devam etmeniz halinde bu veri kaldırılacak.devam etmek istediğinizden emin misiniz?

12 eylül ve bıraktığı travma

  1. "Our boys have done it"
    'Bizim çocuklar başardı'

    Hatırlatayım:

    12 Eylül Darbesinin Bıraktığı Travma

    12 Eylül 1980’de yaşananları bilmek/öğrenmek Türkiye'nin bugünkü insanına, toplumuna, siyasetine, devlet düzenine ışık tutar.

    Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Tarihini bilmeyen bugünü ve yarını doğru kurgulayamaz. Bu konuda küçük de olsa katkım olsun istedim.

    12 Eylül 1980 yılından önce Türkiye'de bir iç çatışma vardı. O zaman bu çatışmaya sağ-sol çatışması deniyordu. Toplum, siyasi olarak, iki kutuplu dünya gibi iki kutba ayrılmış ve (ülke/memleket) 'kurtarılmış bölgeler'e ayrıştırılmıştı.

    Toplumun içinde az da olsa ayrışmayan küçük bir grup vardı ama onların toplum üzerinde fazla bir etkisi ve yönlendirme gücü yoktu (Toplumlar biraz da illizyona bakar, 'cambaza baka cambaza' diyenler toplumu kandırırlardı).

    O günlerde, dünya da iki kutupluydu. Sağ sol diyebileceğimiz ayrışma ama genellikle devletler rejimleri ile ayrıştırılmıştı. Amerika ve Batı bir blok, Sovyetler Birliği bir bloktu. Diğer devletler bu iki kutbun uydularıydı. Bir de Bağlantısızlar diye bir blok vardı ama onların diğer devletler nezdinde bir etkinliği, etkisi ve yönlendirmesi yoktu, olamazdı da.

    İki kutuplu dünyanın bir kutbu çatırdamaya başlamıştı ki Türkiye'de 12 Eylül 1980 yılında darbe oldu.

    Darbe öncesinde her gün onlarca ölü varken o gün, 12 Eylül 1980 Cuma günü terör hadisesi, çatışmalar, ölümler birden bire kesilivermişti. Meğer darbeciler darbeyi kafaya koymuşlar ve 'darbe şartlarının olgunlaşması' için olayların büyüyerek sürmesini istemişler, sağ-sol kavgasını provoke ederek ayrışmayı derinleştirerek -kendilerince- darbe şartlarını olgunlaştırmışlar.

    Toplumun en azından bir kesimi de bu örtülü kavganın yanında yer almıştı. Aslında hikâye çok uzun. Şahsen benim kendi çapımda yaptığım mücadelemden de bahsetmeyeceğim.

    O Gece

    Nihayet, 12 Eylül gece saat 03: 00'da darbe hazırlıkları tamamlanıyor ve saat 05: 00, Türkiye genelinde sıkıyönetim ilan edilerek darbe fiilen ve resmen gerçekleşiyor. İç savaş anında bitiyor, terör bıçak gibi kesiliyor.

    Darbenin Nedeni

    Darbenin nedeni olarak o yıllarda yaşanan siyasi istikrarsızlık, iktidarsızlık, ekonomik sebepler, terör, sağ-sol çatışması ile oluşan kaos ortamı vs. gösterildi.

    Bir de 6 Eylül 1980'de düzenlenen, Meşhur Konya KUDÜS Mitingi birincil sebepmiş gibi gösterildi. Darbenin, her yıl dönümünde bu miting uzun yıllar, medyada tu kaka edilerek tekrar tekrar haber olarak verildi. İşte, orada her yıl gösterilen Mescidi Aksa ve üzerinde/çevresinde kıvrılan Siyonizmi temsil eden yılan resmi, itiraf edeyim ki bizim fikrimizdi. Adını veremeyeceğim bir ilde, o zaman il değil, bağlı olduğu ilden daha büyük bir ilçeydi. Çizimi gerçekleştiren öğretmen arkadaşın adını da hatırlıyorum. Bir düğün salonunun içine resim yapacağımız brandayı/bezi serdik resimleme işini orada gerçekleştirmiştik.

    Tutuklamalar

    Darbe gerçekleştirdikten sonra, ülke çapında geniş tutuklamalar oldu, baskılar genişledi, zulüm yaygınlaştı, işkenceler sistematik hale döndü.

    Tutuklanan, işkence gören ve mahkûm olanlardan biri de bendim.

    12 Eylül Darbesinde Genel Kurmay imzalı arananlardandım. Bir müddet kaçak gezdim. Sonunda bir ispiyonlama sonucunda derdest edildim. Bolu Komando Tugayında 40 gün kırk gece işkence gördüm, akıl almaz fiziki ve psikolojik işkenceler vardı.
    Bileklerimi arkadan kelepçelediler, gözlerimi branda göz bağıyla sıkıca bağladılar. Önce sözlü işkence, bağırarak küfürler, alay etmeler, inancıma hakaret etmeler hiç duymadığım hakaret ve küfür çeşitleriyle sözlü işkenceye başladılar. Zaman zaman fiili saldırılarına maruz kalıyor, koltuktan yere düşüyordum. Bir de tehdit ediyorlardı, burada erkekliğin gidecek, seni Allah'ın bile kurtaramayacak. -Haşa- Bütün işkencelere rağmen içimden tekbir getiriyor, dualar ediyordum. Sadece irade dışı gözümden yaşlar boşanıyor, adeta göz yaşlarım fışkırıyordu. Gözümdeki göz bağı ıslanınca değiştirmek için bir asker çağırıyorlar askere, "bunu götür, göz bağını değiştir getir" diyorlar, geri getirince de işkenceye devam ediyorlardı. Bu halde bile onlara yine de bir şey diyemiyordum. Bu kez benim bir şey söylemediğimi, kendilerine bağırıp-çağırıp küfretmediğimi görünce daha da hırçınlaşıyorlar ve bana niye"bize küfretmiyorsun, niye işkenceden inlemiyorsun" diyor ve utanmadan bağırıyorlar ve daha şiddetli saldırıyorlardı, ben sessiz kaldıkça.

    İşkence çeşitlerini ve ağızlarından necaset akan pisliklerini burada dillendirmek istemiyorum, gerçekten işkenceyi daha fazla anlatmaya, pislik dolu sözlerini burada dillendirmeye utanıyorum. Onların utanmadan, sıkılmadan, pervasızca yaptıkları işkenceleri anlatmaya utanıyorum.

    İşkence etmekten özel bir zevk alan işkenceciler inançlarımızı yok etmek, ümitlerimizi bitirmek için 'Burada Allah yok' diyerek, inancımızla alay ediyor, inancımızı sarsmaya çalışıyorlardı. O an şöyle dua ediyordum: ''Allah'ım ya canımı al'' veya "bir çıkış yolu göster" ya da "işkenceden kurtulmak için bir sebep yarat".

    Gördüğümüz işkence insana ölümü arattırıyordu. Merhum ve mağfur Ahmet Davutoğlu Hocanın dediği gibi "Ölüm Daha Güzeldi". Bu halde olmaktansa ölmek daha iyi olurdu.

    O günlerde gördüğüm işkenceden sonra 3 yıl kendime gelemedim. İrademle değil adeta reflekslerimle hareket ediyordum.

    Peki, suçumuz neydi meşhur 163. madde: Laikliğe aykırı örgüt kurmak. Kurduğumuz dernek, iki ayrı yerde MTTB, üç ayrı yerde AKINCILAR derneği kurmak idi. Kuruluşu resmi ve emniyet nezaretinde. Her yaptıklarımız resmi, her seçimimiz de hükumet komserinin nezaretinde yapılmış, bütün faaliyetlerimiz de yasaldı, izinliydi. Savcının başka ithamları da vardı ama onlardan berat ettiğimiz için onları saymıyorum.
    O günlere dair söylenmemiş birçok sözler de var lakin o günü bugünden okumamak lazım gelir. O günün dehşetini bugünden anlamaya çalışmak zordur.

    Bugün Sonuç Nedir?

    "Ölen öldü kalan sağlar bizimdir".

    Dönemin darbeci komutanları yargılandılar. Şu an hiçbiri hayatta değil.

    12 Eylül davasında dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya ile birlikte yargılanan Kenan Evren, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’e muhtıra vermek, T.C. Anayasası’nı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Orgenerallik rütbesi de erliğe düşürüldü.

    Ancak 12 Eylül darbesinin mimarı Kenan Evren 09/05/2015 23:15'te, 98 yaşında öldü. Şimdi hesap gününü bekliyor.

    12 Eylülden hemen önce hiçbir gerekçe yokken tutuklayıp işkence eden, 1. şube Müdürünü, karakol komiserinden, bunlarla birlikte bana işkence eden diğer iki polis memurundan, 12 Eylül darbesinden sonra bana çeşitli yerlerde ve çeşitli yöntemlerle işkence eden ve Bolu Komando Tugayında da sistematik işkenceyi reva gören polis ve askerlerden ruzi mahşerde hesaplaşacağım.

    Muhammed E. Hocalar
    avatar
    17.10.2018 - 11:48