili bilgi toplamak, haber sormak. Bir kimseyi ziyaret etmek, onunla İlgilendiğini göstermek. anlamını taşıyan deyim.

Arayı açmak

Bir şeyle kimseyle arasındaki mesafeyi artırmak. Bir kimseyi ziyarette gecikmek. anlamını taşıyan deyim.

Araya soğukluk girmek

Dostluk ilişkileri zedelenmek. anlamını taşıyan deyim.

araya koymak

Bir işin çözümü için sözü geçen birinin aracılık yapmasını sağlamak. anlamını taşıyan deyim.

ara vermek

Dinlenmek için o şeyi (işi) bir süre bırakmak; duraklamak, kesmek. anlamını taşıyan deyim.

Aralarını bulmak

bk. Ara bulmak. anlamını taşıyan deyim.

Aralarını açmak

bk. Ara bozmak. anlamını taşıyan deyim.

Aralarından kara kedi geçmek

İki dostun arasına dargınlık, soğuk luk girmek, gücenmek, küsmek. anlamını taşıyan deyim.

araları açılmak

İlişkileri bozulmak. anlamını taşıyan deyim.

Aradan çıkmak

İlgisini kesmek. Başka işler yapılırken o iş de bitirilmek. anlamını taşıyan deyim.

Aradan çıkarmak

Daha büyük işlere ağırlık verebilmek için bir işi ön celikle bitirmek. anlamını taşıyan deyim.

Arada kaynamak

Karışıklık nedeniyle gereken ilgiyi, önemi görme mek. anlamını taşıyan deyim.

Arada dağlar kadar fark olmak

Birbirinden çok farklı olmak. anlamını taşıyan deyim.

aradan çıkarmak

Öteki işler arasında başka bir işi de yapıp bitirivermek anlamını taşıyan deyim.

Arada bir

Seyrek olarak, nadiren. anlamını taşıyan deyim.

aralarını bulmak

Kişiler arasındaki sorunları, uyuşmazlıkları çö-zümleyip tarafları uzlaştırmak. anlamını taşıyan deyim.

aralarını bozmak

Kişiler arasındaki dostluğu, iyi ilişki leri bozmak. anlamını taşıyan deyim.

Aptesti kaçmak

Yeniden aptest alması gerekmek. anlamını taşıyan deyim.

Aptest bozmak

Büyük ya da küçük aptes yapma gereksinimi duy mak. anlamını taşıyan deyim.

Aptest almak

Din kurallarına göre yıkanmak. anlamını taşıyan deyim.

Aptesi kaçmak

Aptest bozmak gereksinimi ortadan kalkmak. anlamını taşıyan deyim.

Aptesi gelmek

Büyük ya da küçük aptes yapma gereksinimi duymak anlamını taşıyan deyim.

Aptal kutusu

Televizyon. anlamını taşıyan deyim.

Apar topar

Aceleyle, çarçabuk. Zorla ; yaka parça. anlamını taşıyan deyim.

ant vermek

“Allah aşkına”, “Çocuklarının başı İçin” gibi söz lerle birisini bir şey yapmaya ya da yapmamaya mecbur etmek; ye min vermek. anlamını taşıyan deyim.

ant içmek

Bir şeyi yapmaya ya da yapmamaya kutsal bir şeyi tanık gösterip söz vermek. (Kars. Yemin etmek.) anlamını taşıyan deyim.

anlayış göstermek

Onun yaptıklarını hoşgörüşle karşıla mak. Ona istenen kolaylığı göstermek. anlamını taşıyan deyim.

Anlayıp dinlemeden

Yeterli bilgi edinmeden, iç yüzünü anlamadan. anlamını taşıyan deyim.

Anlarsın ya

Herkesin bilmemesi gereken bir konuyu ima etmek için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Anlamına gelmek

Belirtildiği biçimde anlaşılmak; manasına gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Anlam vermek

Yorumlamak, değerlendirmek; mana vermek. anlamını taşıyan deyim.

Anlam çıkarmak

Ne anlama geldiğini anlamak; mana çıkarmak. anlamını taşıyan deyim.

anlamazlıktan gelmek

Bir şeyi anladığı halde anlamamış, farkına varmamtş gibi davran mak. anlamını taşıyan deyim.

Anladımsa Arap olayım

‘Anlatılanlardan hiçbir şey anlamadım.’ anla mında. anlamını taşıyan deyim.

Anca beraber kanca beraber

Bir işte iki ya da daha çok kimsenin, o iş kötü bile gitse birbirinden ayrılmamaları gerektiğini anlatır. anlamını taşıyan deyim.

Anasını sattığımın

‘Allah belasını versin.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Anasını satayım

“Her ne olursa olsun, aldırdığım yok.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Anasının nikâhını istemek

Satılacak bir şeye değerinin çok üstünde fiyat biçmek, para istemek. anlamını taşıyan deyim.

Anasının körpe kuzusu

bk. Ana kuzusu. anlamını taşıyan deyim.

Anasının gözü

Çıkara, düzenbaz, uyanık (kimse) (Kars.Hin oğlu hin.) anlamını taşıyan deyim.

Anasını bellemek

Birisine büyük kötülük yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Anasını ağlatmak

Ona çok eziyet etmek, onu sıkıntıya sokmak. Bir şeyi hor kullanmak. anlamını taşıyan deyim.

anasından emdiği süt burnundan gelmek

Bir işi yaparken çok sıkıntı ve güçlük çekmek. anlamını taşıyan deyim.

anasından doğduğuna pişman etmek

Eziyet ederek onu ca nından bezdirmek. anlamını taşıyan deyim.

Anasından doğduğuna pişman

Çok tembel. Çok bezgin, bit kin. anlamını taşıyan deyim.

anası onu kadîr gecesi doğurmuş

Çok şanslı (kimse); kadir gecesi doğmuş. anlamını taşıyan deyim.

Anası ağlamak

Çok sıkıntı çekmek, eziyet çekmek. anlamını taşıyan deyim.

anan yahşi baban yahşi

Bir kimseyi pohpohlayarak istediğini yaptırmak ya da elde etmek. anlamını taşıyan deyim.

analar taş yesin yarımşardan beş yesin

“Sizin için fedakârlıkta bulunuyor görünüyorum, ama sizden daha kâr lı çıkacağım.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

ananın ak sütü gibi helal etmek

Onu karşılıksız olarak ba ğışlamak. anlamını taşıyan deyim.

anan güzel mi

Yerine getirilmesi güç istekler karşısında “Nerede o anlamını taşıyan deyim.

ana kuzusu

Sıkıntı ve güçlüklere alışma mış nazlı kimse. anlamını taşıyan deyim.

Anadan doğma

(gbkz:çırılçıplak). Doğuştan, sonradan değil. anlamını taşıyan deyim.

Ana baba günü

Çok kalabalık, karışık, telaşlı durum. anlamını taşıyan deyim.

Ana avrat dümdüz gitmek

Çok ağır küfretmek. anlamını taşıyan deyim.

ana avrat düz gitmek

Çok ağır küfretmek. anlamını taşıyan deyim.

Amiyane tabiriyle

Halkın deyişiyle, halk ağzıyla, kaba bir söyleyişle. anlamını taşıyan deyim.

aman zaman demeye kalmadan

Çok çabuk, ne olduğunu anlamadan. anlamını taşıyan deyim.

aman vermemek

Onu rahat bırakmamak, Ona acımamak, merhamet etmemek. anlamını taşıyan deyim.

Aman dilemek

Carimin bağışlanmasını dilemek, anlamını taşıyan deyim.

aman aman bişey olmamak

Herkesin beğeneceği bir şey olmamak. anlamını taşıyan deyim.

Aman aman bir şey olmamak

Herkesin beğeneceği bir şey olmamak. anlamını taşıyan deyim.

Alt üst olmak

Düzeni bozulmak, karmakarışık olmak. Rahatsız lanmak. Üzülmek, tedirgin olmak. anlamını taşıyan deyim.

alt üst etmek

Onu karmakarışık etmek. Ara madık yer bırakmamak. Büyük zarar vermek. Ruhsal bunalım yaratmak. anlamını taşıyan deyim.

Alt taralı

: Geriye kalanı. Olup olacağı. “Değeri nedir ki.” an lamında. anlamını taşıyan deyim.

alttan alta

Gizlice, kimseye belli etmeden (Kars. El artından, gizliden gizliye.) anlamını taşıyan deyim.

Alttan almak

Soğukkanlı ve yumuşak davranmak (Kars. Aşağıdan ol mak.) anlamını taşıyan deyim.

Altta kalanın canı çıksın

“Bu güç koşullarla baş edemeyen yok olup gitsin.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Altlı üstlü

Etek ve ceket gibi iki parça (giysi). Alt ve üst katta ol mak üzere. anlamını taşıyan deyim.

altı okka etmek

Bir kimseyi kollarından ve bacaklarından tutup yukarı kaldırmak, aşağt indirmek. Ona büyük değer vermek. anlamını taşıyan deyim.

Altını üstüne getirmek

Karmakarışık duruma getirmek. Bir şey bulmak için her yanı karıştırmak. anlamını taşıyan deyim.

altından kalkmak

Zor bir işi yapmak, güç bir sorunu çözmek, başar mak. anlamını taşıyan deyim.

Altından girip üstünden çıkmak

Parayı ya da malı savurganca har cayıp bitirmek, kısa sürede tüketmek. anlamını taşıyan deyim.

alttan girip üstten çıkmak

Parayı ya da malı savurganca harcayıp bitirmek, kısa sürede tüketmek. anlamını taşıyan deyim.

Altından çapanoğlu çıkmak

Bir işte birtakım pürüzlerle, beklenmedik durumlarla karşılaşmak. anlamını taşıyan deyim.

altında kalmamak

Gördüğü iyiliği ya da kötülüğü karşılık sız bırakmamak. anlamını taşıyan deyim.

Altı kaval üstü şeşhane

Hiçbir parçası birbiriyle uyumlu olmayan. anlamını taşıyan deyim.

ak etmek

Onu yenmek. anlamını taşıyan deyim.

Al takke ver külah

Büyük çekişmelerden sonra. Çok samimi, senli benli. anlamını taşıyan deyim.

Alnının damarı çatlamak

Bir İş başarmak için çok çalışmak, çok yo rulmak. anlamını taşıyan deyim.

alnından öpmek

Onu çok beğenmek, kutlamak, takdir etmek. anlamını taşıyan deyim.

alnı açık yüzü ak

Dürüst, namuslu (insan). anlamını taşıyan deyim.

Allı pullu

Süslü, gösterişli. anlamını taşıyan deyim.

allem etmek kallem etmek

Amacına ulaşmak için her yola başvur mak. anlamını taşıyan deyim.

allayıp pullamak

Onu süslemek, İlgi çeksin diye kötü yönlerini çarpıcı şeylerle donatmak. anlamını taşıyan deyim.

Allak bullak olmak

Düzeni bozulmak. Sağlıklı düşünemez du ruma gelmek. (Kars. Altüst olmak, karmakarışık olmak.) anlamını taşıyan deyim.

allak bullak etmek

Onu karıştırmak, bozmak, darmadağınık etmek. Onu sağlıklı düşünemeyecek duruma getir mek. (Kars. Altüst etmek, karmakarışık etmek.) anlamını taşıyan deyim.

allah yürü ya kulum demiş

“Kısa sürede her giriştiği işten para ka zandı.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Allah versin

Dilenciyle konuşurken ‘Sana sadaka veremeyece ğim” anlamında “İşinin yolunda olmasına ben de seviniyorum.”an lamında. Kimi vakit durumu iyi olan kimselere şaka ve takılmak için söylenir. Allah yarattı dememek: Acımasızca dövmek, hırpalamak, cezalandır mak. anlamını taşıyan deyim.

Allah vergisi

Doğuştan gelen özellik, yetenek. anlamını taşıyan deyim.

Allah vere de

“İnşallah, temenni ederiz ki,” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

allah var

‘Doğrusunu söylemek gerekirse.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Allah utandırmasın

“İnşallah bu iş de başarıyla bitirilir.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Allah taksimi

Eşitlik gözetilmeden yapılan paylaştırma anlamını taşıyan deyim.

Allah selamet versin

Yolculuğa çıkanlara “Yolunuz açık olsun’ an lamında. Güçlük içinde olanları anarken kullanılır. Uzaktaki ta nıdıkları ya da pek beğenilip tutulmayan kimseleri anarken kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

Allah ne verdiyse

“Evde yiyecek olarak ne(ler) varsa.” “Elimi ze ne geçerse.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

allah manda şifası versin

Çok yiyenlere takılmak, onlan yer mek amacıyla söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Allah kuru iftiradan saklasın

“Allah iftiraya uğratmasın.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Allah için

Doğrusu, gerçekten. anlamını taşıyan deyim.

Allah’ını seven tutmasın

“öyle öfkeyle/idi ki, kimse önüne geçmeye kalkmasın.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Allah’ın günü

Her gün; her Allanın günü; Tann’nın günü. anlamını taşıyan deyim.

allah gecinden versin

“ölüm geç gelsin.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Allah etmesin

“Böyle bir şey olmamasını dilerim.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

allah ecir sabır versin

“Emeklerin boşa gitmesin.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Allah düşmanına vermesin

‘O kadar büyük felaket ki.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Allah dört gözden ayırmasın

“Allah çocuğu anasız babasız bırakmasın.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Allah bir yastıkta kocatsın

Yeni evlilere “Evliliğiniz ömür boyu ol sun.” anlamında söylenen İyi dilek sözü. anlamını taşıyan deyim.

Allah bilir

“Belli değil.” “Bana öyle geliyor ki.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

allah bana ben de sana

“Borcumu ancak elime para geçtiğinde ödeyebilirim.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Allah bağışlasın

Tanrı sevdiklerini kötülüklerden korusun.’ anlamın da. anlamını taşıyan deyim.

Allah aşkına

“Doğru mu söylüyorsun?” anlamında. “Allahını se versen” anlamında şaşkınlık, usanç, ısrar, rica, yalvarma, bildirir. anlamını taşıyan deyim.

Allah aratmasın

“Bir şeyin Allah eksikliğini göstermesin.” anlamında şükür söızü. anlamını taşıyan deyim.

Allah Allah

“Ne garip, ne olacak şimdi?” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

allah akıl fikir versin

“Yaptıkları akıl ve mantığa sığ mıyor, inşallah bundan sonra akıllanır.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Allah’a ısmarladık

Bir yerden ayrılırken orada kalanlara “Esen kal! Tanrı seni korusun” anlamında söylenen iyi dilek sözü. anlamını taşıyan deyim.

Allah acısını unutturmasın

‘Allah’a bu acıyı unutturacak daha büyük bir felaket vermesin.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

allah'a bir can borcu olmak

Allah’a vereceği canından başka hiç kimseye borcu olmamak. anlamını taşıyan deyim.

alkış tutmak

El çırparak alkışlamak. Bir kimseyi. hem anlamını taşıyan deyim.

Alkış almak

Alkışlanmak, beğenilmek. anlamını taşıyan deyim.

ali kıran baş kesen

Bir çevrenin en zorba, kötü kişisi. anlamını taşıyan deyim.

Alicengiz oyunu

Kurnazca, haince düzenlenen oyun. anlamını taşıyan deyim.

alıp verememek

Onunla arasında bir sorun olmak, anlaşamamak, geçinememek. anlamını taşıyan deyim.

Alın teri dökmek

Bir iş için büyük emek harcamak. anlamını taşıyan deyim.

alıcı gözüyle bakmak

Ona çok dikkatli bakmak, onu dikkatlice gözden geçirmek. anlamını taşıyan deyim.

moru mor alı al

Koşmaktan, heyecandan, telaştan yüzü kıpkırmızı (bir şekilde). anlamını taşıyan deyim.

Alı al moru mor

Koşmaktan, heyecandan, telaştan yüzü kıpkırmızı (bir şekilde). anlamını taşıyan deyim.

Al gülüm ver gülüm

Yapılan bir İşin hemen karşılığını bekleme. anlamını taşıyan deyim.

aleyhine olmak

Bir iş bir kimsenin zararına yol açmak. anlamını taşıyan deyim.

Aleyhine dönmek

Bir kişiye karşı olumsuz tavır takınmak. Bir durum o kişi İçin tehlikeli olmaya başlamak. / anlamını taşıyan deyim.

aleyhinde bulunmak

Onu çekiştirmek, kötülemek. anlamını taşıyan deyim.

alev saçağı gibi sarmak

Olay önlenemeyecek aşamaya gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Alev saçağı sarmak

Olay önlenemeyecek aşamaya gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Alev almak

Tutuşmak, yanmaya başlamak. Coşmak, heyecan lanmak. Öfkelenmek. anlamını taşıyan deyim.

alet olmak

Bilerek ya da bilmeyerek kötü bir şeyde aracı lık etmek. anlamını taşıyan deyim.

alet etmek

Onu bilerek kötü binişte kullanmak; kötü işlerinin görülmesinde onu da ortak etmek. anlamını taşıyan deyim.

âlemi var mı

Beğenilmeyen bir durum karşısında “Uygun mu? Ye rinde mi?” anlamında söylenir; ne âlemi var? anlamını taşıyan deyim.

aldı yürüdü gitti

“Kısa zamanda büyük gelişme gösterdi.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Aldı yürüdü

“Kısa zamanda büyük gelişme gösterdi.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

aldırmazlıktan gelmek

Önem vermemek; kayıt sız kalmak. anlamını taşıyan deyim.

aldığı abdest ürküttüğü kurbağaya değmemek

Bir işten elde edi len kâr, bu işte uğranılan zararı karşılayamamak. anlamını taşıyan deyim.

Al birini vur Öbürüne

‘Hepsi birbirinden beter.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

alaya almak

Onunla alay etmek, eğlenmek; onu küçümse mek, aşağılamak; makaraya a|mak, sarakaya almak. Alay etmek (geçmek) (biriyle) : Bir kimseyle gülünç yönlerini söz konusu edip eğlenmek. Şaka etmek. Küçümsemek, aşağfla-m ak. anlamını taşıyan deyim.

alavere dalavere kürt memet nöbete

Birtakım hilelerle bir işin bü tün ağırlığını az bilgili, saf ve arkası olmayanlara yükleme. anlamını taşıyan deyim.

alaşağı etmek

Onu hızla yere vurmak. Onu bulundu ğu yerden (ya da görevden) indirmek, almak; devirmek. anlamını taşıyan deyim.

al aptestini ver pabucumu

‘Senden gördüğüm yardım, uğradığım zarara değmedi, yardımdan vazgeçtim, yeterki zarar görmeyeyim.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

al abdestini ver pabucumu

‘Senden gördüğüm yardım, uğradığım zarara değmedi, yardımdan vazgeçtim, yeterki zarar görmeyeyim.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

alan razı satan razı

“Bu ikisi anlaşmış, hiç kimsenin karışmaması gerekir.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

alakayı kesmek

Onunla her türlü ilişkiye son vermek. anlamını taşıyan deyim.

alaka göstermek

bk. İlgi göstermek. anlamını taşıyan deyim.

Alaka görmek

bk. İlgi görmek. anlamını taşıyan deyim.

alaka çekmek

İlgi çekmek, ilgi uyan dırmak. anlamını taşıyan deyim.

alaka beslemek

Ona ilgi duymak; ilgi bes lemek. anlamını taşıyan deyim.

Alaca karanlık

Yan karanlık. anlamını taşıyan deyim.

Alaca bulaca

Çok karışık renkli. anlamını taşıyan deyim.

akşam üstü

Güneşin batacağı sırada. anlamını taşıyan deyim.

akşamdan sonra merhaba

*jş işten geçtikten sonra gösterilen ilgi, çaba hiçbir işe yaramaz.’ anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Akşamdan kalmak

Henüz geceki sarhoşluğun etkisinden kurtu I ma rn amış olmak. anlamını taşıyan deyim.

Akşama sabaha

Kısa bir zaman sonra , pek yakında, yakın zaman da. anlamını taşıyan deyim.

Aksi tesadüf

Şanssızlık, aksilik. anlamını taşıyan deyim.

aksi şeytan

İşler yolunda gitmediği, bir engel çıktığı zaman bu nu vurgulamak için kullanılır. anlamını taşıyan deyim.

aksi gitmek

Bir iş olumlu, istenilen biçimde yürümemek. Birisine ters davranmak, onunla uzlaşmaya yanaşmamak. anlamını taşıyan deyim.

Aksi gibi

Yazık ki, maalesef. anlamını taşıyan deyim.

Ak pak

Tertemiz. Saçı sakalı ağarmış. Beyaz tenli. anlamını taşıyan deyim.

aklı yatmak

O şeyin olabileceğine, onu yapıla bileceğine İnanmak. anlamını taşıyan deyim.

aklı takılmak

Hep o şey, kimse üzerinde durup dü şünmek. anlamını taşıyan deyim.

Aklı sonradan gelmek

Hatasını anlayıp düzeltmeye çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Aklını şaşırmak

Akılsızca işler yapmaya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

aklının ucundan bile geçmemek

Onu daha önce hiç düşünmemiş olmak. anlamını taşıyan deyim.

aklının çivisi eksik

Dengesiz, aptal (kimse). anlamını taşıyan deyim.

aklını kaybetmek

Deli gibi olmak. De lirmek, çıldırmak. anlamını taşıyan deyim.

Aklını çelmek

Niyetinden, karanndan caydırmak. Ayartmak, kandırmak. (Kars. Baştan çıkarmak.) anlamını taşıyan deyim.

Aklını bir şeyle bozmak

Bir şey üzerine düşünerek, hep onunla uğra şıp durmak. anlamını taşıyan deyim.

Aklını başından almak

bk.Aklını (başından) almak. anlamını taşıyan deyim.

aklını başına almak

Delice, çılgınca davra nışları bir yana bırakıp akıllı uslu olmaya çatışmak. anlamını taşıyan deyim.

Aklını başından almak

-.1. Birinin güzelliği kar şısında büyülenmek. Birinin, ani bir davranışta bulunarak korkut mak. anlamını taşıyan deyim.

aklında tutmak

Onu unutmamak. İyice Öğrenmek, bellemek. anlamını taşıyan deyim.

Aklından geçmek

Bir kimseyi ya da şeyi düşünmek. anlamını taşıyan deyim.

aklından geçirmek

Onu hatırlamak, bir şeyi düşün müş olmak. anlamını taşıyan deyim.

aklından çıkarmak

Unutmamak anlamını taşıyan deyim.

Aklından çıkmak

Unutmak, hatırlamamak anlamını taşıyan deyim.

Aklında kalmak

Unutmamak, hatırlamak. anlamını taşıyan deyim.

Aklına uymak

Bir kimsenin düşüncesi doğrultusunda iş yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Aklına turp sıkayım

“Böyle düşünmen ya da yapman budalaca bir iş olur.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Aklına takılmak

Bir şey sürekli olarak kafasını meşgul etmek. anlamını taşıyan deyim.

aklına şaşayım

“Böyle akılsızca davranması, işler yapma sı beni şaşırttı.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

aklına şaşarım

“Böyle akılsızca davranması, işler yapma sı beni şaşırttı.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Aklına sığmamak

Olabileceğine (olabildiğine) inanmamak. anlamını taşıyan deyim.

aklına koymak

Bir şeyi yapmaya ke sin karar vermek. Başkasına akıl öğretmek. anlamını taşıyan deyim.

aklına koymamak

Bir şeyi yapmaya kesin karar vermemek. Başkasına akıl öğretmememek. anlamını taşıyan deyim.

bir şeyi aklına getirmek

Anımsatmak, hatırlatmak. Düşünmek, tasarla mak. anlamını taşıyan deyim.

aklına getirmek

Anımsatmak, hatırlatmak. Düşünmek, tasarla mak. anlamını taşıyan deyim.

aklına gelmek

Kafasında bir düşünce doğmak, tasarlamak. Hatırlamak. anlamını taşıyan deyim.

Aklına esmek

: Hiç düşünmediği halde birdenbire bir şeyi yapmaya karar vermek. anlamını taşıyan deyim.

Aklı kesmek

bk Aklı yatmak. anlamını taşıyan deyim.

Aklı karışmak

Ne yapacağını bilememek, sağlıklı düşüneme mek. anlamını taşıyan deyim.

aklı kalmak

Sevdiği, beğendiği bir şeyi düşün mekten kendini alamamak. anlamını taşıyan deyim.

Aklı gitmek

Çok korkmak. Çok beğenmek. anlamını taşıyan deyim.

Aklı fikri

Bütün düşüncesi, düşündüğü. anlamını taşıyan deyim.

aklı ermek

Çevresinde olup bitenleri, doğruyu yanlışı anlamaya başlamak; anlayacak düzeyde, durumda olmak. anlamını taşıyan deyim.

Aklı durmak

Şaşırmak, düşünemeyecek duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Aklı dağılmak

Sağlıklı düşünememek, dikkatini bîr konu üzerine vere memek. anlamını taşıyan deyim.

Aklı çıkmak

Korkmak, ne yapacağını bilememek. anlamını taşıyan deyim.

Aklı bîr karış havada

Dikkatsiz, dağınık, dalgın (kimse, genç). anlamını taşıyan deyim.

Aklı başka yerde olmak

Bir iş yaparken başka şeyi düşünmek. anlamını taşıyan deyim.

Aklı başından gitmek

Bayılmak, kendini kaybetmek. Sevinç ya da korkudan ne yapacağını şaşırmak. Sağlıklı düşünebilecek durumda olmamak. anlamını taşıyan deyim.

Aklı başından gitmek

Bayılmak, kendini kaybetmek. Sevinç ya da korkudan ne yapacağını şaşırmak. Sağlıklı düşünebilecek durumda olmamak. anlamını taşıyan deyim.

aklı başından bir karış yukarda

Aklına esenleri düşünme den yapan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Aklı başında

Akıllıca davranışlarda bulunan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Aklı başına gelmek

Kendine gelmek, ayılmak. Doğruyu yanlış* tan ayırabilecek duruma gelmek; gerçeğin farkına varmak, doğru yo lu bulmak, uslanmak, (Kars. Ayağı suya ermek) anlamını taşıyan deyim.

aklı almamak

Onu anlayamamak, kavrayamamak. Bir şeyin olabileceğine inanmamak, gerçekleşebileceğini düşüneme me anlamını taşıyan deyim.

Akla karayı seçmek

Bir işt başanncaya kadar çok zahmet çekmek anlamını taşıyan deyim.

akla hayale gelmemek

Düşünülmemek, tasarlanmamak, hatırlan mamak. anlamını taşıyan deyim.

akıntıya bırakmak

: Olayların gelişmesini engellemeye ça lışmadan sonucu kabullenmek. (Kars. İşi oluruna bırakmak.) anlamını taşıyan deyim.

Akıl yürütmek

Aklını kultanmaK düşünme yeteneğini harekete geçir mek. anlamını taşıyan deyim.

Akıl yormak

Bir konuda çok düşünmek. anlamını taşıyan deyim.

akıl verme

bk. Akıl öğretmek. anlamını taşıyan deyim.

akıl var izan var

‘Fazla kafa yormana gerek yok, doğrusu iş te meydanda.’ anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Akıl tersletti

Dengesiz, hoppa, delişmen (kimse). anlamını taşıyan deyim.

akıl sormak

bk Akıl almak. anlamını taşıyan deyim.

akıl sır ermemek

Bir şeyin niteliğini, gizli yönlerini hiç kimse anlayamamak. anlamını taşıyan deyim.

akıl öğretmek

Oha ne yapacağını, nasıl anlamını taşıyan deyim.

Akıllı uslu

Ağır başlı, terbiyeli, dengeli (Kimse). anlamını taşıyan deyim.

Akıllara durgunluk vermek

Bir şey İnanılması guç, şaşırtıcı bir nitelik te olmak. anlamını taşıyan deyim.

akıl küpü

Çok akıllı kimse, özellikle çocuk için şaka yollu söylenir. anlamını taşıyan deyim.

akıl kârı olmamak

Söz konusu iş akıllı bir kimsenin yapacağı türden bîr iş olmamak.* anlamını taşıyan deyim.

Akıl hocası

Birine yol gösteren kimse. anlamını taşıyan deyim.

akıl etmek

Akıllıca bir iş yapmak Önlem almak. Hatırlamak. anlamını taşıyan deyim.

akıl erdirememek

Onun ne olduğunu anlaya mamak. anlamını taşıyan deyim.

Akıl defteri

Akta gelen şeylerin unutulmaması için tasaca yazıldığı defte*. anlamını taşıyan deyim.

akıl danışmak

bk. Akıl almak anlamını taşıyan deyim.

Akıldan çıkmak

Unutulmak; anlamını taşıyan deyim.

Akıldan çıkmak

Unutulmak; anlamını taşıyan deyim.

akılda kalmak

Unutulmamak, hatırlanmak. anlamını taşıyan deyim.

akıl almak

Ondan herhangi bir ko nuda bilgi, görüş, öğüt istemek. anlamını taşıyan deyim.

akıbetine uğramak

Aynı kötü duruma düşmek. anlamını taşıyan deyim.

ahirette iki eli yakasında olmak

Haksızlık yapan kimseden öbür dünyada davacı olmak. anlamını taşıyan deyim.

ahiret suali

Yanıtlaması güç, gereksiz ve bıktırıcı soru; kabir suali. anlamını taşıyan deyim.

Ahireti boylamak

Ölmek. anlamını taşıyan deyim.

Ahmak ıslatan

İnce ince yağan yağmur. anlamını taşıyan deyim.

ahkâm savurmak

Kendine göre sonuçlar çıkarmak, yet kisi dışında hükümler vermek. anlamını taşıyan deyim.

Ahkâm kesmek

feir konuda yetkili olmadığı halde kesin yargılar ileri sürmek. anlamını taşıyan deyim.

Ahkâm kesmek

feir konuda yetkili olmadığı halde kesin yargılar ileri sürmek. anlamını taşıyan deyim.

Ahkâm çıkarmak

Kendi kuruntularına dayanarak birtakım yersiz yar gılara varmak, sonuçlar çıkarmak. anlamını taşıyan deyim.

ahı yerde kalmamak

bk. Ahi çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

ahı tutmak

Bedduası, kötülük yapan kimseye etki etmek. anlamını taşıyan deyim.

ahını almak

bk. Aha gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Ahım şahım

Beğenilecek, olağanüstü bir yönü olmayan. anlamını taşıyan deyim.

Ahım şahım

Beğenilecek, olağanüstü bir yönü olmayan. anlamını taşıyan deyim.

ahı çıkmak

Zulüm gören kimsenin bedduası etkisini göstermek. anlamını taşıyan deyim.

ahfeş’in keçisi gibi baş sallamak

Söylenen her şeyi anla madan, dinlemeden doğrulamak; onaylamak. anlamını taşıyan deyim.

Aheste beste

Yavaş, yavaş, nazlı nazlı. anlamını taşıyan deyim.

Ah çekmek

Üzüntü, özlem vb. duygulan bffHrfrnek k>n içten gelen bir sesle “ah” demek. anlamını taşıyan deyim.

Ahbap çavuşlar

İyi anlaşan, her zaman butikte görülen arkadaşlar. (Kars. ÇHfte kumrater.) anlamını taşıyan deyim.

aha gelmek

Kötülük ettiği bir kimsenin bed duasına uğramak. anlamını taşıyan deyim.

Ağzıyla kuş tutsa

“Ne yaparsa yapsın, en güç işleri bile yapsa da…” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Ağzıyla kuş tutsa

“Ne yaparsa yapsın, en güç işleri bile yapsa da…” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

ağzı yanmak

O şeyden (ötürü) zarar görmek, olumsuz yönde etkilenmek. anlamını taşıyan deyim.

Ağzı var dili yok

Sessiz sedasız, uysal, yumuşak huylu (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Ağzı teneke kaplı

bk. Ağzı çelikli. anlamını taşıyan deyim.

Ağzı süt kokmak

Çok genç, toy, tecrübesiz olmak. anlamını taşıyan deyim.

Ağzı sulanmak

Bir şeyi yeme, ya da elde etmek isteği duymak, ona imrenmek. (Kars. Canı çekmek.) anlamını taşıyan deyim.

Ağzı pis

Sövmeyi, açık saçık konuşmayı huy edinmiş .(kimse). anlamını taşıyan deyim.

ağzı pek

: Sır saklamayı bilen (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Ağzını yoklamak

Ağzını aramak. anlamını taşıyan deyim.

ağzını tutmak

İleri geri konuşmamak, sır saklamak. anlamını taşıyan deyim.

Ağzını topla

“Konuşmana dikkat et, terbiyeli konuş!” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Ağzını sulandırmak

İmrendirmek. anlamını taşıyan deyim.

ağzını öpeyim

“Ne güzel anlattın, ne güzel haber verdin,sağ olasın” anlamında. Ağzını sıkı (pek) tutmak : Sır vermemek, boşboğazlık etmemek. anlamını taşıyan deyim.

Ağzının tadını bilmek

>1. Damak zevki olmak. Her şeyin güzelini seçmede usta olmak, anlamını taşıyan deyim.

ağzının tadı bozulmak

Kurulu düzeni, rahatı bozulmak, huzuru kaçmak. anlamını taşıyan deyim.

Ağzının suyu akmak

Çok beğendiği, imrendiği bir şeyi elde etmek is temek, imrenmek. anlamını taşıyan deyim.

ağzının payını vermek

Bir kimseyi bir söz ya da davranışın dan ötürü paylamak (Kars. Haddini bildirmek). anlamını taşıyan deyim.

Ağzının payını almak

Bir söz ya da davranışından ötürü hak ettiği karşılığı görmek; paylanmak, azarlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Ağzının kokusunu çekmek

Bir kimsenin yerli yersiz İstek ve davranış larına katlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Ağzının içine girmek

Bir kimseye çok yaklaşmak. anlamını taşıyan deyim.

Ağzının içine bakmak

-1, Bir kimsenin sözlerini zevkle, dikkatle dinle mek. Onun sözlerini yerine getirmeye hazır olmak. anlamını taşıyan deyim.

Ağzını mühürlemek

Hiç konuşmamak, hep susmak. : anlamını taşıyan deyim.

ağzını kapamak

Susmayı tercih et mek. Küçük bir çıkar karşılığında bir kimsenin konuşmamasını sağlamak. anlamını taşıyan deyim.

Ağzını hayra açmak

Hep kötü olasılıklardan söz etmek. anlamını taşıyan deyim.

ağzını havaya açmak

Eline geçen fırsatı kaçırdıktan sonra, boş yere bir şeyler beklemek, ummak. anlamını taşıyan deyim.

Ağzını burnunu dağıtmak

Yumrukla (gbkz:feci şekilde dövmek), (gbkz:adamakıllı) (gbkz:hırpalamak) anlamını taşıyan deyim.

Ağzını bozmak

Küfür ve hakaret dolu sözler söylemek, küfretmek anlamını taşıyan deyim.

ağzını aramak

Bir kimsenin belli bir konuda ne ler düşündüğünü öğrenmeye çalışmak anlamını taşıyan deyim.

Ağzını açmak

Konuşmak Kına sözler söylemek, azarlamak, paylamak. anlamını taşıyan deyim.

Ağzında yaş kalmamak

Bir düşüncesini bir kimseye birçok kez söy lemiş olmak (Kars. Dilinde tüy bitmek) anlamını taşıyan deyim.

Ağzından yel alsın

“Söylediğin kötü olayın gerçekleşmemesini dile rim.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Ağzından lokmasını almak

Hakkı olan şeyi onun elinden almak anlamını taşıyan deyim.

ağzından laf çalmak

Bir kimseden birtakım mantık oyunla rıyla bilgi sızdırmak anlamını taşıyan deyim.

ağzından laf almak

Bir kimseden çeşitli yolları deneyerek gizli tutulan şeylerle İlgili bilgiler edinmek anlamını taşıyan deyim.

ağzından konuşmak

Başkası adına ya da başkasını taklit ederek konuşmak anlamını taşıyan deyim.

Ağzından kapmak

Bir kimsenin konuşmasından yarım yamalak bir şeyler öğrenmek anlamını taşıyan deyim.

Ağzından kaçırmak

Söylemek istemediği bir şeyi boş bulunup söyle yi vermek anlamını taşıyan deyim.

Ağzından girip burnundan çıkmak

Çeşitli yollar deneyerek kandır mak, bir şeye razı etmek anlamını taşıyan deyim.

ağzından düşürmemek

Her yerde, her za man onun sözünü etmek anlamını taşıyan deyim.

ağzından çıkanı kulağı işitmemek

Kız gınlık, öfke vb. yüzünden çok ağır sözler söylediğinin farkında olmamak anlamını taşıyan deyim.

Ağzından burnundan getirmek

(bkz:burnundan getirmek) anlamını taşıyan deyim.

Ağzından burnundan gelmek

bk. Burnundan gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Ağzından bal akmak

Tatlı, etkileyici biçimde konuşmak anlamını taşıyan deyim.

Ağzından baklayı çıkarmak

Sabrı tükenip bildiklerini, düşündüklerini söyleyi vermek anlamını taşıyan deyim.

ağzında gevelemek

Onu açıkça söylememek anlamını taşıyan deyim.

Ağzında büyümek

Bir yiyeceği sevmediği, karnı doyduğu, iştahsız ol duğu için bir türlü yutamamak anlamını taşıyan deyim.

ağzında bakla ıslanmamak

Hiçbir sim saMayamamak, sır tutama-mak anlamını taşıyan deyim.

Ağzına yakışmamak

Ayıp sayılan ya da hayrete düşüren sözler söy lemek. anlamını taşıyan deyim.

ağzına vur lokmasını al

Çok yumuşak başlı, sessiz, âciz (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Ağzına tükürmek

Sıkıntı, aa veren bir şeye lanet okumak. anlamını taşıyan deyim.

ağzına sürmemek

Söz konusu bir yiye cek, içecekse ondan hiç yememek, içmemek. anlamını taşıyan deyim.

Ağzına sıçmak

Öfkelenilen bir kimseye büyük zarar verecek bir iş yapmak. anlamını taşıyan deyim.

Ağzına sakız olmak

Bir kimsenin devamlı konuştuğu bir konu duru muna gelmek, dedikodu konusu olmak. anlamını taşıyan deyim.

ağzına sakız etmek

o şeyi devamlı konuşur olmak. anlamını taşıyan deyim.

ağzına sağlık

Yerinde, en uygun zamanında söz söyle yenlere iltifat olarak söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Ağzına kadar

Boş yer kalmamak üzere. anlamını taşıyan deyim.

Ağzına geleni söylemek

Kızgınlık, öfke, vb. etkisiyle kına ve kaba sözler söylemek. (Kars. Açtı ağzını yumdu gözünü.) anlamını taşıyan deyim.

ağzına burnuna bulaştırmak

Bir işi becerememek, berbat etmek, bozmak. (Kars. Yüzüne gözüne bulaştırmak.) anlamını taşıyan deyim.

ağzına bir şey koymamak

Hiçbir şey yememiş olmak. anlamını taşıyan deyim.

Ağzına bir parmak bal çalmak

Bir kimseyi tatlı vaatlerle, önemsiz şeylerle oyalamak, avutmak. anlamını taşıyan deyim.

Ağzı laf yapmak

Etkileyici, inandırıcı biçimde konuşmak. anlamını taşıyan deyim.

Ağzı kulaklarına varmak

Bir olay, durum karşısında çok sevinmek. anlamını taşıyan deyim.

Ağzı kara

Kötü haberler veren (kimse). Fitneci, çamur atan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Ağzı kalabalık

Yerli yersiz çok konuşan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Ağzı havada

Neler olup bittiğinden haberi olmayan, şaşkın, alık. anlamını taşıyan deyim.

Ağzı gevşek

Sır saklamasını beceremeyen, geveze (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Ağzı var dili yok

Pek konuşmayan, hakkını aramasını bilmeyen (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Ağzı dili varmamak

bk Dili varmamak. anlamını taşıyan deyim.

Ağzı dili kurumak

Bir şeyi bıkacak derecede çok tekrarlamak. anlamını taşıyan deyim.

ağzı çelik

Çok sıcak yiyecek ve içecekleri rahatlıkla yiyip içebilen kimse. anlamını taşıyan deyim.

Ağzı burnu yerinde

Olduça güzel, yakışıklı (kimse). anlamını taşıyan deyim.

ağzı açık kalmak

bir olay ya da söz karşısında (gbkz:şaşırıp kalmak), (gbkz:donup kalmak). anlamını taşıyan deyim.

ağza alınmayacak

Kaba, söylenmesi ayıp sayılan (söz). anlamını taşıyan deyim.

Ağrısı tutmak

Gebe kadının doğum şanoları başlamak. Her hangi bir ağrı varlığını duyurmaya başlamak. anlamını taşıyan deyim.

Ağlamaklı olmak

Ağlayacak gibi olmak. anlamını taşıyan deyim.

Ağlama duvarına dönmek

Herkesin derdini döküp sızlandığı biri hali ne gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Ağız yapmak

Bir kimseyi sözle, davranışlarıyla oyalamaya, aldatma ya çalışmak anlamını taşıyan deyim.

Ağız tadı

Bir toplulukta, dirlik düzenlik. . anlamını taşıyan deyim.

Ağız kokusu

Bir kimsenin dayanılması güç davranışları, sözleri, istek leri. anlamını taşıyan deyim.

ağız kalabalığına getirmek

Konudışı sözlerle karşısındakini şaşırtıp amacına ulaşmak anlamını taşıyan deyim.

ağız eğmek

Bir şeyi ondan yalvarırcasına istemek anlamını taşıyan deyim.

ağız dolusu küfretmek

Bol ve ağır küfür. anlamını taşıyan deyim.

Ağız değiştirmek

Daha önce söylediğinden çok farklı şeyler anlat mak. anlamını taşıyan deyim.

Ağızdan ağıza

Biri ötekine, ötekisi de başkalarına söyleyerek. anlamını taşıyan deyim.

ağız dalaşı

Sözle yapılan kavga. anlamını taşıyan deyim.

Ağız birliği etmek

Bir konuda aynı şeyler söylemeyi ya da yapmayı kararlaştırmak . (Kars. Aynı ağzı kullanmak.) anlamını taşıyan deyim.

Ağır uyku

Derin uyku. (Kars. Deliksiz uyku). anlamını taşıyan deyim.

Ağır top

Bir toplulukta sözü gecen, yönlendirme gücü olan kimse. anlamını taşıyan deyim.

Ağır söz

Kalp kıran, onuru zedeleyen söz. anlamını taşıyan deyim.

Ağır olmak

Sabırlı, ciddi, soğuk kanlı olmak. anlamını taşıyan deyim.

ağırlık vermek

Bir şeye önem vermek, öncelik tanımak. anlamını taşıyan deyim.

ağırlık basmak

Üzerine bir gevşeklik gelmek, uyuyacak duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

ağırlığım koymak

Etkisini, gücünü, onu desteklemede kullanmak. anlamını taşıyan deyim.

Ağır kanlı

Davranışları yavaş olan tembel, uyuşuk (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Ağır İşrtmek

(gbkz: Ağır duymak). anlamını taşıyan deyim.

ağırına gitmek

Bir davranış İncinmesine, gücenmesine yol açmak, onurunu kırmak (Kars. Gücüne gitmek, zoruna gitmek.) anlamını taşıyan deyim.

Ağır hastalık

Tehlikeli, Ölümle sonuçlanan hastalık. anlamını taşıyan deyim.

Ağır gitmek

Bir iş normal temposundan daha yavaş yürümek. anlamını taşıyan deyim.

Ağır gelmek

Ağırlığı fazla gelmek. Yapılması, tahammül edil mesi güç gelmek. Gücüne gitmek, kırmak, incitmek. anlamını taşıyan deyim.

Ağır elli

İşlerini çabuk yapamayan (kimse); anlamını taşıyan deyim.

ağır duymak

Kulakları iyi duymamak. anlamını taşıyan deyim.

Ağırdan almak

Bir işi yapmak konusunda gönülsüz davranmak anlamını taşıyan deyim.

Ağır canlı

Çok yavaş davranan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Ağır başlı

: Ciddi, tutarlı (kimse). anlamını taşıyan deyim.

Ağır basmak

Ağırlığı fazla gelmek. Bir yön, bir taraf daha üs tün gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Ağına düşmek

Birinin tuzağına düşmek. Ağır aksak : Pek yavaş, aralıklı olarak. anlamını taşıyan deyim.

Ağaç olmak

Birini ayakta uzun süre beklemek. anlamını taşıyan deyim.

Afyonunu patlatmak

Bir kimsenin keyfini bozup sinirlenmesine yol açacak davranışlarda bulunmak. Uyku sersemliğini gidermeye çalışmak. anlamını taşıyan deyim.

Afyonu patlamak

Kendine gelmek. anlamını taşıyan deyim.

Afyonu başına vurmak

Öfkesinden ne yaptığını bilmeyecek duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

aforoz etmek

Kızılan, sevilmeyen bir kimse ya da kuruluşla bütün ilişkileri kesmek, onu dışlamak. anlamını taşıyan deyim.

Afişte kalmak

Bir oyun pekçok kez sahnelenmek, gösterimi sürmek. anlamını taşıyan deyim.

Afakanlar basmak

bk. Hafakanlar basmak. anlamını taşıyan deyim.

ad takmak

Ona niteliklerine uygun bir ad vermek; isim tak mak. anlamını taşıyan deyim.

Adıyla sanıyla

Herkesçe bilinen adı ve ünüyle; ismiyle cismiyle. anlamını taşıyan deyim.

Adı üstünde

Apaçık belli, adından da anlaşılacağı gibi. anlamını taşıyan deyim.

adı ulu götü kuru

Çok ünlü sanılıyor ama gerçek öyle değil. anlamını taşıyan deyim.

Adı sanı belirsiz

Kim olduğu, kimin nesi olduğu bilinmiyen. anlamını taşıyan deyim.

adını silmek

Onunla İlişkisini kesmek. anlamını taşıyan deyim.

adını çıkarmak

Kendini o şey gibi tanıtmak anlamını taşıyan deyim.

adı okunmamak

Ona hiç değer, önem verilmemek; iemi (bi le) okunmamak. anlamını taşıyan deyim.

Adını koymak

: Bir malın fiyatını, bir işin paraca karşılığını belirlemek. anlamını taşıyan deyim.

Adını ağzına aptestte aJmak

Onu saygıyla anmak. anlamını taşıyan deyim.

adımım denk almak

Bir işte dikkati davranmak anlamını taşıyan deyim.

adım başı

Birbirine yakın yerlerde. anlamını taşıyan deyim.

adım atmamak

Oraya hiç gitmemek, uğramamak. anlamını taşıyan deyim.

Adım atmak

Bir işe başlamak, girişmek. anlamını taşıyan deyim.

adım adım yer edeyim gör sana neler edeyim

“Senin bulunduğun yere sezdirmeden bir yerleşeyim, bak sana ne oyunlar oynayacağım.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

the bomb has been planted

(gbkz:counter strike) oyununda terörist gurubun kritik bir bölgeye bombayı kurduktan sonra söylediği söz. türkçe'ye bomba kuruldu olarak çevrilir.

fethullah gülen

(gbkz:fetö) lideri. askeri darbe tertip ederek kendi fişini çekmiştir. zaten son birkaç yıldır adı hain olarak anılmaktadır.

adı karışmak

(gbkz:bir işe adı karışmak) (gbkz:bir olaya adı karışmak) Söz konusu iş ya da olayda kendisinin de İlgili olduğunu söylenmek; ismi karışmak. anlamını taşıyan deyim.

Adı kalmak

öldükten sonra da adı anılmak; ismi kalmak. anlamını taşıyan deyim.

Adı geçmek

Söz konusu edilmek. Adı yazılmak; ismi geçmek. anlamını taşıyan deyim.

Adı duyulmak

Ünlenmeye başlamak; ismi duyulmak. anlamını taşıyan deyim.

adı çıkmak

adı (bir şeye) çıkmak. Gerçekte öyle olmadığı halde, öyleymiş gibi tanınmak; ismi (bir şeye) çıkmak. anlamını taşıyan deyim.

adı çıkmak

Kötü bir adla anılır olmak. anlamını taşıyan deyim.

adet yerini bulsun diye

“Gerekli görüldüğü için değil, herkes öyle yaptığı, alışıldığı İçin.” anlamını taşıyan deyim.

Âdet görmek

Kadının ayda bir dölyatağından kan gelmek; aybaşı ol mak. anlamını taşıyan deyim.

A’dan z”ye kadar

Başından sonuna kadar, bütünüyle, baştan aşağı. anlamını taşıyan deyim.

adam yerine koymak

Ona hak etmediği değeri vermek. anlamını taşıyan deyim.

Adam sen de

: “Aldırma, önem verme!” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Adam oluncaya kadar dokuz fırın ekmek İster

“Söz konusu kimse nin yetişip topluma yararlı olması için daha çok uzun zaman çalışması gerekir.” anlamında. anlamını taşıyan deyim.

Adam olmak

Bir kimse, kendisini yetiştirip toplama yararlı bir du ruma gelmek. Bir şey onarılıp işe yarar duruma gelmek. anlamını taşıyan deyim.

adam içine çıkamaz olmak

Sıkılganlık, utangaçlık, yoksulluk, yüz kızartıcı bir davranış vb. yüzünden İnsanların arasına karışamamak. anlamını taşıyan deyim.

adamına düşmek

Bir iş gerçek sahibine veril mek; bir işi en iyi, en kolay yapan kimseyi bulmak. (Alay yollu) Karakterine güvenilmeyen kimseyle bir arada olmak, iş yapmak, kar şılaşmak. , anlamını taşıyan deyim.

adam etmek

O kimseyi topluma yararlı bir du ruma getirmek, yetiştirmek. O şeyi onarıp yarayışlı duruma getirmek. anlamını taşıyan deyim.

adam almamak

Orası çok kalabalık olmak. anlamını taşıyan deyim.

adama dönmek

Giyimi ve tavırlarıyla herkesçe beğeni lir duruma gelmek, derlenip toparlanmak. anlamını taşıyan deyim.

Ad almak

Kendisine ad verilmek. anlamını taşıyan deyim.

açtı ağzını yumdu gözünü

“Kızgınlık, Öfke nedeniyle onur kına söz ler söyledi.” anlamında kullanılır. (Kars. Ağzına geleni söylemek.) anlamını taşıyan deyim.

açmaza getirmek

Onu içinden zor çı kılır bir durumla karşı karşıya bırakmak. anlamını taşıyan deyim.

Açmaza düşmek

İçinden çıkılması zor bir durumla karşılaşmak. anlamını taşıyan deyim.

Açlıktan nefesi kokmak

Yoksul duruma düşmek. anlamını taşıyan deyim.

Açlıktan İmanı gevremek

Çok acıkmış olmak. anlamını taşıyan deyim.

açlıktan gözleri kararmak

Çok Acıkmak. anlamını taşıyan deyim.

aç kurt gibi

Aşın bir istekle. anlamını taşıyan deyim.

Aç karnına

Boş mideyle, henüz bir şeyler yiyip içmeden anlamını taşıyan deyim.

Açılıp saçılmak

(Kadın) Oldukça açık saçık giyinmeye başlamak. anlamını taşıyan deyim.

Açık teşekkür

Bastn organları yoluyla, ilgili kimse ya da kuruluşa İle tilen teşekkür türü. anlamını taşıyan deyim.

Açıktan açığa

Herkesin gözü önüride, gizleyip saklamadan. (Kars. anlamını taşıyan deyim.

Açıkta kalmak

Herhangi bir işe ya da kuruluşa girememek. Ev siz barksız kalmak. Çeşitli kişilere sağlanan hizmetten yoksun kal mak yararlanamamak. anlamını taşıyan deyim.

açıkta bırakmak

ona herhangi bir iş ya da görev vermemek. onu evsiz barksız bırakmak. onu çeşitli kişilere sağlanan hizmetten yoksun bırakmak. anlamını taşıyan deyim.

Açık şehir

Bir savaşta, savunmasız olduğu önceden ilan edilen şehir. anlamını taşıyan deyim.

Açık sözlü

Düşüncelerini açıkça belirten, İçten kimse için söylenir. anlamını taşıyan deyim.

Açık söylemek

Kolay anlaşılır bir biçimde söylemek. Çekinme den söylemek. anlamını taşıyan deyim.

Açık oynamak

Hiçbir art düşüncesi, gizli niyeti olmamak. anlamını taşıyan deyim.

Açık olmak

Hiçbir şeyi gizlememek saklamamak; içten, samimi, art anlamını taşıyan deyim.

Açık mektup

Herhangi bir kimseye, kuruma hitaben yazılan ve kamu oyunu etkilemek amacıyla basın organlarında yayımlanan mektup. anlamını taşıyan deyim.

açıklık getirmek

Konuyu daha anlatılır kılmak. anlamını taşıyan deyim.

Açık konuşmak

Gerçeği korkuya, çekinme duygusuna kapılmadan, gizlemeye gerek duymadan söylemek anlamını taşıyan deyim.

Açık kapı bırakmamak

Bir konuda her türlü önlemi almış olmak anlamını taşıyan deyim.

Açık kapı bırakmak

Bir konuda kesin yargıya varmamak, o konuyu yeniden ele alabilme olanağını bırakmak anlamını taşıyan deyim.

Açık kalpli

Gizlisi saklısı olmayan, düşündüklerini olduğu gibi söyle yen, samimi (kimse); açık yürekli. anlamını taşıyan deyim.

Açık hava oteli

Geceyi sokakta geçirenler için sokak. anlamını taşıyan deyim.

Açık gözlük etmek

Uyanık davranmak. Fırsatlardan yararlan masını bilmek. anlamını taşıyan deyim.

Açık fikirli

Yeniliklere İlgi duyan, ayak uydurabilen ya da hoşgörülü bir tavır takınan (kimse). anlamını taşıyan deyim.

açık etmek

Beili etmek (Kars. İpucu vermek.) anlamını taşıyan deyim.

Açık elli

Cömert kimse için söylenir, eli açık. anlamını taşıyan deyim.

açık bono vermek

Bir kimseye bir konuda sınır sız yetki vermek, tanımak anlamını taşıyan deyim.

Açık alınla

Şerefle, şerefli bir biçimde, övünçle. anlamını taşıyan deyim.

Açık ağızlı

Aptal görünüşlü, salak, sersem kimse için kullanılan deyimlerden biri.

Açık açık

Hiçbir gizli taraf bırakmadan, içtenlikle anlamını taşıyan ikileme şeklindeki deyim.

açığını yakalamak

birinin hesap hilesini, yalanını, hatalı bir işini fark etmek, bulmak.

açığını kapatmak

Birinin eksik bıraktığı işleri tamamlamak, Birini hesap açığını ödemek.

açığını bulmak

Bir hesaplamada birinin eksiğini ortaya koymak. Birini yenmek için; bilinmeyen, gizli kalmış bir kusurunu, hatasını öğrenmek.

Açığı çıkmak

birinin sorumluluğundaki mal ya da para tutarında, tuttu ğu hesapta, eksiği olduğunun anlaşılması.

açığa vurmak

Gizli kalması beklenen bir şeyi açıklamak, belli etmek.

Açığa çıkmak

bir durumun herkesçe anlaşılması, fark edilmesi manasına gelen deyim.

açığa çıkarmak

Bir durumu fark ederek aydınlatmak. gerçeğin öğrenilmesine neden olmak.

açığa almak

birini resmi görevinden etmek, işinden geçici de olsa uzaklaştırmak.

aç gözünü açarlar gözünü

Çok dikkatli ol yoksa çok şeyler kaybe dersin, acı olaylarla karşılaşırsın ama iş işten geçmiş olur şeklinde nasihat içeren söz.

Aç gözlü

Azla yetinmeyen, doymak nedir bilmeyen kimse.

Aç bülaç

Perişan, yoksul, bakımsız, çaresiz bir durumda olmak.

Aç açına

çok aç olarak, hiçbir şey yemeden manasına gelen deyim.

Aciz kalmak

Hiç bir şey yapamayacak duruma gelmek, bütün çabalarına rağmen o işi yapamamak.

aciz bırakmak

Birini çaresiz, güçsüz duruma getirmek. anlamını taşıyan deyim.

Acı tatlı

Hem güzel hem de üzücü olan anlamına gelen deyim.

Acı söylemek

Yanlış yolda olan bir kimseyi çekinmeden uyarmak, sert dille eleştirmek anlamını taşıyan deyim.

Acı soğuk

Çok üşüten, çok şiddetli, sert soğuk anlamını gelen türkçe deyim.

acısını çıkarmak

Zamanında gereği gibi yapılamayan bir şeyden dolayı çekilen maddi ve manevi kayıpları gidermek anlamını taşıyan deyim.

acısını çekmek

Yapılan yanlış bir işin olumsuz sonuçlarını görmek anlamını taşıyan deyim.

acısı içine işlemek

acısı içine çökmek deyimiyle benzer anlamı taşıyan ve olusmuzluk bildirin bir deyim.

Acısını almak

Acı tadını ve acının yarattığı sızıyı gidermek anlamını taşıyan deyim.

acısı içine çökmek

Üzüntüye neden bir olayın zihinde ve kalpte derin iz bırakması.

Acısı çıkmak

Bir sorunun daha sonra negatif, kötü sonuçlarını görmek, yaşamak anlamlarını barındıran deyim.

Acı kuvvet

ezici, zorlayıcı, tahrip edici güç.

acı gelmek

herhabgi bir durum, söz ve davranış karşısında ciddi madana olumsuz etkilemenmak manasına gelen deyim.

acı çekmek

bedende herhangi bir yara, ezik, kırık vs. sebebiyle acı duymak. Yaptığı bir işin kötü sonuçlanmasından sebeple üzülmek gibi manalar taşıyan yaygın bir türkçe deyim.

Acentadan çıkma

yeni, gıcır, sapasağlam anlamlarını taşıyan deyim.

acem kılıcı gibi iki tarafı kesmek

taraflarına ve karşıtlarına birden zarar vermek, her iki yanı da kırman manasını taşıyan deyim.

Acemilik çekmek

Bir işte bilgisiz ve deneyimsiz olduğu için sıkıntı çekmek. Bir yerin yabancısı olduğu için bocalamak anlamlarını taşıyan deyim.

ihsan yüce

Şimdi googledan aratınca resmini gördüm. Bu adamı hepimiz filmlerden yaşlı amca olarak görürdük. Senaristliğini öğrenince hayret ettim.

15 haziran 2016

Her zamanki gibi bir gün. Biraz sıcak.

hakkı devrim

Okan bayülgen kendisi için duygu yüklü bir tweet atmıştır: "Hakkı ağabeyi, "aklımı","hafızamı","gençliğimi" yitirdim. O bana gidenleri anlattı ben de yeni gelenlere onu anlatacağım.

sinek avlamak

yazın evi sinek bastığında, işiniz de yoksa, öldürmekten de çekinmiyorsanız gerçek manada gerçekleştirebileceğiniz eylem.

uyuyan türkiye vatandaşını uyandıran istatistikler

üretim ekonomisine geçememiş, var olan şartları kredi, borçlanma ve özelleştirme ile likiditeye boğup iş hacmi oluşturan ve bu sayede ekonomisini canlı tutan bir ülkenin ekonmik verileridir.

istatistikler

interaktif sözlük'te yer alan olaylardan biri. sözlükle ilgili birçok sayısal veriye buradan ulaşabiliyoruz. benim gibi halihazırda az sayıda entrisi olan insanlarda bile kontrol edilmesi bağımlılık yapabiliyor.

zombi

(bkz:the walking dead)

freedom

üzerinde onca savaş, onca mücadele yaşanan basit bir kavram.

inisiyatif

alınır. (bkz:inisiyatif almak)

mutlu bir an

iftarda ilk lokmanın yendiği andır.

7 haziran 2016 vezneciler patlaması

yayın yasağı geldiği için ışid'in yaptığını düşündüğüm patlama. zira bu örgütün patlamalararına nedenini bilmediğim bir şekilde yayın yasağı geliyor. kimin suçu örtülmeye çalışılıyorsa artık.

nazım hikmet

bu memeleketin büyük şairi. 53 yıl önce bugün bu memleket dışında ölmüştür.

meral akşener

şimdilerde mhp başkanlığına soyunmuştur. abartılmış bir figürdür. siyasi tecrübesi ve geçmişi olmasından ziyade bir vasfı yoktur.

hukuksuzluk

dünyadaki en büyük çıkmaz durumu. savaşta bile olsanız hukukun olması gerekir. aksi taktirde makul düşünce zemini ortadan kalkar. fikir ve vicdan hürriyeti yok olur. hukuksuzluk geri kalmış memleketlerin ortak kaderidir.

not defteri

windowsun yazı yazma programı.

sedefkar mehmet efendi

(bkz:sedefkar mehmet ağa)

güzel avrat otu

o avrat boşanınca (bkz:dul avrat otu)

fatih terim

(bkz:yürüyen ego)

overlok makinesi

kullanmadığımız halde bazen günde 2 defa ısrarla ayağımıza gelen makine.

hasan arıkan

milyonlarca insanın dini emir ve yasaklar yönünden aydınlanmasına vesile olmuştur.

komünizm vs sosyalizm

komünizm sınıfsız ve devletsiz bir insani düzen ütopyasıdır. sosyalizm ise işçi sınıfına dayalı, eşitlikçi bir üretim ekonomisi sistemidir. aslında sosyalizm bu açıdan komünizme giden bir yoldur denilebilir.

her ortama ayak uyduran insan

omurgasız olma veya geçimli insan olma gibi iki alternatifi barındırırlar.

ali fuat başgil

türkiye'de ordinaryüs rütbesi verilen son kişi.

hematofobi

doktorlarda bulunmaması gereken rahatsızlık.

kimyasal sindirim

insanda ağızda başlar. ince bağırsakta sona erer.

bir abi tipolojisi

(bkz:süphanallah) (bkz:ibretlik paylaşım)

namus meselesi

namustan dolayı gerçekleşen mesele.

şeref meselesi

(bkz:namus meselesi)

şeytan taşlamak

dikkatsiz yapıldığında ölümlere neden olabilmektedir.

112ayse

tek kişilik dev kadro gibidir. benim sözlük kariyerim boyunca yazdığım entriyi bir günde üretebilmektedir.

düalizm

(bkz:düal)

mayıs 2016 akp olağanüstü kongre kararı

23 nisan başbakanlığının bittiğini gösterir. bir profesörü bir lisans mezununun emrinde istihdam ederseniz olacağı budur. anayasal bir sistemde cumhurbaşkanının parti başkanına müdahale etme hakkı bulunmuyor. ancak ortada olmayan bir hukuktan bahsediyoruz.

u can't touch this

chat diliyle yazılmıştır.

survivor 2016

izleyicisi epey olan program. tv 8'i izlettiren şeylerden biri.

nereden geldik nereye gidiyoruz

her insanın arada bir durup cevap araması gereken soru.

ordinaryüs

bunlardan sonuncusu (gbkz:ali fuat başgil) idi. bildiğim kadarıyla bu unvan artık yok.

starbucks

abartıldığı kadar pahalı olmayan kahveci. efendim kahve zaten çok pahalı bir şey. çay deseniz kahve yerine kafe ismini kullanan her yerde 3 lira olmuş zaten.

sözlükte reklam yapmak

bazen suyu çıkan hadise. eğer çok yazar çok entri olsaydı belki fark edilmeyebilirdi ama sol frame reklamla dolduğu zaman sözlüğün tadı kalmıyor.

13 nisan 2016 fenerbahçe galatasaray maçı

iddia oynayanlar için yine böbrek satıp yatırmalık maç.

söylemesi ayıp

(bkz:ayıptır söylemesi)

lys matematiğine çalışmak isteyen öğrencilerin dikkatine

hemen bir kitap edinip ilk sayfasından sonuna kadar çalışılabilir.

70000. entri

artık geride kalmıştır.

whatsapp grubu

birçok işi halletmek için kullanılabilir.

suphi altındöken

cezaevinde vurularak öldürülmüştür.

1 nisan

şaka gibi bir gün.

claus von stauffenberg

başarısız olsa da bir kahramandır.

rte

pazartesi kelimesi içerisinde geçen bir üç harf dizisi.

merkezi sinir sistemi

beyin ve omurilikten meydana gelmiş sinir sistemi bölümü.

kizlarsoruyor.com

bir internet sitesi. dünyanın en aptal platformu. buraya üye olup gerçekten yazan nasıl oluyor anlamak güç.

tom hardy

genç ve başarılı bir oyuncu. kendisine bundan sonraki kariyerinde de başarılar dileriz.

deniz ateş bitnel

türkiye'deki diğer bütün hakemler gibidir.

mardinli serseri

(gbkz:63 stayla)'nın ezeli düşmanıdır.

14 şubat

bu günü kutlayanların olmasına eskiden şaşardım. şimdi insanların mutlu olmak ve heyecanlanmak için zaten bahane aradığının farkındayım.

erkek arkadaşım olmasa seninle çıkardım diyen kız

aldatmak için erkek arkadaşından izin alan kızın kankasıdır.

tek taşını tek başına kendi takan kadın

bağımsız bir kadındır. eli öpülesidir.

ağlamak için gözden yaş mı akmalı

(gbkz:victor hugo)'nun romancı özelliğinin yanında büyük bir şair olduğunu bize göstermiş şiirdir.

interaktif sözlük vs ekşi sözlük

ekşi sözlüğün yıllardır birinci olduğu sıralamada interaktif sözlük daha yeni ilk 10'a girebilmiştir. entri sayısı, tecrübe, alınan ziyaretçi, otorite açısından ikisinin şu an için kıyaslanamayacağı bir gerçektir. ancak bir sözlüğü başarılı kılan tek faktör bu değildir. benim gibi ekşide yazar olma şansı olmayan birinin interaktif sözlükte yazınca mutlu olması bu sözlüğün net bir şekilde benim için daha iyi olduğunu gösterir.

alabora

(bkz:mehmet ali alabora)

cem karaca

ölümünün bu kadar süre geçtiğini fark edince kendimi çok yaşlı hissetmeme neden olan müzik adamı. daha dün röportaj verdiğini hatırlıyor gibiyim.

mesajlara geç cevap verilmesi

ben meşgul insanım, sana ayıracak çok vaktim yok edası vermek amacıyladır.

eve kız atıp ön sevişmede bayılan mal erkek

daha elim bir günahtan yırtmış olan şanslı erkektir.

topuklu ayakkabı giyen sınav gözetmeni

dövülesidir. birçok kişinin başına gelmiştir bu gözetmen.

sedat peker

adamın dibi. reislerin reisi. türkiye'nin gururu, umudu, her şeyi.

charles darwin

evrim teorisini ortaya atmış, dünyayı karıştırmıştır. kendisi bu dünyadan göçmüş ancak geride tartışmaları bırakmıştır.

15 ocak 2016 memur maaşlarının yatması

memur olmadığım için bana yatmayan maaşlardır. yatanlara harcama konusunda allah kolaylık versin.

hülya avşar'ın dünyanın en güzel kadını olması

dünyada kadın görmemiş birinin iddiası.

alan rickman

kendisini (gbkz:harry potter) film serisinde (gbkz:Severus Snape) rolüyle tanışmış ve sevmiştik. toprağı bol olsun.

şeyh şamil

kafkas halkının büyük önderidir.

sefa kalya

ölümü fenerbahçe taraftar camiasını epey bir üzmüştür. kalp krizinden vefat ettiği söylenmektedir.

ne var ne yok

türkçe'ye mahsus bir hal hatır sorma sözü.

nasıl gidiyo

her türlü cevaba müsait soru.

kahtalı mıçe

siyaha boyadığı saçlarını boyamayı bırakmış, yaşlılığıyla barışmıştır.

sartre

(bkz:jean-paul sartre)

state

eyalet manasına gelen ingilizce sözcük.

enemy

ingilizce düşman manasına gelir.

kadıköy

siyasi olarak cumhuriyet halk partisinin güçlü olduğu güzel ilçe.

sene 95

kadıköy'deki küçük kafe modasının bir tane şubesi.

interaktif sözlük

bir türlü istenen entri seviyesini yakalayamamış sözlük.

nevresim takımı

Yatak odasında kullanılan örtü seti.

yosma

(gbkz:Fahişe) manasına gelen argo bir kelime.

nevresim

Yatak için kullanılan örtü seti.

doğrudan satış

Flash tv gibi kanallarda yapılan reklamlı satış programlarına verilen addır.

latif doğan

Yıllardır flash tv'de görmeye alıştığımız müzisyen.

implant fiyatları 2016

2016 yılında implant yapmayı düşünmediğim için merak etmediğim fiyatlardır.

karadeniz şarkıları

(gbkz:volkan konak) şarkılarının dahil olduğu şarkı grubu.

interneti kapatmak

başka sorunları yanında getirir. bilgiye ihtiyacınız olduğunda başkasını aramanıza neden olur.

sabri sarıoğlu

Harbi futbolcudur. Candır. 55 numaralı formasını efsane yapmıştır.

insanları mutsuz yapan nedenler

Bilmektir. Gerçekler çirkin olduğu için insan bildikçe mutsuz olur.

ay ışığı

Romantizmin hammaddesi.

trileçe

Pastaneden dilim şeklinde değil de tepsi şeklinde alabilirsiniz. (gorsel:7271)

lose yourself

dinlemekten yıllardır bıkmadığım şarkı.

istisnalar kaideyi bozmaz

genel hükmün gücünü hükme uymayan nadir örnekler azaltmaz anlamına gelen söz.

ipek

bir şampuan markası.

tokyo

japonca başkent demektir.

mesut özil

Türklerin gururudur. Göğsümüzü kabartır.

kimsenin veremediği huzuru veren şeyler

Kulak ve burun karıştırmak.

zengin olmanın dezavantajları

(gbkz:zengin olmanın avantaları)ndan daha azdır.

ayın 5'ini bekleyen öğretmen

ek ders ücretlerinin yatmasını bekleyen öğretmendir. normal ders saatlerini doldurmuş ve ek derslere girmiştir. döktüğü terin karşılığını nakit olarak almak istiyordur.

rome dizisindeki şişko tellal

sanki tellal olmak için doğmuş bir karakter. dizinin en başarılı karakteri. sempatik bir yağ fıçısı.

rome

Masraftan kaçınmak için çoğu savaş sahnesi çekilmemiş olan dizi. Bu haliyle amatörlük kokmaktadır.

27 ekim 2015 mehmet arslan'ın 24. doğum günü partisi

kılığımdan dolayı kapıdan içeri alınmadığım parti. iki tane izbandut gibi herif kendisiyle tanış olduğuma inanmadı. dışarıda mahsunca ekrandan seyretmekle yetindim.

hdp'li 80 milletvekili infaz edilsin

ehlisünnet tv röportajındaki sakallı aydının politik çözümü. hdp'ye oy verenlerin de namazının kabul olmayacağını ifade ediyor kendisi. (link:639,buradan) izleyebilirsiniz.

sözlüğe beklenen yazarlar

muhtar toplantılarından vakit bulursa eğer (bkz:recep tayyip erdoğan)

selectra

Lustral muadili olarak da verilir. (gorsel:6701)

uzaylıların var olması

Ayan beyan gerçektir. Koskoca evrende tek başınıza yaşadığınızı mı zannediyordunuz yoksa?

levent kırca

Vefat etmiştir. Bir süredir ortalarda yoktu. Kanser tedavisi görüyormuş. Allah rahmet eylesin.

tatlı su solcusu

Cihangir'de oturur bunlar. cepleri para doludur.

10 ekim 2015 ankara barış mitinginde yaşanan patlama

Terörün iğrenç yüzünü birkez daha ortaya çıkaran olay.

zeki demirkubuz

Adaşı olan zeki ökten'e çok şey borçlu olduğunu her fırsatta dile getiren sinemacı.

1 kasım 2015 genel seçimi

Dün ilk seçim otobüsünü gördüğüm seçimdir. Türkülü, şarkılı birkaç hafta bizi bekliyor.

savaş sürsün ama başkası ölsün

savaş sürsün ama fakirler ölsün denirse bir manası olur. ama fakir bir adamın bunu demesi çok saçma.

fakirlerin zenginlerin yerini almak istemesi

ezilenken ezme olayının yanlış olduğunu düşünmeyip ezen tarafa geçmek istemesiyle eş değerdir.

fakirler ölsün ak saraydan selamlar

başkasının çocuğunu askere gönderip kendi çocuğunu amerika'ya gönderen bir siyasetçinin lisan-ı hal ile söylediği söz.

fakirlerin büyük şehirde yaşaması

büyük şehirdeki zenginlerin pis işlerini yapmak içindir. fakir zenginin çöpünü temizler, tıkanan kanalizasyonunu açar, lokantaya gittiğinde yemeğini hazırlar, bulaşığını yıkar, saçını tıraş eder hatta bokunu bile yer. niye? zengin rahat etsin diye. büyük şehirde fakirler olmasa zenginler kendi pis işlerini kendileri yapmak zorunda kalırdı.

ne mutlu müslümanım diyene

(gbkz:ne mutlu türküm diyene)'nin çakmasının bir inanç için kullanılması tuhaf olmuş. sözün yanlış olması değil de çakma olması söz konusu yani.

fakirler için sağlıklı beslenme önerileri

çok para harcamadan sağlıklı yiyecekler yemeye yönelik yapılan önerilerdir.