deniz
-
yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi.
-
akşamın ılık sularında çıplak ayaklarla yürümek.
sessizce.
oldu olası sessizdi iki kelime dudaklarının arasından duyabilmek hiç bu kadar mutlu etmemişti.
Farklıydı.
görünmez elleri vardı birisi bakarken, birisi susarken, düşünürken, konuşurken,gülerken...
bazen bir iki cümleye dünyaları sığdırdığımız olurdu.
Hiç bir şeyin anlamlandıramayacağını bildiğimizde sustuğumuz.
hiç bu kadar az konuşup bu kadar keyif aldığım olmadı.
denizin dalgalarında ordan oraya sürüklendiğim.
ay bulutları yırtarcasına aydınlatırdı geceyi.
ve Bu kadar tatlı su içmemiştim mideme tuzlu su inerken.
bilirdim emin ellerdeyim.
Yüzme bilmiyordum.
bir eliyle benim batmanı engellerken,
Gözleriyle hiç sıkılmazmısın benden? diye sorardı sıkılmadığımı bile bile...
günlerce sustuğumuz olurdu sonrasında bir iki cümle özetlerdi herşeyi.
ve ansızın çekildi deniz.
Boğulamadım kuru toprakta.
evrim geçirdim nasıl olduğunu anlamadan.
artık bir ciğerim ve solungaçlarım var toprağın altına sığındım denizi beklerken.
burnumda patatesli yumurta kokusu. -
o kadar özledim ki denizi...
kuraktı buralar.
en yüksek yere çıktığımda etrafımı 360 derece dönmeme rağmen erişemiyordum görünmüyordu.
gözümün görebildiği tüm mesafeler deniz mavisinden uzaktı.
onu hayal edebilmek için uçsuz bucaksız gökyüzünde deniz buluyordum ölü gibi uzanırken.
sonrasında ekmek parçaları atıyordum martıların kaptığını hayal ediyordum.
hergün düzenli bir şekilde sabah akşam hiç bıkmadan denizi anıyordum. biliyordum bir yerlerde
benim gibi denize hasret yaşayan insanların ziyaretini bekliyordu .
bir zamanlar buralar hep denizdi nereye baksam mavı hayat sarıyordu benliğini.
sonrasında neden gitmişti kime inat çekilmişti buraları susuz bırakmıştı.
küçüktüm gidip geleceğini sanmıştım hani onsuz olmaz biliyordum ve halen sensiz olmuyor .
halen anıyorum oda anıyor .
ve biliyorum bir gün ansızın gelecek. -
aydaki düzlükler.
-
geniş alan.